Feraiz (Miras)
Bölümlere Dön
17 Hadis
01
Muvatta # 27/1074
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ مُعَاوِيَةَ بْنَ أَبِي سُفْيَانَ، كَتَبَ إِلَى زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ يَسْأَلُهُ عَنِ الْجَدِّ، فَكَتَبَ إِلَيْهِ زَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ إِنَّكَ كَتَبْتَ إِلَىَّ تَسْأَلُنِي عَنِ الْجَدِّ، وَاللَّهُ، أَعْلَمُ وَذَلِكَ مِمَّا لَمْ يَكُنْ يَقْضِي فِيهِ إِلاَّ الأُمَرَاءُ - يَعْنِي الْخُلَفَاءَ - وَقَدْ حَضَرْتُ الْخَلِيفَتَيْنِ قَبْلَكَ يُعْطِيَانِهِ النِّصْفَ مَعَ الأَخِ الْوَاحِدِ وَالثُّلُثَ مَعَ الاِثْنَيْنِ فَإِنْ كَثُرَتِ الإِخْوَةُ لَمْ يُنَقِّصُوهُ مِنَ الثُّلُثِ ‏.‏
Yahya b. Said'e rivayet edildiğine göre Ebu Süfyan oğlu Mu-aviye, Zeyd b. Sabit'e mektup yazarak dedenin mirasdaki payını sordu. Zeyd b. Sabit de ona şöyle cevap yazdı: «Bana yazdığın mektupta benden dedenin mirasını soruyor­sun. En doğrusunu Allah bilir. Bu mesele, Halifelere kadar hakkında hüküm verilmemiş bir meseledir. Senden önce iki halifenin yanında bulundum. Onlar bir erkek kardeşle bulunursa dedeye terekenin yarısını, iki erkek kardeşle bulunursa üçte birini veriyorlardı. Kardeşler daha fazla olurlarsa, dedenin üçte bir hissesi­ni azaltmıyorlardı.»
02
Muvatta # 27/1075
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ قَبِيصَةَ بْنِ ذُؤَيْبٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، فَرَضَ لِلْجَدِّ الَّذِي يَفْرِضُ النَّاسُ لَهُ الْيَوْمَ ‏.‏
Züeyb oğlu Kabîsa'dan şöyle rivayet edildi: Ömer b. el-Hattab, dedeye bugün müslümanlarm vermekte olduğu hisseyi verirdi
03
Muvatta # 27/1076
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّهُ قَالَ فَرَضَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ وَعُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ وَزَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ لِلْجَدِّ مَعَ الإِخْوَةِ الثُّلُثَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَالأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا وَالَّذِي أَدْرَكْتُ عَلَيْهِ أَهْلَ الْعِلْمِ بِبَلَدِنَا أَنَّ الْجَدَّ أَبَا الأَبِ لاَ يَرِثُ مَعَ الأَبِ دِنْيَا شَيْئًا وَهُوَ يُفْرَضُ لَهُ مَعَ الْوَلَدِ الذَّكَرِ وَمَعَ ابْنِ الاِبْنِ الذَّكَرِ السُّدُسُ فَرِيضَةً وَهُوَ فِيمَا سِوَى ذَلِكَ مَا لَمْ يَتْرُكِ الْمُتَوَفَّى أَخًا أَوْ أُخْتًا لأَبِيهِ يُبَدَّأُ بِأَحَدٍ إِنْ شَرَّكَهُ بِفَرِيضَةٍ مُسَمَّاةٍ فَيُعْطَوْنَ فَرَائِضَهُمْ فَإِنْ فَضَلَ مِنَ الْمَالِ السُّدُسُ فَمَا فَوْقَهُ فُرِضَ لِلْجَدِّ السُّدُسُ فَرِيضَةً ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَالْجَدُّ وَالإِخْوَةُ لِلأَبِ وَالأُمِّ إِذَا شَرَّكَهُمْ أَحَدٌ بِفَرِيضَةٍ مُسَمَّاةٍ يُبَدَّأُ بِمَنْ شَرَّكَهُمْ مِنْ أَهْلِ الْفَرَائِضِ فَيُعْطَوْنَ فَرَائِضَهُمْ فَمَا بَقِيَ بَعْدَ ذَلِكَ لِلْجَدِّ وَالإِخْوَةِ مِنْ شَىْءٍ فَإِنَّهُ يُنْظَرُ أَىُّ ذَلِكَ أَفْضَلُ لِحَظِّ الْجَدِّ أُعْطِيَهُ الثُّلُثُ مِمَّا بَقِيَ لَهُ وَلِلإِخْوَةِ أَوْ يَكُونُ بِمَنْزِلَةِ رَجُلٍ مِنَ الإِخْوَةِ فِيمَا يَحْصُلُ لَهُ وَلَهُمْ يُقَاسِمُهُمْ بِمِثْلِ حِصَّةِ أَحَدِهِمْ أَوِ السُّدُسُ مِنْ رَأْسِ الْمَالِ كُلِّهِ أَىُّ ذَلِكَ كَانَ أَفْضَلَ لِحَظِّ الْجَدِّ أُعْطِيَهُ الْجَدُّ وَكَانَ مَا بَقِيَ بَعْدَ ذَلِكَ لِلإِخْوَةِ لِلأَبِ وَالأُمِّ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنْثَيَيْنِ إِلاَّ فِي فَرِيضَةٍ وَاحِدَةٍ تَكُونُ قِسْمَتُهُمْ فِيهَا عَلَى غَيْرِ ذَلِكَ وَتِلْكَ الْفَرِيضَةُ امْرَأَةٌ تُوُفِّيَتْ وَتَرَكَتْ زَوْجَهَا وَأُمَّهَا وَأُخْتَهَا لأُمِّهَا وَأَبِيهَا وَجَدَّهَا فَلِلزَّوْجِ النِّصْفُ وَلِلأُمِّ الثُّلُثُ وَلِلْجَدِّ السُّدُسُ وَلِلأُخْتِ لِلأُمِّ وَالأَبِ النِّصْفُ ثُمَّ يُجْمَعُ سُدُسُ الْجَدِّ وَنِصْفُ الأُخْتِ فَيُقْسَمُ أَثْلاَثًا لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنْثَيَيْنِ فَيَكُونُ لِلْجَدِّ ثُلُثَاهُ وَلِلأُخْتِ ثُلُثُهُ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَمِيرَاثُ الإِخْوَةِ لِلأَبِ مَعَ الْجَدِّ إِذَا لَمْ يَكُنْ مَعَهُمْ إِخْوَةٌ لأَبٍ وَأُمٍّ كَمِيرَاثِ الإِخْوَةِ لِلأَبِ وَالأُمِّ سَوَاءٌ ذَكَرُهُمْ كَذَكَرِهِمْ وَأُنْثَاهُمْ كَأُنْثَاهُمْ فَإِذَا اجْتَمَعَ الإِخْوَةُ لِلأَبِ وَالأُمِّ وَالإِخْوَةُ لِلأَبِ فَإِنَّ الإِخْوَةَ لِلأَبِ وَالأُمِّ يُعَادُّونَ الْجَدَّ بِإِخْوَتِهِمْ لأَبِيهِمْ فَيَمْنَعُونَهُ بِهِمْ كَثْرَةَ الْمِيرَاثِ بِعَدَدِهِمْ وَلاَ يُعَادُّونَهُ بِالإِخْوَةِ لِلأُمِّ لأَنَّهُ لَوْ لَمْ يَكُنْ مَعَ الْجَدِّ غَيْرُهُمْ لَمْ يَرِثُوا مَعَهُ شَيْئًا وَكَانَ الْمَالُ كُلُّهُ لِلْجَدِّ فَمَا حَصَلَ لِلإِخْوَةِ مِنْ بَعْدِ حَظِّ الْجَدِّ فَإِنَّهُ يَكُونُ لِلإِخْوَةِ مِنَ الأَبِ وَالأُمِّ دُونَ الإِخْوَةِ لِلأَبِ وَلاَ يَكُونُ لِلإِخْوَةِ لِلأَبِ مَعَهُمْ شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ الإِخْوَةُ لِلأَبِ وَالأُمِّ امْرَأَةً وَاحِدَةً فَإِنْ كَانَتِ امْرَأَةً وَاحِدَةً فَإِنَّهَا تُعَادُّ الْجَدَّ بِإِخْوَتِهَا لأَبِيهَا مَا كَانُوا فَمَا حَصَلَ لَهُمْ وَلَهَا مِنْ شَىْءٍ كَانَ لَهَا دُونَهُمْ مَا بَيْنَهَا وَبَيْنَ أَنْ تَسْتَكْمِلَ فَرِيضَتَهَا وَفَرِيضَتُهَا النِّصْفُ مِنْ رَأْسِ الْمَالِ كُلِّهِ فَإِنْ كَانَ فِيمَا يُحَازُ لَهَا وَلإِخْوَتِهَا لأَبِيهَا فَضْلٌ عَنْ نِصْفِ رَأْسِ الْمَالِ كُلِّهِ فَهُوَ لإِخْوَتِهَا لأَبِيهَا لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنْثَيَيْنِ فَإِنْ لَمْ يَفْضُلْ شَىْءٌ فَلاَ شَىْءَ لَهُمْ ‏.‏
Yahya, bana Malik'ten, Süleyman ibn Yesar'ın şöyle dediğini işittiğini anlattı: "Ömer ibn el-Hattab, Osman ibn Affan ve Zeyd ibn Sabit, dedeye öz kardeşlerle birlikte üçte bir verdi." Malik şöyle dedi: "Aramızda genel olarak işlerin yapılmasında uzlaşılan ve şehrimizdeki ilim ehlinin yaptıklarını gördüğüm şey, baba tarafından dedenin babadan hiçbir şey miras almamasıdır. Kendisine, oğlu ve bir oğul vasıtasıyla torunu ile birlikte altıda biri sabit hisse olarak verilir. Bunun dışında ölenin anası veya halası kalmadığı takdirde, kimin sabit payı varsa ondan başlanır ve onlara da payları verilir. Malın altıda biri kalırsa, dedeye altıda biri sabit hisse olarak verilir." Malik şöyle dedi: "Bir kimse, dedesi ve öz kardeşleriyle belirli bir hisseyi paylaştığında, o kimseyle, sabit hisseli hisseleri paylaşan kişiyle başlar. Kendilerine payları veriliyor. Bundan sonra geriye kalanlar dedeye ve öz kardeşlere aittir. Sonra dedenin payına düşen iki alternatiften hangisinin daha avantajlı olduğu görülüyor. Ya üçte biri kendisine ve kardeşlerine tahsis edilir ve kardeşlerden biri gibi pay alır, ya da sermayenin tamamından altıda birini alır. Dede için en hayırlı pay ona verilir. Bundan sonra kalanlar öz kardeşlere gider. Belirli bir durum dışında erkek, iki dişinin payını alır. Bu durumdaki bölünme öncekinden farklıdır. Bu durum, bir kadının ölmesi ve geride kocasını, annesini, kız kardeşini ve büyükbabasını bırakması durumudur. Kocası yarısını, annesi üçte birini, dedesi altıda birini, öz kız kardeşi de yarısını alır. dedenin altıdası ile kız kardeşin yarısı birleştirilerek üçe bölünür. Erkek iki kadının payını alır. Dolayısıyla dedenin üçte ikisi, kız kardeşin de üçte biri vardır." Malik şöyle konuştu: "Kendilerinde öz kardeş bulunmadığı halde, babanın dedeyle birlikte yaptığı üvey kardeşlerin mirası, öz kardeşlerin mirası gibidir (aynı durumda). Erkekler erkekleriyle aynıdır, kadınlar da dişileriyle aynıdır. Babanın hem öz kardeşleri hem de üvey kardeşleri varsa, büyükbabanın mirasını sınırlamak için, yani büyükbabayla birlikte yalnızca bir öz kardeş varsa, öz kardeşler, babanın üvey kardeşlerinin sayısını kendi sayılarına dahil eder. Sabit hisselerin dağıtımından sonra kalan mirası aralarında eşit olarak paylaşacaklardı. Eğer babanın iki üvey kardeşi de varsa, onların sayısı da toplamın bölünmesine eklenir ve bu miktar dörde bölünür. Dörtte biri büyükbabaya, dörtte üçü ise baba tarafından teknik olarak üvey kardeşlere tahsis edilen hisseleri ilhak eden öz kardeşlere gidiyor. Bunlara annenin üvey kardeşlerinin sayısı dahil değildir, çünkü eğer babadan sadece üvey kardeşler olsaydı, dededen miras alamayacaklardı ve sermayenin tamamı büyükbabaya ait olacaktı ve dolayısıyla kardeşler dedenin payından sonra hiçbir şey alamayacaklardı. "Baba tarafından üvey kardeşlerden daha fazlası öz kardeşlere aittir ve öz kardeşler bir kız kardeşten oluşmadıkça baba tarafından üvey kardeşler yanlarında hiçbir şey almazlar. Bir öz kız kardeş varsa, büyükbabayı babasının üvey kardeşleriyle birlikte dahil eder. ne kadar çok olursa olsun bölünme. Kendisine ve babadan kalan üvey kardeşlerine kalanlar, toplam sermayenin yarısı olan hissesinin tamamını alana kadar onlara değil ona gider. Eğer kendisinin ve babanın üvey kardeşlerinin elde ettiği sermayenin yarısından fazlası fazlaysa, bu onlara gider. Erkeğin iki dişinin payı vardır. Geriye hiçbir şey kalmazsa hiçbir şey alamazlar
04
Muvatta # 27/1077
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ إِسْحَاقَ بْنِ خَرَشَةَ، عَنْ قَبِيصَةَ بْنِ ذُؤَيْبٍ، أَنَّهُ قَالَ جَاءَتِ الْجَدَّةُ إِلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ تَسْأَلُهُ مِيرَاثَهَا فَقَالَ لَهَا أَبُو بَكْرٍ مَا لَكِ فِي كِتَابِ اللَّهِ شَىْءٌ وَمَا عَلِمْتُ لَكِ فِي سُنَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَيْئًا فَارْجِعِي حَتَّى أَسْأَلَ النَّاسَ فَسَأَلَ النَّاسَ ‏.‏ فَقَالَ الْمُغِيرَةُ بْنُ شُعْبَةَ حَضَرْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْطَاهَا السُّدُسَ ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ هَلْ مَعَكَ غَيْرُكَ فَقَامَ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ الأَنْصَارِيُّ فَقَالَ مِثْلَ مَا قَالَ الْمُغِيرَةُ فَأَنْفَذَهُ لَهَا أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ ثُمَّ جَاءَتِ الْجَدَّةُ الأُخْرَى إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ تَسْأَلُهُ مِيرَاثَهَا فَقَالَ لَهَا مَا لَكِ فِي كِتَابِ اللَّهِ شَىْءٌ وَمَا كَانَ الْقَضَاءُ الَّذِي قُضِيَ بِهِ إِلاَّ لِغَيْرِكِ وَمَا أَنَا بِزَائِدٍ فِي الْفَرَائِضِ شَيْئًا وَلَكِنَّهُ ذَلِكَ السُّدُسُ فَإِنِ اجْتَمَعْتُمَا فَهُوَ بَيْنَكُمَا وَأَيَّتُكُمَا خَلَتْ بِهِ فَهُوَ لَهَا ‏.‏
Züeyb oğlu Kabîsa (r.a.) der ki: Bir nine (ananın anası) alacağı mirası sormak amacıyla Ebu Bekir es-Sıddîk (r.a.)'a geldi. Ebu Bekir (r.a.) ona şöyle cevap verdi: «— Senin hakkında Allah'ın kitabında hiçbir hüküm bulun­mamaktadır. Resulullah'm sünnetinde de herhangi bir şey olup olmadığını bilmiyorum. Sen evine dön. Ben bu meseleyi müslü-manlara sorayım da, öyle sana cevap vereyim.» Ebu Bekir müslümanlara sorunca, Mugîre b. Şu'be ona şöyle dedi: «— Ben Resulullah (s.a.v.)'ın yanında bulundum, nineye altıda bir verdi.» Ebu Bekir: «—Yanında başkaları var mıydı?» diye sorunca Muhammed b. Mesleme el-Ensarî de kalkarak Muğire'ninkine benzer bir ko­nuşma yaptı. Bunun üzerine Ebu Bekir es-Sıddık da nineye bunu uyguladı. Sonra öbür nine (babanın annesi) mirasını sormak maksadiyle Hz.Ömer'e geldi. Bunun üzerine Ömer (r.a.) ona şöyle dedi: «— Senin hakkında Allah'ın kitabında bir hüküm bulunma­maktadır. Şimdiye kadar verilmiş olan hükümler içerisinde de se­nin meselen yok. Bana gelince ben feraize (miras paylarına) kendimden birşey ilave edecek değilim. Fakat bu miras, annenin annesine verilen şu altıda bir olması gerekir. Her ikiniz birlikte varis olduğunuzda, bu altıda bir hisseyi taksim edersiniz. Hanginiz yal­nız başına varis oluyorsa, bu altıda birin tamamını alır. Diğer tahric: Ebu Davud, Feraid; Tirmizî, Feraid; tbn Mace, Feraid
05
Muvatta # 27/1078
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، أَنَّهُ قَالَ أَتَتِ الْجَدَّتَانِ إِلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ فَأَرَادَ أَنْ يَجْعَلَ السُّدُسَ، لِلَّتِي مِنْ قِبَلِ الأُمِّ فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ أَمَا إِنَّكَ تَتْرُكُ الَّتِي لَوْ مَاتَتْ وَهُوَ حَىٌّ كَانَ إِيَّاهَا يَرِثُ فَجَعَلَ أَبُو بَكْرٍ السُّدُسَ بَيْنَهُمَا ‏.‏
Kasım b. Muhammed der ki: iki nine mirasları konusunda Ebu Bekir es-Sıddîk'a baş vur­duklarında, Ebu Bekir altıda bir hisseyi annenin annesine ver­mek isteyince ensardan bir zat ona şöyle dedi: «— Dikkat et. Senin mirastan mahrum etmek istediğin nine ölmüş, miras bırakan sağ kalmış olsaydı nineye varis olacaktı.» Bu söz üzerine Hz. Ebu Bekir, altıda bir hisseyi iki nine ara­sında taksim etti
06
Muvatta # 27/1079
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ رَبِّهِ بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ أَبَا بَكْرِ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ، كَانَ لاَ يَفْرِضُ إِلاَّ لِلْجَدَّتَيْنِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا الَّذِي لاَ اخْتِلاَفَ فِيهِ وَالَّذِي أَدْرَكْتُ عَلَيْهِ أَهْلَ الْعِلْمِ بِبَلَدِنَا أَنَّ الْجَدَّةَ أُمَّ الأُمِّ لاَ تَرِثُ مَعَ الأُمِّ دِنْيَا شَيْئًا وَهِيَ فِيمَا سِوَى ذَلِكَ يُفْرَضُ لَهَا السُّدُسُ فَرِيضَةً وَأَنَّ الْجَدَّةَ أُمَّ الأَبِ لاَ تَرِثُ مَعَ الأُمِّ وَلاَ مَعَ الأَبِ شَيْئًا وَهِيَ فِيمَا سِوَى ذَلِكَ يُفْرَضُ لَهَا السُّدُسُ فَرِيضَةً فَإِذَا اجْتَمَعَتِ الْجَدَّتَانِ أُمُّ الأَبِ وَأُمُّ الأُمِّ وَلَيْسَ لِلْمُتَوَفَّى دُونَهُمَا أَبٌ وَلاَ أُمٌّ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فَإِنِّي سَمِعْتُ أَنَّ أُمَّ الأُمِّ إِنْ كَانَتْ أَقْعَدَهُمَا كَانَ لَهَا السَّدُسُ دُونَ أُمِّ الأَبِ وَإِنْ كَانَتْ أُمُّ الأَبِ أَقْعَدَهُمَا أَوْ كَانَتَا فِي الْقُعْدَدِ مِنَ الْمُتَوَفَّى بِمَنْزِلَةٍ سَوَاءً فَإِنَّ السُّدُسَ بَيْنَهُمَا نِصْفَانِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَلاَ مِيرَاثَ لأَحَدٍ مِنَ الْجَدَّاتِ إِلاَّ لِلْجَدَّتَيْنِ لأَنَّهُ بَلَغَنِي أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرَّثَ الْجَدَّةَ ثُمَّ سَأَلَ أَبُو بَكْرٍ عَنْ ذَلِكَ حَتَّى أَتَاهُ الثَّبَتُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ وَرَّثَ الْجَدَّةَ فَأَنْفَذَهُ لَهَا ثُمَّ أَتَتِ الْجَدَّةُ الأُخْرَى إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَقَالَ لَهَا مَا أَنَا بِزَائِدٍ فِي الْفَرَائِضِ شَيْئًا فَإِنِ اجْتَمَعْتُمَا فَهُوَ بَيْنَكُمَا وَأَيَّتُكُمَا خَلَتْ بِهِ فَهُوَ لَهَا ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ ثُمَّ لَمْ نَعْلَمْ أَحَدًا وَرَّثَ غَيْرَ جَدَّتَيْنِ مُنْذُ كَانَ الإِسْلاَمُ إِلَى الْيَوْمِ ‏.‏
Yahya bana Malik'ten, Abdu Rabbih ibn Said'den rivayet etti ki, Ebu Bekir ibn Abd ar-Rahman ibn el-Harith ibn Hişam sadece iki büyükanneye (birlikte) sabit bir pay verdi. Malik, "Aramızda hiçbir anlaşmazlığın bulunmadığı ve şehrimizdeki ilim sahiplerinin yaptığını gördüğüm genel uzlaşı, anneannenin anneye hiçbir şey mirasçısı olmamasıdır. Bunun dışında ona altıda bir sabit hisse verilir. Babaanneye anne ve babadan başka bir şey miras kalmaz. Bunun dışında ona altıda bir sabit hisse verilir." Malik, "Anneanne ve anneannenin her ikisi de hayattaysa ve merhumun kendileri dışında bir babası veya annesi yoksa," diye konuştu. "Anne tarafından anneanne, ikisinden en yakını ise, o zaman babaannesinin yerine altıda biri olduğunu duydum. Eğer babaannesi daha yakınsa veya ölene göre aynı konumdaysa, altıncısı aralarında eşit olarak paylaştırılır." Malik şöyle dedi: "Bu ikisi dışında hiçbir kadın akrabanın mirası yoktur, çünkü Resûlullah (s.a.v.)'in büyükanneye miras verdiğini duydum. Daha sonra Ebu Bekir, Rasûlullah (s.a.v.)'den güvenilir bir kişi akraba olarak, büyükanneyi mirasçı yapıp ona bir pay verene kadar bunu sordu. Başka bir büyükanne Ömer ibn el-Hattab'a geldi ve o da şöyle dedi: 'Ben sabit hisselere ekleyecek biri değilim. Eğer ikiniz bir aradasınız, ikinizden biri yalnız kalırsa onundur.' Malik dedi ki: "Bu ikisinden başkasını tanımıyoruz. Büyükanneler İslam'ın başlangıcından bu güne kadar varislerdir
07
Muvatta # 27/1080
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْكَلاَلَةِ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَكْفِيكَ مِنْ ذَلِكَ الآيَةُ الَّتِي أُنْزِلَتْ فِي الصَّيْفِ آخِرَ سُورَةِ النِّسَاءِ ‏"‏ ‏.‏
Zeyd b. Eslem der ki: Ömer b. el-Hattab, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kelale'nin (mirasçısız ölenin) mirasım sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle cevap verdi: «— Sana bu konuda, yazın indirilen Nisa suresinin son ayeti yeterlidir.» Diğer tahric: Müslim, Feraid
08
Muvatta # 27/1081
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ حَنْظَلَةَ الزُّرَقِيِّ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ عَنْ مَوْلًى، لِقُرَيْشٍ كَانَ قَدِيمًا يُقَالُ لَهُ ابْنُ مِرْسَى أَنَّهُ قَالَ كُنْتُ جَالِسًا عِنْدَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَلَمَّا صَلَّى الظُّهْرَ قَالَ يَا يَرْفَا هَلُمَّ ذَلِكَ الْكِتَابَ - لِكِتَابٍ كَتَبَهُ فِي شَأْنِ الْعَمَّةِ - فَنَسْأَلَ عَنْهَا وَنَسْتَخْبِرَ فِيهَا ‏.‏ فَأَتَاهُ بِهِ يَرْفَا فَدَعَا بِتَوْرٍ أَوْ قَدَحٍ فِيهِ مَاءٌ فَمَحَا ذَلِكَ الْكِتَابَ فِيهِ ثُمَّ قَالَ لَوْ رَضِيَكِ اللَّهُ وَارِثَةً أَقَرَّكِ لَوْ رَضِيَكِ اللَّهُ أَقَرَّكِ ‏.‏
ibn Mirsa (r.a.) der ki: Ben, Ömer b. el-Hattab (r.a.)'ın yanında oturuyordum. Öğle namazını kılınca şöyle dedi: «— Ya Yerfa! Şu yazıyı getir.» Hz. Ömer, bu sözü hala hakkın­da yazmış olduğu yazı için söyledi: Biz de halanın mirası hakkında soru soruyor ve öğrenmek istiyorduk. Yerfa yazıyı Hz. Ömer'e getirince içinde su bulunan bir testi (veya bir bardak) istedi ve bu yazıyı bu suyla sildi, sonra şöyle dedi: «— Senin varis olmana Allah razı olsaydı varis olduğunu belirtirdi. Evet, Allah senin varis olmana razı olsaydı, hiç kuşku­suz varis olduğunu belirtirdi.»
09
Muvatta # 27/1082
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَاهُ، كَثِيرًا يَقُولُ كَانَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَقُولُ عَجَبًا لِلْعَمَّةِ تُورَثُ وَلاَ تَرِثُ ‏.‏
Ebu Bekir b. Hazm der ki: Ömer b. el-Hattab: «Hala'nın durumu hayrete değer. Zira varis olmadığı halde kendisine varis olunuyor.» derdi
10
Muvatta # 27/1083
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ عُمَرَ بْنِ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَرِثُ الْمُسْلِمُ الْكَافِرَ ‏"‏ ‏.‏
Usame b. Zeyd (r.a.) der ki: Resulullah (s.a.v.): «Müslüman kafire varis olamaz» buyurdu. Diğer tahric: Müslim, Feraid
11
Muvatta # 27/1084
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنِ بْنِ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ إِنَّمَا، وَرِثَ أَبَا طَالِبٍ عَقِيلٌ وَطَالِبٌ وَلَمْ يَرِثْهُ عَلِيٌّ - قَالَ - فَلِذَلِكَ تَرَكْنَا نَصِيبَنَا مِنَ الشِّعْبِ ‏.‏
Ali b. Ebî Talib, îbn Şihab'a şöyle haber verdi: Ebu Talib'e sadece Akıl ve Talib varis oldular. Ben varis olmadım. Hz. Ali (r.a.) şöyle dedi: «—Bundan dolayı Şı'b denilen evdeki hissemizi almadık.»
12
Muvatta # 27/1085
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ الأَشْعَثِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَمَّةً لَهُ يَهُودِيَّةً أَوْ نَصْرَانِيَّةً تُوُفِّيَتْ وَأَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ الأَشْعَثِ ذَكَرَ ذَلِكَ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ وَقَالَ لَهُ مَنْ يَرِثُهَا فَقَالَ لَهُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَرِثُهَا أَهْلُ دِينِهَا ‏.‏ ثُمَّ أَتَى عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ فَسَأَلَهُ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ لَهُ عُثْمَانُ أَتَرَانِي نَسِيتُ مَا قَالَ لَكَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَرِثُهَا أَهْلُ دِينِهَا ‏.‏
Muhammed b. el-Eş'as, Süleyman b. Yesar'a şöyle rivayet etti: Yahudi halam öldü. Ben de bu durumu Ömer b. el-Hattab'a anlatarak şöyle dedim: «— Ona kim varis olacak?» Hz. Ömer (r.a.) şöyle cevap verdi: «— Ona kendi dininden olanlar varis olur.» Sonra Osman b. Affan'a gelerek konuyu ona da sorunca, o da bana şöyle cevap verdi: «— Ömer b. Hattab'ın sana söylediğini unuttuğumu mu sanıyorsun? Ona kendi dininden olanlar varis olurlar.»
13
Muvatta # 27/1086
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي حَكِيمٍ، أَنَّ نَصْرَانِيًّا، أَعْتَقَهُ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ هَلَكَ - قَالَ إِسْمَاعِيلُ - فَأَمَرَنِي عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ أَنْ أَجْعَلَ مَالَهُ فِي بَيْتِ الْمَالِ ‏.‏
İsmail b. Ebî Hakem der ki: Ömer b. Abdülaziz'in azat ettiği bir hıristiyan öldü. Ömer b. Abdülaziz malını hazineye koymamı bana emretti
14
Muvatta # 27/1087
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الثِّقَةِ، عِنْدَهُ أَنَّهُ سَمِعَ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، يَقُولُ أَبَى عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ أَنْ يُوَرِّثَ، أَحَدًا مِنَ الأَعَاجِمِ إِلاَّ أَحَدًا وُلِدَ فِي الْعَرَبِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَإِنْ جَاءَتِ امْرَأَةٌ حَامِلٌ مِنْ أَرْضِ الْعَدُوِّ فَوَضَعَتْهُ فِي أَرْضِ الْعَرَبِ فَهُوَ وَلَدُهَا يَرِثُهَا إِنْ مَاتَتْ وَتَرِثُهُ إِنْ مَاتَ مِيرَاثَهَا فِي كِتَابِ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا وَالسُّنَّةُ الَّتِي لاَ اخْتِلاَفَ فِيهَا وَالَّذِي أَدْرَكْتُ عَلَيْهِ أَهْلَ الْعِلْمِ بِبَلَدِنَا أَنَّهُ لاَ يَرِثُ الْمُسْلِمُ الْكَافِرَ بِقَرَابَةٍ وَلاَ وَلاَءٍ وَلاَ رَحِمٍ وَلاَ يَحْجُبُ أَحَدًا عَنْ مِيرَاثِهِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَكَذَلِكَ كُلُّ مَنْ لاَ يَرِثُ إِذَا لَمْ يَكُنْ دُونَهُ وَارِثٌ فَإِنَّهُ لاَ يَحْجُبُ أَحَدًا عَنْ مِيرَاثِهِ ‏.‏
Yahya bana Malik'ten, Said ibn el-Müseyyeb'in şöyle dediğini işitmiş olan güvenilir bir kaynaktan rivayet etti: "Ömer ibn el-Hattab, Araplar arasında doğmuş olanlar hariç, Arap olmayanlardan kimseye miras bırakmayı reddetti." Malik şöyle dedi: "Hamile bir kadın, düşman topraklarından gelir ve Arap topraklarında doğurursa ve o da onun (Arap) çocuğuysa, o ölürse ona mirasçı olur, eğer o da ona mirasçı olur. Malik şöyle dedi: "Aramızda uzlaşılan ve üzerinde ihtilaf olmayan sünnet ve şehrimizdeki ilim ehlinin yaptıklarını gördüğüm şey, bir Müslümanın bir kafirden akrabalık, vela veya annelik yoluyla mirasçı olmaması ve onun (Müslüman) hiçbir (kafirin) mirasından gölgede kalmamasıdır. Malik şöyle dedi: "Aynı şekilde, baş mirasçı olduğu halde mirasından vazgeçen kimse, mirasından kimseyi gölgede bırakmaz."
15
Muvatta # 27/1088
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ غَيْرِ، وَاحِدٍ، مِنْ عُلَمَائِهِمْ ‏.‏ أَنَّهُ لَمْ يَتَوَارَثْ مَنْ قُتِلَ يَوْمَ الْجَمَلِ وَيَوْمَ صِفِّينَ وَيَوْمَ الْحَرَّةِ ثُمَّ كَانَ يَوْمَ قُدَيْدٍ فَلَمْ يُوَرَّثْ أَحَدٌ مِنْهُمْ مِنْ صَاحِبِهِ شَيْئًا إِلاَّ مَنْ عُلِمَ أَنَّهُ قُتِلَ قَبْلَ صَاحِبِهِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَذَلِكَ الأَمْرُ الَّذِي لاَ اخْتِلاَفَ فِيهِ وَلاَ شَكَّ عِنْدَ أَحَدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ بِبَلَدِنَا وَكَذَلِكَ الْعَمَلُ فِي كُلِّ مُتَوَارِثَيْنِ هَلَكَا بِغَرَقٍ أَوْ قَتْلٍ أَوْ غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْمَوْتِ إِذَا لَمْ يُعْلَمْ أَيُّهُمَا مَاتَ قَبْلَ صَاحِبِهِ لَمْ يَرِثْ أَحَدٌ مِنْهُمَا مِنْ صَاحِبِهِ شَيْئًا وَكَانَ مِيرَاثُهُمَا لِمَنْ بَقِيَ مِنْ وَرَثَتِهِمَا يَرِثُ كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا وَرَثَتُهُ مِنَ الأَحْيَاءِ ‏.‏ وَقَالَ مَالِكٌ لاَ يَنْبَغِي أَنْ يَرِثَ أَحَدٌ أَحَدًا بِالشَّكِّ وَلاَ يَرِثُ أَحَدٌ أَحَدًا إِلاَّ بِالْيَقِينِ مِنَ الْعِلْمِ وَالشُّهَدَاءِ وَذَلِكَ أَنَّ الرَّجُلَ يَهْلِكُ هُوَ وَمَوْلاَهُ الَّذِي أَعْتَقَهُ أَبُوهُ فَيَقُولُ بَنُو الرَّجُلِ الْعَرَبِيِّ قَدْ وَرِثَهُ أَبُونَا فَلَيْسَ ذَلِكَ لَهُمْ أَنْ يَرِثُوهُ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلاَ شَهَادَةٍ إِنَّهُ مَاتَ قَبْلَهُ وَإِنَّمَا يَرِثُهُ أَوْلَى النَّاسِ بِهِ مِنَ الأَحْيَاءِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَمِنْ ذَلِكَ أَيْضًا الأَخَوَانِ لِلأَبِ وَالأُمِّ يَمُوتَانِ وَلأَحَدِهِمَا وَلَدٌ وَالآخَرُ لاَ وَلَدَ لَهُ وَلَهُمَا أَخٌ لأَبِيهِمَا فَلاَ يُعْلَمُ أَيُّهُمَا مَاتَ قَبْلَ صَاحِبِهِ فَمِيرَاثُ الَّذِي لاَ وَلَدَ لَهُ لأَخِيهِ لأَبِيهِ وَلَيْسَ لِبَنِي أَخِيهِ لأَبِيهِ وَأُمِّهِ شَىْءٌ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَمِنْ ذَلِكَ أَيْضًا أَنْ تَهْلَكَ الْعَمَّةُ وَابْنُ أَخِيهَا أَوِ ابْنَةُ الأَخِ وَعَمُّهَا فَلاَ يُعْلَمُ أَيُّهُمَا مَاتَ قَبْلُ فَإِنْ لَمْ يُعْلَمْ أَيُّهُمَا مَاتَ قَبْلُ لَمْ يَرِثِ الْعَمُّ مِنِ ابْنَةِ أَخِيهِ شَيْئًا وَلاَ يَرِثُ ابْنُ الأَخِ مِنْ عَمَّتِهِ شَيْئًا ‏.‏
Yahya bana Malik'ten, o da Rabia ibn Ebi Abd ar-Rahman'dan, o zamanın ilim ehlinden birden fazlasından şöyle haber verdi: Deve Günü, Sıffin Günü, Harra Günü ve Kudeyd Günü'nde öldürülenler birbirlerine mirasçı olmadılar. Arkadaşından önce öldürüldüğü bilinmeyen hiçbir kimse, arkadaşından bir şey miras almamıştı. Malik şöyle dedi: "Bu, hakkında ihtilaf olmayan ve şehrimizdeki ilim adamlarından hiçbirinin şüphe etmediği işlerin yapılma şeklidir. Hangisinin önce öldüğü bilinmeden boğulan veya başka bir şekilde öldürülen iki ortak mirasçının usulü aynıdır; ikisi de arkadaşından bir şey miras almaz. Mirasları, mirasçılarından geriye kalanlara kalır. Bunlar, hayatta olanlardan miras kalır." Malik şöyle dedi: "Şüphe varken kimse kimseden miras almamalı, ancak kesin bilgi ve şahitlik varken diğerinden miras almalıdır. Çünkü kişi ve babasının azad ettiği mevlası aynı anda ölebilir. Hür adamın oğulları, 'Babamız mevladan miras aldı' diyebilirler.' Mevla'nın ilk önce öldüğüne dair bilgisi veya şahitliği olmadan ona mirasçılık yapmamalıdırlar. Vela'sına en çok hak kazanan yaşayanlar ona mirasçı olur." Malik, "Bir başka örnek de iki öz kardeşin ölmesi. Birinin çocuğu var, diğerinin yok. Babalarından bir üvey erkek kardeşleri var. Hangisinin önce öldüğü bilinmiyor, dolayısıyla çocuğu olmayanın mirası baba tarafından üvey kardeşine kalıyor. Kardeşin çocuklarına hiçbir şey kalmıyor." Malik dedi ki: "Bir başka örnek de teyzenin ve erkek kardeşinin oğlunun veya erkek kardeşinin kızının vefat etmesidir. amcası. Bunlardan hangisinin önce öldüğü bilinmiyor. Amca, kardeşinin kızından, erkek kardeşin oğlu da halasından miras almaz.
16
Muvatta # 27/1089
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، كَانَ يَقُولُ فِي وَلَدِ الْمُلاَعَنَةِ وَوَلَدِ الزِّنَا إِنَّهُ إِذَا مَاتَ وَرِثَتْهُ أُمُّهُ حَقَّهَا فِي كِتَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَإِخْوَتُهُ لأُمِّهِ حُقُوقَهُمْ وَيَرِثُ الْبَقِيَّةَ مَوَالِي أُمِّهِ إِنْ كَانَتْ مَوْلاَةً وَإِنْ كَانَتْ عَرَبِيَّةً وَرِثَتْ حَقَّهَا وَوَرِثَ إِخْوَتُهُ لأُمِّهِ حُقُوقَهُمْ وَكَانَ مَا بَقِيَ لِلْمُسْلِمِينَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَبَلَغَنِي عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، مِثْلُ ذَلِكَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَعَلَى ذَلِكَ أَدْرَكْتُ أَهْلَ الْعِلْمِ بِبَلَدِنَا ‏
İmam Malik'e şöyle rivayet edildi: Urve b. Zübeyr, anne ve babası mülaane yoluyla boşanmış çocuk ile zinadan doğma çocukların mirası hakkında şöyle derdi: Bu çocuklar öldüklerinde anneleri azatlı cariye idiyseler, an­neleri ile anne bir kardeşler, Yüce Allah'ın kitabında belirlediği haklarına varis olurlar. Geri kalan mala da, annesini azat eden efendileri varis olurlar. Şayet anneleri hürse anneleri haklarını, ana bir kardeşleri de haklarını alırlar. Geri kalan da müslümanla-rın (hazinenin) olur
17
Muvatta # 27/1090
وعن مالك عن عروة بن الزبير قال في الولد الذي لعن أو زنى: إذا مات ورثته أمه على كتاب الله عز وجل، ولأخو أمه نصيبه من الميراث شرعا، والباقي للورثة المقربين من أمه إذا كان عبدا. وإذا كانت الأم عربية (أي خالية من...). الشروط) يحصل على نصيبه. ومن الميراث وإخوته، والباقي إلى بيت المال (حق جميع المسلمين)، قال مالك: وهذا مثل ما رواه سليمان بن يسار. وزاد مالك: وهكذا كان يفعل أهل المدينة. الموطأ بسم الله الرحمن الرحيم الكتاب 28 من كتاب الزواج الفصل الأول في الخطبة
İmam Malik der ki-.Bana Süleyman b. Yesar'dan da buna benzer bir rivayet yapıldı ve beldemizde (Medine'de) kendilerine yetiştiğini alimlerin uygulamaları da böyle idi