Forgiveness Hakkinda Hadisler

490 sahih hadis bulundu

Sünen Ebu Davud : 141
Mu'adh bin Anas (RA)
Daif Isnaad
حَدَّثَنَا ‌إِسْحَاقُ ‌بْنُ ​سُوَيْدٍ ‌الرَّمْلِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، قَالَ أَظُنُّ أَنِّي سَمِعْتُ نَافِعَ بْنَ يَزِيدَ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو مَرْحُومٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ مُعَاذِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمَعْنَاهُ زَادَ ثُمَّ أَتَى آخَرُ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ وَمَغْفِرَتُهُ فَقَالَ ‏"‏ أَرْبَعُونَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ هَكَذَا تَكُونُ الْفَضَائِلُ ‏"‏ ‏.‏
(Bir ‌önceki ‌5195. ​hadisin) ‌manası da (Seni b. Muaz b. Enes'in) babasından (naklen) Nebi (s.a.v.)'den (rivayet edilmiştir. Ancak Râvi Muaz b. Enes hadise şu cümleleri de) ilave etti: Sonra bir başkası daha geldi ve "Esselâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtuhu ve mağfiretuhu" diyerek selam verdi. (Hz. Nebi bu adam için): Kırk (sevap kazandı) işte (selam da bulunan fazla kelimeler için) sevap artışı böyle olur," buyurdu
Mu'adh bin Anas (RA) Sünen Ebu Davud #5196 Daif Isnaad
Sünen Ebu Davud : 142
Bara' Ibn Azib
Daif
حَدَّثَنَا ‌عَمْرُو ‌بْنُ ‌عَوْنٍ، ​أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ أَبِي بَلْجٍ، عَنْ زَيْدٍ أَبِي الْحَكَمِ الْعَنَزِيِّ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا الْتَقَى الْمُسْلِمَانِ فَتَصَافَحَا وَحَمِدَا اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ وَاسْتَغْفَرَاهُ غُفِرَ لَهُمَا ‏"‏ ‏.‏
el-Berâ ‌b. ‌Azib'den ‌(rivayet ​edildiğine göre) Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İki müslünıan karşılaştıklarında el sıkışır, Azîz ve Celîl olan Allah'a hamd eder ve birbirlerine (günahlarının bağışlanması için) af dilerlerse (günâhları) bağışlanır. İzah 5212 de
Bara' Ibn Azib Sünen Ebu Davud #5211 Daif
Sünen Ebu Davud : 143
Abu Al-Saib
Hasan Sahih
حَدَّثَنَا ​يَزِيدُ ​بْنُ ​مَوْهَبٍ ​الرَّمْلِيُّ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ صَيْفِيٍّ أَبِي سَعِيدٍ، مَوْلَى الأَنْصَارِ عَنْ أَبِي السَّائِبِ، قَالَ أَتَيْتُ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ فَبَيْنَا أَنَا جَالِسٌ، عِنْدَهُ سَمِعْتُ تَحْتَ، سَرِيرِهِ تَحْرِيكَ شَىْءٍ فَنَظَرْتُ فَإِذَا حَيَّةٌ فَقُمْتُ فَقَالَ أَبُو سَعِيدٍ مَا لَكَ فَقُلْتُ حَيَّةٌ هَا هُنَا ‏.‏ قَالَ فَتُرِيدُ مَاذَا قُلْتُ أَقْتُلُهَا ‏.‏ فَأَشَارَ إِلَى بَيْتٍ فِي دَارِهِ تِلْقَاءَ بَيْتِهِ فَقَالَ إِنَّ ابْنَ عَمٍّ لِي كَانَ فِي هَذَا الْبَيْتِ فَلَمَّا كَانَ يَوْمُ الأَحْزَابِ اسْتَأْذَنَ إِلَى أَهْلِهِ وَكَانَ حَدِيثَ عَهْدٍ بِعُرْسٍ فَأَذِنَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَمَرَهُ أَنْ يَذْهَبَ بِسِلاَحِهِ فَأَتَى دَارَهُ فَوَجَدَ امْرَأَتَهُ قَائِمَةً عَلَى بَابِ الْبَيْتِ فَأَشَارَ إِلَيْهَا بِالرُّمْحِ فَقَالَتْ لاَ تَعْجَلْ حَتَّى تَنْظُرَ مَا أَخْرَجَنِي ‏.‏ فَدَخَلَ الْبَيْتَ فَإِذَا حَيَّةٌ مُنْكَرَةٌ فَطَعَنَهَا بِالرُّمْحِ ثُمَّ خَرَجَ بِهَا فِي الرُّمْحِ تَرْتَكِضُ قَالَ فَلاَ أَدْرِي أَيُّهُمَا كَانَ أَسْرَعَ مَوْتًا الرَّجُلُ أَوِ الْحَيَّةُ فَأَتَى قَوْمُهُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَرُدَّ صَاحِبَنَا ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ اسْتَغْفِرُوا لِصَاحِبِكُمْ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ إِنَّ نَفَرًا مِنَ الْجِنِّ أَسْلَمُوا بِالْمَدِينَةِ فَإِذَا رَأَيْتُمْ أَحَدًا مِنْهُمْ فَحَذِّرُوهُ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ إِنْ بَدَا لَكُمْ بَعْدُ أَنْ تَقْتُلُوهُ فَاقْتُلُوهُ بَعْدَ الثَّلاَثِ ‏"‏ ‏.‏
Ebu ​Saıb ​den; ​demiştir ​ki: Ebu Said'in yanına varmıştım. O'nun yanında otururken, sedirinin altında bir şeyin kıpırtısını işittim ve hemen (ona doğru bir) baktım. Bir de ne göreyim, bir yılan. Bunun üzerine hemen ayağa kalktım. Ebu Said: Sana da ne oluyor (öyle), dedi. Şurada bir yılan var, dedim. Ne yapmak istiyorsun, dedi. Onu öldüreceğim, dedim. Evinde kendi odasının karşısında bulunan bir odayı göstererek: Şu odada amcamın oğlu vardı. Hendek savaşı günü ailesine (gitmek üzere Hz. Nebi'den) izin istemişti. Kendisi daha yeni evlenmişti. Rasûlullah (s.a.v.)'de (ailesinin yanma gitmesi için) kendisine izin verdi. Ve ona silahıyle gitmesini emretti. (Kendisi) evine varınca, hanımını evin kapısı önünde ayakta dikili bir halde buldu. Bunun üzerine (kıskançlığı tuttu da) süngüsü(nü) karısına çevirdi. (Süngünün kendisine çevrildiğini gören kadın) "Acele etme! (Eve bir gir de) beni dışarı çıkaran şeyi (sen de) gör!" dedi. (Aldığı bu cevap üzerine) hemen eve girdi. Bir de ne görsün; büyük bir yılan. Hemen süngüyü ona sapladı, sonra (yılan) süngü kendisine saplanmış olduğu halde hareket etmekte iken onu (süngünün ucunda) dışarı çıkardı. (Yılan bir ara süngüden kurtulup hasmının üzerine saldırdı uzun bir boğuşmadan sonra her ikisi de öldüler.) Onlardan hangisi, yılan mı yoksa adam mı erken öldü, bilemiyorum. Bunun üzerine onun kavmi Rasûlullah (s.a.v.)'e gelerek: "Ey Allah'ın Resulü): "Allah'a dua et de arkadaşımızı (yeniden) diriltsin!" dediler. (Hz. Nebi de:) Arkadaşınız için istiğfar ediniz." dedi. Sonra "cinlerden bir topluluk Medine'de müslüman oldular. Onlardan birini (evinizde) gördüğünüz zaman onu üç defa korkutunuz. Onu öldürmek istediğiniz halde öldürmekten vazgeçip sadece korkutmakla yetindikten sonra yine de size (evinizde) görünecek olursa üç(üncü defaki tehdidinizden sonra onu öldürünüz" buyurdu)
Abu Al-Saib Sünen Ebu Davud #5257 Hasan Sahih
Sünen Nesâî : 144
Ebû Hüreyre (r.a.)
Sahih
أَخْبَرَنَا ​مُحَمَّدُ ‌بْنُ ‌عَبْدِ ​اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، وَنُصَيْرُ بْنُ الْفَرَجِ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ فَقَدْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ لَيْلَةٍ فَجَعَلْتُ أَطْلُبُهُ بِيَدِي فَوَقَعَتْ يَدِي عَلَى قَدَمَيْهِ وَهُمَا مَنْصُوبَتَانِ وَهُوَ سَاجِدٌ يَقُولُ ‏ "‏ أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ لاَ أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ ‏"‏ ‏.‏
Yine ​Âişe ‌(radıyallahü ‌anha)’dan ​rivâyete göre, şöyle demiştir: gece Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanımda olmadığını fark ettim elimle onu aramaya başladım elim onun ayaklarına dokundu, ayakları dik durumda olup secde vaziyetinde idi ve şöyle diyordu: gazabından rızana, cezalandırmandan affına, senden Sana sığınırım Seni gerektiği şekilde övemem, sen kendini övdüğün gibisin.) (Buhârî, Salat: 22; Müslim, Salat:)
Ebû Hüreyre (r.a.) Sünen Nesâî #169 Sahih
Sünen Nesâî : 145
Abdullah bin Ka'b (RA)
Sahih
أَخْبَرَنَا ​سُلَيْمَانُ ‌بْنُ ​دَاوُدَ، ​قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَأَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ كَعْبٍ، قَالَ سَمِعْتُ كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ، يُحَدِّثُ حَدِيثَهُ حِينَ تَخَلَّفَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةِ تَبُوكَ قَالَ وَصَبَّحَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَادِمًا وَكَانَ إِذَا قَدِمَ مِنْ سَفَرٍ بَدَأَ بِالْمَسْجِدِ فَرَكَعَ فِيهِ رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ جَلَسَ لِلنَّاسِ فَلَمَّا فَعَلَ ذَلِكَ جَاءَهُ الْمُخَلَّفُونَ فَطَفِقُوا يَعْتَذِرُونَ إِلَيْهِ وَيَحْلِفُونَ لَهُ وَكَانُوا بِضْعًا وَثَمَانِينَ رَجُلاً فَقَبِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلاَنِيَتَهُمْ وَبَايَعَهُمْ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمْ وَوَكَلَ سَرَائِرَهُمْ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ حَتَّى جِئْتُ فَلَمَّا سَلَّمْتُ تَبَسَّمَ تَبَسُّمَ الْمُغْضَبِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ تَعَالَ ‏"‏ ‏.‏ فَجِئْتُ حَتَّى جَلَسْتُ بَيْنَ يَدَيْهِ فَقَالَ لِي ‏"‏ مَا خَلَّفَكَ أَلَمْ تَكُنِ ابْتَعْتَ ظَهْرَكَ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي وَاللَّهِ لَوْ جَلَسْتُ عِنْدَ غَيْرِكَ مِنْ أَهْلِ الدُّنْيَا لَرَأَيْتُ أَنِّي سَأَخْرُجُ مِنْ سَخَطِهِ وَلَقَدْ أُعْطِيتُ جَدَلاً وَلَكِنْ وَاللَّهِ لَقَدْ عَلِمْتُ لَئِنْ حَدَّثْتُكَ الْيَوْمَ حَدِيثَ كَذِبٍ لِتَرْضَى بِهِ عَنِّي لَيُوشَكُ أَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يُسْخِطُكَ عَلَىَّ وَلَئِنْ حَدَّثْتُكَ حَدِيثَ صِدْقٍ تَجِدُ عَلَىَّ فِيهِ إِنِّي لأَرْجُو فِيهِ عَفْوَ اللَّهِ وَاللَّهِ مَا كُنْتُ قَطُّ أَقْوَى وَلاَ أَيْسَرَ مِنِّي حِينَ تَخَلَّفْتُ عَنْكَ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَمَّا هَذَا فَقَدْ صَدَقَ فَقُمْ حَتَّى يَقْضِيَ اللَّهُ فِيكَ ‏"‏ ‏.‏ فَقُمْتُ فَمَضَيْتُ ‏.‏ مُخْتَصَرٌ ‏.‏
Abdullah ​b. ‌Ka’b ​(radıyallahü ​anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ka’b b. Mâlik’in Tebük seferine katılamayışını anlatırken şöyle söylediğini işittim: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir sabah Tebük gazvesinden dönüp Medine’ye geldi. Bir savaştan dönünce önce mescide girer iki rekat namaz kılar sonra insanların dertlerini dinlemek için otururdu. Yine aynı şekilde yapıp oturunca: Tebük seferine katılmayanlar özür dileyip yemin etmeye başladılar. Bunlar seksenden fazla idiler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunların söyledikleri özürlerini ve biatlarını kabul etti, onlar için istiğfar etti, onların iç yüzlerini de Allah’a havale etti. Bu sırada ben de geldim ve selâm verdim, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana gazablı bir şekilde tebessüm etti ve şöyle dedi: Ben de gelip önüne oturdum, bana dedi ki: savaşa katılmaktan geri bırakan sebep Nedir? Sen Akabe’de biat etmemiş miydin?) Ben de: Allah’ın Rasûlü! Vallahi dünyada sizden başka kimin yanına otursam özür beyan ederek O’nun gazabından kurtulacağımı tahmin ederim. Çünkü ikna kabiliyetim çok fazladır. Fakat, Allah’a yemin olsun ki; şunu iyice anladım; bugün beni affetmeniz için yalan söylesem Allah benim yalan söylediğimi sana bildirerek bana karşı senin kızgınlığını artırır. Eğer size doğruyu söylesem yine bana kızarsınız ama doğruyu söylemekle Allah’ın beni affadeceğini umarım. Vallahi ben sizinle savaşa katılmayıp geri kaldığım günlerdeki kadar hiçbir vakit sağlam ve bolluk içerisinde olmadım.) Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): bu doğru söyledi dedi. Kalk ve; Allah senin hakkında bir hüküm verinceye kadar bekle) dedi. Bende belli bir süre bekledim. Bu hadis buradakinden daha uzuncadır. (Buhârî, Cihad ve Siyer: 197; Müslim, Salat-ül Müsafirin:)
Abdullah bin Ka'b (RA) Sünen Nesâî #731 Sahih
Sünen Nesâî : 146
It Was
Sahih
أَخْبَرَنَا ‌عَمْرُو ‌بْنُ ‌عَلِيٍّ، ​قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمِّي الْمَاجِشُونُ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ عَلِيٍّ، رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا اسْتَفْتَحَ الصَّلاَةَ كَبَّرَ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ اللَّهُمَّ أَنْتَ الْمَلِكُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ أَنَا عَبْدُكَ ظَلَمْتُ نَفْسِي وَاعْتَرَفْتُ بِذَنْبِي فَاغْفِرْ لِي ذُنُوبِي جَمِيعًا لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ وَاهْدِنِي لأَحْسَنِ الأَخْلاَقِ لاَ يَهْدِي لأَحْسَنِهَا إِلاَّ أَنْتَ وَاصْرِفْ عَنِّي سَيِّئَهَا لاَ يَصْرِفُ عَنِّي سَيِّئَهَا إِلاَّ أَنْتَ لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ وَالْخَيْرُ كُلُّهُ فِي يَدَيْكَ وَالشَّرُّ لَيْسَ إِلَيْكَ أَنَا بِكَ وَإِلَيْكَ تَبَارَكْتَ وَتَعَالَيْتَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏
Ali ‌(Allah ‌Ondan ‌razı ​olsun)'den rivayet edilmiştir: Rasulullah (s) namaza başlayınca tekbir getirir ve sonra şöyle derdi: "Vecehtu vechi lillazi fetaras-semevâtivel-arda hanifan ve ma ene mine'l-müşrikin. İnna salati ve nusuki ve mahyaya ve mameti lillahi rabbil-alamin, lâ şerike lehu, ve bidhalika ümirtu. ve ene min el-müslimin Allahümme! Ente'l-maliku la ilahe illa ante, ene abduka zalamtu nefsi ve'teraftu bidhanbi fağfirli zünubi cami'an, la yağfirüdhunuba illa ente, vahdini li hasenil-ahklaki, la yahdi li ahsaniha illa ente verif anni sayy'aha la yasrifu anni. seyy'eha illa ente, lebeyke ve sa'deyke, vel-hayru kulluhu fi yadaika ves-şerru leisa ileyke ana bisiklete ve ileyke ana bisiklete ve ileyke teberkte ve ta'alaita estağfiruke ve atubü ileyik. Muhakkak ki benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir. Ben bununla emrolundum ve ben Müslümanlardanım. Allah'ım, Sen mülk sahibisin ve senden başka ibadete layık olan yoktur. Ben senin kulunum, bütün günahlarımı bağışla. Sen, onların en iyisine ulaştırırsın, beni kötü huylardan koru, çünkü onlara karşı Senden başkası koruyucu olamaz, bütün iyilikler Senin elindedir, kötülükler Sana isnat edilmez, Sen mübarek ve yücesin, Senden af dilerim ve sana tövbe ederim.
It Was Sünen Nesâî #897 Sahih
Sünen Nesâî : 147
Ubayy bin Ka'b (RA)
Sahih
أَخْبَرَنَا ​مُحَمَّدُ ‌بْنُ ​بَشَّارٍ، ​قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، غُنْدَرٌ قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ عِنْدَ أَضَاةِ بَنِي غِفَارٍ فَأَتَاهُ جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يَأْمُرُكَ أَنْ تُقْرِئَ أُمَّتَكَ الْقُرْآنَ عَلَى حَرْفٍ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَسْأَلُ اللَّهَ مُعَافَاتَهُ وَمَغْفِرَتَهُ وَإِنَّ أُمَّتِي لاَ تُطِيقُ ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ أَتَاهُ الثَّانِيَةَ فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يَأْمُرُكَ أَنْ تُقْرِئَ أُمَّتَكَ الْقُرْآنَ عَلَى حَرْفَيْنِ قَالَ ‏"‏ أَسْأَلُ اللَّهَ مُعَافَاتَهُ وَمَغْفِرَتَهُ وَإِنَّ أُمَّتِي لاَ تُطِيقُ ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ جَاءَهُ الثَّالِثَةَ فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يَأْمُرُكَ أَنْ تُقْرِئَ أُمَّتَكَ الْقُرْآنَ عَلَى ثَلاَثَةِ أَحْرُفٍ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَسْأَلُ اللَّهَ مُعَافَاتَهُ وَمَغْفِرَتَهُ وَإِنَّ أُمَّتِي لاَ تُطِيقُ ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ جَاءَهُ الرَّابِعَةَ فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يَأْمُرُكَ أَنْ تُقْرِئَ أُمَّتَكَ الْقُرْآنَ عَلَى سَبْعَةِ أَحْرُفٍ فَأَيُّمَا حَرْفٍ قَرَءُوا عَلَيْهِ فَقَدْ أَصَابُوا ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ هَذَا الْحَدِيثُ خُولِفَ فِيهِ الْحَكَمُ خَالَفَهُ مَنْصُورُ بْنُ الْمُعْتَمِرِ رَوَاهُ عَنْ مُجَاهِدٍ عَنْ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ مُرْسَلاً ‏.‏
Ubey ​bin ‌Ka'b'dan ​rivayet ​edildiğine göre: Rasûlullah (s.a.v.) Benî Gıfar'a ait bir havuzun başındayken Cibril (a.s) ona geldi ve şöyle dedi: "Allah sana, ümmetine Kur'an'ı tek bir kıraatle öğretmeni emrediyor." "Rabbimden korunma ve mağfiret dilerim, ümmetim buna dayanamaz" dedi. Sonra ikinci kez yanına gelerek şöyle dedi: "Allah sana, ümmetine Kur'an'ı iki şekilde öğretmeni emrediyor." Şöyle dedi: "Rabbimden korunma ve mağfiret dilerim, ümmetim buna dayanamaz." Sonra üçüncü kez yanına geldi ve şöyle dedi: "Allah, sana, ümmetine Kur'an'ı üç kıraatle öğretmeni emrediyor." Dedi ki: "Rabbimden korunma ve mağfiret dilerim, ümmetim buna dayanamaz." Sonra dördüncü kez ona geldi ve şöyle dedi: "Allah, sana, ümmetine Kur'an'ı yedi kıraatle öğretmeni emrediyor; hangi şekilde okurlarsa doğru olur.
Ubayy bin Ka'b (RA) Sünen Nesâî #939 Sahih
Sünen Nesâî : 148
It Was
Sahih
أَخْبَرَنَا ​إِسْحَاقُ ​بْنُ ‌إِبْرَاهِيمَ، ‌قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ فَقَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ لَيْلَةٍ فَانْتَهَيْتُ إِلَيْهِ وَهُوَ سَاجِدٌ وَقَدَمَاهُ مَنْصُوبَتَانِ وَهُوَ يَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ وَبِكَ مِنْكَ لاَ أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ ‏"‏ ‏.‏
Aişe ​şöyle ​demiştir: ‌"Bir ‌gece Rasûlullah'ın (s.a.v.) kaybolduğunu fark ettim ve onu ayakları dik olarak secde ederken buldum ve şöyle diyordu: 'Allahumme, inni eûzü birideke min sakatik, ve bimu'afatike min 'uqubatik, ve bika minke la uhsi tena'an 'aleyke ante kama esnaita 'ala nefsik (O) Allah'ım, gazabından rızana, azabından affına ve senden sana sığınırım, sana yeterince hamdetmiyorum, sen kendini övdüğün gibisin.)
It Was Sünen Nesâî #1100 Sahih
Sünen Nesâî : 149
It Was
Sahih
أَخْبَرَنَا ​إِسْحَاقُ ‌بْنُ ​إِبْرَاهِيمَ، ‌قَالَ أَنْبَأَنَا جَرِيرٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ فَقَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ لَيْلَةٍ فَوَجَدْتُهُ وَهُوَ سَاجِدٌ وَصُدُورُ قَدَمَيْهِ نَحْوَ الْقِبْلَةِ فَسَمِعْتُهُ يَقُولُ ‏ "‏ أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ وَأَعُوذُ بِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ لاَ أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ ‏"‏ ‏.‏
Aişe ​şöyle ‌demiştir: ​"Bir ‌gece Resûlullah'ın (s.a.v.) kaybolduğunu fark ettim ve onu ayaklarının üst kısmı kıbleye dönük olarak secde ederken buldum. Onun şöyle dediğini duydum: 'Eûzü birideke min sakhatika, ve eûzü bimu 'afatike min 'uqubatika ve e'ûzü bisiklete minke la uhsi tena'an 'aleyke ante kama esnaita' ala nefsik (Gazabından rızana sığınırım, azabından affına sığınırım, Senden sana sığınırım. Sana yeterince hamdetmiyorum, Sen kendini övdüğün gibisin)
It Was Sünen Nesâî #1130 Sahih
Sünen Nesâî : 150
Abdullah bin Amr, Ebubekir es-Sıddık'tan (RA)
Sahih
أَخْبَرَنَا ‌قُتَيْبَةُ ​بْنُ ​سَعِيدٍ، ‌قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ، - رضى الله عنهما أَنَّهُ قَالَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلِّمْنِي دُعَاءً أَدْعُو بِهِ فِي صَلاَتِي ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ قُلِ اللَّهُمَّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي ظُلْمًا كَثِيرًا وَلاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ فَاغْفِرْ لِي مَغْفِرَةً مِنْ عِنْدِكَ وَارْحَمْنِي إِنَّكَ أَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ ‏"‏ ‏.‏
Abdullah ‌bin ​Amr'dan, ​Ebu ‌Bekir es-Sıddık'tan -Allah her ikisinden de razı olsun- şöyle dediği rivayet edilmiştir: O, Resulullah (a.s)'a şöyle dedi: "Bana bir dua öğret ki, namazımda okuyabileyim." Şöyle buyurdu: "De ki: 'Alahumme inni zelamtu efsi zulmen keshiren ve la yağfirudhunub illa ente fağfirli mağfiraten min 'indike verhamni inneke entalGafurur-Rahim (Allah'ım, doğrusu ben kendime çok zulmettim ve Senden başka günahları bağışlayan yoktur. Bana katından mağfiret ver ve bana merhamet et, çünkü sen çok bağışlayan, çok merhamet edensin)
Abdullah bin Amr, Ebubekir es-Sıddık'tan (RA) Sünen Nesâî #1302 Sahih
Sünen Nesâî : 151
Şadad bin Aws (RA)
Daif
أَخْبَرَنَا ​أَبُو ‌دَاوُدَ، ‌قَالَ ‌حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ سَعِيدٍ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي الْعَلاَءِ، عَنْ شَدَّادِ بْنِ أَوْسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ فِي صَلاَتِهِ ‏ "‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الثَّبَاتَ فِي الأَمْرِ وَالْعَزِيمَةِ عَلَى الرُّشْدِ وَأَسْأَلُكَ شُكْرَ نِعْمَتِكَ وَحُسْنَ عِبَادَتِكَ وَأَسْأَلُكَ قَلْبًا سَلِيمًا وَلِسَانًا صَادِقًا وَأَسْأَلُكَ مِنْ خَيْرِ مَا تَعْلَمُ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا تَعْلَمُ وَأَسْتَغْفِرُكَ لِمَا تَعْلَمُ ‏"‏ ‏.‏
Şedad ​bin ‌Evs'den ‌rivayet ‌edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) namazında şöyle derdi: "Allahümme inni es'aluke et-sebbete fi'l-emr ve'l-azimete 'aler-rüşdi ve es'aluke şükr ni'matik ve hüsna 'ibâdetik ve es'alüke kalben salimen ve lisanen sadikan ve es'aluke min hayri ma at'lemü ve yazar bisiklete min şerri ma at'lemu vestağfiruke lima ta'lam (Allah'ım, Senden bütün işlerimde sebat ve doğru yolda kararlılık isterim, Senden beni nimetlerine şükretmeni ve sana hakkıyla ibadet etmeni isterim. Senden selim bir kalp ve doğru bir dil isterim. Senden bildiğinin en hayırlısını isterim ve bildiğinin en şerrinden Sana sığınırım ve yaptığın şey için Senden bağışlanma dilerim. biliyorsun)
Şadad bin Aws (RA) Sünen Nesâî #1304 Daif
Sünen Nesâî : 152
Thawban (RA)
Sahih
أَخْبَرَنَا ​مَحْمُودُ ‌بْنُ ‌خَالِدٍ، ​قَالَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، عَنْ أَبِي عَمْرٍو الأَوْزَاعِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي شَدَّادٌ أَبُو عَمَّارٍ، أَنَّ أَبَا أَسْمَاءَ الرَّحَبِيَّ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ ثَوْبَانَ، مَوْلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحَدِّثُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا انْصَرَفَ مِنْ صَلاَتِهِ اسْتَغْفَرَ ثَلاَثًا وَقَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ أَنْتَ السَّلاَمُ وَمِنْكَ السَّلاَمُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلاَلِ وَالإِكْرَامِ ‏"‏ ‏.‏
Resûlullah ​(s.a.v.)'in ‌azadlı ‌kölesi ​Sevban şöyle anlatıyor: "Namazı bitirince Resûlullah (s.a.v.) üç defa mağfiret diler ve şöyle derdi: 'Allahümme ente selam ve minke es-selâm tebarekte ya zel-celali ve'l-ikram. ve Onur
Thawban (RA) Sünen Nesâî #1337 Sahih
Sünen Nesâî : 153
It Was
Sahih
أَخْبَرَنَا ‌مُحَمَّدُ ‌بْنُ ‌إِسْحَاقَ ‌الصَّاغَانِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ الْخُزَاعِيُّ، مَنْصُورُ بْنُ سَلَمَةَ قَالَ حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، - قَالَ أَبُو سَلَمَةَ وَكَانَ مِنَ الْخَائِفِينَ - عَنْ خَالِدِ بْنِ أَبِي عِمْرَانَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا جَلَسَ مَجْلِسًا أَوْ صَلَّى تَكَلَّمَ بِكَلِمَاتٍ فَسَأَلَتْهُ عَائِشَةُ عَنِ الْكَلِمَاتِ فَقَالَ ‏ "‏ إِنْ تَكَلَّمَ بِخَيْرٍ كَانَ طَابِعًا عَلَيْهِنَّ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَإِنْ تَكَلَّمَ بِغَيْرِ ذَلِكَ كَانَ كَفَّارَةً لَهُ سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏
Aişe'den ‌rivayet ‌edilmiştir: ‌Rasûlullah ‌(s.a.v.) bir toplantıda oturduğunda veya namaz kıldığında bazı sözler söylerdi ve Aişe de ona bu sözlerin nedenini sorardı. Şöyle buyurdu: "Eğer güzel bir söz söylerse (ve bu zikri söylerse), onları kıyamet gününe kadar muhafaza etmek için bir mühür olur, eğer bundan başka bir şey söylerse, bu (şu sözler) ona kefaret olur: 'Sübhanek Allahümme ve bihamdike, estağfiruke ve atubu ileyk (Seni tesbih ederim, Allah'ım, senden mağfiret dilerim ve sana tevbe ederim)
It Was Sünen Nesâî #1344 Sahih
Sünen Nesâî : 154
Ata bin Abi Marwan (RA)
Daif Isnaad
أَخْبَرَنَا ‌عَمْرُو ‌بْنُ ​سَوَّادِ ‌بْنِ الأَسْوَدِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي حَفْصُ بْنُ مَيْسَرَةَ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي مَرْوَانَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ كَعْبًا، حَلَفَ لَهُ بِاللَّهِ الَّذِي فَلَقَ الْبَحْرَ لِمُوسَى إِنَّا لَنَجِدُ فِي التَّوْرَاةِ أَنَّ دَاوُدَ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا انْصَرَفَ مِنْ صَلاَتِهِ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ أَصْلِحْ لِي دِينِي الَّذِي جَعَلْتَهُ لِي عِصْمَةً وَأَصْلِحْ لِي دُنْيَاىَ الَّتِي جَعَلْتَ فِيهَا مَعَاشِي اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ وَأَعُوذُ بِعَفْوِكَ مِنْ نِقْمَتِكَ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ لاَ مَانِعَ لِمَا أَعْطَيْتَ وَلاَ مُعْطِيَ لِمَا مَنَعْتَ وَلاَ يَنْفَعُ ذَا الْجَدِّ مِنْكَ الْجَدُّ ‏.‏ قَالَ وَحَدَّثَنِي كَعْبٌ أَنَّ صُهَيْبًا حَدَّثَهُ أَنَّ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُهُنَّ عِنْدَ انْصِرَافِهِ مِنْ صَلاَتِهِ ‏.‏
Ata ‌bin ‌Ebu ​Mervan'dan ‌babasından rivayet edilmiştir: Ka'b ona şöyle yemin etti: "Denizi Musa için ayıran Allah'a yemin ederim ki, Tevrat'ta görüyoruz ki, Allah'ın Peygamberi Dâvûd namazını bitirince şöyle derdi: 'Allahümme Aslih li dinya-llazi ja'altehu li ismaten ve aslih li dünyaya-llati ja'alta fiha. ma'ashi, Allahumme inni e-udhu biridaka min sakhatik wa a-udhu bi'afwika min naqmatika wa e-udhu bike mink, la mani' lima a'taita wa la mu'tia lima mana'ta ve la yenfa'u zhal-ceddi minke el-cedd (Allah'ım, benim için bir koruma kıldığın dini bağlılığımı düzelt ve bana bir koruma kıldığın dünya işlerimi düzelt. Allah'ım, gazabından rızana sığınırım, azabından affına sığınırım, senden sana sığınırım, senin verdiğini kimse alıkoyamaz, senin esirgediğini kimse veremez ve senden önce hiçbir zenginlik ve servet, zengin ve servet sahibi olana fayda sağlayamaz.) "Ve Ka'b bana, Süheyb'in, Muhammed (s.a.v.)'in namazını bitirdiğinde (bu sözleri) söylediğini söylediğini söyledi.
Ata bin Abi Marwan (RA) Sünen Nesâî #1346 Daif Isnaad
Sünen Nesâî : 155
Abdullah (r.a.)
Sahih
أَخْبَرَنَا ​مُحَمَّدُ ​بْنُ ‌الْمُثَنَّى، ‌وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا إِسْحَاقَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ عَلَّمَنَا خُطْبَةَ الْحَاجَةِ الْحَمْدُ لِلَّهِ نَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ وَنَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِنَا وَسَيِّئَاتِ أَعْمَالِنَا مَنْ يَهْدِهِ اللَّهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلاَ هَادِيَ لَهُ وَأَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ ثُمَّ يَقْرَأُ ثَلاَثَ آيَاتٍ ‏{‏ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ‏}‏ ‏{‏ يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا ‏}‏ ‏{‏ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيدًا ‏}‏ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَبُو عُبَيْدَةَ لَمْ يَسْمَعْ مِنْ أَبِيهِ شَيْئًا وَلاَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ وَلاَ عَبْدُ الْجَبَّارِ بْنُ وَائِلِ بْنِ حُجْرٍ ‏.‏
Abdullah'tan ​rivayet ​edilmiştir: ‌"Resûlullah ‌(s.a.v.) bize Hac hutbetini öğretti: Elhamdü lillahi nasta'inuhu ve nastagfiruhu, ve na'ûzü billahi min şururi enfüsine ve sayi'ati a'maline. Men yahdihillehu fela müdilla lehu ve men yudlil fela hadiya lehu. Ve eşhedü en lâ ilahe illallahu ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve rasuluhu. (Allah'a hamdolsun, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefsimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah'a sığınırız. Allah kimi hidayet ederse, asla sapıtmaz ve Allah kimi saptırırsa, hiç kimse hidayet edemez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ibadete layık yoktur ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim.) Şu üç ayet: Ey iman edenler, Allah'tan gerektiği gibi sakının ve ancak Müslüman olarak ölün; Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve onlardan birçok erkek ve kadın yaratan Rabbinize karşı gelmekten sakının ve Allah'tan korkun ki, Allah sizin üzerinizde gözeticidir. Allah'a karşı gelmekten sakının, O'ndan korkun ve (her zaman) doğru söyleyin
Abdullah (r.a.) Sünen Nesâî #1404 Sahih
Sünen Nesâî : 156
Abdullah bin Amr (RA)
Sahih
أَخْبَرَنَا ​هِلاَلُ ‌بْنُ ​بِشْرٍ، ‌قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ الصَّمَدِ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي السَّائِبُ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو، حَدَّثَهُ قَالَ انْكَسَفَتِ الشَّمْسُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الصَّلاَةِ وَقَامَ الَّذِينَ مَعَهُ فَقَامَ قِيَامًا فَأَطَالَ الْقِيَامَ ثُمَّ رَكَعَ فَأَطَالَ الرُّكُوعَ ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ وَسَجَدَ فَأَطَالَ السُّجُودَ ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ وَجَلَسَ فَأَطَالَ الْجُلُوسَ ثُمَّ سَجَدَ فَأَطَالَ السُّجُودَ ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ وَقَامَ فَصَنَعَ فِي الرَّكْعَةِ الثَّانِيَةِ مِثْلَ مَا صَنَعَ فِي الرَّكْعَةِ الأُولَى مِنَ الْقِيَامِ وَالرُّكُوعِ وَالسُّجُودِ وَالْجُلُوسِ فَجَعَلَ يَنْفُخُ فِي آخِرِ سُجُودِهِ مِنَ الرَّكْعَةِ الثَّانِيَةِ وَيَبْكِي وَيَقُولُ ‏"‏ لَمْ تَعِدْنِي هَذَا وَأَنَا فِيهِمْ لَمْ تَعِدْنِي هَذَا وَنَحْنُ نَسْتَغْفِرُكَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ وَانْجَلَتِ الشَّمْسُ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَخَطَبَ النَّاسَ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ فَإِذَا رَأَيْتُمْ كُسُوفَ أَحَدِهِمَا فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَقَدْ أُدْنِيَتِ الْجَنَّةُ مِنِّي حَتَّى لَوْ بَسَطْتُ يَدِي لَتَعَاطَيْتُ مِنْ قُطُوفِهَا وَلَقَدْ أُدْنِيَتِ النَّارُ مِنِّي حَتَّى لَقَدْ جَعَلْتُ أَتَّقِيهَا خَشْيَةَ أَنْ تَغْشَاكُمْ حَتَّى رَأَيْتُ فِيهَا امْرَأَةً مِنْ حِمْيَرَ تُعَذَّبُ فِي هِرَّةٍ رَبَطَتْهَا فَلَمْ تَدَعْهَا تَأْكُلُ مِنْ خَشَاشِ الأَرْضِ فَلاَ هِيَ أَطْعَمَتْهَا وَلاَ هِيَ سَقَتْهَا حَتَّى مَاتَتْ فَلَقَدْ رَأَيْتُهَا تَنْهَشُهَا إِذَا أَقْبَلَتْ وَإِذَا وَلَّتْ تَنْهَشُ أَلْيَتَهَا وَحَتَّى رَأَيْتُ فِيهَا صَاحِبَ السِّبْتِيَّتَيْنِ أَخَا بَنِي الدَّعْدَاعِ يُدْفَعُ بِعَصًا ذَاتِ شُعْبَتَيْنِ فِي النَّارِ وَحَتَّى رَأَيْتُ فِيهَا صَاحِبَ الْمِحْجَنِ الَّذِي كَانَ يَسْرِقُ الْحَاجَّ بِمِحْجَنِهِ مُتَّكِئًا عَلَى مِحْجَنِهِ فِي النَّارِ يَقُولُ أَنَا سَارِقُ الْمِحْجَنِ ‏"‏ ‏.‏
Abdullah ​bin ‌Amr ​şöyle ‌dedi: "Resûlullah (ﷺ) zamanında güneş tutuldu. Resûlullah (s.a.v.) namaza kalktı, beraberindekiler de kalktı. Uzun bir süre ayakta kaldı, sonra uzun bir süre rükû etti, sonra başını kaldırdı ve uzun bir süre secdeye vardı. Sonra başını kaldırdı ve uzun bir süre oturdu. Sonra uzun bir süre secdeye vardı, sonra başını kaldırdı ve ayağa kalktı. ikinci rek'atta da birinci rek'atta yaptığının aynısını ayakta, rükûda, secdede ve oturarak yaptı. İkinci rek'atta secdesinin sonunda üflemeye ve ağlamaya başladı ve şöyle dedi: 'Ben onların arasındayken bunu yapacağını bana söylemedin; Sonra başını kaldırdı ve tutulma sona erdi. Resûlullah (s.a.v.) ayağa kalkıp halka hitap etti. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle dedi: "Güneş ve ay, Aziz ve Celil olan Allah'ın (cc) iki ayetidir. Eğer ikisinden birinin tutulduğunu görürseniz, o halde Aziz ve Celil olan Allah'ı anmaya koşun. Muhammed'in ruhu elinde olan Allah'a yemin ederim ki, cennet bana öyle yaklaştırıldı ki, eğer elimi uzatsaydım, onun meyvelerinden alabilirdim. Cehennem bana o kadar yaklaştırıldı ki, sizi ele geçirmesinden korktuğum için ondan uzak durmaya çalıştım. Orada, bağladığı bir kedi yüzünden cezalandırılan Himyarlı bir kadın gördüm; onu ölünceye kadar serbest bırakmadı, beslemedi ve su vermedi. Geldiğinde onu ısırdığını, gittiğinde de kıçını ısırdığını gördüm. Ve Banu'nun kardeşi Sabtiyatain'in sahibini gördüm.
Abdullah bin Amr (RA) Sünen Nesâî #1482 Sahih
Sünen Nesâî : 157
It Was
Sahih
أَخْبَرَنَا ​عَبْدُ ‌اللَّهِ ‌بْنُ ‌مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْمِسْوَرِ الزُّهْرِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ كَسَفَتِ الشَّمْسُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَطَالَ الْقِيَامَ ثُمَّ رَكَعَ فَأَطَالَ الرُّكُوعَ ثُمَّ رَفَعَ فَأَطَالَ - قَالَ شُعْبَةُ وَأَحْسَبُهُ قَالَ فِي السُّجُودِ نَحْوَ ذَلِكَ - وَجَعَلَ يَبْكِي فِي سُجُودِهِ وَيَنْفُخُ وَيَقُولُ ‏"‏ رَبِّ لَمْ تَعِدْنِي هَذَا وَأَنَا أَسْتَغْفِرُكَ لَمْ تَعِدْنِي هَذَا وَأَنَا فِيهِمْ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا صَلَّى قَالَ ‏"‏ عُرِضَتْ عَلَىَّ الْجَنَّةُ حَتَّى لَوْ مَدَدْتُ يَدِي تَنَاوَلْتُ مِنْ قُطُوفِهَا وَعُرِضَتْ عَلَىَّ النَّارُ فَجَعَلْتُ أَنْفُخُ خَشْيَةَ أَنْ يَغْشَاكُمْ حَرُّهَا وَرَأَيْتُ فِيهَا سَارِقَ بَدَنَتَىْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرَأَيْتُ فِيهَا أَخَا بَنِي دُعْدُعٍ سَارِقَ الْحَجِيجِ فَإِذَا فُطِنَ لَهُ قَالَ هَذَا عَمَلُ الْمِحْجَنِ وَرَأَيْتُ فِيهَا امْرَأَةً طَوِيلَةً سَوْدَاءَ تُعَذَّبُ فِي هِرَّةٍ رَبَطَتْهَا فَلَمْ تُطْعِمْهَا وَلَمْ تَسْقِهَا وَلَمْ تَدَعْهَا تَأْكُلُ مِنْ خَشَاشِ الأَرْضِ حَتَّى مَاتَتْ وَإِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لاَ يَنْكَسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ وَلَكِنَّهُمَا آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ فَإِذَا انْكَسَفَتْ إِحْدَاهُمَا - أَوْ قَالَ فَعَلَ أَحَدُهُمَا شَيْئًا مِنْ ذَلِكَ - فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏"‏ ‏.‏
Abdullah ​bin ‌Amr'ın ‌şöyle ‌dediği rivayet edilmiştir: "Resûlullah (ﷺ) zamanında güneş tutuldu. Resûlullah (s.a.v.) uzun süre namaz kıldı ve ayakta kaldı, sonra uzun bir süre rükû etti, sonra uzun bir süre ayağa kalktı ve (ayakta kaldı)." (Ravilerden biri) Şu'bh dedi ki: "Sanırım o da secdeyle ilgili olarak buna benzer bir şey söylemişti."- "Secdesi sırasında ağlamaya ve üflemeye başladı ve şöyle dedi: 'Rabbim, ben senden af ​​dilerken bana bunu yapacağını söylemedin; ben hâlâ onların arasındayken bunu yapacağını bana söylemedin.' Namazını bitirince şöyle dedi: "Bana cennet gösterildi; eğer elimi uzatsaydım, onun meyvelerinden bir kısmını alabilirdim. Ve bana Cehennem gösterildi, ben de onun sıcaklığının seni bunaltmasından korkarak üflemeye başladım. Orada Resûlullah'ın (ﷺ) iki devesini çalan hırsızı gördüm; ve orada Banu Es-Du'du'nun kardeşini gördüm; hacıların mallarını çalan hırsız, yakalanınca şöyle dedi: Eğri sopa yaptı; ve orada uzun boylu siyah bir kadın gördüm; bağladığı ve onu beslemediği, su vermediği ve ölene kadar yerdeki haşaratları yemesine izin vermediği bir kedi yüzünden cezalandırılıyordu. O halde güneş ve ay, hiç kimsenin ölümü veya doğumu nedeniyle tutulmaz, fakat bunlar Allah'ın iki ayetidir. Eğer onlardan biri güneşte tutulursa veya şöyle derse: "Eğer içlerinden biri böyle bir şey yaparsa", "Aziz ve Yüce olan Allah'ı anmaya koşun."
It Was Sünen Nesâî #1496 Sahih
Sünen Nesâî : 158
It Was
Sahih
أَخْبَرَنَا ​مُوسَى ​بْنُ ​عَبْدِ ​الرَّحْمَنِ الْمَسْرُوقِيُّ، عَنْ أَبِي أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ خَسَفَتِ الشَّمْسُ فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَزِعًا يَخْشَى أَنْ تَكُونَ السَّاعَةُ فَقَامَ حَتَّى أَتَى الْمَسْجِدَ فَقَامَ يُصَلِّي بِأَطْوَلِ قِيَامٍ وَرُكُوعٍ وَسُجُودٍ مَا رَأَيْتُهُ يَفْعَلُهُ فِي صَلاَتِهِ قَطُّ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ إِنَّ هَذِهِ الآيَاتِ الَّتِي يُرْسِلُ اللَّهُ لاَ تَكُونُ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ وَلَكِنَّ اللَّهَ يُرْسِلُهَا يُخَوِّفُ بِهَا عِبَادَهُ فَإِذَا رَأَيْتُمْ مِنْهَا شَيْئًا فَافْزَعُوا إِلَى ذِكْرِهِ وَدُعَائِهِ وَاسْتِغْفَارِهِ ‏"‏ ‏.‏
Ebu ​Musa'nın ​şöyle ​dediği ​rivayet edilmiştir: "Güneş tutuldu ve Resûlullah (s.a.v.), kıyametin gelmesinden korkarak telaşla kalktı. Mescide gitti, orada ayakta, rükû ve secde halinde ayakta, namazda gördüğüm en uzun süre namaz kıldı. Sonra şöyle dedi: 'Allah'ın gönderdiği bu ayetler, Allah'tan başka kimsenin ölümü veya doğumu için değildir. (SVT) bunları kullarına korku salmak için göndermektedir. Eğer bunlardan herhangi birini görürseniz, O'nu anmaya koşun, O'na dua edin ve O'ndan bağışlanma dileyin.
It Was Sünen Nesâî #1503 Sahih
Sünen Nesâî : 159
It Was
Hasan Sahih
أَخْبَرَنَا ‌عِصْمَةُ ‌بْنُ ‌الْفَضْلِ، ​قَالَ حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَزْهَرُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ حُمَيْدٍ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ بِمَا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَسْتَفْتِحُ قِيَامَ اللَّيْلِ قَالَتْ لَقَدْ سَأَلْتَنِي عَنْ شَىْءٍ مَا سَأَلَنِي عَنْهُ أَحَدٌ قَبْلَكَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُكَبِّرُ عَشْرًا وَيَحْمَدُ عَشْرًا وَيُسَبِّحُ عَشْرًا وَيُهَلِّلُ عَشْرًا وَيَسْتَغْفِرُ عَشْرًا وَيَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي وَاهْدِنِي وَارْزُقْنِي وَعَافِنِي أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ ضِيقِ الْمَقَامِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏
Asım ‌bin ‌Humeyd ‌şöyle ​demiştir: "Aişe'ye -Peygamber Efendimiz (ﷺ)'i kastederek- Leyl kıyamını neyle başlattığını sordum? Dedi ki: Sen bana, senden önce kimsenin sormadığı bir şey sordun. Resûlullah (s.a.v.), on defa tekbir getirir, on defa tahmid, on defa tesbih, on defa tesbih okur, on defa istiğfar eder ve şöyle derdi: Allahümmeğfirli, vahdini, verzukni ve afini. Euzhu billahi min dikil-makami yevmel-kıyamet (Allahım, beni bağışla, bana hidayet ver, bana rızık ve afiyet ver. Kıyamet gününde ayakta durmanın zorluğundan Allah'a sığınırım)
It Was Sünen Nesâî #1617 Hasan Sahih
Sünen Nesâî : 160
Hz. Ali (r.a.)
Sahih
أَخْبَرَنَا ‌مُحَمَّدُ ‌بْنُ ​عَبْدِ ​اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، وَهِشَامُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عَمْرٍو الْفَزَارِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ فِي آخِرِ وِتْرِهِ ‏ "‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ لاَ أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ ‏"‏ ‏.‏
Ali ‌bin ‌Ebî ​Talib'den ​rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) vitir sonunda şöyle derdi: Allahümme inni eûzü bi rideke min sehatike ve bi mu'afatike min ukubâtike, ve eûzü bisiklete minke la uhsi tena'an 'aleyke, ente kema esvert ale nefsik (Allah'ım, gazabından Senin rızana, azabından mağfiretine sığınırım. Ve Senden sana sığınırım; Seni yeterince övemem; Sen kendini övdüğün gibidir.)
Hz. Ali (r.a.) Sünen Nesâî #1747 Sahih