Kadıların Adabı
Bölümlere Dön
01
Sünen Nesâî # 49/5379
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، ح وَأَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ آدَمَ بْنِ سُلَيْمَانَ، عَنِ ابْنِ الْمُبَارَكِ، عَنْ سُفْيَانَ بْنِ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَوْسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ الْمُقْسِطِينَ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى عَلَى مَنَابِرَ مِنْ نُورٍ عَلَى يَمِينِ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَعْدِلُونَ فِي حُكْمِهِمْ وَأَهْلِيهِمْ وَمَا وَلُوا ". قَالَ مُحَمَّدٌ فِي حَدِيثِهِ " وَكِلْتَا يَدَيْهِ يَمِينٌ ".
Abdullah bin Amr bin El-As'tan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Adaletli ve adaletli olanlar, Allah katında nurdan tahtlar üzerinde, Rahman'ın sağında, hükümlerinde, aileleri ve görevli oldukları kimselerle ilişkilerinde adaletli olanlardır." Muhammed (rivayet edenlerden biri) hadisinde şöyle buyurmuştur: "Ve O'nun her iki eli de sağ ellerdir.
02
Sünen Nesâî # 49/5380
أَخْبَرَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ خُبَيْبِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ
" سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَوْمَ لاَ ظِلَّ إِلاَّ ظِلُّهُ إِمَامٌ عَادِلٌ وَشَابٌّ نَشَأَ فِي عِبَادَةِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ فِي خَلاَءٍ فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ وَرَجُلٌ كَانَ قَلْبُهُ مُعَلَّقًا فِي الْمَسْجِدِ وَرَجُلاَنِ تَحَابَّا فِي اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَرَجُلٌ دَعَتْهُ امْرَأَةٌ ذَاتُ مَنْصِبٍ وَجَمَالٍ إِلَى نَفْسِهَا فَقَالَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ فَأَخْفَاهَا حَتَّى لاَ تَعْلَمَ شِمَالُهُ مَا صَنَعَتْ يَمِينُهُ ".
" سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَوْمَ لاَ ظِلَّ إِلاَّ ظِلُّهُ إِمَامٌ عَادِلٌ وَشَابٌّ نَشَأَ فِي عِبَادَةِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ فِي خَلاَءٍ فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ وَرَجُلٌ كَانَ قَلْبُهُ مُعَلَّقًا فِي الْمَسْجِدِ وَرَجُلاَنِ تَحَابَّا فِي اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَرَجُلٌ دَعَتْهُ امْرَأَةٌ ذَاتُ مَنْصِبٍ وَجَمَالٍ إِلَى نَفْسِهَا فَقَالَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ فَأَخْفَاهَا حَتَّى لاَ تَعْلَمَ شِمَالُهُ مَا صَنَعَتْ يَمِينُهُ ".
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kendi gölgesinden başka gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah, kendi gölgesinde gölgelendireceği yedi kişi vardır: Adil bir hükümdar, Aziz ve Celil olan Allah'a ibadet ederek büyüyen bir genç, yalnız kaldığında Allah'ı anan ve gözleri yaşlarla akan bir adam, kalbi mescide bağlı bir adam, seven iki adam. Aziz ve Celil olan Allah rızası için birbirlerine, yüksek mevki ve güzelliğe sahip bir kadın tarafından (günah işlemeye) çağrılan, fakat "Ben Allah'tan korkarım" diyen adam ve sadaka verip onu gizleyen ve sağ elinin ne yaptığını sol eli bilmeyen adam.
03
Sünen Nesâî # 49/5381
أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ أَنْبَأَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي بَكْرِ، {بْنِ} مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم
" إِذَا حَكَمَ الْحَاكِمُ فَاجْتَهَدَ فَأَصَابَ فَلَهُ أَجْرَانِ وَإِذَا اجْتَهَدَ فَأَخْطَأَ فَلَهُ أَجْرٌ ".
" إِذَا حَكَمَ الْحَاكِمُ فَاجْتَهَدَ فَأَصَابَ فَلَهُ أَجْرَانِ وَإِذَا اجْتَهَدَ فَأَخْطَأَ فَلَهُ أَجْرٌ ".
Ebu Hureyre'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: 'Eğer bir hakim, hüküm verir, doğru sonuca ulaşmaya çalışır ve onu doğru yaparsa, ona iki sevap vardır; eğer doğru sonuca ulaşmaya çalışır ama yanlış anlarsa, ona yine bir sevap verilir.
04
Sünen Nesâî # 49/5382
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ أَبِي عُمَيْسٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ أَتَانِي نَاسٌ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ فَقَالُوا اذْهَبْ مَعَنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِنَّ لَنَا حَاجَةً. فَذَهَبْتُ مَعَهُمْ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ اسْتَعِنْ بِنَا فِي عَمَلِكَ. قَالَ أَبُو مُوسَى فَاعْتَذَرْتُ مِمَّا قَالُوا وَأَخْبَرْتُ أَنِّي لاَ أَدْرِي مَا حَاجَتُهُمْ فَصَدَّقَنِي وَعَذَرَنِي. فَقَالَ
" إِنَّا لاَ نَسْتَعِينُ فِي عَمَلِنَا بِمَنْ سَأَلَنَا ".
" إِنَّا لاَ نَسْتَعِينُ فِي عَمَلِنَا بِمَنْ سَأَلَنَا ".
Ebu Musa'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Eş'arilerden bir grup bana geldiler ve şöyle dediler: 'Bizimle Resûlullah'a (s.a.v.) gel, çünkü ona soracak bir şeyimiz var.' Ben de onlarla birlikte gittim ve dediler ki: 'Ey Allah'ın Resulü, işlerinde bizi kullan.'." Ebu Musa şöyle dedi: "Söyledikleri için özür diledim ve ona ne soracaklarını bilmediğimi söyledim. Bana inandı ve beni mazur gördü ve şöyle dedi: 'Biz, bizden bunu isteyeni görevlendirmeyiz.
05
Sünen Nesâî # 49/5383
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا، يُحَدِّثُ عَنْ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الأَنْصَارِ جَاءَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَلاَ تَسْتَعْمِلْنِي كَمَا اسْتَعْمَلْتَ فُلاَنًا قَالَ
" إِنَّكُمْ سَتَلْقَوْنَ بَعْدِي أَثَرَةً فَاصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوْنِي عَلَى الْحَوْضِ ".
" إِنَّكُمْ سَتَلْقَوْنَ بَعْدِي أَثَرَةً فَاصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوْنِي عَلَى الْحَوْضِ ".
Usayd bin Hudayr'dan rivayet edildiğine göre: Ensar'dan bir adam Resûlullah'a (s.a.v.) geldi ve şöyle dedi: "Filan'ı görevlendirdiğin gibi beni de görevlendirmeyecek misin?" Dedi ki: "Ben gittikten sonra bencillikle karşılaşacaksınız, o halde benimle sarnıçta buluşana kadar sabredin."
06
Sünen Nesâî # 49/5384
أَخْبَرَنَا مُجَاهِدُ بْنُ مُوسَى، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَمُرَةَ، ح وَأَنْبَأَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم
" لاَ تَسْأَلِ الإِمَارَةَ فَإِنَّكَ إِنْ أُعْطِيتَهَا عَنْ مَسْأَلَةٍ وُكِلْتَ إِلَيْهَا وَإِنْ أُعْطِيتَهَا عَنْ غَيْرِ مَسْأَلَةٍ أُعِنْتَ عَلَيْهَا ".
" لاَ تَسْأَلِ الإِمَارَةَ فَإِنَّكَ إِنْ أُعْطِيتَهَا عَنْ مَسْأَلَةٍ وُكِلْتَ إِلَيْهَا وَإِنْ أُعْطِيتَهَا عَنْ غَيْرِ مَسْأَلَةٍ أُعِنْتَ عَلَيْهَا ".
Abdurrahman bin Semüre'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Valilik istemeyin. Çünkü eğer o size dilemek için verilirse, kendi halinize bırakılırsınız, eğer size sormadan verilirse, size yardım edilir (Allah tarafından)'.
07
Sünen Nesâî # 49/5385
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ آدَمَ بْنِ سُلَيْمَانَ، عَنِ ابْنِ الْمُبَارَكِ، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ
" إِنَّكُمْ سَتَحْرِصُونَ عَلَى الإِمَارَةِ وَإِنَّهَا سَتَكُونُ نَدَامَةً وَحَسْرَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَنِعْمَتِ الْمُرْضِعَةُ وَبِئْسَتِ الْفَاطِمَةُ ".
" إِنَّكُمْ سَتَحْرِصُونَ عَلَى الإِمَارَةِ وَإِنَّهَا سَتَكُونُ نَدَامَةً وَحَسْرَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَنِعْمَتِ الْمُرْضِعَةُ وَبِئْسَتِ الْفَاطِمَةُ ".
Ebu Hureyre'den rivayet edilmiştir: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Valiliğe hevesli olacaksın ama kıyamet gününde pişmanlık ve ziyan olacak. Onlar hayattayken ne güzel bir makamdır, ama öldüklerinde (ve onu geride bıraktıklarında) durumları ne kadar kötüdür."
08
Sünen Nesâî # 49/5386
أَخْبَرَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، قَدِمَ رَكْبٌ مِنْ بَنِي تَمِيمٍ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَبُو بَكْرٍ أَمِّرِ الْقَعْقَاعَ بْنَ مَعْبَدٍ. وَقَالَ عُمَرُ رضى الله عنه بَلْ أَمِّرِ الأَقْرَعَ بْنَ حَابِسٍ. فَتَمَارَيَا حَتَّى ارْتَفَعَتْ أَصْوَاتُهُمَا فَنَزَلَتْ فِي ذَلِكَ {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَىِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ} حَتَّى انْقَضَتِ الآيَةُ {وَلَوْ أَنَّهُمْ صَبَرُوا حَتَّى تَخْرُجَ إِلَيْهِمْ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ}.
Abdullah bin Ez-Zübeyr anlatıyor: Benî Temim'den bir grup Peygamber Efendimiz'e geldi. Ebu Bekir şöyle dedi: "El-Ka'ka' bin Ma'bed'i (komutan veya vali olarak) atayın" ve Ömer de: "Hayır, El-Akra' bin Habis'i (atayın)" dedi. Seslerini yükseltinceye kadar tartıştılar, sonra şu ayet nazil oldu: "Ey iman edenler! Allah ve Resulünün huzurunda önceden karar vermeyin..." Ayetin sonuna kadar: "Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette onlar için daha hayırlı olurdu."
09
Sünen Nesâî # 49/5387
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ، وَهُوَ ابْنُ الْمِقْدَامِ بْنِ شُرَيْحٍ {عَنْ أَبِيهِ،} عَنْ شُرَيْحِ بْنِ هَانِئٍ، عَنْ أَبِيهِ، هَانِئٍ أَنَّهُ لَمَّا وَفَدَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَمِعَهُ وَهُمْ يَكْنُونَ هَانِئًا أَبَا الْحَكَمِ فَدَعَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ " إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَكَمُ وَإِلَيْهِ الْحُكْمُ فَلِمَ تُكَنَّى أَبَا الْحَكَمِ ". فَقَالَ إِنَّ قَوْمِي إِذَا اخْتَلَفُوا فِي شَىْءٍ أَتَوْنِي فَحَكَمْتُ بَيْنَهُمْ فَرَضِيَ كِلاَ الْفَرِيقَيْنِ. قَالَ " مَا أَحْسَنَ مِنْ هَذَا فَمَا لَكَ مِنَ الْوُلْدِ ". قَالَ لِي شُرَيْحٌ وَعَبْدُ اللَّهِ وَمُسْلِمٌ. قَالَ " فَمَنْ أَكْبَرُهُمْ ". قَالَ شُرَيْحٌ. قَالَ " فَأَنْتَ أَبُو شُرَيْحٍ ". فَدَعَا لَهُ وَلِوَلَدِهِ.
Şureyh bin Hani'den babasından rivayet edilmiştir: Resûlullah'a (s.a.v.) geldiğinde ve onların Hani'yi Ebu'l-Hakam lakabıyla çağırdıklarını duyunca, Resûlullah (S.A.V) onu çağırdı ve ona şöyle dedi: "Allah, Hakimdir, hüküm O'nundur. Neden sen Ebu'l-Hakem olarak tanınıyorsun?" Dedi ki: "Eğer kavmim bir konuda anlaşmazlığa düşerse bana gelirler, ben de aralarında hüküm veririm ve her ikisi de bunu kabul eder." "Ne güzel bu. Çocuğunuz var mı?" dedi. "Benim Şureyh'im, Abdullah'ım ve Müslim'im var" dedi. "Onların en büyüğü kimdir?" dedi. "Şureih" dedi. "O halde sen Ebu Şureyh'sin" dedi ve kendisi ve oğlu için dua etti.
10
Sünen Nesâî # 49/5388
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، قَالَ عَصَمَنِي اللَّهُ بِشَىْءٍ سَمِعْتُهُ مِنْ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا هَلَكَ كِسْرَى قَالَ " مَنِ اسْتَخْلَفُوا ". قَالُوا بِنْتَهُ. قَالَ " لَنْ يُفْلِحَ قَوْمٌ وَلَّوْا أَمْرَهُمُ امْرَأَةً ".
Ebu Bekre'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Allah, Resûlullah'tan (SAV) duyduğum bir sözle beni korudu. Kisrâ vefat edince şöyle dedi: 'Kendisine halefi olarak kimi görevlendirdiler?' 'Kızı' dediler. Şöyle dedi: 'Liderliğini bir kadına emanet eden hiçbir halk asla başarılı olamayacak'
11
Sünen Nesâî # 49/5389
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ هَاشِمٍ، عَنِ الْوَلِيدِ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ الْفَضْلِ بْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ كَانَ رَدِيفَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَدَاةَ النَّحْرِ فَأَتَتْهُ امْرَأَةٌ مِنْ خَثْعَمٍ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ فَرِيضَةَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ فِي الْحَجِّ عَلَى عِبَادِهِ أَدْرَكَتْ أَبِي شَيْخًا كَبِيرًا لاَ يَسْتَطِيعُ أَنْ يَرْكَبَ إِلاَّ مُعْتَرِضًا أَفَأَحُجُّ عَنْهُ قَالَ
" نَعَمْ حُجِّي عَنْهُ فَإِنَّهُ لَوْ كَانَ عَلَيْهِ دَيْنٌ قَضَيْتِيهِ ".
" نَعَمْ حُجِّي عَنْهُ فَإِنَّهُ لَوْ كَانَ عَلَيْهِ دَيْنٌ قَضَيْتِيهِ ".
Fadl bin Abbas'tan rivayet edildiğine göre: Kurban günü sabahı Resûlullah'ın (s.a.v.) arkasında at üzerindeydi ki, Has'am'dan bir kadın ona geldi ve şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, Allah'ın kullarına hac yapma emri geldi; babam ise yaşlı bir adamdır ve bir bineğe çapraz bağlanmadıkça binemez; onun adına hac yapabilir miyim?" Dedi ki: "Evet, onun adına hac yap, eğer bir borcu varsa onu ödersin."
12
Sünen Nesâî # 49/5390
أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ شِهَابٍ، ح وَأَخْبَرَنِي مَحْمُودُ بْنُ خَالِدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عُمَرُ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، حَدَّثَنِي الزُّهْرِيُّ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ امْرَأَةً مِنْ خَثْعَمٍ اسْتَفْتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالْفَضْلُ رَدِيفُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ فَرِيضَةَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ فِي الْحَجِّ عَلَى عِبَادِهِ أَدْرَكَتْ أَبِي شَيْخًا كَبِيرًا لاَ يَسْتَطِيعُ أَنْ يَسْتَوِيَ عَلَى الرَّاحِلَةِ فَهَلْ يُجْزِئُ قَالَ مَحْمُودٌ فَهَلْ يَقْضِي - أَنْ أَحُجَّ عَنْهُ فَقَالَ لَهَا
" نَعَمْ ". قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَقَدْ رَوَى هَذَا الْحَدِيثَ غَيْرُ وَاحِدٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ فَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ مَا ذَكَرَ الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ.
" نَعَمْ ". قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَقَدْ رَوَى هَذَا الْحَدِيثَ غَيْرُ وَاحِدٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ فَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ مَا ذَكَرَ الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ.
Süleyman bin Yesar'dan rivayet edildiğine göre, İbn Abbas ona şöyle demiştir: "Has'am'dan bir kadın, Fadl, Resûlullah'ın (s.a.v.) arkasında bindiği sırada Resûlullah'a (s.a.v.) bir soru sordu. O şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Resulü, Allah'ın kullarına hac yapma emri geldi, babam ise yaşlı bir adamdır, eyerde dik oturamaz. Ben kılsam yeterli olur mu? Onun adına hac mı?' Şöyle dedi: 'Evet
13
Sünen Nesâî # 49/5391
قَالَ الْحَارِثُ بْنُ مِسْكِينٍ قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، عَنِ ابْنِ الْقَاسِمِ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَ الْفَضْلُ بْنُ عَبَّاسٍ رَدِيفَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَاءَتْهُ امْرَأَةٌ مِنْ خَثْعَمٍ تَسْتَفْتِيهِ فَجَعَلَ الْفَضْلُ يَنْظُرُ إِلَيْهَا وَتَنْظُرُ إِلَيْهِ وَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَصْرِفُ وَجْهَ الْفَضْلِ إِلَى الشِّقِّ الآخَرِ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ فَرِيضَةَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ عَلَى عِبَادِهِ فِي الْحَجِّ أَدْرَكَتْ أَبِي شَيْخًا كَبِيرًا لاَ يَسْتَطِيعُ أَنْ يَثْبُتَ عَلَى الرَّاحِلَةِ أَفَأَحُجُّ عَنْهُ قَالَ
" نَعَمْ ". وَذَلِكَ فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ.
" نَعَمْ ". وَذَلِكَ فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ.
Abdullah bin Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Fadl bin Abbas, Rasûlullah'ın (s.a.v.) arkasında biniyordu ki Has'am'dan bir kadın ona soru sormak için geldi. Fadl ona bakmaya başladı, o da ona, Resûlullah (s.a.v.) Fadl'ın yüzünü başka tarafa çevirdi. O şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Resulü, Azîz ve Celil olan Allah'ın kullarına olan emrini yerine getirmeleri. Hac geldi, babam yaşlı bir adam ve eyerde sağlam oturamıyor; onun adına hac yapabilir miyim?' "Evet" dedi. Veda Haccı sırasındaydı
14
Sünen Nesâî # 49/5392
أَخْبَرَنَا أَبُو دَاوُدَ، قَالَ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ سُلَيْمَانَ بْنَ يَسَارٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ أَخْبَرَهُ أَنَّ امْرَأَةً مِنْ خَثْعَمٍ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ فَرِيضَةَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ فِي الْحَجِّ عَلَى عِبَادِهِ أَدْرَكَتْ أَبِي شَيْخًا كَبِيرًا لاَ يَسْتَوِي عَلَى الرَّاحِلَةِ فَهَلْ يَقْضِي عَنْهُ أَنْ أَحُجَّ عَنْهُ قَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم
" نَعَمْ ". فَأَخَذَ الْفَضْلُ يَلْتَفِتُ إِلَيْهَا - وَكَانَتِ امْرَأَةً حَسْنَاءَ - وَأَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْفَضْلَ فَحَوَّلَ وَجْهَهُ مِنَ الشِّقِّ الآخَرِ.
" نَعَمْ ". فَأَخَذَ الْفَضْلُ يَلْتَفِتُ إِلَيْهَا - وَكَانَتِ امْرَأَةً حَسْنَاءَ - وَأَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْفَضْلَ فَحَوَّلَ وَجْهَهُ مِنَ الشِّقِّ الآخَرِ.
İbn Şihab'tan rivayet edildiğine göre Süleyman bin Yesar, İbn Abbas'ın kendisine İbn Abbas'ın şöyle dediğini anlattı: Has'am'dan bir kadın şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, Azîz ve Celil olan Allah'ın kullarına hac yapma emri geldi, babam yaşlı bir adamdı ve o eyerde dik oturamıyor. Onun adına hac yaparsam bu onun görevini yerine getirir mi?" Resûlullah (s.a.v.) ona: "Evet" dedi. El-Fadl, güzel bir kadın olduğu için ona doğru dönmeye başladı ve Resulullah (SAV), El-Fadl'ın yüzünü diğer tarafa çevirdi.
15
Sünen Nesâî # 49/5393
أَخْبَرَنَا مُجَاهِدُ بْنُ مُوسَى، عَنْ هُشَيْمٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَجُلاً، سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم إِنَّ أَبِي أَدْرَكَهُ الْحَجُّ وَهُوَ شَيْخٌ كَبِيرٌ لاَ يَثْبُتُ عَلَى رَاحِلَتِهِ فَإِنْ شَدَدْتُهُ خَشِيتُ أَنْ يَمُوتَ أَفَأَحُجُّ عَنْهُ قَالَ " أَفَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ عَلَيْهِ دَيْنٌ فَقَضَيْتَهُ أَكَانَ مُجْزِئًا ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " فَحُجَّ عَنْ أَبِيكَ ".
Abdullah bin Abbas'tan rivayet edilmiştir: Bir adam Resûlullah'a (s.a.v.) sordu: "Hac (emir) geldi, babam yaşlı bir adamdır ve eyerde sağlam oturamaz. Onu bağlarsam ölmesinden korkarım. Onun adına hac yapabilir miyim?" Şöyle dedi: "Eğer onun bir borcu olsaydı, onun adına bunu ödeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?" "Evet" dedi. Şöyle buyurdu: "O halde baban adına hac yap.
16
Sünen Nesâî # 49/5394
أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنِ الْفَضْلِ بْنِ الْعَبَّاسِ، أَنَّهُ كَانَ رَدِيفَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَجَاءَهُ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمِّي عَجُوزٌ كَبِيرَةٌ إِنْ حَمَلْتُهَا لَمْ تَسْتَمْسِكْ وَإِنْ رَبَطْتُهَا خَشِيتُ أَنْ أَقْتُلَهَا. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ عَلَى أُمِّكَ دَيْنٌ أَكُنْتَ قَاضِيَهُ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " فَحُجَّ عَنْ أُمِّكَ ".
Fadl bin Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: O, Resûlullah'ın (s.a.v.) arkasında biniyordu, bir adam gelip şöyle dedi: "Ya Rasulallah, benim annem yaşlı bir kadındır; onu bir bineğe bindirsem tam oturamaz; eğer onu bağlarsam onu öldüreceğimden korkarım." Şöyle dedi: "Annenin bir borcu olsaydı, onun adına bunu ödeyeceğini mi sanıyorsun?" "Evet" dedi. Şöyle buyurdu: "O halde annen adına hac yap.
17
Sünen Nesâî # 49/5395
أَخْبَرَنَا أَبُو دَاوُدَ، قَالَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ نَافِعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ سُلَيْمَانَ بْنَ يَسَارٍ، يُحَدِّثُهُ عَنِ الْفَضْلِ بْنِ الْعَبَّاسِ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ إِنَّ أَبِي شَيْخٌ كَبِيرٌ لاَ يَسْتَطِيعُ الْحَجَّ وَإِنْ حَمَلْتُهُ لَمْ يَسْتَمْسِكْ أَفَأَحُجَّ عَنْهُ قَالَ
" حُجَّ عَنْ أَبِيكَ ". قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ سُلَيْمَانُ لَمْ يَسْمَعْ مِنَ الْفَضْلِ بْنِ الْعَبَّاسِ.
" حُجَّ عَنْ أَبِيكَ ". قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ سُلَيْمَانُ لَمْ يَسْمَعْ مِنَ الْفَضْلِ بْنِ الْعَبَّاسِ.
Süleyman bin Yesar, o da Fadl bin Abbas'tan rivayet etmiştir: "Bir adam Peygamber Efendimiz'e (SAV) geldi ve şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Resulü, babam yaşlı bir adamdır ve hac yapamaz. Onu bir bineğe bindirsem yerinde oturamaz. Onun adına hac yapabilir miyim?' Şöyle dedi: 'Babanın adına hac yap.
18
Sünen Nesâî # 49/5396
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَعْمَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ زَكَرِيَّا بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِي الشَّعْثَاءِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَجُلاً، جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ أَبِي شَيْخٌ كَبِيرٌ أَفَأَحُجُّ عَنْهُ قَالَ
" نَعَمْ أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ عَلَيْهِ دَيْنٌ فَقَضَيْتَهُ أَكَانَ يُجْزِئُ عَنْهُ ".
" نَعَمْ أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ عَلَيْهِ دَيْنٌ فَقَضَيْتَهُ أَكَانَ يُجْزِئُ عَنْهُ ".
İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir: Bir adam Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) geldi ve şöyle dedi: "Babam yaşlı bir adamdır, onun adına hac yapabilir miyim?" Şöyle dedi: "Evet. Eğer onun bir borcu olsaydı ve sen onu ödeseydin, bu ona yetmez miydi sence?"
19
Sünen Nesâî # 49/5397
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عُمَارَةَ، هُوَ ابْنُ عُمَيْرٍ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ أَكْثَرُوا عَلَى عَبْدِ اللَّهِ ذَاتَ يَوْمٍ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ إِنَّهُ قَدْ أَتَى عَلَيْنَا زَمَانٌ وَلَسْنَا نَقْضِي وَلَسْنَا هُنَالِكَ ثُمَّ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ قَدَّرَ عَلَيْنَا أَنْ بَلَغْنَا مَا تَرَوْنَ فَمَنْ عَرَضَ لَهُ مِنْكُمْ قَضَاءٌ بَعْدَ الْيَوْمِ فَلْيَقْضِ بِمَا فِي كِتَابِ اللَّهِ فَإِنْ جَاءَ أَمْرٌ لَيْسَ فِي كِتَابِ اللَّهِ فَلْيَقْضِ بِمَا قَضَى بِهِ نَبِيُّهُ صلى الله عليه وسلم فَإِنْ جَاءَ أَمْرٌ لَيْسَ فِي كِتَابِ اللَّهِ وَلاَ قَضَى بِهِ نَبِيُّهُ صلى الله عليه وسلم فَلْيَقْضِ بِمَا قَضَى بِهِ الصَّالِحُونَ فَإِنْ جَاءَ أَمْرٌ لَيْسَ فِي كِتَابِ اللَّهِ وَلاَ قَضَى بِهِ نَبِيُّهُ صلى الله عليه وسلم وَلاَ قَضَى بِهِ الصَّالِحُونَ فَلْيَجْتَهِدْ رَأْيَهُ وَلاَ يَقُولُ إِنِّي أَخَافُ وَإِنِّي أَخَافُ فَإِنَّ الْحَلاَلَ بَيِّنٌ وَالْحَرَامَ بَيِّنٌ وَبَيْنَ ذَلِكَ أُمُورٌ مُشْتَبِهَاتٌ فَدَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لاَ يَرِيبُكَ. قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ هَذَا الْحَدِيثُ جَيِّدٌ جَيِّدٌ.
Abdurrahman bin Yezid'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İnsanlar bir gün Abdullah'a çok fazla soru sordular ve Abdullah şöyle dedi: 'Bir zaman vardı ki biz bu kadar hüküm vermezdik, ama artık o zaman bitti. Artık Aziz ve Celil olan Allah, bizim, gördüğünüz gibi (bizden birçok hüküm vermemiz istenen) bir zamana ulaşmamızı takdir etti. Sizden kim bu günden sonra hüküm vermek isterse, ona göre hüküm versin. Eğer Allah'ın Kitabında belirtilmeyen bir meseleyle karşılaşırsa, Peygamber Efendimiz'in hükmüne göre hükmetsin. Eğer Allah'ın Kitabında belirtilmeyen ve Peygamberinin hüküm vermediği bir meseleyle karşılaştığında, Allah'ın Kitabında belirtilmeyen ve Peygamberinin ve salihlerin hüküm vermediği bir meseleyle karşılaştığında, o konuda hüküm vermeye çalışsın. dışarı çıksın ve 'Korkuyorum, korkuyorum' demesin. Çünkü helal olan belli, haram olan da bellidir ve bunların arasında açık olmayan şeyler de vardır. Seni şüpheye düşüren şeyi bırak, şüpheye düşürmeyeni
20
Sünen Nesâî # 49/5398
أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ مَيْمُونٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الْفِرْيَابِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ حُرَيْثِ بْنِ ظُهَيْرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ أَتَى عَلَيْنَا حِينٌ وَلَسْنَا نَقْضِي وَلَسْنَا هُنَالِكَ وَإِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ قَدَّرَ أَنْ بَلَغْنَا مَا تَرَوْنَ فَمَنْ عَرَضَ لَهُ قَضَاءٌ بَعْدَ الْيَوْمِ فَلْيَقْضِ فِيهِ بِمَا فِي كِتَابِ اللَّهِ فَإِنْ جَاءَ أَمْرٌ لَيْسَ فِي كِتَابِ اللَّهِ فَلْيَقْضِ بِمَا قَضَى بِهِ نَبِيُّهُ فَإِنْ جَاءَ أَمْرٌ لَيْسَ فِي كِتَابِ اللَّهِ وَلَمْ يَقْضِ بِهِ نَبِيُّهُ صلى الله عليه وسلم فَلْيَقْضِ بِمَا قَضَى بِهِ الصَّالِحُونَ وَلاَ يَقُولُ أَحَدُكُمْ إِنِّي أَخَافُ وَإِنِّي أَخَافُ فَإِنَّ الْحَلاَلَ بَيِّنٌ وَالْحَرَامَ بَيِّنٌ وَبَيْنَ ذَلِكَ أُمُورٌ مُشْتَبِهَةٌ فَدَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لاَ يَرِيبُكَ.
Abdullah bin Mes'ud'un şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bir zamanlar bu kadar çok hüküm vermemiştik, ama artık o süre bitti. Şimdi Allah Azze ve Celle, gördüğünüz gibi (bizden birçok hüküm vermemiz istenen) bir zamana ulaşmamızı takdir etti. Sizden kim bu günden sonra hüküm vermekle görevlendirilirse, Allah'ın Kitabı'nda olana göre hüküm versin. Eğer Allah'ın Kitabı'nda belirtilmeyen bir meseleyle karşılaşırsa, Eğer Allah'ın Kitabında belirtilmeyen ve Peygamberinin hüküm vermediği bir durumla karşılaşırsa, salihlerin hükmüne göre hüküm versin ve 'Korkuyorum, korkuyorum' demesin. Çünkü helal olan belli, haram olan da bellidir ve bunların arasında açık olmayan şeyler de vardır. Seni şüpheye düşüren şeyi bırak, şüpheye düşürmeyeni
21
Sünen Nesâî # 49/5399
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الشَّيْبَانِيِّ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ شُرَيْحٍ، أَنَّهُ كَتَبَ إِلَى عُمَرَ يَسْأَلُهُ فَكَتَبَ إِلَيْهِ أَنِ اقْضِ بِمَا فِي كِتَابِ اللَّهِ فَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِي كِتَابِ اللَّهِ فَبِسُنَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِي كِتَابِ اللَّهِ وَلاَ فِي سُنَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاقْضِ بِمَا قَضَى بِهِ الصَّالِحُونَ فَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِي كِتَابِ اللَّهِ وَلاَ فِي سُنَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَمْ يَقْضِ بِهِ الصَّالِحُونَ فَإِنْ شِئْتَ فَتَقَدَّمْ وَإِنْ شِئْتَ فَتَأَخَّرْ وَلاَ أَرَى التَّأَخُّرَ إِلاَّ خَيْرًا لَكَ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ.
Şureyh'den rivayet edildiğine göre: Ömer'e bir soru sormak için yazdı ve Ömer de ona cevap yazarak şöyle dedi: "Allah'ın Kitabında olana göre hükmet. Eğer Allah'ın Kitabında yer almıyorsa, Resulullah'ın (SAV) sünnetine göre hüküm ver. Eğer Allah'ın Kitabında veya Resulullah'ın (SAV) sünnetinde (belirtilmiyorsa) o halde hüküm ver." Eğer Allah'ın Kitabında veya Resulullah'ın (s.a.v.) sünnetinde bu hüküm belirtilmemişse ve salihler bu konuda hüküm vermemişse, dilerseniz devam edin (ve bunu kendi başınıza halletmeye çalışın) veya dilerseniz onu terk edin. Ve ben sizin için daha hayırlı olduğunu düşünüyorum.
22
Sünen Nesâî # 49/5400
أَخْبَرَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنْ سُفْيَانَ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَتْ مُلُوكٌ بَعْدَ عِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ بَدَّلُوا التَّوْرَاةَ وَالإِنْجِيلَ وَكَانَ فِيهِمْ مُؤْمِنُونَ يَقْرَءُونَ التَّوْرَاةَ قِيلَ لِمُلُوكِهِمْ مَا نَجِدُ شَتْمًا أَشَدَّ مِنْ شَتْمٍ يَشْتِمُونَّا هَؤُلاَءِ إِنَّهُمْ يَقْرَءُونَ {وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ} وَهَؤُلاَءِ الآيَاتِ مَعَ مَا يَعِيبُونَّا بِهِ فِي أَعْمَالِنَا فِي قِرَاءَتِهِمْ فَادْعُهُمْ فَلْيَقْرَءُوا كَمَا نَقْرَأُ وَلْيُؤْمِنُوا كَمَا آمَنَّا. فَدَعَاهُمْ فَجَمَعَهُمْ وَعَرَضَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلَ أَوْ يَتْرُكُوا قِرَاءَةَ التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ إِلاَّ مَا بَدَّلُوا مِنْهَا فَقَالُوا مَا تُرِيدُونَ إِلَى ذَلِكَ دَعُونَا. فَقَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمُ ابْنُوا لَنَا أُسْطُوَانَةً ثُمَّ ارْفَعُونَا إِلَيْهَا ثُمَّ اعْطُونَا شَيْئًا نَرْفَعُ بِهِ طَعَامَنَا وَشَرَابَنَا فَلاَ نَرِدُ عَلَيْكُمْ. وَقَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ دَعُونَا نَسِيحُ فِي الأَرْضِ وَنَهِيمُ وَنَشْرَبُ كَمَا يَشْرَبُ الْوَحْشُ فَإِنْ قَدَرْتُمْ عَلَيْنَا فِي أَرْضِكُمْ فَاقْتُلُونَا. وَقَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمُ ابْنُوا لَنَا دُورًا فِي الْفَيَافِي وَنَحْتَفِرُ الآبَارَ وَنَحْتَرِثُ الْبُقُولَ فَلاَ نَرِدُ عَلَيْكُمْ وَلاَ نَمُرُّ بِكُمْ وَلَيْسَ أَحَدٌ مِنَ الْقَبَائِلِ إِلاَّ وَلَهُ حَمِيمٌ فِيهِمْ. قَالَ فَفَعَلُوا ذَلِكَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ {وَرَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ إِلاَّ ابْتِغَاءَ رِضْوَانِ اللَّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا} وَالآخَرُونَ قَالُوا نَتَعَبَّدُ كَمَا تَعَبَّدَ فُلاَنٌ وَنَسِيحُ كَمَا سَاحَ فُلاَنٌ وَنَتَّخِذُ دُورًا كَمَا اتَّخَذَ فُلاَنٌ. وَهُمْ عَلَى شِرْكِهِمْ لاَ عِلْمَ لَهُمْ بِإِيمَانِ الَّذِينَ اقْتَدَوْا بِهِ فَلَمَّا بَعَثَ اللَّهُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَلَمْ يَبْقَ مِنْهُمْ إِلاَّ قَلِيلٌ انْحَطَّ رَجُلٌ مِنْ صَوْمَعَتِهِ وَجَاءَ سَائِحٌ مِنْ سِيَاحَتِهِ وَصَاحِبُ الدَّيْرِ مِنْ دَيْرِهِ فَآمَنُوا بِهِ وَصَدَّقُوهُ فَقَالَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَآمِنُوا بِرَسُولِهِ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِهِ} أَجْرَيْنِ بِإِيمَانِهِمْ بِعِيسَى وَبِالتَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ وَبِإِيمَانِهِمْ بِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم وَتَصْدِيقِهِمْ قَالَ {يَجْعَلْ لَكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِهِ} الْقُرْآنَ وَاتِّبَاعَهُمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ {لِئَلاَّ يَعْلَمَ أَهْلُ الْكِتَابِ} يَتَشَبَّهُونَ بِكُمْ {أَنْ لاَ يَقْدِرُونَ عَلَى شَىْءٍ مِنْ فَضْلِ اللَّهِ} الآيَةَ.
İbni Abbas'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İsa bin Meryem'den sonra Tevrat'ı ve İncil'i değiştiren hükümdarlar vardı, fakat onlardan Tevrat'ı okuyan mü'minler de vardı. Krallarına denildi ki: 'Biz, bize iftira atan ve "Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kafirlerdir" diyenlerin iftirasından daha kötü bir iftira duymadık." Bu ayetlerle bizi eleştiriyorlar. Okudukları zaman amellerimiz için.' Bunun üzerine onları bir araya topladı ve onlara idam edilmek ya da değiştirilenler dışında Tevrat ve İncil'i okumaktan vazgeçmek arasında seçim yapma hakkı verdi. Dediler ki: 'Neden değişmemizi istiyorsunuz? Bizi rahat bırakın.' Bazıları şöyle dedi: 'Bize bir kule inşa et, oraya çıkalım, yiyecek ve içeceklerimizi kaldıralım da seninle karışmayalım.' Diğerleri şöyle dedi: 'Haydi gidip ülkede dolaşalım, vahşi hayvanların içtiği gibi içelim ve eğer bizi kendi topraklarınızda yakalarsanız bizi öldürebilirsiniz.' Diğerleri şöyle dedi: 'Çölde bizim için evler inşa edin, kuyular kazacağız ve sebze yetiştireceğiz ve sizinle karışmayacağız veya yanınızdan geçmeyeceğiz, çünkü kabileler arasında yakın akrabamız olmayan kimse yok.' Onlar da bunu yaptılar ve Allah şu ayeti indirdi: 'Fakat onların kendileri için uydurdukları manastırcılığı biz onlara yazmadık; ancak (bunu) sırf Allah'ın rızasını kazanmak için (bunu istediler) fakat onu gereği gibi yerine getirmediler.' Sonra diğerleri şöyle dediler: 'Filan'a tapınıldığı gibi ibadet edeceğiz, falancanın gezdiği gibi biz de dolaşacağız ve falancanın yaptığı gibi (çölde) evler edineceğiz.' Ama onlar hâlâ imandan habersiz şirk peşinde koşuyorlardı. Takip ettiklerini iddia ettikleri kişiler. Allah, Peygamber'i (s.a.v.) gönderdiğinde, onlardan sadece birkaçı kalmıştı; bir adam hücresinden indi, seyahatinden bir gezgin geldi, manastırından bir keşiş geldi ve ona iman ettiler. Ve Allah şöyle buyurdu: 'Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve O'nun elçisine (Muhammed'e) inanın, O size rahmetinden iki kat verecektir; yani, İsa'ya, Tevrat'a ve İncil'e iman etmeleri ve Muhammed'e (SAV) inanmaları nedeniyle iki sevap; O, sana kendisiyle yürüyeceğin bir nur, yani Kur'an'ı ve onların Peygamber'e uymalarını verecektir; Ve şöyle buyurdu: "Ta ki, ehl-i kitap (Yahudiler ve Hıristiyanlar), Allah'ın lütfu üzerinde hiçbir güçlerinin olmadığını bilsinler."
23
Sünen Nesâî # 49/5401
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ
" إِنَّكُمْ تَخْتَصِمُونَ إِلَىَّ وَإِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ وَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَلْحَنُ بِحُجَّتِهِ مِنْ بَعْضٍ فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ مِنْ حَقِّ أَخِيهِ شَيْئًا فَلاَ يَأْخُذْهُ فَإِنَّمَا أَقْطَعُهُ بِهِ قِطْعَةً مِنَ النَّارِ " .
" إِنَّكُمْ تَخْتَصِمُونَ إِلَىَّ وَإِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ وَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَلْحَنُ بِحُجَّتِهِ مِنْ بَعْضٍ فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ مِنْ حَقِّ أَخِيهِ شَيْئًا فَلاَ يَأْخُذْهُ فَإِنَّمَا أَقْطَعُهُ بِهِ قِطْعَةً مِنَ النَّارِ " .
Ümmü Seleme'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Siz ihtilaflarınızı bana havale edin, fakat ben sadece bir insanım ve bazılarınız davalarını diğerlerine göre daha güzel bir şekilde savunabilir. Eğer sizden birinizin lehine, kardeşinin haklarına aykırı bir hüküm verirsem, bunu almasın, çünkü ona verdiğim bir ateş parçasıdır.
24
Sünen Nesâî # 49/5402
أَخْبَرَنَا عِمْرَانُ بْنُ بَكَّارِ بْنِ رَاشِدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الزِّنَادِ، مِمَّا حَدَّثَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجُ، مِمَّا ذَكَرَ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يُحَدِّثُ بِهِ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ وَقَالَ
" بَيْنَمَا امْرَأَتَانِ مَعَهُمَا ابْنَاهُمَا جَاءَ الذِّئْبُ فَذَهَبَ بِابْنِ إِحْدَاهُمَا فَقَالَتْ هَذِهِ لِصَاحِبَتِهَا إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ . وَقَالَتِ الأُخْرَى إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ . فَتَحَاكَمَتَا إِلَى دَاوُدَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَقَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى فَخَرَجَتَا إِلَى سُلَيْمَانَ بْنِ دَاوُدَ فَأَخْبَرَتَاهُ فَقَالَ ائْتُونِي بِالسِّكِّينِ أَشُقُّهُ بَيْنَهُمَا . فَقَالَتِ الصُّغْرَى لاَ تَفْعَلْ يَرْحَمُكَ اللَّهُ هُوَ ابْنُهَا . فَقَضَى بِهِ لِلصُّغْرَى " . قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَاللَّهِ مَا سَمِعْتُ بِالسِّكِّينِ قَطُّ إِلاَّ يَوْمَئِذٍ مَا كُنَّا نَقُولُ إِلاَّ الْمُدْيَةَ .
" بَيْنَمَا امْرَأَتَانِ مَعَهُمَا ابْنَاهُمَا جَاءَ الذِّئْبُ فَذَهَبَ بِابْنِ إِحْدَاهُمَا فَقَالَتْ هَذِهِ لِصَاحِبَتِهَا إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ . وَقَالَتِ الأُخْرَى إِنَّمَا ذَهَبَ بِابْنِكِ . فَتَحَاكَمَتَا إِلَى دَاوُدَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَقَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى فَخَرَجَتَا إِلَى سُلَيْمَانَ بْنِ دَاوُدَ فَأَخْبَرَتَاهُ فَقَالَ ائْتُونِي بِالسِّكِّينِ أَشُقُّهُ بَيْنَهُمَا . فَقَالَتِ الصُّغْرَى لاَ تَفْعَلْ يَرْحَمُكَ اللَّهُ هُوَ ابْنُهَا . فَقَضَى بِهِ لِلصُّغْرَى " . قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَاللَّهِ مَا سَمِعْتُ بِالسِّكِّينِ قَطُّ إِلاَّ يَوْمَئِذٍ مَا كُنَّا نَقُولُ إِلاَّ الْمُدْيَةَ .
Ebu Hureyre anlatıyor: Resulullah (SAV) şöyle buyurdu: "İki çocuğu olan iki kadın vardı ve kurt gelip bunlardan birinin oğlunu aldı. Arkadaşına: 'Oğlunu aldı' dedi. Diğeri ise 'Hayır, oğlunu aldı' dedi. Davayı (geriye kalan çocuk hakkında) hüküm vermesi için Davud aleyhisselam'a havale ettiler ve o da büyük olanın lehine karar verdi. Daha sonra Süleyman bin Davud'un yanına çıktılar ve ona (bunu) anlattılar. Dedi ki: 'Bana bir bıçak ver, onu ikiye böleyim (paylaşalım).' Küçük olanı şöyle dedi: 'Bunu yapma, Allah sana merhamet etsin; o onun oğlu.' Böylece (çocuğun) genç kadına ait olduğuna karar verdi." Ebu Hureyre şöyle dedi: "Vallahi! O güne kadar 'Sikkin' kelimesinin kullanıldığını duymadım. Biz sadece 'Mudyah' derdik.
25
Sünen Nesâî # 49/5403
أَخْبَرَنَا الرَّبِيعُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ اللَّيْثِ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ
" خَرَجَتِ امْرَأَتَانِ مَعَهُمَا صَبِيَّانِ لَهُمَا فَعَدَا الذِّئْبُ عَلَى إِحْدَاهُمَا فَأَخَذَ وَلَدَهَا فَأَصْبَحَتَا تَخْتَصِمَانِ فِي الصَّبِيِّ الْبَاقِي إِلَى دَاوُدَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَقَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى مِنْهُمَا فَمَرَّتَا عَلَى سُلَيْمَانَ فَقَالَ كَيْفَ أَمْرُكُمَا فَقَصَّتَا عَلَيْهِ فَقَالَ ائْتُونِي بِالسِّكِّينِ أَشُقُّ الْغُلاَمَ بَيْنَهُمَا . فَقَالَتِ الصُّغْرَى أَتَشُقُّهُ قَالَ نَعَمْ . فَقَالَتْ لاَ تَفْعَلْ حَظِّي مِنْهُ لَهَا . قَالَ . هُوَ ابْنُكِ . فَقَضَى بِهِ لَهَا " .
" خَرَجَتِ امْرَأَتَانِ مَعَهُمَا صَبِيَّانِ لَهُمَا فَعَدَا الذِّئْبُ عَلَى إِحْدَاهُمَا فَأَخَذَ وَلَدَهَا فَأَصْبَحَتَا تَخْتَصِمَانِ فِي الصَّبِيِّ الْبَاقِي إِلَى دَاوُدَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَقَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى مِنْهُمَا فَمَرَّتَا عَلَى سُلَيْمَانَ فَقَالَ كَيْفَ أَمْرُكُمَا فَقَصَّتَا عَلَيْهِ فَقَالَ ائْتُونِي بِالسِّكِّينِ أَشُقُّ الْغُلاَمَ بَيْنَهُمَا . فَقَالَتِ الصُّغْرَى أَتَشُقُّهُ قَالَ نَعَمْ . فَقَالَتْ لاَ تَفْعَلْ حَظِّي مِنْهُ لَهَا . قَالَ . هُوَ ابْنُكِ . فَقَضَى بِهِ لَهَا " .
Ebu Hureyre'den rivayet edilmiştir: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İki kadın, iki çocuklarıyla birlikte dışarı çıktılar ve kurt bunlardan birine saldırıp çocuğunu aldı. Ertesi gün, kalan çocukla ilgili anlaşmazlığı Davud'a (a.s) götürdüler ve o, (çocuğun) yaşlı kadına ait olduğuna hükmetti. Sonra Süleyman'ın yanından geçtiler ve o şöyle dedi: 'Senin hikayen nedir?' Böylece ona söylediler. Dedi ki: 'Bana bir bıçak getirin, onu (paylaşılmak üzere) ikiye böleyim.' Küçük olanı şöyle dedi: 'Onu ikiye bölecek misin?' "Evet" dedi. Şöyle dedi: 'Bunu yapma; Ondan payıma düşeni ona vereceğim.' 'O senin çocuğun' dedi ve ona ait olduğuna hükmetti
26
Sünen Nesâî # 49/5404
أَخْبَرَنَا الْمُغِيرَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا مِسْكِينُ بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ
" خَرَجَتِ امْرَأَتَانِ مَعَهُمَا وَلَدَاهُمَا فَأَخَذَ الذِّئْبُ أَحَدَهُمَا فَاخْتَصَمَتَا فِي الْوَلَدِ إِلَى دَاوُدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى مِنْهُمَا فَمَرَّتَا عَلَى سُلَيْمَانَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَقَالَ كَيْفَ قَضَى بَيْنَكُمَا قَالَتْ قَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى . قَالَ سُلَيْمَانُ أَقْطَعُهُ بِنِصْفَيْنِ لِهَذِهِ نِصْفٌ وَلِهَذِهِ نِصْفٌ . قَالَتِ الْكُبْرَى نَعَمِ اقْطَعُوهُ . فَقَالَتِ الصُّغْرَى لاَ تَقْطَعْهُ هُوَ وَلَدُهَا . فَقَضَى بِهِ لِلَّتِي أَبَتْ أَنْ يَقْطَعَهُ " .
" خَرَجَتِ امْرَأَتَانِ مَعَهُمَا وَلَدَاهُمَا فَأَخَذَ الذِّئْبُ أَحَدَهُمَا فَاخْتَصَمَتَا فِي الْوَلَدِ إِلَى دَاوُدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى مِنْهُمَا فَمَرَّتَا عَلَى سُلَيْمَانَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَقَالَ كَيْفَ قَضَى بَيْنَكُمَا قَالَتْ قَضَى بِهِ لِلْكُبْرَى . قَالَ سُلَيْمَانُ أَقْطَعُهُ بِنِصْفَيْنِ لِهَذِهِ نِصْفٌ وَلِهَذِهِ نِصْفٌ . قَالَتِ الْكُبْرَى نَعَمِ اقْطَعُوهُ . فَقَالَتِ الصُّغْرَى لاَ تَقْطَعْهُ هُوَ وَلَدُهَا . فَقَضَى بِهِ لِلَّتِي أَبَتْ أَنْ يَقْطَعَهُ " .
Ebu Hureyre'den rivayet edilmiştir: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İki kadın, iki çocuklarıyla birlikte dışarı çıktılar ve kurt, çocuklardan birini onlardan aldı. Aralarındaki anlaşmazlığı Hz. Davud'a (a.s) götürdüler ve o, (geriye kalan çocuğun) yaşlı kadına ait olduğuna karar verdi. Sonra Süleyman'ın yanından geçtiler ve o şöyle dedi: 'Aranızda nasıl hüküm verdi?' Dedi ki: '(Çocuğun) yaşlı kadına ait olduğuna karar verdi.' Süleyman şöyle dedi: 'Onu ikiye böl, yarısını bire, yarısını diğerine ver.' Yaşlı kadın şöyle dedi: 'Evet, onu ikiye bölün.' Genç kadın, 'Onu kesmeyin, o onun çocuğu' dedi. Çocuğun kesilmesine izin vermeyen kadına ait olduğuna hükmetti
27
Sünen Nesâî # 49/5405
أَخْبَرَنَا زَكَرِيَّا بْنُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ حَمَّادٍ، قَالَ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ السَّرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ مَعْمَرٍ، ح وَأَنْبَأَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مَعِينٍ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، وَعَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ بَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ إِلَى بَنِي جَذِيمَةَ فَدَعَاهُمْ إِلَى الإِسْلاَمِ فَلَمْ يُحْسِنُوا أَنْ يَقُولُوا أَسْلَمْنَا فَجَعَلُوا يَقُولُونَ صَبَأْنَا وَجَعَلَ خَالِدٌ قَتْلاً وَأَسْرًا - قَالَ - فَدَفَعَ إِلَى كُلِّ رَجُلٍ أَسِيرَهُ حَتَّى إِذَا أَصْبَحَ يَوْمُنَا أَمَرَ خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ أَنْ يَقْتُلَ كُلُّ رَجُلٍ مِنَّا أَسِيرَهُ . قَالَ ابْنُ عُمَرَ فَقُلْتُ وَاللَّهِ لاَ أَقْتُلُ أَسِيرِي وَلاَ يَقْتُلُ أَحَدٌ - وَقَالَ بِشْرٌ - مِنْ أَصْحَابِي أَسِيرَهُ - قَالَ - فَقَدِمْنَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَذُكِرَ لَهُ صُنْعُ خَالِدٍ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَرَفَعَ يَدَيْهِ " اللَّهُمَّ إِنِّي أَبْرَأُ إِلَيْكَ مِمَّا صَنَعَ خَالِدٌ " . قَالَ زَكَرِيَّا فِي حَدِيثِهِ فَذُكِرَ وَفِي حَدِيثِ بِشْرٍ فَقَالَ " اللَّهُمَّ إِنِّي أَبْرَأُ إِلَيْكَ مِمَّا صَنَعَ خَالِدٌ " . مَرَّتَيْنِ .
Salim'den, babasının şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlullah (s.a.v.) Halid bin Velid'i Banu Cezime'ye gönderdi. Onları İslam'a çağırdı ama onlar Eslemna (biz teslim olduk, yani Müslüman olduk) diyemediler, onlar da Sebe'na (dinimizi değiştirdik) demeye başladılar. Halid öldürmeye ve esir almaya başladı ve her bir erkeğe birer esir verdi. Ertesi gün Halid bin Velid aramızdaki her erkeğin öldürülmesini emretti. onun mahkumu." İbn Ömer şöyle dedi: "Ben dedim ki: 'Allah'a yemin ederim ki, ben esirimi öldürmeyeceğim ve (ashabımdan) hiç kimse onun esirini öldürmeyecektir.' Peygamber'e (s.a.v.) geldik ve Halid'in yaptıklarını kendisine anlattık. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) iki kere "Halid'in yaptığını inkar ediyorum" buyurmuştur.
28
Sünen Nesâî # 49/5406
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، قَالَ كَتَبَ أَبِي وَكَتَبْتُ لَهُ إِلَى عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ وَهُوَ قَاضِي سِجِسْتَانَ أَنْ لاَ، تَحْكُمَ بَيْنَ اثْنَيْنِ وَأَنْتَ غَضْبَانُ فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ
" لاَ يَحْكُمْ أَحَدٌ بَيْنَ اثْنَيْنِ وَهُوَ غَضْبَانُ " .
" لاَ يَحْكُمْ أَحَدٌ بَيْنَ اثْنَيْنِ وَهُوَ غَضْبَانُ " .
Abdurrahman bin Ebi Bekre'den rivayet edildiğine göre babam Sicistan hakimi Ubeydullah bin Ebi Bekre'ye şöyle yazmıştı: "Öfkeli olduğunuzda iki kişi arasında hüküm vermeyin. Çünkü ben Resulullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu duydum: Hiç kimse iki kişi arasında öfkeliyken hüküm vermesin."
29
Sünen Nesâî # 49/5407
أَخْبَرَنَا يُونُسُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، وَالْحَارِثُ بْنُ مِسْكِينٍ، عَنِ ابْنِ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، وَاللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، حَدَّثَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ حَدَّثَهُ عَنِ الزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ، أَنَّهُ خَاصَمَ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ قَدْ شَهِدَ بَدْرًا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي شِرَاجِ الْحَرَّةِ كَانَا يَسْقِيَانِ بِهِ كِلاَهُمَا النَّخْلَ فَقَالَ الأَنْصَارِيُّ سَرِّحِ الْمَاءَ يَمُرَّ عَلَيْهِ . فَأَبَى عَلَيْهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اسْقِ يَا زُبَيْرُ ثُمَّ أَرْسِلِ الْمَاءَ إِلَى جَارِكَ " . فَغَضِبَ الأَنْصَارِيُّ وَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ كَانَ ابْنَ عَمَّتِكَ فَتَلَوَّنَ وَجْهُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ " يَا زُبَيْرُ اسْقِ ثُمَّ احْبِسِ الْمَاءَ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَى الْجَدْرِ " . فَاسْتَوْفَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِلزُّبَيْرِ حَقَّهُ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبْلَ ذَلِكَ أَشَارَ عَلَى الزُّبَيْرِ بِرَأْىٍ فِيهِ السَّعَةُ لَهُ وَلِلأَنْصَارِيِّ فَلَمَّا أَحْفَظَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الأَنْصَارِيُّ اسْتَوْفَى لِلزُّبَيْرِ حَقَّهُ فِي صَرِيحِ الْحُكْمِ . قَالَ الزُّبَيْرُ لاَ أَحْسَبُ هَذِهِ الآيَةَ أُنْزِلَتْ إِلاَّ فِي ذَلِكَ { فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ } وَأَحَدُهُمَا يَزِيدُ عَلَى صَاحِبِهِ فِي الْقِصَّةِ .
Ez-Zübeyr bin Avvam'dan rivayet edilmiştir: O, Bedir'de Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte bulunan Ensar'dan bir adamla, Harre'de hurma ağaçlarını suladıkları bir dere hakkında tartışıyordu. Ensari, "Suyun akmasına izin verin" dedi. Fakat o (Az-Zübeyr) reddetti. Allah Resulü (SAV) şöyle buyurdu: "(Topraklarını) sula ey Zübeyr! Sonra suyu komşuna aksın." Ensari öfkelendi ve şöyle dedi: "Yâ Resûlallah, kuzenin olduğu için mi?" Resûlullah'ın (s.a.v.) yüzü (öfkeden) renk değiştirdi ve şöyle dedi: "Ey Zübeyr! Sula (toprağını) sonra suyu duvarlara akana kadar kapat." Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v), daha önce Zübeyr'e hem kendisinin hem de Ensar'ın menfaatine olan bir orta yol önermiş olmasına rağmen, Zübeyr'in haklarını tam olarak almasına izin verdi. Fakat Ensari, Resûlullah'ı (s.a.v.) kızdırınca, kararında açıkça belirtildiği gibi, Zübeyr'e haklarını tam olarak verdi. Zübeyr şöyle demiştir: "Sanırım bu konuyla ilgili şu âyet nazil oldu: 'Fakat hayır, Rabbine yemin ederim ki, aralarında çıkan bütün ihtilaflarda seni hakem kılmadıkça iman etmiş olamazlar.
30
Sünen Nesâî # 49/5408
أَخْبَرَنَا أَبُو دَاوُدَ، قَالَ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، قَالَ أَنْبَأَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ تَقَاضَى ابْنَ أَبِي حَدْرَدٍ دَيْنًا كَانَ عَلَيْهِ فَارْتَفَعَتْ أَصْوَاتُهُمَا حَتَّى سَمِعَهُمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ فِي بَيْتِهِ فَخَرَجَ إِلَيْهِمَا فَكَشَفَ سِتْرَ حُجْرَتِهِ فَنَادَى " يَا كَعْبُ " . قَالَ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " ضَعْ مِنْ دَيْنِكَ هَذَا " . وَأَوْمَأَ إِلَى الشَّطْرِ قَالَ قَدْ فَعَلْتُ . قَالَ " قُمْ فَاقْضِهِ " .
Abdullah bin Ka'b'ın babasından şöyle dediği rivayet edilmiştir: İbn Ebi Hadrad'dan kendisine olan borcunu ödemesini istedi. Sesleri o kadar yükseldi ki, Resûlullah (s.a.v.) evindeyken onları duydu. Yanlarına çıktı, odasının perdesini çekti ve şöyle seslendi: "Ey Ka'b!" "İşte buradayım ey Allah'ın Resulü" dedi. "Borcunu yarıya indir" dedi. Dedi ki: "Bunu yapacağım." (Borçluya): "Git borcunu öde" dedi.
31
Sünen Nesâî # 49/5409
أَخْبَرَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ مَنْصُورِ بْنِ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُبَشِّرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَزِينٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ حُسَيْنٍ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، جَعْفَرِ بْنِ إِيَاسٍ عَنْ عَبَّادِ بْنِ شَرَاحِيلَ، قَالَ قَدِمْتُ مَعَ عُمُومَتِي الْمَدِينَةَ فَدَخَلْتُ حَائِطًا مِنْ حِيطَانِهَا فَفَرَكْتُ مِنْ سُنْبُلِهِ فَجَاءَ صَاحِبُ الْحَائِطِ فَأَخَذَ كِسَائِي وَضَرَبَنِي فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَسْتَعْدِي عَلَيْهِ فَأَرْسَلَ إِلَى الرَّجُلِ فَجَاءُوا بِهِ فَقَالَ " مَا حَمَلَكَ عَلَى هَذَا " . فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهُ دَخَلَ حَائِطِي فَأَخَذَ مِنْ سُنْبُلِهِ فَفَرَكَهُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا عَلَّمْتَهُ إِذْ كَانَ جَاهِلاً وَلاَ أَطْعَمْتَهُ إِذْ كَانَ جَائِعًا ارْدُدْ عَلَيْهِ كِسَاءَهُ " . وَأَمَرَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِوَسْقٍ أَوْ نِصْفِ وَسْقٍ .
Abbad bin Şurahbil şöyle demiştir: "Amcalarımla birlikte Medine'ye geldim ve bahçelerinden birine girdim, orada (bir miktar tahıl almak için) bir başak ovuşturdum. Bahçenin sahibi geldi, elbisemi aldı ve bana vurdu. Ben Resûlullah'a (SAV) geldim ve ondan yardım istedim. O, adamı çağırdı ve onlar da onu getirdiler. Dedi ki: 'Bunu sana ne yaptırdı?' Dedi ki: 'Ey Allah'ın Resulü, bahçeme girdi ve bir başak başağını alıp onu ovaladı.' Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: 'Sen ona cahilse öğretmedin, açsa onu doyurmadın. Pelerinini ona geri ver.' Resulullah (s.a.v.) bana bir vask veya yarım vask vermemi emretti.
32
Sünen Nesâî # 49/5410
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ، أَنَّهُمَا أَخْبَرَاهُ أَنَّ رَجُلَيْنِ اخْتَصَمَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَحَدُهُمَا اقْضِ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ . وَقَالَ الآخَرُ وَهُوَ أَفْقَهُهُمَا . أَجَلْ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَائْذَنْ لِي فِي أَنْ أَتَكَلَّمَ . قَالَ إِنَّ ابْنِي كَانَ عَسِيفًا عَلَى هَذَا فَزَنَى بِامْرَأَتِهِ فَأَخْبَرُونِي أَنَّ عَلَى ابْنِي الرَّجْمَ فَافْتَدَيْتُ بِمِائَةِ شَاةٍ وَبِجَارِيَةٍ لِي ثُمَّ إِنِّي سَأَلْتُ أَهْلَ الْعِلْمِ فَأَخْبَرُونِي أَنَّمَا عَلَى ابْنِي جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ وَإِنَّمَا الرَّجْمُ عَلَى امْرَأَتِهِ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لأَقْضِيَنَّ بَيْنَكُمَا بِكِتَابِ اللَّهِ أَمَّا غَنَمُكَ وَجَارِيَتُكَ فَرَدٌّ إِلَيْكَ " . وَجَلَدَ ابْنَهُ مِائَةً وَغَرَّبَهُ عَامًا وَأَمَرَ أُنَيْسًا أَنْ يَأْتِيَ امْرَأَةَ الآخَرِ " فَإِنِ اعْتَرَفَتْ فَارْجُمْهَا " . فَاعْتَرَفَتْ فَرَجَمَهَا .
Ebu Hureyre ve Zeyd bin Halid el-Cuhani'den rivayet edildiğine göre: İki adam bir anlaşmazlığı Resûlullah'a (s.a.v.) arz ettiler. İçlerinden biri şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, aramızda Allah'ın Kitabı ile hüküm ver." Daha akıllı olan diğeri ise şöyle dedi: "Evet ey Allah'ın Resulü, konuşmama izin ver." Dedi ki: "Oğlum bu adama hizmet eden bir işçiydi ve karısıyla birlikte Zina'yı da yaptı. Bana oğlumun taşlanarak öldürüleceğini söylediler. Ben de ona yüz koyun ve bir cariye ile fidye verdim. Sonra ilim ehlinden sordum, onlar bana oğlumun yüz kırbaç cezasına çarptırılacağını ve bir yıl sürgüne gönderileceğini, karısının da taşlanarak öldürüleceğini söylediler." Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, aranızda Allah'ın Kitabı ile hüküm vereceğim. Koyunlarınızı ve cariyenizi geri alın." Daha sonra oğluna yüz kırbaç vurup onu bir yıllığına sürgüne gönderdi ve Unais'e diğer adamın karısına gitmesini ve eğer itiraf ederse onu taşlayarak öldürmesini emretti. İtiraf etti, bu yüzden onu taşlayarak öldürdü
33
Sünen Nesâî # 49/5411
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ، وَشِبْلٍ، قَالُوا كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَامَ إِلَيْهِ رَجُلٌ فَقَالَ أَنْشُدُكَ بِاللَّهِ إِلاَّ مَا قَضَيْتَ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ . فَقَامَ خَصْمُهُ - وَكَانَ أَفْقَهَ مِنْهُ - فَقَالَ صَدَقَ اقْضِ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ . قَالَ " قُلْ " . قَالَ إِنَّ ابْنِي كَانَ عَسِيفًا عَلَى هَذَا فَزَنَى بِامْرَأَتِهِ فَافْتَدَيْتُ مِنْهُ بِمِائَةِ شَاةٍ وَخَادِمٍ - وَكَأَنَّهُ أُخْبِرَ أَنَّ عَلَى ابْنِهِ الرَّجْمَ فَافْتَدَى مِنْهُ - ثُمَّ سَأَلْتُ رِجَالاً مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ فَأَخْبَرُونِي أَنَّ عَلَى ابْنِي جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ . فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لأَقْضِيَنَّ بَيْنَكُمَا بِكِتَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ أَمَّا الْمِائَةُ شَاةٍ وَالْخَادِمُ فَرَدٌّ عَلَيْكَ وَعَلَى ابْنِكَ جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ اغْدُ يَا أُنَيْسُ عَلَى امْرَأَةِ هَذَا فَإِنِ اعْتَرَفَتْ فَارْجُمْهَا " . فَغَدَا عَلَيْهَا فَاعْتَرَفَتْ فَرَجَمَهَا .
Ebu Hureyre, Zeyd bin Halid ve Şibl'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Peygamber'in (SAV) yanındaydık ki bir adam ayağa kalktı ve şöyle dedi: 'Allah'a yemin ederim ki, aramızda Allah'ın Kitabı ile hüküm ver.' Kendisinden daha akıllı olan rakibi ayağa kalktı ve şöyle dedi: 'O haklıdır, aramızda Allah'ın Kitabı ile hüküm ver.' 'Konuş' dedi. Dedi ki: 'Oğlum bu adama hizmet eden bir işçiydi ve karısıyla birlikte Zina'yı işledi. Ona yüz koyun ve bir hizmetçiyle fidye verdim.' Sanki oğlunun taşlanarak öldürüleceği söylenmiş ama o bunu fidyeyle ödemiş gibi. 'Sonra bazı ilim adamlarına sordum, onlar da bana oğlumun yüz kırbaç cezasına çarptırılacağını ve bir yıl sürgüne gönderileceğini söylediler.' Resûlullah (s.a.v.) ona şöyle buyurdu: 'Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, aranızda Aziz ve Celil olan Allah'ın kitabına göre hüküm vereceğim. Yüz koyun ve hizmetçiyi geri alın, oğlunuza yüz kırbaç vurulacak ve bir yıl sürgüne gönderilecek. Ey Unais, yarın bu adamın karısına git ve eğer itiraf ederse onu taşlayarak öldür.' İtiraf etti, bu yüzden onu taşlayarak öldürdü
34
Sünen Nesâî # 49/5412
أَخْبَرَنَا الْحَسَنُ بْنُ أَحْمَدَ الْكَرْمَانِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الرَّبِيعِ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بِامْرَأَةٍ قَدْ زَنَتْ فَقَالَ
" مِمَّنْ " . قَالَتْ مِنَ الْمُقْعَدِ الَّذِي فِي حَائِطِ سَعْدٍ . فَأَرْسَلَ إِلَيْهِ فَأُتِيَ بِهِ مَحْمُولاً فَوُضِعَ بَيْنَ يَدَيْهِ فَاعْتَرَفَ فَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِإِثْكَالٍ فَضَرَبَهُ وَرَحِمَهُ لِزَمَانَتِهِ وَخَفَّفَ عَنْهُ .
" مِمَّنْ " . قَالَتْ مِنَ الْمُقْعَدِ الَّذِي فِي حَائِطِ سَعْدٍ . فَأَرْسَلَ إِلَيْهِ فَأُتِيَ بِهِ مَحْمُولاً فَوُضِعَ بَيْنَ يَدَيْهِ فَاعْتَرَفَ فَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِإِثْكَالٍ فَضَرَبَهُ وَرَحِمَهُ لِزَمَانَتِهِ وَخَفَّفَ عَنْهُ .
Ebu Umame bin Sehl bin Huneyf'ten rivayet edildiğine göre: Peygamber (s.a.v.)'e zina yapan bir kadın getirildi. "Kiminle?" dedi. Şöyle dedi: "Sa'd'ın bahçesinde yaşayan felçli adamla." O, (Peygamber Efendimiz'in) huzuruna getirilip yerleştirildi ve o da itiraf etti. Resûlullah (s.a.v.) bir demet hurma yaprağı getirip ona vurdu. Sakatlığından dolayı ona acıdı ve ona karşı hoşgörülü davrandı.
35
Sünen Nesâî # 49/5413
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو حَازِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَهْلَ بْنَ سَعْدٍ السَّاعِدِيَّ، يَقُولُ وَقَعَ بَيْنَ حَيَّيْنِ مِنَ الأَنْصَارِ كَلاَمٌ حَتَّى تَرَامَوْا بِالْحِجَارَةِ فَذَهَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِيُصْلِحَ بَيْنَهُمْ فَحَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَأَذَّنَ بِلاَلٌ وَانْتُظِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاحْتُبِسَ فَأَقَامَ الصَّلاَةَ وَتَقَدَّمَ أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه فَجَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ يُصَلِّي بِالنَّاسِ فَلَمَّا رَآهُ النَّاسُ صَفَّحُوا - وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ لاَ يَلْتَفِتُ فِي الصَّلاَةِ - فَلَمَّا سَمِعَ تَصْفِيحَهُمُ الْتَفَتَ فَإِذَا هُوَ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرَادَ أَنْ يَتَأَخَّرَ فَأَشَارَ إِلَيْهِ أَنِ اثْبُتْ فَرَفَعَ أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه يَعْنِي يَدَيْهِ ثُمَّ نَكَصَ الْقَهْقَرَى وَتَقَدَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى فَلَمَّا قَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الصَّلاَةَ قَالَ " مَا مَنَعَكَ أَنْ تَثْبُتَ " . قَالَ مَا كَانَ اللَّهُ لِيَرَى ابْنَ أَبِي قُحَافَةَ بَيْنَ يَدَىْ نَبِيِّهِ . ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ فَقَالَ " مَا لَكُمْ إِذَا نَابَكُمْ شَىْءٌ فِي صَلاَتِكُمْ صَفَّحْتُمْ إِنَّ ذَلِكَ لِلنِّسَاءِ مَنْ نَابَهُ شَىْءٌ فِي صَلاَتِهِ فَلْيَقُلْ سُبْحَانَ اللَّهِ " .
Sehl bin Sa'd es-Sa'idi şöyle dedi: "Ensar'ın iki kabilesi arasında öyle bir alışveriş oldu ki, birbirlerine taş atmaya başladılar. Peygamber (s.a.v.) aralarını uzlaştırmak için gitti. Namaz vakti geldi, Bilal ezan okudu ve Resûlullah'ı (s.a.v.) bekledi ama o gecikti. O, kamet ve Ebu Bekir (Allah ondan razı olsun) öne çıkıp (namaz kıldırmak için) dedi. Sonra Peygamber (s.a.v.) Ebu Bekir insanlara namaz kıldırırken geldi ve insanlar onu görünce alkışladılar, ama onların alkışlarını duyunca arkasını döndü ve Resulullah'ı gördü. Geri çekilmek istedi ama Peygamber (s.a.v.) ona olduğu yerde kalmasını işaret etti, ellerini kaldırdı, sonra geri çekildi ve Allah Resulü (SAV) öne çıktı ve önderlik etti. Resulullah (s.a.v.) namazı bitirince şöyle dedi: 'Seni olduğun yerde kalmaktan alıkoyan şey neydi?' Dedi ki: 'Ben Allah'ın, Ebu Kuhafe'nin oğlunu, Peygamberinin önünde dururken görmesini istemem.' Sonra insanlara dönüp şöyle dedi: 'Namaz kılarken bir şey fark ettiniz, neden alkışladınız? Yani kadınlar için. Kim namaz kılarken bir şeyi fark ederse şöyle desin: "Sübhanallah.
36
Sünen Nesâî # 49/5414
أَخْبَرَنَا الرَّبِيعُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ اللَّيْثِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ كَانَ لَهُ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي حَدْرَدٍ الأَسْلَمِيِّ - يَعْنِي دَيْنًا - فَلَقِيَهُ فَلَزِمَهُ فَتَكَلَّمَا حَتَّى ارْتَفَعَتِ الأَصْوَاتُ فَمَرَّ بِهِمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ
" يَا كَعْبُ " . فَأَشَارَ بِيَدِهِ كَأَنَّهُ يَقُولُ النِّصْفَ فَأَخَذَ نِصْفًا مِمَّا عَلَيْهِ وَتَرَكَ نِصْفًا .
" يَا كَعْبُ " . فَأَشَارَ بِيَدِهِ كَأَنَّهُ يَقُولُ النِّصْفَ فَأَخَذَ نِصْفًا مِمَّا عَلَيْهِ وَتَرَكَ نِصْفًا .
Ka'b bin Malik'ten şöyle rivayet edilmiştir: Onun Abdullah bin Ebu Hadrad el-Eslemi'den bir borcu vardı. Onunla tanıştı ve borcunu ödemesini istedi. Sesleri yükselene kadar kelime alışverişinde bulundular. Resûlullah (s.a.v.) onların yanından geçti ve şöyle dedi: "Ey Ka'b!" ve eliyle yarısını söylemesini işaret etti. Bu yüzden borcunun yarısını aldı ve diğer yarısını ona bıraktı
37
Sünen Nesâî # 49/5415
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عَوْفٍ، قَالَ حَدَّثَنِي حَمْزَةُ أَبُو عُمَرَ الْعَائِذِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا عَلْقَمَةُ بْنُ وَائِلٍ، عَنْ وَائِلٍ، قَالَ شَهِدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ جَاءَ بِالْقَاتِلِ يَقُودُهُ وَلِيُّ الْمَقْتُولِ فِي نِسْعَةٍ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِوَلِيِّ الْمَقْتُولِ " أَتَعْفُو " . قَالَ لاَ . قَالَ " فَتَأْخُذُ الدِّيَةَ " . قَالَ لاَ . قَالَ " فَتَقْتُلُهُ " . قَالَ نَعَمْ . قَالَ " اذْهَبْ بِهِ " . فَلَمَّا ذَهَبَ فَوَلَّى مِنْ عِنْدِهِ دَعَاهُ فَقَالَ " أَتَعْفُو " . قَالَ لاَ قَالَ " فَتَأْخُذُ الدِّيَةَ " . قَالَ لاَ . قَالَ " فَتَقْتُلُهُ " . قَالَ نَعَمْ . قَالَ " اذْهَبْ بِهِ " . فَلَمَّا ذَهَبَ فَوَلَّى مِنْ عِنْدِهِ دَعَاهُ فَقَالَ " أَتَعْفُو " . قَالَ لاَ . قَالَ " فَتَأْخُذُ الدِّيَةَ " . قَالَ لاَ . قَالَ " فَتَقْتُلُهُ " . قَالَ نَعَمْ . قَالَ " اذْهَبْ بِهِ " . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ ذَلِكَ " أَمَا إِنَّكَ إِنْ عَفَوْتَ عَنْهُ يَبُوءُ بِإِثْمِهِ وَإِثْمِ صَاحِبِكَ " . فَعَفَا عَنْهُ وَتَرَكَهُ فَأَنَا رَأَيْتُهُ يَجُرُّ نِسْعَتَهُ .
Wa'il'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resulullah'ı (SAV) kurbanın varisi tarafından bir iple bir katil getirildiğinde gördüm. Allah'ın Elçisi (SAW) maktulün varisine şöyle dedi: 'Onu affedecek misin?' 'Hayır' dedi. Dedi ki: 'Diye'yi kabul edecek misin?' 'Hayır' dedi. Dedi ki: 'Onu öldürecek misin?' "Evet" dedi. 'Onu götürün' dedi. Gidip ondan yüz çevirdiğinde onu geri çağırdı ve şöyle dedi: 'Onu affedecek misin?' 'Hayır' dedi. Dedi ki: 'Diye'yi kabul edecek misin?' 'Hayır' dedi. Dedi ki: 'Onu öldürecek misin?' "Evet" dedi. 'Onu götürün' dedi. Gidip ondan yüz çevirdiğinde onu geri çağırdı ve şöyle dedi: 'Onu affedecek misin?' 'Hayır' dedi. Dedi ki: 'Diye'yi kabul edecek misin?' 'Hayır' dedi. Dedi ki: 'Onu öldürecek misin?' "Evet" dedi. 'Onu götürün' dedi. O sırada Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Fakat eğer onu affedersen, hem kendisinin hem de arkadaşının günahını üstlenir.' Bu yüzden onu affetti ve ben onu ipini sürüklerken gördüm
38
Sünen Nesâî # 49/5416
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّهُ حَدَّثَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ حَدَّثَهُ أَنَّ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ خَاصَمَ الزُّبَيْرَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي شِرَاجِ الْحَرَّةِ الَّتِي يَسْقُونَ بِهَا النَّخْلَ فَقَالَ الأَنْصَارِيُّ سَرِّحِ الْمَاءَ يَمُرَّ . فَأَبَى عَلَيْهِ فَاخْتَصَمُوا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اسْقِ يَا زُبَيْرُ ثُمَّ أَرْسِلِ الْمَاءَ إِلَى جَارِكَ " . فَغَضِبَ الأَنْصَارِيُّ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ كَانَ ابْنَ عَمَّتِكَ فَتَلَوَّنَ وَجْهُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ " يَا زُبَيْرُ اسْقِ ثُمَّ احْبِسِ الْمَاءَ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَى الْجَدْرِ " . فَقَالَ الزُّبَيْرُ إِنِّي أَحْسَبُ أَنَّ هَذِهِ الآيَةَ نَزَلَتْ فِي ذَلِكَ { فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ } الآيَةَ .
Urve'den, Abdullah bin Ez-Zübeyr'in ona şöyle anlattığı rivayet edilmiştir: Ensardan bir adam, Harre'de hurma ağaçlarını suladıkları bir dere hakkında Ez-Zübeyr ile tartıştı. Ensari: "Suyun akmasına izin verin" dedi ama o (Zübeyr) reddetti. Aralarındaki ihtilafı Resûlullah'a (s.a.v.) getirdiler. Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: "Ey Zübeyr, (toprağını) sula, sonra da suyu komşuna aksın." Ensari öfkelendi ve şöyle dedi: "Yâ Resûlallah, o senin kuzenin olduğu için mi?" Resûlullah'ın (s.a.v.) yüzü (öfkeden) renk değiştirdi ve şöyle dedi: "Ey Zübeyr, (toprağını) sula, sonra suyu duvarlara akana kadar kapat." Ez-Zübeyr dedi ki: "Sanırım bu konuyla ilgili şu ayet nazil oldu: 'Fakat hayır, Rabbine yemin ederim ki onlar iman edemezler.
39
Sünen Nesâî # 49/5417
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ زَوْجَ، بَرِيرَةَ كَانَ عَبْدًا يُقَالُ لَهُ مُغِيثٌ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَيْهِ يَطُوفُ خَلْفَهَا يَبْكِي وَدُمُوعُهُ تَسِيلُ عَلَى لِحْيَتِهِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِلْعَبَّاسِ " يَا عَبَّاسُ أَلاَ تَعْجَبُ مِنْ حُبِّ مُغِيثٍ بَرِيرَةَ وَمِنْ بُغْضِ بَرِيرَةَ مُغِيثًا " . فَقَالَ لَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لَوْ رَاجَعْتِيهِ فَإِنَّهُ أَبُو وَلَدِكِ " . قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَأْمُرُنِي . قَالَ " إِنَّمَا أَنَا شَفِيعٌ " . قَالَتْ فَلاَ حَاجَةَ لِي فِيهِ .
İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir: Berire'nin kocası Muğis adında bir köleydi. Sanki onun arkasında ağlayarak yürüdüğünü, gözyaşları sakalına aktığını görebiliyorum. Peygamber (SAV) Abbas'a şöyle dedi: "Ey Abbas, Muğis'in Berire'ye olan sevgisine ve Berire'nin Muğis'e olan nefretine şaşmadın mı?" Resûlullah (s.a.v.) ona şöyle dedi: "Neden onu geri almıyorsun, çünkü o senin çocuğunun babasıdır?" O da: "Ey Allah'ın Resulü, bana bunu sen mi emrediyorsun?" dedi. Şöyle dedi: "Ben sadece aracılık ediyorum." Dedi ki: "Ona ihtiyacım yok
40
Sünen Nesâî # 49/5418
أَخْبَرَنَا عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ وَاصِلِ بْنِ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَاضِرُ بْنُ الْمُوَرِّعِ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ أَعْتَقَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ غُلاَمًا لَهُ عَنْ دُبُرٍ وَكَانَ مُحْتَاجًا وَكَانَ عَلَيْهِ دَيْنٌ فَبَاعَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِثَمَانِمِائَةِ دِرْهَمٍ فَأَعْطَاهُ فَقَالَ
" اقْضِ دَيْنَكَ وَأَنْفِقْ عَلَى عِيَالِكَ " .
" اقْضِ دَيْنَكَ وَأَنْفِقْ عَلَى عِيَالِكَ " .
Câbir bin Abdullah'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ensar'dan bir adam, öldükten sonra merheminin serbest bırakılacağını söyledi; kendisi muhtaçtı ve borcu vardı. Resûlullah (s.a.v.) onu (köleyi) sekiz yüz dirheme sattı, o da (parayı) ona verdi ve şöyle buyurdu: 'Borcunu öde ve yakınlarına harca.
41
Sünen Nesâî # 49/5419
أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنَا الْعَلاَءُ، عَنْ مَعْبَدِ بْنِ كَعْبٍ، عَنْ أَخِيهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنِ اقْتَطَعَ حَقَّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ بِيَمِينِهِ فَقَدْ أَوْجَبَ اللَّهُ لَهُ النَّارَ وَحَرَّمَ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ " . فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ وَإِنْ كَانَ شَيْئًا يَسِيرًا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " وَإِنْ كَانَ قَضِيبًا مِنْ أَرَاكٍ " .
Ebu Umame'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kim bir Müslümanın malını, yalan yere yemini ile haksız yere ele geçirirse, Allah ona ateşi farz kılar, cenneti de ona haram kılar." Bir adam ona: "Ya Resulullah, küçük bir şey de olsa?" dedi. Şöyle buyurdu: "Arak ağacının bir dalı da olsa
42
Sünen Nesâî # 49/5420
أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا وَكِيعٌ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ جَاءَتْ هِنْدٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبَا سُفْيَانَ رَجُلٌ شَحِيحٌ وَلاَ يُنْفِقُ عَلَىَّ وَوَلَدِي مَا يَكْفِينِي أَفَآخُذُ مِنْ مَالِهِ وَلاَ يَشْعُرُ قَالَ
" خُذِي مَا يَكْفِيكِ وَوَلَدَكِ بِالْمَعْرُوفِ " .
" خُذِي مَا يَكْفِيكِ وَوَلَدَكِ بِالْمَعْرُوفِ " .
Aişe'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Hind, Resulullah'a (SAV) geldi ve şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Resulü, Ebu Süfyan, çocuğuma ve bana yeterince harcamayan cimri bir adamdır. Farkında olmadan onun malından alabilir miyim?' Şöyle dedi: 'Kendiniz ve çocuğunuz için makul olana yetecek kadar alın.
43
Sünen Nesâî # 49/5421
أَخْبَرَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ مَنْصُورِ بْنِ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُبَشِّرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ حُسَيْنٍ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ إِيَاسٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، - وَكَانَ عَامِلاً عَلَى سِجِسْتَانَ - قَالَ كَتَبَ إِلَىَّ أَبُو بَكْرَةَ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ
" لاَ يَقْضِيَنَّ أَحَدٌ فِي قَضَاءٍ بِقَضَاءَيْنِ وَلاَ يَقْضِي أَحَدٌ بَيْنَ خَصْمَيْنِ وَهُوَ غَضْبَانُ " .
" لاَ يَقْضِيَنَّ أَحَدٌ فِي قَضَاءٍ بِقَضَاءَيْنِ وَلاَ يَقْضِي أَحَدٌ بَيْنَ خَصْمَيْنِ وَهُوَ غَضْبَانُ " .
Sicistan'da vali olan Abdullah bin Ebî Bekre şöyle demiştir: "Ebû Bekre bana şöyle yazdı: 'Resûlullah (s.a.v.)'i şöyle derken işittim: Hiç kimse bir meselede iki hüküm vermesin ve hiç kimse ihtilafa düşen iki taraf arasında kızgınken hüküm vermesin.
44
Sünen Nesâî # 49/5422
أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم
" إِنَّكُمْ تَخْتَصِمُونَ إِلَىَّ وَإِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ وَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَلْحَنُ بِحُجَّتِهِ مِنْ بَعْضٍ فَإِنَّمَا أَقْضِي بَيْنَكُمَا عَلَى نَحْوِ مَا أَسْمَعُ فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ مِنْ حَقِّ أَخِيهِ شَيْئًا فَإِنَّمَا أَقْطَعُ لَهُ قِطْعَةً مِنَ النَّارِ " .
" إِنَّكُمْ تَخْتَصِمُونَ إِلَىَّ وَإِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ وَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَلْحَنُ بِحُجَّتِهِ مِنْ بَعْضٍ فَإِنَّمَا أَقْضِي بَيْنَكُمَا عَلَى نَحْوِ مَا أَسْمَعُ فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ مِنْ حَقِّ أَخِيهِ شَيْئًا فَإِنَّمَا أَقْطَعُ لَهُ قِطْعَةً مِنَ النَّارِ " .
Ümmü Seleme şöyle demiştir: "Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Siz ihtilaflarınızı bana getiriyorsunuz, fakat ben sadece bir beşerim. İçinizden bazılarınız, diğerlerinden daha belagatli olabilir ve ben de duyduklarıma göre hüküm verebilirim. Eğer sizden birinizin, kardeşinin hakları aleyhine hüküm verirsem, bu ona verdiğim ateşten bir parçadır.
45
Sünen Nesâî # 49/5423
أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، ح وَأَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم
" إِنَّ أَبْغَضَ الرِّجَالِ إِلَى اللَّهِ الأَلَدُّ الْخَصِمُ " .
" إِنَّ أَبْغَضَ الرِّجَالِ إِلَى اللَّهِ الأَلَدُّ الْخَصِمُ " .
Aişe'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'İnsanların Allah katında en nefret ettiği şey, hasımların en kavgacı olanıdır.
46
Sünen Nesâî # 49/5424
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي مُوسَى، أَنَّ رَجُلَيْنِ، اخْتَصَمَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي دَابَّةٍ لَيْسَ لِوَاحِدٍ مِنْهُمَا بَيِّنَةٌ فَقَضَى بِهَا بَيْنَهُمَا نِصْفَيْنِ .
Ebu Musa'dan rivayet edilmiştir: İki adam, bir hayvanla ilgili olarak Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) gelen bir anlaşmazlığı dile getirdiler ve her ikisinin de hiçbir delilleri yoktu, o da bunun aralarında eşit olarak paylaştırılmasına karar verdi.
47
Sünen Nesâî # 49/5425
أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ سَعِيدِ بْنِ مَسْرُوقٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ نَافِعِ بْنِ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ كَانَتْ جَارِيَتَانِ تَخْرُزَانِ بِالطَّائِفِ فَخَرَجَتْ إِحْدَاهُمَا وَيَدُهَا تَدْمَى فَزَعَمَتْ أَنَّ صَاحِبَتَهَا أَصَابَتْهَا وَأَنْكَرَتِ الأُخْرَى فَكَتَبْتُ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ فِي ذَلِكَ فَكَتَبَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَضَى أَنَّ الْيَمِينَ عَلَى الْمُدَّعَى عَلَيْهِ وَلَوْ أَنَّ النَّاسَ أُعْطُوا بِدَعْوَاهُمْ لاَدَّعَى نَاسٌ أَمْوَالَ نَاسٍ وَدِمَاءَهُمْ فَادْعُهَا وَاتْلُ عَلَيْهَا هَذِهِ الآيَةَ { إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً أُولَئِكَ لاَ خَلاَقَ لَهُمْ فِي الآخِرَةِ } حَتَّى خَتَمَ الآيَةَ فَدَعَوْتُهَا فَتَلَوْتُ عَلَيْهَا فَاعْتَرَفَتْ بِذَلِكَ فَسَرَّهُ .
Nafi' bin Ömer'den, İbn Ebî Müleyke'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Taif'te dericilik yapan iki kadın komşu vardı. Biri eli kanayarak dışarı çıktı ve arkadaşının kendisine zarar verdiğini iddia etti, diğeri ise bunu yalanladı. Ben bu konuda İbn Abbas'a yazdım. O, Resûlullah'ın (s.a.v.) aleyhinde iddiada bulunulan kişinin yemin etmesi gerektiğine hükmettiğini yazdı. Çünkü eğer insanlar kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri şey kendilerine verilecek olsaydı, insanlar başkalarının malları ve kanları üzerinde hak iddia edeceklerdi." Bunun üzerine onu çağırdı ve ayetin sonuna kadar şu ayeti okudu: "Allah'ın ahdi ve yeminleri karşılığında az bir kazanç satın alanlar, onların ahirette hiçbir nasibi yoktur..." Onu aradı ve bunu ona okudu, o da bunu itiraf etti. Bunun haberi kendisine ulaştı ve çok sevindi
48
Sünen Nesâî # 49/5426
أَخْبَرَنَا سَوَّارُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا مَرْحُومُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ أَبِي نَعَامَةَ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ مُعَاوِيَةُ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ عَلَى حَلْقَةٍ - يَعْنِي مِنْ أَصْحَابِهِ - فَقَالَ " مَا أَجْلَسَكُمْ " . قَالُوا جَلَسْنَا نَدْعُو اللَّهَ وَنَحْمَدُهُ عَلَى مَا هَدَانَا لِدِينِهِ وَمَنَّ عَلَيْنَا بِكَ . قَالَ " آللَّهِ مَا أَجْلَسَكُمْ إِلاَّ ذَلِكَ " . قَالُوا آللَّهِ مَا أَجْلَسَنَا إِلاَّ ذَلِكَ . قَالَ " أَمَا إِنِّي لَمْ أَسْتَحْلِفْكُمْ تُهَمَةً لَكُمْ وَإِنَّمَا أَتَانِي جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَأَخْبَرَنِي أَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يُبَاهِي بِكُمُ الْمَلاَئِكَةَ " .
Ebu Said el-Hudri'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Muaviye (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: 'Resûlullah (SAV) ashabından oluşan bir topluluğa çıktı ve şöyle dedi: 'Ne yapıyorsun?' Dediler ki: 'Biz, Allah'a dua etmek, bizi kendi dinine ilettiği ve bizi seninle nimetlendirdiği için O'na hamd etmek için toplandık.' Dedi ki: 'Vallahi sana soruyorum, tek sebep bu mu?' 'Vallahi biz başka bir sebeple bir araya gelmedik' dediler. Dedi ki: 'Ben sizden herhangi bir şüpheden dolayı yemin etmenizi istemiyorum; Daha doğrusu Cebrail yanıma geldi ve bana, Aziz ve Celil olan Allah'ın seninle meleklere karşı övündüğünü söyledi.
49
Sünen Nesâî # 49/5427
أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَفْصٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ طَهْمَانَ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ سُلَيْمٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم
" رَأَى عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ رَجُلاً يَسْرِقُ فَقَالَ لَهُ أَسَرَقْتَ قَالَ لاَ وَاللَّهِ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ . قَالَ عِيسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ آمَنْتُ بِاللَّهِ وَكَذَّبْتُ بَصَرِي " .
" رَأَى عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ رَجُلاً يَسْرِقُ فَقَالَ لَهُ أَسَرَقْتَ قَالَ لاَ وَاللَّهِ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ . قَالَ عِيسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ آمَنْتُ بِاللَّهِ وَكَذَّبْتُ بَصَرِي " .
Ebu Hureyre'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'İsa bin Meryem, hırsızlık yapan bir adam gördü ve ona şöyle dedi: Hırsızlık mı yapıyorsun? O da: Hayır, kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki dedi! İsa aleyhisselam şöyle dedi: Ben Allah'a inanıyorum ve gözlerimi inkar ediyorum.