9 Hadis
01
Muvatta # 37/1455
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَا حَقُّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ لَهُ شَىْءٌ يُوصَى فِيهِ يَبِيتُ لَيْلَتَيْنِ إِلاَّ وَوَصِيَّتُهُ عِنْدَهُ مَكْتُوبَةٌ ‏"‏ ‏.‏
Abdullah b. Ömer (r.a)'den rivayete göre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Vasiyet edilebilecek bir mal'a sahip olan Müslüman kişinin yanında vasiyeti yazılı olmadan iki gece geçirmesi doğru değildir." Diğer tahric: Buharı, Vesaya; Müslim, Vasiyet
02
Muvatta # 37/1456
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ عَمْرَو بْنَ سُلَيْمٍ الزُّرَقِيَّ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، قِيلَ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ إِنَّ هَا هُنَا غُلاَمًا يَفَاعًا لَمْ يَحْتَلِمْ مِنْ غَسَّانَ وَوَارِثُهُ بِالشَّامِ وَهُوَ ذُو مَالٍ وَلَيْسَ لَهُ هَا هُنَا إِلاَّ ابْنَةُ عَمٍّ لَهُ ‏.‏ قَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فَلْيُوصِ لَهَا ‏.‏ قَالَ فَأَوْصَى لَهَا بِمَالٍ يُقَالُ لَهُ بِئْرُ جُشَمٍ قَالَ عَمْرُو بْنُ سُلَيْمٍ فَبِيعَ ذَلِكَ الْمَالُ بِثَلاَثِينَ أَلْفَ دِرْهَمٍ وَابْنَةُ عَمِّهِ الَّتِي أَوْصَى لَهَا هِيَ أُمُّ عَمْرِو بْنِ سُلَيْمٍ الزُّرَقِيِّ ‏.‏
Amr b. Süleym ez Züraki (r.a)'ın haber verdiğine göre, Ömer b. Hattab'a şöyle denildi: "Burada akıl baliğ olmamış Gassanlı zengin bir çocuk var. Varisleri ise Şam'dadır. Burada yalnız bir amca kızı var, ne yapılması gerekir?" Ömer b. Hattab şöyle dedi: "Amcasının kızına vasiyette bulunsun, bu çocukta amca kızına Bi'r-i Cüşem denilen yeri vasiyet etti. Amr b. Süleym dedi ki: "Bu malotuzbin dirheme satıldı, vasiyet ettiği amca kızı ise Ümmü Amr b. Süleym ez Züraki'dir." (Sadece İmam-ı Malik'in Muvatta'ında geçmektedir)
03
Muvatta # 37/1457
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ، أَنَّ غُلاَمًا، مِنْ غَسَّانَ حَضَرَتْهُ الْوَفَاةُ بِالْمَدِينَةِ وَوَارِثُهُ بِالشَّامِ فَذُكِرَ ذَلِكَ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَقِيلَ لَهُ إِنَّ فُلاَنًا يَمُوتُ أَفَيُوصِي قَالَ فَلْيُوصِ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ قَالَ أَبُو بَكْرٍ وَكَانَ الْغُلاَمُ ابْنَ عَشْرِ سِنِينَ أَوِ اثْنَتَىْ عَشْرَةَ سَنَةً ‏.‏ قَالَ فَأَوْصَى بِبِئْرِ جُشَمٍ فَبَاعَهَا أَهْلُهَا بِثَلاَثِينَ أَلْفَ دِرْهَمٍ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى سَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا أَنَّ الضَّعِيفَ فِي عَقْلِهِ وَالسَّفِيهَ وَالْمُصَابَ الَّذِي يُفِيقُ أَحْيَانًا تَجُوزُ وَصَايَاهُمْ إِذَا كَانَ مَعَهُمْ مِنْ عُقُولِهِمْ مَا يَعْرِفُونَ مَا يُوصُونَ بِهِ فَأَمَّا مَنْ لَيْسَ مَعَهُ مِنْ عَقْلِهِ مَا يَعْرِفُ بِذَلِكَ مَا يُوصِي بِهِ وَكَانَ مَغْلُوبًا عَلَى عَقْلِهِ فَلاَ وَصِيَّةَ لَهُ ‏.‏
Malik bana, Yahya ibn Said'den, o da Ebu Bekir ibn Hazm'dan, Gassanlı bir çocuğun, veliahtı Suriye'deyken Medine'de ölmek üzere olduğunu anlattı. Bu Ömer ibn el-Hattab'a söylendi. Ona, "Filanca ölüyor. Vasiyet edecek mi?" denildi. "Vasiyet yapsın" dedi. Yahya ibn Said, Ebu Bekir'in "On veya on iki yaşlarında bir çocuktu" dediğini söyledi. Yahya, "Cuşam kuyusunu vasiyet etti ve kavmi onu 30.000 dirheme sattı" dedi. Yahya, Malik'in şöyle dediğini duyduğunu söyledi: "Toplumumuzda işlerin yapılmasında genel olarak uzlaşılan yol, zaman zaman iyileşen bir budalanın, budalanın veya bir delinin, ne yapacağını anlayacak kadar zekası varsa vasiyette bulunabilmesidir. Ne istediğini anlayacak kadar aklı olmayan ve aklı galip gelen bir kişi, vasiyette bulunamaz.
04
Muvatta # 37/1458
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ جَاءَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي عَامَ حَجَّةِ الْوَدَاعِ مِنْ وَجَعٍ اشْتَدَّ بِي فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ بَلَغَ بِي مِنَ الْوَجَعِ مَا تَرَى وَأَنَا ذُو مَالٍ وَلاَ يَرِثُنِي إِلاَّ ابْنَةٌ لِي أَفَأَتَصَدَّقُ بِثُلُثَىْ مَالِي قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ فَالشَّطْرُ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الثُّلُثُ وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ إِنَّكَ أَنْ تَذَرَ وَرَثَتَكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَذَرَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ وَإِنَّكَ لَنْ تُنْفِقَ نَفَقَةً تَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ إِلاَّ أُجِرْتَ حَتَّى مَا تَجْعَلُ فِي فِي امْرَأَتِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَأُخَلَّفُ بَعْدَ أَصْحَابِي فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّكَ لَنْ تُخَلَّفَ فَتَعْمَلَ عَمَلاً صَالِحًا إِلاَّ ازْدَدْتَ بِهِ دَرَجَةً وَرِفْعَةً وَلَعَلَّكَ أَنْ تُخَلَّفَ حَتَّى يَنْتَفِعَ بِكَ أَقْوَامٌ وَيُضَرَّ بِكَ آخَرُونَ اللَّهُمَّ أَمْضِ لأَصْحَابِي هِجْرَتَهُمْ وَلاَ تَرُدَّهُمْ عَلَى أَعْقَابِهِمْ لَكِنِ الْبَائِسُ سَعْدُ ابْنُ خَوْلَةَ يَرْثِي لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ مَاتَ بِمَكَّةَ ‏"‏ ‏.‏
Amir b. Sa'd b. ebi Vakkas (r.a.)'nın babasından rivayetle şöyle demiştir: "Veda haccı senesi hastalığım ın artması üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni ziyarete gelmişti. Ona: "Ey Allah'ın Rasulü! Gördüğün gibi hastalığım çok şiddetlendi. Ben mal mülk sahibi biriyim. Kızımdan başka da varisim yok. Malımın üçte ikisini ona verebilir miyim?" Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Hayır" dedi. Ben de: "Peki yarısını verebilir miyim?" dedim Yine: "Hayır" buyurdu. Sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Üçte birini verebilirsin; o da çoktur ama varislerini zengin bırakman, başkalarına el açacak durumda bırakmandan hayırlıdır. Allah'ın rızasını kazanmak için yapacağın her harcamadan dolayı ecir alırsın. Hatta hanımının ağzına koyduğun her lokmada bile ... " Sa'd dedi ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Arkadaşlarım seninle Medine'ye gidecekler, ben burada kalacak mıyım?" dedim. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Hayır sen burada kalıp ölmeyeceksin, iyi ameller işleyeceksin, derecen yükselecek, Müslümanlar senden faydalanıp kafirler zarar görünceye kadar yaşayacaksın. Allah'ım! Ashabırnın hicretini tamamla onları gerisin geriye çevirme, fakat gerçekten üzülmesi gereken Sa'd b. Havle'dir." Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun Mekke'de ölmesine üzüldü." Diğer tahric: Buharı, Cenaiz; Müslim, Vasiyyet
05
Muvatta # 37/1459
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ مُخَنَّثًا، كَانَ عِنْدَ أُمِّ سَلَمَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَقَالَ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أُمَيَّةَ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَسْمَعُ يَا عَبْدَ اللَّهِ إِنْ فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ الطَّائِفَ غَدًا فَأَنَا أَدُلُّكَ عَلَى ابْنَةِ غَيْلاَنَ فَإِنَّهَا تُقْبِلُ بِأَرْبَعٍ وَتُدْبِرُ بِثَمَانٍ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَدْخُلَنَّ هَؤُلاَءِ عَلَيْكُمْ ‏"‏ ‏.‏
Hişam b. Urve (r.a)'ın babasından rivayete göre, kadınlaşmış ve erkekliği kalmamış bir kişi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımı Ümmü Selerne'nin yanında iken Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem o kimsenin şöyle dediğini duyuyordu: "Ey Abdullah! Allah size Taif şehrini fethetmeyi nasib ederse Gaylan'ın kızına git, o kadın o kadar semiz ki önden bakınca dört kat, arkadan bakınca sekiz kat görünüyor." Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Artık bunlar sizin yanınıza girmesinier" buyurdu. Diğer tahric: Buhari, Meğazi; Müslim, Selam
06
Muvatta # 37/1460
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ قَالَ سَمِعْتُ الْقَاسِمَ بْنَ مُحَمَّدٍ، يَقُولُ كَانَتْ عِنْدَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ امْرَأَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ فَوَلَدَتْ لَهُ عَاصِمَ بْنَ عُمَرَ ثُمَّ إِنَّهُ فَارَقَهَا فَجَاءَ عُمَرُ قُبَاءً فَوَجَدَ ابْنَهُ عَاصِمًا يَلْعَبُ بِفِنَاءِ الْمَسْجِدِ فَأَخَذَ بِعَضُدِهِ فَوَضَعَهُ بَيْنَ يَدَيْهِ عَلَى الدَّابَّةِ فَأَدْرَكَتْهُ جَدَّةُ الْغُلاَمِ فَنَازَعَتْهُ إِيَّاهُ حَتَّى أَتَيَا أَبَا بَكْرٍ الصِّدِّيقَ فَقَالَ عُمَرُ ابْنِي ‏.‏ وَقَالَتِ الْمَرْأَةُ ابْنِي ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ خَلِّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ ‏.‏ قَالَ فَمَا رَاجَعَهُ عُمَرُ الْكَلاَمَ ‏.‏ قَالَ وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ وَهَذَا الأَمْرُ الَّذِي آخُذُ بِهِ فِي ذَلِكَ ‏.‏
Yahya b. Said (r.a)'den rivayete göre, şöyle demiştir: "Kasım b. Muhammed' den işittim şöyle diyordu: "Ömer b. Hattab ensardan bir kadınla evliydi. Ondan Asım isminde bir oğlu oldu. Sonra ondan ayrıldı. Ömer Kuba'ya geldiğinde oğlu Asım'ı mescidin avlusunda oynarken gördü. Onu kucakladı. Hayvanının önüne onu oturttu. Bunun üzerine nenesi yetişti, çocuğu Ömer'den almak istedi. Oda vermedi, münakaşa ettiler. İkisi birlikte Ebu Bekir'in yanına geldiler. Ömer: "Bu çocuk benim oğlum" dedi. Kadında: "Torunum" dedi. Ebu Bekir ise Ömer' e: "Çocukla ninesinin arasına girme" dedi. Ravi diyor ki: "Ömer bu işin üzerine düşmedi." * Yahya dedi ki: "Malik'den işittim şöyle diyordu: "Benimde uygulamam aynen böyledir." (Sadece İmam-ı Malik'in Muvatta'ında geçmektedir)
07
Muvatta # 37/1461
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ أَبَا الدَّرْدَاءِ، كَتَبَ إِلَى سَلْمَانَ الْفَارِسِيِّ أَنْ هَلُمَّ إِلَى الأَرْضِ الْمُقَدَّسَةِ فَكَتَبَ إِلَيْهِ سَلْمَانُ إِنَّ الأَرْضَ لاَ تُقَدِّسُ أَحَدًا وَإِنَّمَا يُقَدِّسُ الإِنْسَانَ عَمَلُهُ وَقَدْ بَلَغَنِي أَنَّكَ جُعِلْتَ طَبِيبًا تُدَاوِي فَإِنْ كُنْتَ تُبْرِئُ فَنِعِمَّا لَكَ وَإِنْ كُنْتَ مُتَطَبِّبًا فَاحْذَرْ أَنْ تَقْتُلَ إِنْسَانًا فَتَدْخُلَ النَّارَ ‏.‏ فَكَانَ أَبُو الدَّرْدَاءِ إِذَا قَضَى بَيْنَ اثْنَيْنِ ثُمَّ أَدْبَرَا عَنْهُ نَظَرَ إِلَيْهِمَا وَقَالَ ارْجِعَا إِلَىَّ أَعِيدَا عَلَىَّ قِصَّتَكُمَا مُتَطَبِّبٌ وَاللَّهِ ‏.‏ قَالَ وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ مَنِ اسْتَعَانَ عَبْدًا بِغَيْرِ إِذْنِ سَيِّدِهِ فِي شَىْءٍ لَهُ بَالٌ وَلِمِثْلِهِ إِجَارَةٌ فَهُوَ ضَامِنٌ لِمَا أَصَابَ الْعَبْدَ إِنْ أُصِيبَ الْعَبْدُ بِشَىْءٍ وَإِنْ سَلِمَ الْعَبْدُ فَطَلَبَ سَيِّدُهُ إِجَارَتَهُ لِمَا عَمِلَ فَذَلِكَ لِسَيِّدِهِ وَهُوَ الأَمْرُ عِنْدَنَا ‏.‏ قَالَ وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ فِي الْعَبْدِ يَكُونُ بَعْضُهُ حُرًّا وَبَعْضُهُ مُسْتَرَقًّا إِنَّهُ يُوقَفُ مَالُهُ بِيَدِهِ وَلَيْسَ لَهُ أَنْ يُحْدِثَ فِيهِ شَيْئًا وَلَكِنَّهُ يَأْكُلُ فِيهِ وَيَكْتَسِي بِالْمَعْرُوفِ فَإِذَا هَلَكَ فَمَالُهُ لِلَّذِي بَقِيَ لَهُ فِيهِ الرِّقُّ ‏.‏ قَالَ وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ الأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّ الْوَالِدَ يُحَاسِبُ وَلَدَهُ بِمَا أَنْفَقَ عَلَيْهِ مِنْ يَوْمِ يَكُونُ لِلْوَلَدِ مَالٌ - نَاضًّا كَانَ أَوْ عَرْضًا - إِنْ أَرَادَ الْوَالِدُ ذَلِكَ ‏.‏
Yahya, Malik'in mal, hayvan, elbise veya eşya satın alan bir adam hakkında konuştuğunu duyduğunu, satışa izin verilmediğini ve bu nedenle iptal edildiğini ve malları alan kişiye mallarını sahibine iade etmesi emredildiğini söyledi. Malik şöyle demiştir: "Mal sahibi, ancak kendisinden alındığı gün kıymete sahiptir, kendisine iade edildiği gün değil. Çünkü kişi, malı aldığı günden itibaren sorumludur ve bundan sonra mallarda meydana gelen kayıplar kendi aleyhinedir. Bu nedenle onların çoğalması ve büyümesi de kendisinindir. Bir kimse, malı iyi sattığı ve talep gördüğü bir zamanda alabilir, sonra fiyatı düştüğü ve kimsenin onu istemediği bir zamanda geri vermek zorunda kalabilir. Mesela, Adam, diğer adamdan malları alır, on dinara satar veya fiyatı bu iken elinde tutar, sonra da fiyatı sadece bir dinar iken geri vermek zorunda kalabilir. Ya da belki de adam bunları alıp bir dinar karşılığında satar veya elinde tutar, sonra geri verdiği gün değeri on dinar olur. Sahibine malından dokuz dinar ödemesi gerekmez, ancak zilyet olduğu şeyin alındığı günkü değerini ödemekle yükümlüdür." "Buna açıklık getiren şeylerden biri de, bir hırsız bir mal çaldığında sadece çaldığı günkü fiyatına bakılır. Eğer bu yüzden elin kesilmesi gerekiyorsa bu yapılır. Eğer hırsız durumu araştırılıncaya kadar hapiste tutulduğu veya kaçıp sonra yakalandığı için kesme geciktirilirse, elin kesilmesinin gecikmesi bir anlam ifade etmez. Çaldığı gün kendisine farz olan had, o mal daha sonra ucuzlasa bile elinden düşer. Bu malları aldığı gün mecbur kalmadıkça, daha sonra pahalı hale gelseler bile, gecikme, elin kesilmesini zorunlu kılmaz." Malik, Yahya ibn Said'den bana nakletti ki, Ebu'd-Derdâ, Selman el-Farsi'ye şöyle yazmıştı: "Hemen kutsal topraklara gelin." Selman da ona cevap yazdı: "Toprak kimseyi kutsal kılmaz. İnsanın eylemleri onu kutsal kılar. İnsanları tedavi etmek ve iyileştirmek için doktor olarak görevlendirildiğinizi duydum. Eğer masumsan, o zaman keyif alabilirsin! Eğer şarlatanlar iseniz, sakının, adam öldürüp ateşe girmekten sakının!" Ebu'd-Derdâ iki adam arasında hükmettiğinde ve onlar da ondan yüz çevirdiğinde onlara bakar ve şöyle derdi: "Bana geri dönün ve bana hikâyenizi bir daha anlatın. Bir şarlatan! Vallahi!" Yahya, Malik'in şöyle dediğini işittiğini söyledi: "Bir kimse, efendisinin izni olmadan, kendisi için önemli olan ve benzeri bir ücreti olan bir köleyi kullanırsa, başına bir şey gelirse kölenin başına gelenlerden sorumludur. Eğer köle güvendeyse ve efendisi yaptığının karşılığını istiyorsa, bu efendinin hakkıdır. Bizim ümmetimizde yapılan da budur." Yahya, Malik'in kısmen hür, kısmen köle olan bir köle hakkında şöyle dediğini duyduğunu söyledi: "Onun malı elinde asılıdır ve onunla hiçbir şeye başlayamaz. Ondan yer ve uygun bir şekilde giyinir. Ölürse malı, köle olduğu kimsenindir." Yahya, Malik'in şöyle dediğini duyduğunu ifade ederek, "Bizim toplumumuzda işlerin şekli, anne ve babanın, eğer ebeveyn isterse, çocuğuna malı, parası veya malı olduğu günden itibaren yaptığı harcamaların hesabını vermesidir.
08
Muvatta # 37/1462
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ دَلاَفٍ الْمُزَنِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ جُهَيْنَةَ كَانَ يَسْبِقُ الْحَاجَّ فَيَشْتَرِي الرَّوَاحِلَ فَيُغْلِي بِهَا ثُمَّ يُسْرِعُ السَّيْرَ فَيَسْبِقُ الْحَاجَّ فَأَفْلَسَ فَرُفِعَ أَمْرُهُ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَقَالَ أَمَّا بَعْدُ أَيُّهَا النَّاسُ فَإِنَّ الأُسَيْفِعَ أُسَيْفِعَ جُهَيْنَةَ رَضِيَ مِنْ دِينِهِ وَأَمَانَتِهِ بِأَنْ يُقَالَ سَبَقَ الْحَاجَّ أَلاَ وَإِنَّهُ قَدْ دَانَ مُعْرِضًا فَأَصْبَحَ قَدْ رِينَ بِهِ فَمَنْ كَانَ لَهُ عَلَيْهِ دَيْنٌ فَلْيَأْتِنَا بِالْغَدَاةِ نَقْسِمُ مَالَهُ بَيْنَهُمْ وَإِيَّاكُمْ وَالدَّيْنَ فَإِنَّ أَوَّلَهُ هَمٌّ وَآخِرَهُ حَرْبٌ ‏.‏
Ömer b. Abdurrahman b. Delaf el Müzeni (r.a) babasından rivayet ederek şöyle demiştir: "Cüheyne kabilesinden bir adam hacıları yarışmada geçer ve develeri onların ellerinden satın alır ve bu develerden kar sağlardı. Sonra yine yarış eder hacıları geçerdi. Daha sonraları bu kişi iflas etti. Durum Ömer b. Hattab'a aktarıldı. O da şöyle dedi: "Bundan sonra ey insanlar Üseyfia, Cüheyne kabilesinin Üseyfiası dindar ve güvenilir olmak yerine hacıları geçti diye övülmesini isteyen bir kişidir. Şimdi bu şahıs borç alarak alışveriş yapmış borcunu ödemeye yaklaşmamıştır. Borcu bütün malını götürecek hale gelmiştir. Kim onda alacağı varsa yarın bize gelsin, malını alacaklılar arasında taksim edeceğiz. Borçlanmaktan sakının borcun önü üzüntü sonu da malın elinden alınmasıdır." (Sadece İmam-ı Malik'in Muvatta'ında geçmektedir)
09
Muvatta # 37/1463
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ، قَالَ مَنْ نَحَلَ وَلَدًا لَهُ صَغِيرًا لَمْ يَبْلُغْ أَنْ يَحُوزَ نُحْلَهُ فَأَعْلَنَ ذَلِكَ لَهُ وَأَشْهَدَ عَلَيْهَا فَهِيَ جَائِزَةٌ وَإِنْ وَلِيَهَا أَبُوهُ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّ مَنْ نَحَلَ ابْنًا لَهُ صَغِيرًا ذَهَبًا أَوْ وَرِقًا ثُمَّ هَلَكَ وَهُوَ يَلِيهِ إِنَّهُ لاَ شَىْءَ لِلاِبْنِ مِنْ ذَلِكَ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ الأَبُ عَزَلَهَا بِعَيْنِهَا أَوْ دَفَعَهَا إِلَى رَجُلٍ وَضَعَهَا لاِبْنِهِ عِنْدَ ذَلِكَ الرَّجُلِ فَإِنْ فَعَلَ ذَلِكَ فَهُوَ جَائِزٌ لِلاِبْنِ ‏.‏
Yahya, Malik'ten şöyle dediğini duyduğunu söyledi: "Kölelerin suçu konusunda bizim sünnetimiz, bir kölenin insana verdiği zarardan, çaldığı bir şeyden, koruduğu bir şeyden veya kestiği, mahvettiği veya çaldığı bir hurma asmasından dolayı elin kesilmemesidir. Bu, kölenin şahsına aykırıdır ve az olsun, çok olsun, kölenin bedelini aşmaz. Efendisi, kölenin aldığı veya mahvettiği şeyin değerini vermek veya bedelini ödemek isterse, kölenin elinin kesilmemesidir. Yaralanmanın kan bedelini öder ve kölesini elinde tutar. Eğer onu teslim etmek isterse teslim eder ve bunların hiçbiri onun aleyhine değildir." Malik bana İbni Şihab'tan, o da Said ibn el-Müseyyeb'den, Osman ibn Affan'ın şöyle dediğini nakletti: "Bir kimse, kendisine bakabilecek yaşta olmayan küçük çocuğuna bir şey verirse ve bu hediyenin caiz olması için, hediyeyi halka açık hale getirir ve bunu şahit olarak gösterirse, baba o şeyin sorumluluğunu üstlense bile, hediye caiz olur." Malik şöyle dedi: "Bizim ümmetimizde yapılan şudur ki, bir adam küçük çocuğuna bir miktar altın veya gümüş verir ve sonra ölürse ve bu paralar kendisine ait olursa, baba onu bir kenara para olarak ayırmadıkça veya oğlu için saklaması için bir adama vermedikçe çocukta bundan hiç bir şey kalmaz. Eğer bunu yaparsa oğula bu caiz olur.