184 Hadis
01
Sünen Nesâî # 23/2435
Ibn Abbas (RA)
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمَّارٍ الْمَوْصِلِيُّ، عَنِ الْمُعَافَى، عَنْ زَكَرِيَّا بْنِ إِسْحَاقَ الْمَكِّيِّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ أَبِي مَعْبَدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمُعَاذٍ حِينَ بَعَثَهُ إِلَى الْيَمَنِ ‏
"‏ إِنَّكَ تَأْتِي قَوْمًا أَهْلَ كِتَابٍ فَإِذَا جِئْتَهُمْ فَادْعُهُمْ إِلَى أَنْ يَشْهَدُوا أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوكَ بِذَلِكَ فَأَخْبِرْهُمْ أَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ فَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسَ صَلَوَاتٍ فِي يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ فَإِنْ هُمْ - يَعْنِي أَطَاعُوكَ بِذَلِكَ - فَأَخْبِرْهُمْ أَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ فَرَضَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةً تُؤْخَذُ مِنْ أَغْنِيَائِهِمْ فَتُرَدُّ عَلَى فُقَرَائِهِمْ فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوكَ بِذَلِكَ فَاتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ ‏"‏ ‏.‏
İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre: "Resûlullah, Muaz'ı Yemen'e gönderdiğinde ona şöyle dedi: 'Sen kitap ehlinden bazılarına gidiyorsun. Onlara geldiğinde onları çağır ki Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehadet etsinler. Eğer bu konuda sana itaat ederlerse, o zaman onlara, Aziz ve Celil olan Allah'ın, zenginlerinden alınıp kendilerine verilmek üzere bir zekat (zekât) farz kıldığını söyle. Eğer bu konuda sana itaat ederlerse, mazlumun duasından sakın.
02
Sünen Nesâî # 23/2436
Bahz bin Hakim (RA)
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ بَهْزَ بْنَ حَكِيمٍ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ قُلْتُ يَا نَبِيَّ اللَّهِ مَا أَتَيْتُكَ حَتَّى حَلَفْتُ أَكْثَرَ مِنْ عَدَدِهِنَّ - لأَصَابِعِ يَدَيْهِ - أَنْ لاَ آتِيَكَ وَلاَ آتِيَ دِينَكَ وَإِنِّي كُنْتُ امْرَأً لاَ أَعْقِلُ شَيْئًا إِلاَّ مَا عَلَّمَنِي اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ وَرَسُولُهُ وَإِنِّي أَسْأَلُكَ بِوَحْىِ اللَّهِ بِمَا بَعَثَكَ رَبُّكَ إِلَيْنَا قَالَ ‏"‏ بِالإِسْلاَمِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ وَمَا آيَاتُ الإِسْلاَمِ قَالَ ‏"‏ أَنْ تَقُولَ أَسْلَمْتُ وَجْهِيَ إِلَى اللَّهِ وَتَخَلَّيْتُ وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ وَتُؤْتِيَ الزَّكَاةَ ‏"‏ ‏.‏
Bahz bin Hakim, babasından anlatıyor; dedesi şöyle demiştir: "Ben dedim ki: 'Ey Allah'ın Resulü, sana asla gelmeyeceğime ve senin dinine uymayacağıma dair "ellerinin parmakları sayısınca" kaç defa yemin etmeden sana gelmedim. Ben, Aziz ve Celil olan Allah'ın ve Resûlünün bana öğrettiklerinden başka bir şey bilmeyen bir adamım. Sana Allah'ın vahyiyle soruyorum, Rabbin seni bize ne ile gönderdi? Dedi ki: "İslam'la." "İslam'ın alametleri nelerdir?" dedim. "Yüzümü Allah'a teslim ettim, şirkten vazgeçtim demek, namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermek" buyurdu.
03
Sünen Nesâî # 23/2437
Abdülrahman bin Ganm (RA)
أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ مُسَاوِرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ شَابُورَ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ سَلاَّمٍ، عَنْ أَخِيهِ، زَيْدِ بْنِ سَلاَّمٍ أَنَّهُ أَخْبَرَهُ عَنْ جَدِّهِ أَبِي سَلاَّمٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ غَنْمٍ، أَنَّ أَبَا مَالِكٍ الأَشْعَرِيَّ، حَدَّثَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏
"‏ إِسْبَاغُ الْوُضُوءِ شَطْرُ الإِيمَانِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلأُ الْمِيزَانَ وَالتَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ يَمْلأُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ وَالصَّلاَةُ نُورٌ وَالزَّكَاةُ بُرْهَانٌ وَالصَّبْرُ ضِيَاءٌ وَالْقُرْآنُ حُجَّةٌ لَكَ أَوْ عَلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏
Abdurrahman bin Ghanm'dan rivayet edildiğine göre, Ebu Malik el-Eş'ari ona, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "İsbağ-ı abdest imanın yarısıdır; Elhamdülillah teraziyi doldurur; tesbih ve tekbir gökleri ve yeri doldurur; salat nurdur; zekat bir işarettir; sabır aydınlatıcı bir meşaledir; ve Kur'an. bu senin lehine ya da aleyhine bir kanıttır
04
Sünen Nesâî # 23/2438
Suhaib (RA)
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الْحَكَمِ، عَنْ شُعَيْبٍ، عَنِ اللَّيْثِ، قَالَ أَنْبَأَنَا خَالِدٌ، عَنِ ابْنِ أَبِي هِلاَلٍ، عَنْ نُعَيْمٍ الْمُجْمِرِ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي صُهَيْبٌ، أَنَّهُ سَمِعَ مِنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَمِنْ أَبِي سَعِيدٍ يَقُولاَنِ خَطَبَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا فَقَالَ ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ ‏"‏ ‏.‏ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ أَكَبَّ فَأَكَبَّ كُلُّ رَجُلٍ مِنَّا يَبْكِي لاَ نَدْرِي عَلَى مَاذَا حَلَفَ ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ فِي وَجْهِهِ الْبُشْرَى فَكَانَتْ أَحَبَّ إِلَيْنَا مِنْ حُمْرِ النَّعَمِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ مَا مِنْ عَبْدٍ يُصَلِّي الصَّلَوَاتِ الْخَمْسَ وَيَصُومُ رَمَضَانَ وَيُخْرِجُ الزَّكَاةَ وَيَجْتَنِبُ الْكَبَائِرَ السَّبْعَ إِلاَّ فُتِّحَتْ لَهُ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ فَقِيلَ لَهُ ادْخُلْ بِسَلاَمٍ ‏"‏ ‏.‏
Suheyb, Ebu Hureyre ile Ebu Said'in şöyle dediğini duyduğunu rivayet etmiştir: "Resûlullah bir gün bize hitap etti ve üç defa: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki" dedi, sonra başını eğdi, her birimiz ağlayarak başlarımızı eğdik. Biz onun neye yemin ettiğini bilmiyorduk. Sonra sevinçle başını kaldırdı ve bu bizim için kırmızı develerden daha sevimliydi. Sonra şöyle dedi: Beş vakit namazı kılar, Ramazan orucunu tutar, zekatı verir ve yedi büyük günahtan sakınır ama ona cennetin kapıları açılır ve ona: Selametle gir denir.
05
Sünen Nesâî # 23/2439
Ebû Hüreyre (r.a.)
أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ بْنِ سَعِيدِ بْنِ كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ شُعَيْبٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَنْ أَنْفَقَ زَوْجَيْنِ مِنْ شَىْءٍ مِنَ الأَشْيَاءِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ دُعِيَ مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا خَيْرٌ لَكَ وَلِلْجَنَّةِ أَبْوَابٌ فَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّلاَةِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الصَّلاَةِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الْجِهَادِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الْجِهَادِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّدَقَةِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الصَّدَقَةِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصِّيَامِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الرَّيَّانِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو بَكْرٍ هَلْ عَلَى مَنْ يُدْعَى مِنْ تِلْكَ الأَبْوَابِ مِنْ ضَرُورَةٍ فَهَلْ يُدْعَى مِنْهَا كُلِّهَا أَحَدٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ وَإِنِّي أَرْجُو أَنْ تَكُونَ مِنْهُمْ ‏"‏ ‏.‏ يَعْنِي أَبَا بَكْرٍ ‏.‏
Ebu Hureyre dedi ki: "Resûlullah'ı şöyle buyururken işittim: "Kim Allah yolunda iki şeye infak ederse, ona cennetin kapılarından şöyle çağrılır: Ey Allah'ın kulu, bu senin için hayırdır." Cennetin (birkaç) kapısı vardı. Kim salât ehlinden olursa, o, namaz kapısından çağrılır. Kim cihad ehlinden olursa, cihad kapısından çağrılır. Kim hayırseverlerden olursa, hayır kapısından çağrılır. Kim oruçlu olursa olsun, Reyyan kapısından çağrılacaktır." Ebu Bekir şöyle dedi: "Bu kapıların hepsinden çağrılmaya gerek var mı? Hepsinden biri çağrılacak mı ey Allah'ın Resulü?" Şöyle dedi: "Evet, umarım sen de onlardan olursun.
06
Sünen Nesâî # 23/2440
Ebû Zer el-Gıfârî (r.a.)
أَخْبَرَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، فِي حَدِيثِهِ عَنْ أَبِي مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنِ الْمَعْرُورِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ جِئْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ جَالِسٌ فِي ظِلِّ الْكَعْبَةِ فَلَمَّا رَآنِي مُقْبِلاً قَالَ ‏"‏ هُمُ الأَخْسَرُونَ وَرَبِّ الْكَعْبَةِ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ مَا لِي لَعَلِّي أُنْزِلَ فِيَّ شَىْءٌ قُلْتُ مَنْ هُمْ فَدَاكَ أَبِي وَأُمِّي قَالَ ‏"‏ الأَكْثَرُونَ أَمْوَالاً إِلاَّ مَنْ قَالَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا حَتَّى بَيْنَ يَدَيْهِ وَعَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ شِمَالِهِ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يَمُوتُ رَجُلٌ فَيَدَعُ إِبِلاً أَوْ بَقَرًا لَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهَا إِلاَّ جَاءَتْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْظَمَ مَا كَانَتْ وَأَسْمَنَهُ تَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا وَتَنْطَحُهُ بِقُرُونِهَا كُلَّمَا نَفِدَتْ أُخْرَاهَا أُعِيدَتْ أُولاَهَا حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ النَّاسِ ‏"‏ ‏.‏
Ebu Zer'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlullah Kabe'nin gölgesinde otururken yanına geldim. Benim geldiğimi görünce şöyle dedi: 'Ka'be'nin Rabbine yemin ederim ki, onlar hüsrana uğrayanlardır!' Dedim ki: 'Ne oluyor? Belki benimle ilgili bir şeyler ortaya çıkmıştır.' Dedim ki: 'Kim bunlar, babam dedi ki annen sana fidye olarak ödensin mi?' Şöyle buyurdu: "Şunun gibisini, şunun gibisini, şunun gibisini yapanlar hariç." Önünü, sağını ve solunu işaret ederek şöyle buyurdu: "Bunların malı çoktur." Sonra şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, hiç kimse zekatını vermediği deveyi, sığırı veya koyunu bırakıp ölmez; fakat bunlar kıyamet günü eskisi kadar büyük ve semiz bir halde gelip onu toynaklarıyla çiğner ve boynuzlarıyla boynuzlarıyla parçalayarak gelirler. İnsanlar arasında hüküm verilinceye kadar, sonuncusu her geçtiğinde, ilki geri gelecektir.
07
Sünen Nesâî # 23/2441
Abdullah (r.a.)
أَخْبَرَنَا مُجَاهِدُ بْنُ مُوسَى، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ جَامِعِ بْنِ أَبِي رَاشِدٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا مِنْ رَجُلٍ لَهُ مَالٌ لاَ يُؤَدِّي حَقَّ مَالِهِ إِلاَّ جُعِلَ لَهُ طَوْقًا فِي عُنُقِهِ شُجَاعٌ أَقْرَعُ وَهُوَ يَفِرُّ مِنْهُ وَهُوَ يَتْبَعُهُ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَرَأَ مِصْدَاقَهُ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ وَلاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ هُوَ خَيْرًا لَهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏}‏ الآيَةَ ‏.‏
Abdullah şöyle demiştir: "Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: 'Mal sahibi olan ve malının hakkını ödemeyen hiç kimse yoktur ki, boynuna kel kafalı bir Şüca'a vurulur ve o da Allah'ın Kitabından kaçar: 'Allah'ın lütfundan kendilerine verdiği şeyleri tamahla esirgeyenler, bunun kendileri için bir iyilik olduğunu sanmasınlar (ve bu yüzden de Allah'ın farzını ödemezler). Hayır, onların durumu daha kötü olacaktır; açgözlülükle esirgedikleri şeyler, kıyamet günü bir yaka gibi boyunlarına bağlanacaktır.
08
Sünen Nesâî # 23/2442
Ebû Hüreyre (r.a.)
أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَبِي عَمْرٍو الْغُدَانِيِّ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ أَيُّمَا رَجُلٍ كَانَتْ لَهُ إِبِلٌ لاَ يُعْطِي حَقَّهَا فِي نَجْدَتِهَا وَرِسْلِهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا نَجْدَتُهَا وَرِسْلُهَا قَالَ ‏"‏ فِي عُسْرِهَا وَيُسْرِهَا فَإِنَّهَا تَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَأَغَذِّ مَا كَانَتْ وَأَسْمَنِهِ وَآشَرِهِ يُبْطَحُ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ فَتَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا إِذَا جَاءَتْ أُخْرَاهَا أُعِيدَتْ عَلَيْهِ أُولاَهَا فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ النَّاسِ فَيَرَى سَبِيلَهُ وَأَيُّمَا رَجُلٍ كَانَتْ لَهُ بَقَرٌ لاَ يُعْطِي حَقَّهَا فِي نَجْدَتِهَا وَرِسْلِهَا فَإِنَّهَا تَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَغَذَّ مَا كَانَتْ وَأَسْمَنَهُ وَآشَرَهُ يُبْطَحُ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ فَتَنْطَحُهُ كُلُّ ذَاتِ قَرْنٍ بِقَرْنِهَا وَتَطَؤُهُ كُلُّ ذَاتِ ظِلْفٍ بِظِلْفِهَا إِذَا جَاوَزَتْهُ أُخْرَاهَا أُعِيدَتْ عَلَيْهِ أُولاَهَا فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ النَّاسِ فَيَرَى سَبِيلَهُ وَأَيُّمَا رَجُلٍ كَانَتْ لَهُ غَنَمٌ لاَ يُعْطِي حَقَّهَا فِي نَجْدَتِهَا وَرِسْلِهَا فَإِنَّهَا تَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَأَغَذِّ مَا كَانَتْ وَأَكْثَرِهِ وَأَسْمَنِهِ وَآشَرِهِ ثُمَّ يُبْطَحُ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ فَتَطَؤُهُ كُلُّ ذَاتِ ظِلْفٍ بِظِلْفِهَا وَتَنْطَحُهُ كُلُّ ذَاتِ قَرْنٍ بِقَرْنِهَا لَيْسَ فِيهَا عَقْصَاءُ وَلاَ عَضْبَاءُ إِذَا جَاوَزَتْهُ أُخْرَاهَا أُعِيدَتْ عَلَيْهِ أُولاَهَا فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ النَّاسِ فَيَرَى سَبِيلَهُ ‏"‏ ‏.‏
Ebu Hureyre şöyle dedi: "Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu işittim: 'Devesi olan ve develerinin necdesini veya risalesini ödemeyen kimse mi var?' Dedi ki: 'Zorluk zamanında da, kolaylık zamanında da; Kıyamet günü her zamanki gibi enerjik, şişman ve canlı olarak geleceklerdir. Onlar için düz bir arenada yüzüstü yatırılacak ve onu toynaklarıyla çiğneyecekler. Sonuncusu da geçince, ilki, elli bin yıl kadar uzun bir günde, insanlar arasında hüküm verinceye ve sonunun farkına varıncaya kadar geri dönecektir. Büyükbaş hayvanı olan ve kuraklık veya bollukta hayvanlarının hakkını vermeyen kimse, kıyamet günü her zamanki gibi enerjik, şişman ve canlı olarak gelecektir. O, onlar için düz bir arenada yüz üstü yatırılacak ve onu yarık toynaklarıyla çiğneyecekler. Sonuncusu da geçince, ilki elli bin yıl kadar uzun bir günde, insanlar arasında hüküm verilip sonunun farkına varılıncaya kadar geri dönecektir. Koyunu olan ve kuraklıkta veya bollukta koyunlarının hakkını vermeyen kimse, kıyamet günü her zamanki gibi enerjik, şişman ve canlı olarak gelecektir. Onlar için düz bir arenada yüz üstü yatırılacaklar ve onu yarılmış toynaklarıyla çiğneyecekler ve boynuzluların her biri boynuzuyla onu yaralayacak ve aralarında boynuzu eğri veya kırık olan kimse olmayacak. Sonuncusu geçtiğinde, ilki elli bin yıl kadar uzun bir günde, insanlar arasında hüküm verinceye ve sonunun farkına varıncaya kadar geri dönecektir.
09
Sünen Nesâî # 23/2443
Ebû Hüreyre (r.a.)
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ لَمَّا تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاسْتُخْلِفَ أَبُو بَكْرٍ بَعْدَهُ وَكَفَرَ مَنْ كَفَرَ مِنَ الْعَرَبِ قَالَ عُمَرُ لأَبِي بَكْرٍ كَيْفَ تُقَاتِلُ النَّاسَ وَقَدْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏
"‏ أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَقُولُوا لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ فَمَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ عَصَمَ مِنِّي مَالَهُ وَنَفْسَهُ إِلاَّ بِحَقِّهِ وَحِسَابُهُ عَلَى اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه لأُقَاتِلَنَّ مَنْ فَرَّقَ بَيْنَ الصَّلاَةِ وَالزَّكَاةِ فَإِنَّ الزَّكَاةَ حَقُّ الْمَالِ وَاللَّهِ لَوْ مَنَعُونِي عِقَالاً كَانُوا يُؤَدُّونَهُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَقَاتَلْتُهُمْ عَلَى مَنْعِهِ ‏.‏ قَالَ عُمَرُ رضى الله عنه فَوَاللَّهِ مَا هُوَ إِلاَّ أَنْ رَأَيْتُ اللَّهَ شَرَحَ صَدْرَ أَبِي بَكْرٍ لِلْقِتَالِ فَعَرَفْتُ أَنَّهُ الْحَقُّ ‏.‏
Ebu Hureyre'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlullah vefat ettiğinde, Ebu Bekir ondan sonra halife olduğunda ve Araplardan bir kısmı küfre saptığında Ömer, Ebu Bekir'e şöyle dedi: 'Resulullah şöyle buyurduğu halde sen insanlarla nasıl savaşabilirsin ki: "Onlar La ilahe illallah (Allah'tan başka ibadete layık yoktur) deyinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Kim La ilahe illallah derse, malı ve canı benden güvende olur, adil bir cezayı hak etmedikçe ve onun hesabı Allah'a aittir." Ebu Bekir (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: 'Namaz ile zekatı ayıran herkesle savaşırım, zekat maldan alınacak zorunlu bir haktır. Allah'a yemin ederim ki, eğer onlar, Resûlullah'a verdikleri ipi benden esirgerlerse, onu tutmak için onlarla savaşırım.' Ömer (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: 'Vallahi, sanki Allah'ın Ebu Bekir'in kalbini savaş için açtığını gördüm ve ben hak olduğumu biliyordum.
10
Sünen Nesâî # 23/2444
Bahz bin Hakim (RA)
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا بَهْزُ بْنُ حَكِيمٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏
"‏ فِي كُلِّ إِبِلٍ سَائِمَةٍ فِي كُلِّ أَرْبَعِينَ ابْنَةُ لَبُونٍ لاَ يُفَرَّقُ إِبِلٌ عَنْ حِسَابِهَا مَنْ أَعْطَاهَا مُؤْتَجِرًا فَلَهُ أَجْرُهَا وَمَنْ أَبَى فَإِنَّا آخِذُوهَا وَشَطْرَ إِبِلِهِ عَزْمَةٌ مِنْ عَزَمَاتِ رَبِّنَا لاَ يَحِلُّ لآلِ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مِنْهَا شَىْءٌ ‏"‏ ‏.‏
Bahz bin Hakim şöyle dedi: "Babam bana dedemin şöyle dediğini anlattı: 'Peygamber Efendimiz'in şöyle buyurduğunu işittim: Otlayan develer konusunda her kırk Bint Lebben (iki yaşındaki dişi deve) için. Develer arasında hesap yaparken hiçbir ayrım yapılmaz. Kim bunu karşılık olarak verirse ona sevap verilir. Kim reddederse Rabbimizin bir hakkı olarak onu ve develerinin yarısını alırız. Ve bu caiz değildir. Muhammed'in ailesinin bunlardan herhangi birine sahip olması
11
Sünen Nesâî # 23/2445
Ebu Sa'id El Hudri (RA)
أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ يَحْيَى، ح وَأَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، وَشُعْبَةَ، وَمَالِكٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏
"‏ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوْسُقٍ صَدَقَةٌ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ ذَوْدٍ صَدَقَةٌ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوَاقٍ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏
Ebu Sa'id el-Hudri'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Beş evsûk'tan azında sadaka gerekmez, beş vak'tan (deve başından) azında sadaka gerekmez, beş vak'tan azında da sadaka gerekmez.
12
Sünen Nesâî # 23/2446
Ebu Sa'id El Hudri (RA)
أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ حَمَّادٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏
"‏ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ ذَوْدٍ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوَاقٍ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوْسُقٍ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏
Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Beş vak'tan (deve başından) daha azına sadaka gerekmez, beş vak'tan daha azına sadaka gerekmez, beş evsûk'tan daha azı için de bir sadaka gerekmez.
13
Sünen Nesâî # 23/2447
Enes b. Mâlik (r.a.)
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا الْمُظَفَّرُ بْنُ مُدْرِكٍ أَبُو كَامِلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ أَخَذْتُ هَذَا الْكِتَابَ مِنْ ثُمَامَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ كَتَبَ لَهُمْ إِنَّ هَذِهِ فَرَائِضُ الصَّدَقَةِ الَّتِي فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمُسْلِمِينَ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ بِهَا رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم فَمَنْ سُئِلَهَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ عَلَى وَجْهِهَا فَلْيُعْطِ وَمَنْ سُئِلَ فَوْقَ ذَلِكَ فَلاَ يُعْطِ فِيمَا دُونَ خَمْسٍ وَعِشْرِينَ مِنَ الإِبِلِ فِي كُلِّ خَمْسِ ذَوْدٍ شَاةٌ فَإِذَا بَلَغَتْ خَمْسًا وَعِشْرِينَ فَفِيهَا بِنْتُ مَخَاضٍ إِلَى خَمْسٍ وَثَلاَثِينَ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ بِنْتُ مَخَاضٍ فَابْنُ لَبُونٍ ذَكَرٌ فَإِذَا بَلَغَتْ سِتًّا وَثَلاَثِينَ فَفِيهَا بِنْتُ لَبُونٍ إِلَى خَمْسٍ وَأَرْبَعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ سِتَّةً وَأَرْبَعِينَ فَفِيهَا حِقَّةٌ طَرُوقَةُ الْفَحْلِ إِلَى سِتِّينَ فَإِذَا بَلَغَتْ إِحْدَى وَسِتِّينَ فَفِيهَا جَذَعَةٌ إِلَى خَمْسٍ وَسَبْعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ سِتًّا وَسَبْعِينَ فَفِيهَا بِنْتَا لَبُونٍ إِلَى تِسْعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ إِحْدَى وَتِسْعِينَ فَفِيهَا حِقَّتَانِ طَرُوقَتَا الْفَحْلِ إِلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ عَلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَفِي كُلِّ أَرْبَعِينَ بِنْتُ لَبُونٍ وَفِي كُلِّ خَمْسِينَ حِقَّةٌ فَإِذَا تَبَايَنَ أَسْنَانُ الإِبِلِ فِي فَرَائِضِ الصَّدَقَاتِ فَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ الْجَذَعَةِ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ جَذَعَةٌ وَعِنْدَهُ حِقَّةٌ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ الْحِقَّةُ وَيَجْعَلُ مَعَهَا شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ أَوْ عِشْرِينَ دِرْهَمًا وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ الْحِقَّةِ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ حِقَّةٌ وَعِنْدَهُ جَذَعَةٌ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيُعْطِيهِ الْمُصَدِّقُ عِشْرِينَ دِرْهَمًا أَوْ شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ الْحِقَّةِ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ وَعِنْدَهُ بِنْتُ لَبُونٍ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيَجْعَلُ مَعَهَا شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ أَوْ عِشْرِينَ دِرْهَمًا وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ ابْنَةِ لَبُونٍ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ إِلاَّ حِقَّةٌ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيُعْطِيهِ الْمُصَدِّقُ عِشْرِينَ دِرْهَمًا أَوْ شَاتَيْنِ وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ ابْنَةِ لَبُونٍ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ بِنْتُ لَبُونٍ وَعِنْدَهُ بِنْتُ مَخَاضٍ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيَجْعَلُ مَعَهَا شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ أَوْ عِشْرِينَ دِرْهَمًا وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ ابْنَةِ مَخَاضٍ وَلَيْسَ عِنْدَهُ إِلاَّ ابْنُ لَبُونٍ ذَكَرٌ فَإِنَّهُ يُقْبَلُ مِنْهُ وَلَيْسَ مَعَهُ شَىْءٌ وَمَنْ لَمْ يَكُنْ عِنْدَهُ إِلاَّ أَرْبَعٌ مِنَ الإِبِلِ فَلَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ رَبُّهَا وَفِي صَدَقَةِ الْغَنَمِ فِي سَائِمَتِهَا إِذَا كَانَتْ أَرْبَعِينَ فَفِيهَا شَاةٌ إِلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ وَاحِدَةٌ فَفِيهَا شَاتَانِ إِلَى مِائَتَيْنِ فَإِذَا زَادَتْ وَاحِدَةٌ فَفِيهَا ثَلاَثُ شِيَاهٍ إِلَى ثَلاَثِمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ فَفِي كُلِّ مِائَةٍ شَاةٌ وَلاَ يُؤْخَذُ فِي الصَّدَقَةِ هَرِمَةٌ وَلاَ ذَاتُ عَوَارٍ وَلاَ تَيْسُ الْغَنَمِ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ الْمُصَّدِّقُ وَلاَ يُجْمَعُ بَيْنَ مُتَفَرِّقٍ وَلاَ يُفَرَّقُ بَيْنَ مُجْتَمِعٍ خَشْيَةَ الصَّدَقَةِ وَمَا كَانَ مِنْ خَلِيطَيْنِ فَإِنَّهُمَا يَتَرَاجَعَانِ بَيْنَهُمَا بِالسَّوِيَّةِ فَإِذَا كَانَتْ سَائِمَةُ الرَّجُلِ نَاقِصَةً مِنْ أَرْبَعِينَ شَاةٌ وَاحِدَةٌ فَلَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ رَبُّهَا وَفِي الرِّقَةِ رُبُعُ الْعُشْرِ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ إِلاَّ تِسْعِينَ وَمِائَةَ دِرْهَمٍ فَلَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ رَبُّهَا ‏"‏ ‏.‏
Enes bin Malik'ten rivayet edildiğine göre Ebu Bekir onlara şöyle yazmıştı: "Bu, Allah Resulü'nün Müslümanlara farz kıldığı sadaka farzıdır, Allah Azze ve Celle'nin Resulullah'a emrettiği gibi. Kimden (Ebu Bekir'in mektubunda) açıklandığı gibi istenirse versin, kimden daha fazlası istenirse vermesin. Yirmi beş deveden az olduğunda, her beş deve için. deve, bir koyun (verilecektir). Sayı yirmi beşe ulaşırsa, otuz beşe kadar Bint Mehad (bir yaşında dişi deve), Bint Makhad yoksa bin Labun (iki yaşında erkek deve), eğer sayı otuz altıya ulaşırsa, kırk beşe kadar Bint Labun (iki yaşında dişi deve) verilir. altmış bire kadar aygır devesinden yetiştirilen üç yaşında dişi deve, altmış bire ulaşırsa yetmiş altıya kadar jadha (dört yaşında dişi deve), sonra doksana kadar iki Bint Labun (iki yaşında dişi deve) gerekir. Sayı doksan bire ulaşırsa iki olur. Aygır develerinden yetiştirilen üç yaşındaki dişi develerin yüz yirmiye kadar olması gerekir. Yüz yirmiden fazla ise her kırk için bir Bint Labun ve her elli için bir Hikka, Hikât hükümlerine göre belirlenen yaşta bir deveye sahip değilse, o kişinin bir sadaka borcu varsa, o zaman bir kişinin sadaka borcu vardır. Cidde varsa, ondan bir hıkka kabul edilmeli ve eğer varsa onunla birlikte iki koyun, veya sadaka olarak bir hıkka borcu varsa ve bunu yapıyorsa yirmi dirhem vermelidir. Hıkkası yok ama cedası varsa, eğer ondan kabul edilirse, zekat toplayan kişi ona yirmi dirhem veya varsa iki koyun vermelidir. Bir kimsenin sadaka olarak bir hıkka borcu varsa ve bint-lebun'u varsa, kendisinden kabul edilmeli ve eğer varsa iki koyun veya yirmi dirhem vermelidir. Bir kimse bint lebun sadaka borcuna sahip olup da sadece Hikâesi varsa, o kimsenin bu borcu kabul edilir ve zekat toplayan kişi ona yirmi dirhem veya iki koyun verir. Bir kimse bint lebun sadaka borcuna sahip olup da sadece bint mehad'ı varsa, o zaman kendisinden kabul edilir ve kabul edilir ve eğer varsa onunla birlikte iki koyun veya yirmi dirhem verir. Bir kimsenin Bint Makhad sadaka borcu varsa ve sadece Bint Labun'u (erkek) varsa; kendisinden kabul edilmesi gerekir ve bununla birlikte başka bir şey vermesi gerekmez. Bir kimsenin sadece dört devesi varsa, sahibi istemedikçe hiçbir şey vermesi gerekmez. Otlayan koyunların sadakasına gelince, eğer kırk koyun varsa, yüz yirmiye kadar bir koyun onlara farzdır. Bir koyun daha varsa, iki yüze kadar iki koyun gerekir. Bir koyun daha varsa üç yüze kadar üç koyun gerekir. Bundan daha fazlası varsa, her yüz koyun için bir koyun gerekir. Zekâtı toplayan kişi istemedikçe, zayıf, kusurlu ve erkek koyunlar sadaka olarak alınmamalıdır. Sadaka korkusundan dolayı ayrı sürüleri birleştirmeyin veya birleştirilmiş sürüleri birleştirmeyin. Birleştirilmiş sürüde payı olan her ortak, kendi hissesi oranında sadaka vermelidir. Bir adamın sürüsü kırk koyundan az olursa, onlardan hiçbir şey alınmaz. sahibinin isteğidir. Gümüşün onda birinin dörtte biri ve eğer yüz doksan dirhem varsa, sahibi dilemedikçe zekat gerekmez.
14
Sünen Nesâî # 23/2448
Ebû Hüreyre (r.a.)
أَخْبَرَنَا عِمْرَانُ بْنُ بَكَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الزِّنَادِ، مِمَّا حَدَّثَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجُ، مِمَّا ذَكَرَ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يُحَدِّثُ بِهِ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏
"‏ تَأْتِي الإِبِلُ عَلَى رَبِّهَا عَلَى خَيْرِ مَا كَانَتْ إِذَا هِيَ لَمْ يُعْطِ فِيهَا حَقَّهَا تَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا وَتَأْتِي الْغَنَمُ عَلَى رَبِّهَا عَلَى خَيْرِ مَا كَانَتْ إِذَا لَمْ يُعْطِ فِيهَا حَقَّهَا تَطَؤُهُ بِأَظْلاَفِهَا وَتَنْطَحُهُ بِقُرُونِهَا - قَالَ - وَمِنْ حَقِّهَا أَنْ تُحْلَبَ عَلَى الْمَاءِ أَلاَ لاَ يَأْتِيَنَّ أَحَدُكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِبَعِيرٍ يَحْمِلُهُ عَلَى رَقَبَتِهِ لَهُ رُغَاءٌ فَيَقُولُ يَا مُحَمَّدُ ‏.‏ فَأَقُولُ لاَ أَمْلِكُ لَكَ شَيْئًا قَدْ بَلَّغْتُ ‏.‏ أَلاَ لاَ يَأْتِيَنَّ أَحَدُكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِشَاةٍ يَحْمِلُهَا عَلَى رَقَبَتِهِ لَهَا يُعَارٌ فَيَقُولُ يَا مُحَمَّدُ ‏.‏ فَأَقُولُ لاَ أَمْلِكُ لَكَ شَيْئًا قَدْ بَلَّغْتُ - قَالَ - وَيَكُونُ كَنْزُ أَحَدِهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ يَفِرُّ مِنْهُ صَاحِبُهُ وَيَطْلُبُهُ أَنَا كَنْزُكَ فَلاَ يَزَالُ حَتَّى يُلْقِمَهُ أُصْبُعَهُ ‏"‏ ‏.‏
Ebu Hureyre dedi ki: "Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: '(Kıyamet günü) develer, sahiplerine (bu dünyada) sahip oldukları en iyi sağlık durumuyla gelecekler ve eğer o, sahiplerine olan borcunu ödememişse, onu toynaklarıyla çiğneyecekler. Koyunlar, sahip oldukları (bu dünyada) sahip oldukları en iyi sağlık durumuyla sahiplerine gelecekler ve eğer develer, sahiplerine (bu dünyada) sahip oldukları en iyi sağlık durumuyla gelecekler ve eğer develer, sahiplerine (bu dünyada) sahip oldukları en iyi sağlık durumuyla gelecekler ve onu yarık toynaklarıyla çiğneyecekler ve onu çiğneyecekler. Sizden hiçbirinizin kıyamet günü boynunda inleyen bir deve ile "Ya Muhammed" demesini istemiyorum ve ben size hiçbir şey yapamam, ben tebliğ ettim, hiçbirinizin kıyamet günü boynunda meleyen bir koyunla gelmesini istemiyorum. Diyecek ki: "Ben sizin için hiçbir şey yapamam, ben tebliğ ettim." Ve kıyamet günü sizden birinizin biriktirdiği hazine, başı açık bir Şuca'dır ki, sahibi ondan kaçar, fakat o onu kovalar (diyerek): Ben sizin biriktirdiğiniz hazinenizim ve o, onu yutmak için parmağını uzatıncaya kadar (onu kovalamaya devam eder).
15
Sünen Nesâî # 23/2449
Bahz bin Hakim (RA)
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ بَهْزَ بْنَ حَكِيمٍ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏
"‏ فِي كُلِّ إِبِلٍ سَائِمَةٍ مِنْ كُلِّ أَرْبَعِينَ ابْنَةُ لَبُونٍ لاَ تُفَرَّقُ إِبِلٌ عَنْ حِسَابِهَا مَنْ أَعْطَاهَا مُؤْتَجِرًا لَهُ أَجْرُهَا وَمَنْ مَنَعَهَا فَإِنَّا آخِذُوهَا وَشَطْرَ إِبِلِهِ عَزْمَةً مِنْ عَزَمَاتِ رَبِّنَا لاَ يَحِلُّ لآلِ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مِنْهَا شَىْءٌ ‏"‏ ‏.‏
Bahz bin Hakim, babasından şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Resûlullah'ın şöyle dediğini işittim: 'Otlayan develer konusunda, her kırk Bint Lebun için. Develer arasında hesap yaparken hiçbir ayrım yapılmaz. Kim bunu sevap kazanmak için verirse, ona sevap verilir. Kim reddederse, Rabbimizin haklarından biri olarak onu ve develerinin yarısını alırız. Muhammed ailesinin bunlardan hiçbirine sahip olması caiz değildir.
16
Sünen Nesâî # 23/2450
Mu'adh (RA)
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، قَالَ حَدَّثَنَا مُفَضَّلٌ، - وَهُوَ ابْنُ مُهَلْهَلٍ - عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ مُعَاذٍ، ‏.‏ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَهُ إِلَى الْيَمَنِ وَأَمَرَهُ أَنْ يَأْخُذَ مِنْ كُلِّ حَالِمٍ دِينَارًا أَوْ عِدْلَهُ مَعَافِرَ وَمِنَ الْبَقَرِ مِنْ ثَلاَثِينَ تَبِيعًا أَوْ تَبِيعَةً وَمِنْ كُلِّ أَرْبَعِينَ مُسِنَّةً ‏"‏ ‏.‏
Muaz'dan rivayet edilmiştir: Allah Resulü onu Yemen'e gönderdi ve buluğ çağına ulaşan herkesten bir dinar veya onun Maafr cinsinden karşılığını almasını emretti. Sığırlara gelince, her otuz kişiden bir erkek veya dişi Tabi '(iki yaşında). Ve her kırk kişiden bir Musinnah (üç yaşında). (Daif)
17
Sünen Nesâî # 23/2451
Mu'adh (RA)
أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا يَعْلَى، - وَهُوَ ابْنُ عُبَيْدٍ - قَالَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، وَالأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، قَالاَ قَالَ مُعَاذٌ بَعَثَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْيَمَنِ فَأَمَرَنِي أَنْ آخُذَ مِنْ كُلِّ أَرْبَعِينَ بَقَرَةً ثَنِيَّةً وَمِنْ كُلِّ ثَلاَثِينَ تَبِيعًا وَمِنْ كُلِّ حَالِمٍ دِينَارًا أَوْ عِدْلَهُ مَعَافِرَ ‏.‏
Muaz dedi ki: "Resûlullah beni Yemen'e gönderdi ve her kırk inekten üçüncü yaşında bir inek, her otuz inekten bir Tabi' (iki yaşında), buluğ çağına ulaşan her insandan da bir dinar veya Maafir'e eşdeğer bir miktar almamı emretti." (Daif)
18
Sünen Nesâî # 23/2452
Mu'adh (RA)
أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ مُعَاذٍ، قَالَ لَمَّا بَعَثَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْيَمَنِ أَمَرَهُ أَنْ يَأْخُذَ مِنْ كُلِّ ثَلاَثِينَ مِنَ الْبَقَرِ تَبِيعًا أَوْ تَبِيعَةً وَمِنْ كُلِّ أَرْبَعِينَ مُسِنَّةً وَمِنْ كُلِّ حَالِمٍ دِينَارًا أَوْ عِدْلَهُ مَعَافِرَ ‏.‏
Muaz'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resûlullah onu Yemen'e gönderdiğinde, her otuz sığırdan bir erkek ve dişi tabi' (iki yaşında), her kırk hayvandan bir müsinne (üç yaşında) ve buluğ çağına ulaşan her insandan bir dinar veya me'afir karşılığı almasını emretti. (Da'eğer)
19
Sünen Nesâî # 23/2453
Muadh Yemen'e (RA)
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ الطُّوسِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ ابْنِ إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي وَائِلِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، قَالَ أَمَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ بَعَثَنِي إِلَى الْيَمَنِ أَنْ لاَ آخُذَ مِنَ الْبَقَرِ شَيْئًا حَتَّى تَبْلُغَ ثَلاَثِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ ثَلاَثِينَ فَفِيهَا عِجْلٌ تَابِعٌ جَذَعٌ أَوْ جَذَعَةٌ حَتَّى تَبْلُغَ أَرْبَعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ أَرْبَعِينَ فَفِيهَا بَقَرَةٌ مُسِنَّةٌ ‏.‏
Muaz'ın Yemen'e yaptığı rivayet edildi: Resûlullah bana, sayı otuza ulaşıncaya kadar hiçbir hayvan almamamı emretti. Sayı otuza ulaşırsa, sayı kırka ulaşıncaya kadar, ikinci yılında erkek veya dişi bir Jadh'ah buzağı verilmesi gerekirdi. Sayı kırka ulaşmışsa. Eğer sayı kırka ulaşırsa, onlara bir musinne vacip olur." (Daif)
20
Sünen Nesâî # 23/2454
Câbir b. Abdullah (r.a.)
أَخْبَرَنَا وَاصِلُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، عَنِ ابْنِ فُضَيْلٍ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا مِنْ صَاحِبِ إِبِلٍ وَلاَ بَقَرٍ وَلاَ غَنَمٍ لاَ يُؤَدِّي حَقَّهَا إِلاَّ وُقِفَ لَهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِقَاعٍ قَرْقَرٍ تَطَؤُهُ ذَاتُ الأَظْلاَفِ بِأَظْلاَفِهَا وَتَنْطَحُهُ ذَاتُ الْقُرُونِ بِقُرُونِهَا لَيْسَ فِيهَا يَوْمَئِذٍ جَمَّاءُ وَلاَ مَكْسُورَةُ الْقَرْنِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَاذَا حَقُّهَا قَالَ ‏"‏ إِطْرَاقُ فَحْلِهَا وَإِعَارَةُ دَلْوِهَا وَحَمْلٌ عَلَيْهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلاَ صَاحِبِ مَالٍ لاَ يُؤَدِّي حَقَّهُ إِلاَّ يُخَيَّلُ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعٌ أَقْرَعُ يَفِرُّ مِنْهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يَتْبَعُهُ يَقُولُ لَهُ هَذَا كَنْزُكَ الَّذِي كُنْتَ تَبْخَلُ بِهِ فَإِذَا رَأَى أَنَّهُ لاَ بُدَّ لَهُ مِنْهُ أَدْخَلَ يَدَهُ فِي فِيهِ فَجَعَلَ يَقْضَمُهَا كَمَا يَقْضَمُ الْفَحْلُ ‏"‏ ‏.‏
Cabir bin Abdullah'tan rivayet edilmiştir: "Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: 'Deve, sığır ve koyun sahibi olup da haklarını vermeyen yoktur ki, kıyamet günü onlar için düz bir arenada ayakta dursun, toynaklılar onu toynaklarıyla çiğnesin, boynuzlular da boynuzlarıyla ona vursun. Ve o gün boynuzsuz veya boynuzu kırılmış kimse olmayacaktır.' Biz: "Ya Resulallah, onların hakkı nedir?" dedik. Şöyle buyurdu: Erkekleri üremeleri için ödünç vermek, kovalarını ödünç vermek ve onları Allah yolunda bineklere vermek. Ve hiçbir mal sahibi, hakkını vermeyen kimse yoktur ki, kıyamet günü kendisine kel bir Şucaa görünsün. Sahibi oradan kaçacak, o da onu kovalayacak ve ona şöyle diyecek: Bu, biriktirdiğin hazinendir. Ondan kaçamayacağını anlayınca elini ağzına sokar ve o da onu aygırın ısırdığı gibi ısırmaya başlar.
21
Sünen Nesâî # 23/2455
Enes b. Mâlik (r.a.)
أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ فَضَالَةَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ النَّسَائِيُّ، قَالَ أَنْبَأَنَا شُرَيْحُ بْنُ النُّعْمَانِ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثُمَامَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ، رضى الله عنه كَتَبَ لَهُ أَنَّ هَذِهِ فَرَائِضُ الصَّدَقَةِ الَّتِي فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمُسْلِمِينَ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ بِهَا رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم فَمَنْ سُئِلَهَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ عَلَى وَجْهِهَا فَلْيُعْطِهَا وَمَنْ سُئِلَ فَوْقَهَا فَلاَ يُعْطِهِ فِيمَا دُونَ خَمْسٍ وَعِشْرِينَ مِنَ الإِبِلِ فِي خَمْسِ ذَوْدٍ شَاةٌ فَإِذَا بَلَغَتْ خَمْسًا وَعِشْرِينَ فَفِيهَا بِنْتُ مَخَاضٍ إِلَى خَمْسٍ وَثَلاَثِينَ فَإِنْ لَمْ تَكُنِ ابْنَةُ مَخَاضٍ فَابْنُ لَبُونٍ ذَكَرٌ فَإِذَا بَلَغَتْ سِتَّةً وَثَلاَثِينَ فَفِيهَا بِنْتُ لَبُونِ إِلَى خَمْسٍ وَأَرْبَعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ سِتَّةً وَأَرْبَعِينَ فَفِيهَا حِقَّةٌ طَرُوقَةُ الْفَحْلِ إِلَى سِتِّينَ فَإِذَا بَلَغَتْ إِحْدَى وَسِتِّينَ فَفِيهَا جَذَعَةٌ إِلَى خَمْسَةٍ وَسَبْعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ سِتَّةً وَسَبْعِينَ فَفِيهَا ابْنَتَا لَبُونٍ إِلَى تِسْعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ إِحْدَى وَتِسْعِينَ فَفِيهَا حِقَّتَانِ طَرُوقَتَا الْفَحْلِ إِلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ عَلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَفِي كُلِّ أَرْبَعِينَ ابْنَةُ لَبُونٍ وَفِي كُلِّ خَمْسِينَ حِقَّةٌ فَإِذَا تَبَايَنَ أَسْنَانُ الإِبِلِ فِي فَرَائِضِ الصَّدَقَاتِ فَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ الْجَذَعَةِ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ جَذَعَةٌ وَعِنْدَهُ حِقَّةٌ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ الْحِقَّةُ وَيَجْعَلُ مَعَهَا شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ أَوْ عِشْرِينَ دِرْهَمًا وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ الْحِقَّةِ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ إِلاَّ جَذَعَةٌ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيُعْطِيهِ الْمُصَّدِّقُ عِشْرِينَ دِرْهَمًا أَوْ شَاتَيْنِ وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ الْحِقَّةِ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ وَعِنْدَهُ ابْنَةُ لَبُونٍ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيَجْعَلُ مَعَهَا شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ أَوْ عِشْرِينَ دِرْهَمًا وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ بِنْتِ لَبُونٍ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ إِلاَّ حِقَّةٌ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيُعْطِيهِ الْمُصَّدِّقُ عِشْرِينَ دِرْهَمًا أَوْ شَاتَيْنِ وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ بِنْتِ لَبُونٍ وَعِنْدَهُ بِنْتُ مَخَاضٍ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيَجْعَلُ مَعَهَا شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ أَوْ عِشْرِينَ دِرْهَمًا وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ ابْنَةِ مَخَاضٍ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ إِلاَّ ابْنُ لَبُونٍ ذَكَرٌ فَإِنَّهُ يُقْبَلُ مِنْهُ وَلَيْسَ مَعَهُ شَىْءٌ وَمَنْ لَمْ يَكُنْ عِنْدَهُ إِلاَّ أَرْبَعَةٌ مِنَ الإِبِلِ فَلَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ رَبُّهَا وَفِي صَدَقَةِ الْغَنَمِ فِي سَائِمَتِهَا إِذَا كَانَتْ أَرْبَعِينَ فَفِيهَا شَاةٌ إِلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ وَاحِدَةٌ فَفِيهَا شَاتَانِ إِلَى مِائَتَيْنِ فَإِذَا زَادَتْ وَاحِدَةٌ فَفِيهَا ثَلاَثُ شِيَاهٍ إِلَى ثَلاَثِمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ وَاحِدَةٌ فَفِي كُلِّ مِائَةٍ شَاةٌ وَلاَ تُؤْخَذُ فِي الصَّدَقَةِ هَرِمَةٌ وَلاَ ذَاتُ عَوَارٍ وَلاَ تَيْسُ الْغَنَمِ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ الْمُصَّدِّقُ وَلاَ يُجْمَعُ بَيْنَ مُتَفَرِّقٍ وَلاَ يُفَرَّقُ بَيْنَ مُجْتَمِعٍ خَشْيَةَ الصَّدَقَةِ وَمَا كَانَ مِنْ خَلِيطَيْنِ فَإِنَّهُمَا يَتَرَاجَعَانِ بَيْنَهُمَا بِالسَّوِيَّةِ وَإِذَا كَانَتْ سَائِمَةُ الرَّجُلِ نَاقِصَةً مِنْ أَرْبَعِينَ شَاةٌ وَاحِدَةٌ فَلَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ رَبُّهَا وَفِي الرِّقَةِ رُبُعُ الْعُشْرِ فَإِنْ لَمْ يَكُنِ الْمَالُ إِلاَّ تِسْعِينَ وَمِائَةً فَلَيْسَ فِيهِ شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ رَبُّهَا ‏.‏
Enes bin Malik'ten rivayet edildiğine göre Ebu Bekir (Allah ondan razı olsun) ona şöyle yazmıştı: "Bu, Allah'ın Resulullah'a emrettiği gibi, Allah Resulü'nün Müslümanlara farz kıldığı bir sadaka farzıdır. Kimden (Ebu Bekir'in mektubunda) açıklanan şekilde istenirse versin, kimden daha fazlası istenirse vermesin. Yirmi beş deveden az olduğunda, her beş deveye karşılık bir koyun. (Verilecektir.) Eğer sayı yirmi beşe ulaşırsa, otuz beşe kadar Bint Mehad (bir yaşında dişi deve), eğer sayı otuz altıya ulaşırsa, kırk beşe kadar Bint Labun (iki yaşında dişi deve) gerekir. Aygır devesi tarafından yetiştirilen devenin sayısı altmış bire kadar, yetmiş beşe kadar bir cedah (dört yaşında dişi deve) vaciptir. Sayı yetmiş altıya kadar, doksan bire kadar iki Bint Labun vaciptir. Yüz yirmiden fazla olursa, her kırk için bir Bint Lebun ve her elli için bir Hikka. Kişinin sadaka hükmüne göre belirlenen yaşta devesi yoksa, o kimsenin bir sadaka borcu varsa, o kimsenin Hikkası kabul edilmeli ve varsa onunla birlikte iki koyun veya yirmi dirhem verilmelidir. Hikka sadakadır fakat onun sadece bir sadakası vardır, o zaman bu ondan kabul edilir ve zekat toplayan kişi Ona yirmi dirhem veya iki koyun vermelidir. Hıkka borcu olan kimsenin, bint lebun'u varsa, kendisinden kabul edilir ve onunla birlikte, eğer varsa iki koyun veya yirmi dirhem vermesi gerekir. Bir kimsenin bint lebun sadaka borcu varsa ve sadece hıkkası varsa, bu ondan kabul edilmeli ve zekat toplayıcısı ona yirmi dirhem veya iki koyun vermelidir. Bir kimsenin Bint Labun'u sadaka olarak borcu varsa ve Bint Labun'u olmasa da Bint Mehad'ı varsa. Kendisinden kabul edilir ve eğer varsa iki koyun veya yirmi dirhem verir. Bir kimsenin Bint Mehad'ı sadaka olarak borcu varsa ve sadece erkek Bint Lebün'ü varsa, bu ondan kabul edilir ve onunla birlikte başka hiçbir şey (verilmesi gerekmez) gerekir. Bir kimsenin sadece dört devesi varsa, sahibi dilemedikçe (bir şey vermek) onlara hiçbir şey verilmez. Otlayan koyunların sadakasına gelince, eğer kırk koyun varsa, yüz yirmiye kadar bir koyun gerekir. Eğer bundan bir fazla varsa, iki yüze kadar iki koyun gerekir. Bundan bir fazla koyun varsa üç yüze kadar üç koyun gerekir. Bundan bir fazla varsa, her yüz koyun için bir koyun gerekir ve zekat toplayanın istememesi dışında hiçbir yıpranmış veya kusurlu koyun veya erkek koyun sadaka olarak alınmamalıdır. Sadaka korkusuyla ayrı sürüleri veya ayrı sürüleri birleştirmeyin. Birleştirilmiş sürüde payı olan her ortak, kendi payı oranında sadaka vermelidir. Bir adamın sürüsü kırk koyundan eksik olursa, sahibi dilemedikçe onlardan hiçbir ücret alınmaz. Gümüşün onda birinin dörtte biri ve eğer yüz doksan tane varsa, hiçbir şey ödenmez. sahibi istemediği sürece
22
Sünen Nesâî # 23/2456
Ebû Zer el-Gıfârî (r.a.)
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنِ الْمَعْرُورِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏
"‏ مَا مِنْ صَاحِبِ إِبِلٍ وَلاَ بَقَرٍ وَلاَ غَنَمٍ لاَ يُؤَدِّي زَكَاتَهَا إِلاَّ جَاءَتْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْظَمَ مَا كَانَتْ وَأَسْمَنَهُ تَنْطَحُهُ بِقُرُونِهَا وَتَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا كُلَّمَا نَفَذَتْ أُخْرَاهَا أَعَادَتْ عَلَيْهِ أُولاَهَا حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ النَّاسِ ‏"‏ ‏.‏
Ebu Zerr'den rivayet edildiğine göre: "Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Deve, sığır ve koyun sahibi olup da onlara zekat vermeyen yoktur ki, bunlar kıyamet gününde eskisi kadar büyük ve hızlı gelecekler, onu boynuzlarıyla yaralayacaklar ve toynaklarıyla çiğneyecekler. Ne zaman sonuncusu onu ezse, ilki ona geri dönecek, ta ki halk arasında kıyamet çıkıncaya kadar."
23
Sünen Nesâî # 23/2457
Suveyd bin Ghafalah (RA)
أَخْبَرَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، عَنْ هُشَيْمٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ مَيْسَرَةَ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ سُوَيْدِ بْنِ غَفَلَةَ، قَالَ أَتَانَا مُصَدِّقُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَتَيْتُهُ فَجَلَسْتُ إِلَيْهِ فَسَمِعْتُهُ يَقُولُ ‏"‏ إِنَّ فِي عَهْدِي أَنْ لاَ نَأْخُذَ رَاضِعَ لَبَنٍ وَلاَ نَجْمَعَ بَيْنَ مُتَفَرِّقٍ وَلاَ نُفَرِّقَ بَيْنَ مُجْتَمِعٍ ‏"‏ ‏.‏ فَأَتَاهُ رَجُلٌ بِنَاقَةٍ كَوْمَاءَ فَقَالَ ‏"‏ خُذْهَا ‏"‏ ‏.‏ فَأَبَى
Süveyd bin Gafelah'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Peygamberin zekat toplayıcısı yanımıza geldi, ben de onun yanına gittim, yanına oturdum ve onun şöyle dediğini duydum: Sözleşmemde, emziren yavruları almamamız, ayrı olanları birleştirmememiz ve bir araya gelenleri ayırmamamız gerektiği yazıyor." Bir adam ona büyük hörgüçlü bir dişi deve getirdi ve: 'Al onu, ama o reddetti' dedi. (Daif)
24
Sünen Nesâî # 23/2458
Ve'il bin Hujr (RA)
أَخْبَرَنَا هَارُونُ بْنُ زَيْدِ بْنِ يَزِيدَ، - يَعْنِي ابْنَ أَبِي الزَّرْقَاءِ - قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ كُلَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ وَائِلِ بْنِ حُجْرٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ سَاعِيًا فَأَتَى رَجُلاً فَأَتَاهُ فَصِيلاً مَخْلُولاً فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ بَعَثْنَا مُصَدِّقَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِنَّ فُلاَنًا أَعْطَاهُ فَصِيلاً مَخْلُولاً اللَّهُمَّ لاَ تُبَارِكْ فِيهِ وَلاَ فِي إِبِلِهِ ‏"‏ ‏.‏ فَبَلَغَ ذَلِكَ الرَّجُلَ فَجَاءَ بِنَاقَةٍ حَسْنَاءَ فَقَالَ أَتُوبُ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَإِلَى نَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اللَّهُمَّ بَارِكْ فِيهِ وَفِي إِبِلِهِ ‏"‏ ‏.‏
Vail bin Hucr'dan rivayet edildiğine göre: Peygamber bir koleksiyoncu gönderdi ve o da kendisine ince, sütten kesilmiş bir deve getiren bir adamın yanına geldi. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Allah'ın ve Resulünün zekat toplayıcısını gönderdik ve filancaya, sütten kesilmiş ince bir deve verdik. Allah'ım, ona da develerine de bereket verme!" Bunun haberi adama ulaştı, o da güzel bir dişi deveyle geldi ve şöyle dedi: "Allah'a ve O'nun Peygamberine tövbe ediyorum." Peygamber şöyle dedi: "Allah'ım, ona ve develerine bereket ver!" (Daif)
25
Sünen Nesâî # 23/2459
Abdullah ibn Abi Awfa (RA)
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ يَزِيدَ، قَالَ حَدَّثَنَا بَهْزُ بْنُ أَسَدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ أَخْبَرَنِي قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي أَوْفَى، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَتَاهُ قَوْمٌ بِصَدَقَتِهِمْ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى آلِ فُلاَنٍ ‏"‏ ‏.‏ فَأَتَاهُ أَبِي بِصَدَقَتِهِ فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى آلِ أَبِي أَوْفَى ‏"‏ ‏.‏
Abdullah bin Ebu Evfa'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İnsanlar zekatlarını ona getirdiğinde, Resûlullah şöyle derdi: 'Allah'ım, filanın ailesine salât eyle'. Babam da ona sadakasını getirdi ve şöyle dedi: 'Allah'ım, Ebu Evfa'nın ailesine salât eyle.
26
Sünen Nesâî # 23/2460
Abdülrahman bin Hilal (RA)
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي إِسْمَاعِيلَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هِلاَلٍ، قَالَ قَالَ جَرِيرٌ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَاسٌ مِنَ الأَعْرَابِ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ يَأْتِينَا نَاسٌ مِنْ مُصَدِّقِيكَ يَظْلِمُونَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَرْضُوا مُصَدِّقِيكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا وَإِنْ ظَلَمَ قَالَ ‏"‏ أَرْضُوا مُصَدِّقِيكُمْ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالُوا وَإِنْ ظَلَمَ قَالَ ‏"‏ أَرْضُوا مُصَدِّقِيكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ جَرِيرٌ فَمَا صَدَرَ عَنِّي مُصَدِّقٌ مُنْذُ سَمِعْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ وَهُوَ رَاضٍ ‏.‏
Abdurrahman bin Hilal'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Cerir şöyle dedi: 'Bedevilerden bir grup Peygamber Efendimiz'e geldiler ve şöyle dediler: Ya Resulullah, zekat toplayıcılarınızdan bazıları bize geliyorlar ve onlar haksızlık ediyorlar. O dedi ki: Zekât toplayanlarınızı sevindirin. Şöyle dediler: Haksız olsalar bile mi? O dedi ki: Zekât toplayanlarınızı sevindirin. Sonra dediler ki: Haksız olsalar bile. Şöyle dedi: Zekat toplayanlarınızı sevindirin. Cerir şöyle dedi: Bunu Resûlullah'tan duyduğumdan beri hiçbir zekâtçı beni bırakmadı ama o benden razı oldu.
27
Sünen Nesâî # 23/2461
el-Şabbi (RA)
أَخْبَرَنَا زِيَادُ بْنُ أَيُّوبَ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - هُوَ ابْنُ عُلَيَّةَ - قَالَ أَنْبَأَنَا دَاوُدُ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ قَالَ جَرِيرٌ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏
"‏ إِذَا أَتَاكُمُ الْمُصَدِّقُ فَلْيَصْدُرْ وَهُوَ عَنْكُمْ رَاضٍ ‏"‏ ‏.‏
Eş-Şebbi'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Cerir şöyle dedi: 'Resûlullah şöyle buyurdu: Zekât toplayıcısı sana geldiğinde, senden memnun olarak ayrılsın.
28
Sünen Nesâî # 23/2462
Müslim bin Zefihan (RA)
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، قَالَ حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ مُسْلِمِ بْنِ ثَفِنَةَ، قَالَ اسْتَعْمَلَ ابْنُ عَلْقَمَةَ أَبِي عَلَى عِرَافَةِ قَوْمِهِ وَأَمَرَهُ أَنْ يُصَدِّقَهُمْ، فَبَعَثَنِي أَبِي إِلَى طَائِفَةٍ مِنْهُمْ لآتِيَهُ بِصَدَقَتِهِمْ فَخَرَجْتُ حَتَّى أَتَيْتُ عَلَى شَيْخٍ كَبِيرٍ يُقَالُ لَهُ سَعْرٌ فَقُلْتُ إِنَّ أَبِي بَعَثَنِي إِلَيْكَ لِتُؤَدِّيَ صَدَقَةَ غَنَمِكَ ‏.‏ قَالَ ابْنَ أَخِي وَأَىُّ نَحْوٍ تَأْخُذُونَ قُلْتُ نَخْتَارُ حَتَّى إِنَّا لَنَشْبُرُ ضُرُوعَ الْغَنَمِ ‏.‏ قَالَ ابْنَ أَخِي فَإِنِّي أُحَدِّثُكَ أَنِّي كُنْتُ فِي شِعْبٍ مِنْ هَذِهِ الشِّعَابِ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَنَمٍ لِي فَجَاءَنِي رَجُلاَنِ عَلَى بَعِيرٍ فَقَالاَ إِنَّا رَسُولاَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَيْكَ لِتُؤَدِّيَ صَدَقَةَ غَنَمِكَ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ وَمَا عَلَىَّ فِيهَا قَالاَ شَاةٌ ‏.‏ فَأَعْمِدُ إِلَى شَاةٍ قَدْ عَرَفْتُ مَكَانَهَا مُمْتَلِئَةً مَحْضًا وَشَحْمًا فَأَخْرَجْتُهَا إِلَيْهِمَا فَقَالَ هَذِهِ الشَّافِعُ ‏.‏ وَالشَّافِعُ الْحَائِلُ وَقَدْ نَهَانَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ نَأْخُذَ شَافِعًا قَالَ فَأَعْمِدُ إِلَى عَنَاقٍ مُعْتَاطٍ - وَالْمُعْتَاطُ الَّتِي لَمْ تَلِدْ وَلَدًا وَقَدْ حَانَ وِلاَدُهَا - فَأَخْرَجْتُهَا إِلَيْهِمَا فَقَالاَ نَاوِلْنَاهَا فَرَفَعْتُهَا إِلَيْهِمَا فَجَعَلاَهَا مَعَهُمَا عَلَى بَعِيرِهِمَا ثُمَّ انْطَلَقَا ‏.‏
Müslim bin Sâfihan şöyle demiştir: "İbn Alkame, babamı kavminin başına atadı ve ona onların sadakalarını toplamasını emretti. Babam, sadakalarını kendisine getirmem için beni içlerinden bir gruba gönderdi. Ben yola çıktım ve Sa'r adında yaşlı bir adamın yanına geldim. Dedim ki: Babam beni senin koyunlarının sadakalarını toplamam için gönderdi. 'O dedi ki: Ey kardeşimin oğlu, istediğini nasıl çözeceksin? almak mı?' Ben de 'Biz seçiyoruz, hatta koyunun memelerini bile ölçüyoruz' dedim. Dedi ki: Ey kardeşimin oğlu, sana söylüyorum ki, Resûlullah zamanında bu dağ geçitlerinden birinde koyunlarımla birlikteydim. Bir deve üzerinde iki adam geldi ve şöyle dediler: Biz Allah'ın elçilerinin elçileriyiz, koyunlarınızın sadakasını almaya geldik. Dedim ki: Ne vermem gerekiyor? Dediler ki: Bir koyun. Bunun üzerine sütle dolu ve şişman olduğunu bildiğim bir koyunun yanına gittim ve onu onlara getirdim. Dedi ki: Bu Şafi'dir, yani çocuğu olan veya hamile olan bir koyundur ve Allah Resulü bize bir Şafi'yi almamızı yasaklamıştır. Ben de bir Mu'tat keçisinin yanına gittim - Mutat daha önce doğum yapmamış, ancak yavru üretebilecek yaşa ulaşmış bir keçidir - ve onu onlara getirdim. Dediler ki: Alacağız. Ben de onu yanlarına kaldırdım, onlar da onu develerine yükleyip gittiler." (Daif)
29
Sünen Nesâî # 23/2463
Müslim bin Zefinah (RA)
أَخْبَرَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا رَوْحٌ، قَالَ حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ أَبِي سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي مُسْلِمُ بْنُ ثَفِنَةَ، أَنَّ ابْنَ عَلْقَمَةَ، اسْتَعْمَلَ أَبَاهُ عَلَى صَدَقَةِ قَوْمِهِ وَسَاقَ الْحَدِيثَ ‏.‏
Müslim bin Sefinah anlatıyor: İbn Alkame, babasını kavminin zekatını toplamakla görevlendirdi ve o da aynı hadisi aktardı.
30
Sünen Nesâî # 23/2464
Ebu Hurayra (RA)
أَخْبَرَنِي عِمْرَانُ بْنُ بَكَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الزِّنَادِ، مِمَّا حَدَّثَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجُ، مِمَّا ذَكَرَ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يُحَدِّثُ قَالَ وَقَالَ عُمَرُ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِصَدَقَةٍ فَقِيلَ مَنَعَ ابْنُ جَمِيلٍ وَخَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ وَعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏
"‏ مَا يَنْقِمُ ابْنُ جَمِيلٍ إِلاَّ أَنَّهُ كَانَ فَقِيرًا فَأَغْنَاهُ اللَّهُ وَأَمَّا خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ فَإِنَّكُمْ تَظْلِمُونَ خَالِدًا قَدِ احْتَبَسَ أَدْرَاعَهُ وَأَعْتُدَهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَأَمَّا الْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ عَمُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَهِيَ عَلَيْهِ صَدَقَةٌ وَمِثْلُهَا مَعَهَا ‏"‏ ‏.‏
Ebu Hureyre şöyle dedi: "Ömer dedi ki: 'Resûlullah sadakayı emretti ve İbni Cemil, Halid bin Velid ve Abbas bin Abdülmuttalib'in bir kısmını esirgediği söylendi. Resûlullah şöyle buyurdu: İbni Cemil'e ne oldu? O fakir değil miydi de Allah onu zengin kıldı? Halid bin Velid'e gelince, sen Halid'e haksızlık ediyorsun, çünkü o kalkanlarını ve silahlarını uğruna saklıyor. Allah Resulü'nün amcası Abbas bin Abdülmuttalib'e gelince, bu onun için farz olan bir sadakadır ve yine o kadarını ödemesi gerekir.
31
Sünen Nesâî # 23/2465
Ebû Hüreyre (r.a.)
أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَفْصٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ طَهْمَانَ، عَنْ مُوسَى، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِصَدَقَةٍ مِثْلَهُ سَوَاءً ‏.‏
Ebu Hureyre'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlullah sadaka vermeyi emretti."
32
Sünen Nesâî # 23/2466
Abdullah bin Hilal es-Sakafi (RA)
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ مَنْصُورٍ، وَمَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ هِلاَلٍ الثَّقَفِيِّ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ كِدْتُ أُقْتَلُ بَعْدَكَ فِي عَنَاقٍ أَوْ شَاةٍ مِنَ الصَّدَقَةِ ‏.‏ فَقَالَ ‏
"‏ لَوْلاَ أَنَّهَا تُعْطَى فُقَرَاءَ الْمُهَاجِرِينَ مَا أَخَذْتُهَا ‏"‏ ‏.‏
Abdullah bin Hilal Es-Sakafi'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bir adam Peygamber'e geldi ve şöyle dedi: 'Sen gittikten sonra bir keçi veya koyun sadakası uğruna öldürüleceğimden korktum.' Dedi ki: 'Eğer o fakir muhacirlere verilmeseydi onu almazdım." (Daif)
33
Sünen Nesâî # 23/2467
Ebu Hurayra (RA)
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ شُعْبَةَ، وَسُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏
"‏ لَيْسَ عَلَى الْمُسْلِمِ فِي عَبْدِهِ وَلاَ فَرَسِهِ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏
Ebu Hureyre'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlullah şöyle buyurdu: 'Müslümanın kölesi veya atı için sadaka vermesi gerekmez.
34
Sünen Nesâî # 23/2468
Ebû Hüreyre (r.a.)
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ حَرْبٍ الْمَرْوَزِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحْرِزُ بْنُ الْوَضَّاحِ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، - وَهُوَ ابْنُ أُمَيَّةَ - عَنْ مَكْحُولٍ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏
"‏ لاَ زَكَاةَ عَلَى الرَّجُلِ الْمُسْلِمِ فِي عَبْدِهِ وَلاَ فَرَسِهِ ‏"‏ ‏.‏
Ebu Hureyre'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlullah şöyle buyurdu: 'Müslüman bir adamın kölesi veya atı için zekat vermesi gerekmez.
35
Sünen Nesâî # 23/2469
It was narrated from Abu Hurairah and attributed to the Prophet
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ بْنُ مُوسَى، عَنْ مَكْحُولٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، يَرْفَعُهُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏
"‏ لَيْسَ عَلَى الْمُسْلِمِ فِي عَبْدِهِ وَلاَ فِي فَرَسِهِ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏
Ebu Hureyre'den rivayet edilen ve Peygamber'e atfedilen bir hadis şöyledir: "Müslümanın kölesi veya atı için sadaka vermesi gerekmez.
36
Sünen Nesâî # 23/2470
Ebû Hüreyre (r.a.)
أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ خُثَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏
"‏ لَيْسَ عَلَى الْمَرْءِ فِي فَرَسِهِ وَلاَ فِي مَمْلُوكِهِ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Kişinin atı veya kölesi için sadaka vermesi gerekmez.
37
Sünen Nesâî # 23/2471
Ebû Hüreyre (r.a.)
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، وَالْحَارِثُ بْنُ مِسْكِينٍ، قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - عَنِ ابْنِ الْقَاسِمِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏
"‏ لَيْسَ عَلَى الْمُسْلِمِ فِي عَبْدِهِ وَلاَ فِي فَرَسِهِ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Müslümanın kölesi veya atı için sadaka vermesi gerekmez.
38
Sünen Nesâî # 23/2472
Ebû Hüreyre (r.a.)
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ خُثَيْمِ بْنِ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏
"‏ لَيْسَ عَلَى الْمُسْلِمِ صَدَقَةٌ فِي غُلاَمِهِ وَلاَ فِي فَرَسِهِ ‏"‏ ‏.‏
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Müslümanın kölesi veya atı için sadaka vermesi gerekmez.
39
Sünen Nesâî # 23/2473
Ebu Sa'id El Hudri (RA)
أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبِ بْنِ عَرَبِيٍّ، عَنْ حَمَّادٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، - وَهُوَ ابْنُ سَعِيدٍ - عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏
"‏ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوَاقٍ صَدَقَةٌ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ ذَوْدٍ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوْسُقٍ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏
Ebû Saîd el-Hudri'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlullah şöyle buyurdu: 'Beş vak'tan az olana sadaka verilmez, beş vak'tan (deve başından) daha az olana sadaka verilmez ve beş evsûk'tan az olana da bir sadaka gerekmez."[1] 2476. Ebu Sa'îd el-Hudri'den, Resûlullah'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Sadaka yoktur." Beş evsuktan az hurma için, beş vak'tan az gümüş için sadaka gerekmez ve beş dhawd'dan (başından) az deve için sadaka gerekmez.
40
Sünen Nesâî # 23/2474
Ebu Sa'Eed el-Hudri (RA)
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ مَالِكٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ الْمَازِنِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏
"‏ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوْسُقٍ مِنَ التَّمْرِ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ مِنَ الْوَرِقِ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ ذَوْدٍ مِنَ الإِبِلِ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏
Ebu Sa'id el-Hudri'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Beş evsûk hurmadan az olana sadaka verilmez, beş vak'tan az olan gümüşe sadaka verilmez, beş vak'tan az olan develere sadaka verilmez.
41
Sünen Nesâî # 23/2475
Ebu Sa'Eed el-Hudri (RA)
أَخْبَرَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ كَثِيرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ، وَعَبَّادِ بْنِ تَمِيمٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏
"‏ لاَ صَدَقَةَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوْسَاقٍ مِنَ التَّمْرِ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ مِنَ الْوَرِقِ صَدَقَةٌ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ ذَوْدٍ مِنَ الإِبِلِ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏
Ebu Sa'id el-Hudri'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyururken işitmiştir: "Hurma hurmalarının beşten aşağısı için sadaka gerekmez, beş vak'tan az gümüş için sadaka gerekmez, beş vak'tan az deve için de sadaka gerekmez."
42
Sünen Nesâî # 23/2476
Ebu Sa'Eed el-Hudri (RA)
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ الطُّوسِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا ابْنُ إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، - وَكَانَا ثِقَةً - عَنْ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ بْنِ أَبِي حَسَنٍ، وَعَبَّادِ بْنِ تَمِيمٍ، - وَكَانَا ثِقَةً - عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏
"‏ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ مِنَ الْوَرِقِ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسٍ مِنَ الإِبِلِ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوْسُقٍ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏
Ebu Sa'id el-Hudri'den rivayet edildiğine göre: "Resûlullah'ın şöyle dediğini işittim: "Beş evsâk gümüşten daha azına sadaka verilmez, beş dhawd'dan (baş) deveye sadaka gerekmez ve beş evsuk'tan daha az hurmaya da sadaka verilmez."
43
Sünen Nesâî # 23/2477
Ali, Allah ondan razı olsun (RA)
أَخْبَرَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ ضَمْرَةَ، عَنْ عَلِيٍّ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏
"‏ قَدْ عَفَوْتُ عَنِ الْخَيْلِ وَالرَّقِيقِ فَأَدُّوا زَكَاةَ أَمْوَالِكُمْ مِنْ كُلِّ مِائَتَيْنِ خَمْسَةً ‏"‏ ‏.‏
Ali (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: "Resulullah (sav) buyurdu ki: 'Ben sizi at ve kölelerin zekatından muaf tuttum. Malınızın zekatını her iki yüz (dirhem) beş için verin.
44
Sünen Nesâî # 23/2478
Hz. Ali (r.a.)
أَخْبَرَنَا حُسَيْنُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ ضَمْرَةَ، عَنْ عَلِيٍّ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏
"‏ قَدْ عَفَوْتُ عَنِ الْخَيْلِ وَالرَّقِيقِ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ مِائَتَيْنِ زَكَاةٌ ‏"‏ ‏.‏
Ali (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: "Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Ben sizi ev ve kölelerin zekatından muaf tuttum ve iki yüz dirhemden aşağısı için zekat verilmez."
45
Sünen Nesâî # 23/2479
Amr bin Şu'Aib (RA)
أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ حُسَيْنٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ امْرَأَةً، مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِنْتٌ لَهَا فِي يَدِ ابْنَتِهَا مَسَكَتَانِ غَلِيِظَتَانِ مِنْ ذَهَبٍ فَقَالَ ‏"‏ أَتُؤَدِّينَ زَكَاةَ هَذَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَيَسُرُّكِ أَنْ يُسَوِّرَكِ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ بِهِمَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ سِوَارَيْنِ مِنْ نَارٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَخَلَعَتْهُمَا فَأَلْقَتْهُمَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ هُمَا لِلَّهِ وَلِرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏
Amr bin Şuayb'dan, babasından ve dedesinden şöyle rivayet edilmiştir: Yemen kavminden bir kadın, yanında bir kızıyla birlikte Resûlullah'a geldi ve kızının elinde iki kalın altın bilezik vardı. Dedi ki: "Bunların zekatını veriyor musun? O da: "Hayır" dedi. Dedi ki: "Kıyamet gününde Allah sana ateşten iki bilezik taksa hoşuna gider mi? "Bunun üzerine o da onları alıp Resûlullah'a verdi ve şöyle dedi: "Onlar Allah ve Rasûlü içindir.
46
Sünen Nesâî # 23/2480
Amr bin Şu'Aib (RA)
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ حُسَيْنًا، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ شُعَيْبٍ، قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةٌ وَمَعَهَا بِنْتٌ لَهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَفِي يَدِ ابْنَتِهَا مَسَكَتَانِ نَحْوَهُ مُرْسَلٌ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ خَالِدٌ أَثْبَتُ مِنَ الْمُعْتَمِرِ ‏.‏
Amr bin Şuayb şöyle dedi: "Bir kadın, yanında bir kızıyla birlikte Resûlullah'a geldi ve kızının kolunda iki bilezik vardı."
47
Sünen Nesâî # 23/2481
Abdullah ibn Umar (RA)
أَخْبَرَنَا الْفَضْلُ بْنُ سَهْلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو النَّضْرِ، هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏
"‏ إِنَّ الَّذِي لاَ يُؤَدِّي زَكَاةَ مَالِهِ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مَالُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ لَهُ زَبِيبَتَانِ - قَالَ - فَيَلْتَزِمُهُ أَوْ يُطَوِّقُهُ - قَالَ - يَقُولُ أَنَا كَنْزُكَ أَنَا كَنْزُكَ ‏"‏ ‏.‏
İbni Ömer (r.a) şöyle demiştir: "Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Kim malının zekatını vermezse, kıyamet günü malı ona, gözlerinin üzerinde iki nokta bulunan kel bir Şuca'a[2] gibi görünecektir. O, ona tutunacak veya onu çevreleyecek ve şöyle diyecek: Ben senin biriktirdiğin hazinenim, ben senin biriktirdiğin hazinenim.
48
Sünen Nesâî # 23/2482
Ebû Hüreyre (r.a.)
أَخْبَرَنَا الْفَضْلُ بْنُ سَهْلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ مُوسَى الأَشْيَبُ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ الْمَدَنِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ آتَاهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ مَالاً فَلَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهُ مُثِّلَ لَهُ مَالُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ لَهُ زَبِيبَتَانِ يَأْخُذُ بِلِهْزِمَتَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُ أَنَا مَالُكَ أَنَا كَنْزُكَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ تَلاَ هَذِهِ الآيَةَ ‏{‏ وَلاَ يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ ‏}‏ الآيَةَ ‏.‏
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Eğer Allah bir kimseye mal verir ve o kimse bunun zekatını vermezse, bu mal ona kıyamet gününde gözlerinin üzerinde iki nokta bulunan kel bir şuca'a olarak görünür. Kıyamet günü ağzının kenarlarını tutar ve 'Ben senin malınım, ben senin biriktirdiğin hazinenim' der. Şu ayeti okudu: 'Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde tamah edenler ve bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar (ve bu yüzden farz olan zekatı ödemezler).
49
Sünen Nesâî # 23/2483
It was narrated the Abu Sa'eed Al-Khudri said
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أُمَيَّةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏
"‏ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوْسَاقٍ مِنْ حَبٍّ أَوْ تَمْرٍ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏
Ebu Said el-Hudri'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlullah buyurdu ki: Beş evsaktan az tahıl veya hurma için sadaka yoktur."
50
Sünen Nesâî # 23/2484
Ebu Sa'id El Hudri (RA)
أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ الْقَاسِمِ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏
"‏ لاَ يَحِلُّ فِي الْبُرِّ وَالتَّمْرِ زَكَاةٌ حَتَّى تَبْلُغَ خَمْسَةَ أَوْسُقٍ وَلاَ يَحِلُّ فِي الْوَرِقِ زَكَاةٌ حَتَّى تَبْلُغَ خَمْسَةَ أَوَاقٍ وَلاَ يَحِلُّ فِي إِبِلٍ زَكَاةٌ حَتَّى تَبْلُغَ خَمْسَ ذَوْدٍ ‏"‏ ‏.‏
Ebu Said el-Hudri'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah şöyle buyurdu: "Buğday ve hurma, miktarı beş evkûk'a ulaşmadıkça zekat gerekmez. Miktarı beş evk'e ulaşmadıkça gümüşe zekât verilmez. Sayısı beş evk'e ulaşmadıkça develere zekât verilmez.