Quran Hakkinda Hadisler
160 sahih hadis bulundu
Mişkat el-Masabih : 141
Enes b. Mâlik (r.a.)
Sahih
وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
" نَزَلَ الْقُرْآنُ عَلَى خَمْسَةِ أَوْجُهٍ: حَلَالٍ وَحَرَامٍ وَمُحْكَمٍ وَمُتَشَابِهٍ وَأَمْثَالٍ. فَأَحِلُّوا الْحَلَالَ وَحَرِّمُوا الْحَرَامَ وَاعْمَلُوا بِالْمُحْكَمِ وَآمِنُوا بِالْمُتَشَابِهِ وَاعْتَبِرُوا بِالْأَمْثَالِ ". هَذَا لَفْظَ الْمَصَابِيحِ. وَرَوَى الْبَيْهَقِيُّ فِي شُعَبِ الايمان وَلَفْظُهُ: «فَاعْمَلُوا بِالْحَلَالِ وَاجْتَنِبُوا الْحَرَامَ وَاتَّبِعُوا الْمُحْكَمَ»
İbni Abbas şöyle demiştir: Kim Allah'ın Kitabını öğrenir ve içeriğine uyarsa, o kişi Allah tarafından bu dünyada hatadan uzaklaştırılır ve kıyamet gününde O'nun tarafından en katı hesaptan korunur. Bir versiyonda onun, hayatını Tanrı'nın Kitabı'na göre şekillendiren birinin bu dünyada yoldan sapmayacağını veya ahirette mutsuz olmayacağını söylediği aktarılıyor. Sonra şu ayeti okudu: "Benim hidayetime uyan ne sapar, ne de perişan olur." 1
Razin bunu aktardı.
1 Kur'an xx, '123.
Mişkat el-Masabih : 142
Ibn Abbas (RA)
Sahih
وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: (أَلَا أَدُلُّكُمْ عَلَى مَا يَمْحُو اللَّهُ بِهِ الْخَطَايَا وَيَرْفَعُ بِهِ الدَّرَجَاتِ؟ " قَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ: «إِسْبَاغُ الْوُضُوءِ عَلَى الْمَكَارِهِ وَكَثْرَةُ الْخُطَى إِلَى الْمَسَاجِدِ وَانْتِظَارُ الصَّلَاةِ بَعْدَ الصَّلَاة فذلكم الرِّبَاط»
وفي حديث مالك بن أنس : " فذلك الرباط فذلكم الرباط " . ردد مرتين . رواه مسلم . وفي رواية الترمذي ثلاثا
Ebu Hureyre'den rivayetle şöyle dedi: Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Allah'ın kendisiyle günahları sildiği ve dereceleri yükselttiği şeyi sana ileteyim mi?" Onlar: Evet ey Allah'ın Resulü dediler. Şöyle dedi: "Zorluklar karşısında ve camilere çok adım atarken abdesti iyice almak ve namazı beklemek." Namazdan sonra bağ budur.” Malik bin Enes'in hadisinde de: "Bağ budur, bağ budur." İki kez tekrarlayın. Müslim'den rivayet edilmiştir. Tirmizi'nin rivayetinde ise üç tane vardır.
Mişkâtü'l-Mesâbîh : 143
Cabir (RA)
Sahih
قال: جمع رسول الله صلى الله عليه وسلم اثنين من شهداء أحد في ثوب واحد. ثم قال: القرآن المجيد كان يحفظ أكثر من أي واحد منهم؟ ثم يقدم في القبر أحدهما الذي كان أكثر حفظا له، فقال: أشهد لهما يوم القيامة. ثم أمر (عليه السلام) بدفنهم بالدماء. ولم تتم صلاة الجنازة عليهم ولم يغتسلوا. (البخاري) [1]
Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Uhud şehidlerinden ikisini bir kumaşın içinde bir araya getirdi, buyurdu. Sonra şöyle dedi: Kur'an Mecid hepsinden daha mı fazla ezberlendi? Daha sonra iki kişiden Kur'an'ı daha çok ezberleyeni kabirde ilk sıraya konulur ve "Kıyamet gününde ben onlara şahitlik edeceğim" dedi. Daha sonra Rasûlullah (s.a.v.) onların kanlı bir halde defnedilmesini emretti. Cenaze namazları kılınmadı ve yıkanmadı. (Buhari)[1]
Mişkâtü'l-Mesâbîh : 144
Ebû Zer el-Gıfârî (r.a.)
Sahih
قال: قال النبي صلى الله عليه وسلم: إن الله يحب ثلاثة من الناس. - لا يحب ثلاثة أنواع من الناس. إن الله يحب الرجل الذي يأتي قوماً فيسأل في سبيل الله قرابة أو قربة. لا هذه المجموعة صرفته دون إعطاء أي شيء. ثم أعطى أحدهم للرجل شيئا سرا. ولا يعلم بهذه الهدية إلا الله ومن أعطيت له. والثاني هو الشخص الذي قضى الليل كله مع حزبه. عندما ينامون جميعًا عزيزي هولو وينام جميع أفراد المجموعة. في ذلك الوقت قام الشخص وبكى علي وبدأ بتلاوة القرآن. فلما لقيه، عندما انهزمت قواته، بذل كل قوته في مواجهة العدو، حتى استشهد أو انتصر. والثلاثة الذين يبغضهم الله: الزاني الزاني، والفقير المتكبر، والغني الظالم. (الترمذي، النسائي) [1]
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Allah üç tip insanı sever. Üç tür insandan hoşlanmaz. Bir topluluğa gelip Allah'tan rızık isteyen, akrabalık veya yakınlık isteyen kimseyi Allah sever. hayır Bu grup hiçbir şey vermeden onu oyaladı. Sonra içlerinden biri gizlice adama bir şey verdi. Bu hediyeyi Allah'tan ve hediyenin verildiği kimseden başkası bilemez. İkincisi ise bütün geceyi partisiyle geçiren kişiydi. Hepsi uyuduğunda Sevgili Holo ve tüm parti uykuya daldı. O sırada şahıs ayağa kalkıp bana ağladı ve Kur'an okumaya başladı. Karşılaşıldığında, güçleri mağlup edildiğinde, ya şehit oluncaya ya da galip gelinceye kadar bütün gücünü düşmana karşı kullandı. Allah'ın hoşlanmadığı üç kişi, zina yapan, kibirli fakir ve zalim zengindir. (Tirmizi, Nesa'i)[1]
Mişkâtü'l-Mesâbîh : 145
Abdullah ibn Umar (RA)
Sahih
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: الصيام والقرآن يشفعان للعبد. فيقول صيام يا رب! منعته من تناول الطعام في النهار ومن تخفيف الرغبة. فتقبل شفاعتي فيه الآن. القرآن قل يا رب! أبقيته مستيقظا في الليل. لذا اقبل توصيتي بشأنه الآن. وبعد ذلك سيتم قبول كلا التوصيتين. (بيهقي، شعب الإيمان)[1]
Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem buyurdu ki: Oruç ve Kur'an kula şefaat eder. Siam diyecek ki, Ey Rabbim! Gün içerisinde yemek yemesini ve dürtülerini gidermesini engelledim. Artık onun hakkındaki şefaatimi kabul et. Kuran De ki Ya Rabbi! Geceleri onu uyanık tuttum. O halde şimdi onunla ilgili tavsiyemi kabul et. Daha sonra her iki öneri de kabul edilecektir. (Beyhakvi; Şu'abul 'İman)[1]
Mişkâtü'l-Mesâbîh : 146
Ebû Hüreyre (r.a.)
Sahih
قال: سأل رسول الله صلى الله عليه وسلم أبي بن كعب كيف تقرأ القرآن في الصلاة؟ وردا على ذلك، قرأ أبي بن كعب سورة الفاتحة على رسول الله صلى الله عليه وسلم. (قراءته قال صلى الله عليه وسلم: والذي نفسي بيده، ما نزلت سورة في التوراة ولا الإنجيل ولا جابور ولا الفرقان مثلها). هذه السورة هي سبيل المسني (مكرر سبع آيات) والقرآن العظيم. هذا أعطيتني. (الترمذي. قال هذا حديث حسن صحيح. روى الدارمي أنه لا سورة نزلت مثلها ولم يذكر في روايته خاتمة الحديث وحادثة أبي المذكورة آنفاً)[1] .
Dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem bir keresinde Ubai ibn Ka'b'a, namazda Kur'an'ı nasıl okursun diye sormuştu. Cevap olarak Ubai ibn Ka'b, Reslullah'a Fatiha Suresini okudu, Allah'ın duası ve selamı onun üzerine olsun. (Okuması: Allah'a yemin ederim ki, hayatım elindedir! Tevrat'ta, İncil'de, Cabur'da ve Furkan'da (ve Kur'an'ın başka bir suresinde) inmemiş olan bir suredir. Bu sure, Sebul Mesani (tekrarlanan yedi ayet) ve Yüce Kur'an'dır. Bu bana verildi. (Tirmizi. Dedi ki, bu hadis hasen ve sahihtir. Darimi şöyle rivayet etmiştir: nazil olan bir sure yoktur. Onun rivayetinde hadisin sonu ve yukarıda bahsi geçen Ubeyy hadisesinden bahsedilmemektedir.)[1]
Mişkâtü'l-Mesâbîh : 147
Enes b. Mâlik (r.a.)
Sahih
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: لكل شيء كلاب. "كلاب" القرآن هو "سورة ياسين". ومن قرأ هذه السورة مرة واحدة كتب الله تعالى له ثواب قراءة القرآن عشر مرات بما قرأه مرة واحدة. (الترمذي، الدارمي. ووصف الإمام الترمذي هذا الحديث بالفقير.)[1]
Dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu: Her şeyin bir 'Kelebi' (kalbi) vardır. Kur'an'ın 'Kelebi' 'Yasin Suresi'dir. Kim bu sureyi bir defa okursa, Allah Teala ona Kur'an'ı bir defa okumasının karşılığında on defa okuma sevabı yazar. (Tirmizi, Darimi. İmam Tirmizi bu hadisi fakir olarak nitelendirmiştir.)[1]
Mişkâtü'l-Mesâbîh : 148
Ubai bin Ka'b (RA)
Sahih
قال: لقي رسول الله صلى الله عليه وسلم جبريل. فقال يا جبريل! لقد بعثت إلى أمة أمية. ومن بينهم نساء كبيرات في السن ومسنات ومراهقات. هناك أشخاص لم يدرسوا أبدًا. فقال جبريل: يا محمد! (لا خوف في ذلك) نزل القرآن على سبعة طرق (بإذن القراءة). (الترمذي).\n\nوفي رواية لأحمد وأبو داود أيضاً: «كل قراءة من قرائتهم شفاء وكافية، لكن أحد النسائي في الرواية قال: أتاني جبريل وميكائيل، فجلس جبريل عن يميني وميكائيل عن يساري، فقال جبريل: تعلم مني قراءة القرآن، فقال ميكائيل: اقرأ عليه القرآن». تقدم بطلب الزيادات المخصصة ففعلت، ثم وصلت هذه العادة إلى سبعة، فكل واحدة من هذه الطقوس السبعة شفاء وكافية.
Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Cebrail ile görüştü, dedi. Ey Cebrail! Okuma yazma bilmeyen bir millete gönderildim. Bunların arasında yaşlı kadınlar, yaşlılar, gençler var. Hiç ders çalışmayan insanlar var. Cebrail dedi ki: Ey Muhammed! (Bunda korku yoktur) Kur'an yedi şekilde (okunmasına izin verilerek) indirilmiştir. (Tirmizi.)\n\nAhmed ve Ebu Davud'un bir rivayetinde de şöyle geçmektedir: "Onların kıraatlerinin her biri şifadır ve yeterlidir. Ancak Nesa'i'den biri rivayette şöyle demiştir: Cebrail ve Mikail bana geldiler. Cebrail sağıma, Mikael soluma oturdu. Cebrail, Kur'an okumayı benden öğren dedi. Sonra Mikael, ona Kur'an okumalısın dedi. Uygula." Adet artışları için bunu yaptım. Sonra bu gelenek yediye ulaştı. Dolayısıyla bu yedi ritüelin her biri şifa verici ve yeterlidir.[1]
Mişkâtü'l-Mesâbîh : 149
Ebu Katade (RA)
Sahih
قال: خرج رسول الله صلى الله عليه وسلم ذات ليلة فوجد أبا بكر يصلي. وكان يقرأ القرآن بصوت منخفض. ثم مر بعمر. عمر (رضي الله عنه) قرأ القرآن بصوت عالٍ كما قال أبو قتادة، (في الصباح) عندما اجتمع أبو بكر وعمر في خدمة الرسول؛ قال: أبو بكر! لقد مررت بك الليلة. كنت تقرأ القرآن الكريم بصوت منخفض . فدعا أبو بكر يا رسول الله! كنت أقول له لمن كنت أصلي. ثم قال لعمر: يا عمر! (الليلة) كنت سأذهب إليك أيضًا. كنت تقرأ القرآن بصوت عالٍ في الصلاة. فدعا عمر يا رسول الله! أصلي بصوت عالٍ كنت أوقظ النائمين وأطرد الشيطان. فقال رسول الله (لأبي بكر بعد الاستماع إلى الرجلين): يا أبا بكر! أنت ترفع صوتك أعلى قليلا. (فقال لعمر) عمر! أنت تخفض صوتك أكثر من ذلك بقليل. (أبو داود، الترمذي) [1]
Dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) bir gece dışarı çıktığında Ebû Bekir'i namaz kılarken buldu. Alçak sesle Kur'an okuyordu. Sonra Ömer'in yanından geçiyordu. Ömer (RA) Kur'an'ı yüksek sesle okuyordu, Ebu Katade şöyle dedi: (sabah) Ebu Bekir ve Ömer, Resulullah'ın hizmetinde toplandıklarında; Ebubekir dedi! Bu gece yanından geçiyordum. Alçak sesle Kur'an-ı Kerim okuyordun. Ebubekir yalvardı: Ey Allah'ın Resulü! Kime dua ettiğimi ona anlatıyordum. Sonra Ömer'e, Ey Ömer! (Bu gece) Ben de sana gidiyordum. Namazda yüksek sesle Kur'an okuyordun. Ömer yalvardı: Ey Allah'ın Resulü! Yüksek sesle dua ediyorum, uyuyan insanları uyandırıyor ve şeytanı kovuyordum. Rasulullah (iki kişiyi dinledikten sonra Ebu Bekir'e) dedi ki: Ebu Bekir! Sesini biraz daha yükseltiyorsun. (Ömer'e dedi) 'Ömer! Sesini biraz daha alçalt. (Ebu Davud, Tirmizî)[1]
Musnad Ahmad : 150
Abdullah bin Amr (RA)
Sahih
الصِّيَامُ وَالْقُرْآنُ يَشْفَعَانِ لِلْعَبْدِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَقُولُ الصِّيَامُ أَيْ رَبِّ مَنَعْتُهُ الطَّعَامَ وَالشَّهَوَاتِ بِالنَّهَارِ فَشَفِّعْنِي فِيهِ وَيَقُولُ الْقُرْآنُ مَنَعْتُهُ النَّوْمَ بِاللَّيْلِ فَشَفِّعْنِي فِيهِ قَالَ فَيُشَفَّعَانِ
Kıyamet Gününde oruç ve Kur'an, kul için şefaatçi olacaktır. Oruç şöyle diyecektir: "Ey Rabbim, ben onu gündüz yiyecek ve arzulardan uzak tuttum, öyleyse onun için şefaatçi olayım." Kur'an da şöyle diyecektir: "Ben onu gece uyumaktan uzak tuttum, öyleyse onun için şefaatçi olayım." Sonra ikisinin de şefaat etmesine izin verilecektir.
Buluğul Meram : 151
Sahih
وَعَنِ ابْنِ عُمَرَ -رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهُمَا- قَالَ: { لَمَّا تُوُفِّيَ عَبْدُ اَللَّهِ بْنِ أُبَيٍّ جَاءٍ اِبْنُهُ إِلَى رَسُولِ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم -. فَقَالَ: أَعْطِنِي قَمِيصَكَ أُكَفِّنْهُ فِيهِ, فَأَعْطَاه ُ]إِيَّاهُ] } مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ 1 .1 - صحيح. رواه البخاري (1269)، ومسلم (2400). هذا وقد جاءت أحاديث أخرى يتعارض ظاهرها مع حديث ابن عمر، وجواب ذلك مبسوط في "سبل السلام" وغيره "كالفتح". "تنبيه": أخذ بعضهم كالإسماعيلي وابن حجر وغيرهما من هذا الحديث جواز طلب آثار أهل الخير منهم للتبرك بها!! وأقول: كلا. فهذا يجوز فقط -أي: التبرك- بآثار النبي صلى الله عليه وسلم دون غيره من أهل الخير والصلاح، ودليلنا على هذا، هو ذلك الأصل الأصيل، الذي نجهر به ليل نهار، ونعلمه كل الناس، ألا وهو: "على فهم السلف الصالح" وتلك هي التي تميز أصحاب الدعوة السلفية عن غيرهم من أصحاب الدعوات الأخرى، سواء كانت مذهبية فقهية، أو دعوية فكرية، أو منهجية حزبية. وهذا المثال من الأمثلة الواضحة على أنه بدون هذا القيد يلج الإنسان إلى الابتداع من أوسع أبوابه، والعياذ بالله، ففي السنة نجد أن الصحابة رضي الله عنهم تبركوا بوضوئه صلى الله عليه وسلم، وبعرقه، وبغير ذلك من آثاره صلى الله عليه وسلم كما في "الصحيحين" وغيرهما. ولكن هل نجد الصحابة أو السلف الصالح في القرون الثلاثة المفضلة قد فعلوا ذلك بآثار أحد غير النبي صلى الله عليه وسلم؟ لا شك أن كل منصف سيقول: لا لم نجد؟ فنقول: لو كان ذلك خيرا لسبقونا إليه، ولكن لما لم يفعلوا ذلك وجعلوه خصوصية للنبي صلى الله عليه وسلم، وجب علينا أن لا نتعدى فهمهم، وإلا وقعنا في مثل ما يقع فيه كثير من الناس في البدع والضلالة بسبب طرحهم لهذا القيد "على فهم السلف الصالح" وإلا فكثير من هؤلاء -إن لم يكن كلهم- مع ضلالهم يقولون بوجوب الأخذ بالكتاب والسنة. وأخيرا أذكر بعض من تصدر المجالس والندوات في أيامنا هذه أن هذا الأصل له أدلته من كتاب الله عز وجل ومن حديث النبي صلى الله عليه وسلم، لا كما ذكر أحدهم في بعض دروسه! من أنه طوال حياته العلمية! لا يعرف إلا الكتاب والسنة وهكذا تلقى من مشائخه! إلى أن ابتدع السلفيون هذا القول. وعلى أية حال كل ذلك مفصل في رسالتي "السلفيون المفترى عليهم" والحمد لله أولا وآخرا.
İbn Ömer'den (Allah onlardan razı olsun) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: “Abdullah ibn Ubey vefat ettiğinde, oğlu Allah Resulü'ne (salât ve selam olsun) gelip şöyle dedi: ‘Bana gömleğini ver de onu kefenleyeyim.’ Bunun üzerine Resulullah ona gömleğini verdi.” (İslam'da ittifak edilmiştir.) 1.1 - Sahih. Buhari (1269) ve Müslim (2400) rivayet etmiştir. İbn Ömer'in hadisine aykırı gibi görünen başka hadisler de vardır ve bunun cevabı “Sübül el-Selam” ve “Feth” gibi diğer eserlerde ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Not: İsmailî, İbn Hacer ve diğerleri gibi bazı âlimler bu hadisten salih kişilerin emanetlerinden bereket istemenin caiz olmadığı sonucunu çıkarmışlardır! Ben diyorum ki: Hayır. Bereket dilemek, ancak Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) kutsal emanetlerinden caizdir, diğer salih ve dindar insanların kutsal emanetlerinden değil. Bunun delili, gece gündüz ilan ettiğimiz ve herkese öğrettiğimiz temel ilkedir: “Salih seleflerin anlayışına göre.” Bu, Selefi çağrının takipçilerini, ister belirli bir fıkıh ekolünden, ister entelektüel bir çağrıdan, isterse de taraflı bir metodolojiden olsun, diğer çağrıcılardan ayıran şeydir. Bu örnek, bu kısıtlama olmaksızın, Allah korusun, bidatın en geniş kapılarından girildiğinin açık bir göstergesidir. Sünnette, Sahabelerin (Allah onlardan razı olsun), iki Sahih'te (Buhari ve Müslim) ve diğer kaynaklarda kaydedildiği üzere, Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) abdest suyundan, terinden ve diğer kutsal emanetlerinden bereket dilediklerini görüyoruz. Peki, üç mezhebin tercih edilen yüzyıllarında yaşamış Sahabelerin veya salih seleflerin, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) dışında herhangi birinin kutsal emanetleriyle bunu yaptıklarını görüyor muyuz? Şüphesiz ki, her adil düşünen insan şöyle diyecektir: Hayır, görmüyoruz. Biz diyoruz ki: Eğer bu iyi bir şey olsaydı, onlar bizden önce bunu yaparlardı. Ancak onlar bunu yapmadıkları ve bunu Peygamberimize (sallallahu aleyhi ve sellem) özgü bir ayrıcalık olarak gördükleri için, onların anlayışından sapmamalıyız. Aksi takdirde, birçok insanın "salih seleflerin anlayışına göre" bu şartı uygulamaları nedeniyle düştüğü aynı hatalara ve sapkınlığa düşeriz. Bu insanların çoğu -hatta belki de hepsi- sapkınlıklarına rağmen Kur'an ve Sünnete bağlı kalma yükümlülüğünü hâlâ savunmaktadır. Son olarak, günümüzde toplantı ve seminerlere başkanlık eden bazı kişilere, bu ilkenin delillerinin Yüce Allah'ın Kitabından ve Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerinden geldiğini, içlerinden birinin derslerinde iddia ettiği gibi olmadığını hatırlatmak isterim! İlim hayatı boyunca Kur'an ve Sünnetten başka bir şey bilmediğini ve bunu hocalarından aldığını, ta ki Selefiler bu iddiayı uydurana kadar. Her halükarda, bunların hepsi "İftiraya Uğramış Selefiler" adlı eserimde ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Hamd Allah'a mahsustur.
Buluğul Meram : 152
Sahih
وَعَنْ طَلْحَةَ بْنِ عَبْدِ اَللَّهِ بْنِ عَوْفٍ قَالَ: { صَلَّيْتُ خَلَفَ ابْنِ عَبَّاسٍ عَلَى جَنَازَةٍ, فَقَرَأَ فَاتِحَةَ الكْتِابِ فَقَالَ:
"لِتَعْلَمُوا أَنَّهَا سُنَّةٌ" } رَوَاهُ اَلْبُخَارِيُّ 1 .1 - صحيح. رواه البخاري (1335).
Talha ibn Abdullah ibn Awf'ın rivayetine göre, şöyle demiştir: "İbn Abbas'ın arkasında bir cenaze namazı kıldım ve o, Kur'an'ın ilk suresini (Fatiha suresini) okuyarak şöyle dedi: 'Böylece bunun bir sünnet olduğunu anlayasınız.'" Buhari 1.1 - Sahih. Buhari (1335)
Buluğul Meram : 153
Ebû Hüreyre (r.a.)
عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهَا قَالَتْ: { لَمَّا نَزَلَ عُذْرِي, قَامَ رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم -عَلَى اَلْمِنْبَرِ, فَذَكَرَ ذَلِكَ وَتَلَا اَلْقُرْآنَ, فَلَمَّا نَزَلَ أَمَرَ بِرَجُلَيْنِ وَاِمْرَأَةٍ فَضُرِبُوا اَلْحَدَّ } أَخْرَجَهُ أَحْمَدُ وَالْأَرْبَعَةُ 1 .1 - ضعيف. رواه احمد (6 /35)، وأبو داود (4474)، والنسائي في "الكبرى" (4 /325)، والترمذي (3181)، وابن ماجه (2567) من طريق ابن إسحاق، عن عبد الله بن أبي بكر، عن عمرة، عن عائشة.
Aişe (Allah ondan razı olsun)'dan rivayetle şöyle dedi: {Özetim geldiğinde, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- minbere çıktı, bundan bahsetti ve Kur'an'ı okudu ve indirilince iki erkek ve bir kadına azabın uygulanmasını emretti. Ahmad ve Dörtlü tarafından anlatılmıştır 1.1 - Zayıf. Ahmed (6/35) ve Ebu Davud'un rivayet ettiği. (4474) ve Al-Nesa'i “El-Kübra” (4/325), Tirmizî (3181) ve İbn Mâce (2567)’de İbn İshak’tan, Abdullah bin Ebi Bekir’den, Amra’dan, Aişe’den rivayet edilmiştir.
Mişkat el-Masabih : 154
Ebû Hüreyre (r.a.)
وَعَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ أَنَّ أُنَاسًا قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ نَرَى رَبَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ؟ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «نَعَمْ هَلْ تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ صَحْوًا لَيْسَ فِيهَا سَحَابٌ؟» قَالُوا: لَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ: " مَا تَضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلَّا كَمَا تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ أَحَدِهِمَا إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ لِيَتَّبِعْ كُلُّ أُمَّةٍ مَا كَانَتْ تَعْبُدُ فَلَا يَبْقَى أَحَدٌ كَانَ يعبد غيرالله مِنَ الْأَصْنَامِ وَالْأَنْصَابِ إِلَّا يَتَسَاقَطُونَ فِي النَّارِ حَتَّى إِذَا لَمْ يَبْقَ إِلَّا مَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ مِنْ بَرٍّ وَفَاجِرٍ أَتَاهُمْ رَبُّ الْعَالَمِينَ قَالَ: فَمَاذَا تَنْظُرُونَ؟ يَتْبَعُ كُلُّ أُمَّةٍ مَا كَانَت تعبد. قَالُوا: ياربنا فَارَقْنَا النَّاسَ فِي الدُّنْيَا أَفْقَرَ مَا كُنَّا إِلَيْهِم وَلم نصاحبهم "
وَفِي رِوَايَةِ أَبِي هُرَيْرَةَ " فَيَقُولُونَ: هَذَا مَكَانُنَا حَتَّى يَأْتِيَنَا رَبُّنَا فَإِذَا جَاءَ رَبُّنَا عَرَفْنَاهُ "
وَفِي رِوَايَةِ أَبِي سَعِيدٍ: " فَيَقُولُ هَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ آيَةٌ تَعْرِفُونَهُ؟ فَيَقُولُونَ: نَعَمْ فَيُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ فَلَا يَبْقَى مَنْ كَانَ يَسْجُدُ لِلَّهِ مِنْ تِلْقَاءِ نَفْسِهِ إِلَّا أَذِنَ اللَّهُ لَهُ بِالسُّجُودِ وَلَا يَبْقَى مَنْ كَانَ يَسْجُدُ اتِّقَاءً وَرِيَاءً إِلَّا جَعَلَ اللَّهُ ظَهْرَهُ طَبَقَةً وَاحِدَةً كُلَّمَا أَرَادَ أَنْ يَسْجُدَ خَرَّ عَلَى قَفَاهُ ثُمَّ يُضْرَبُ الْجِسْرُ عَلَى جَهَنَّمَ وَتَحِلُّ الشَّفَاعَةُ وَيَقُولُونَ اللَّهُمَّ سَلِّمْ سَلِّمْ فَيَمُرُّ الْمُؤْمِنُونَ كَطَرَفِ الْعَيْنِ وَكَالْبَرْقِ وَكَالرِّيحِ وَكَالطَّيْرِ وَكَأَجَاوِيدِ الْخَيْلِ وَالرِّكَابِ فَنَاجٍ مُسَلَّمٌ وَمَخْدُوشٌ مُرْسَلٌ وَمَكْدُوسٌ فِي نَارِ جَهَنَّمَ حَتَّى إِذَا خَلَصَ الْمُؤْمِنُونَ مِنَ النَّارِ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مَا مِنْ أحد مِنْكُم بأشدَّ مُناشدةً فِي الْحق - قد تبين لَكُمْ - مِنَ الْمُؤْمِنِينَ لِلَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لِإِخْوَانِهِمُ الَّذِينَ فِي النَّارِ يَقُولُونَ رَبَّنَا كَانُوا يَصُومُونَ مَعَنَا وَيُصَلُّونَ وَيَحُجُّونَ فَيُقَالُ لَهُمْ: أَخْرِجُوا مَنْ عَرَفْتُمْ فَتُحَرَّمُ صُوَرَهُمْ عَلَى النَّارِ فَيُخْرِجُونَ خَلْقًا كَثِيرًا ثُمَّ يَقُولُونَ: رَبَّنَا مَا بَقِيَ فِيهَا أَحَدٌ مِمَّنْ أَمَرْتَنَا بِهِ. فَيَقُولُ: ارْجِعُوا فَمَنْ وجدْتُم فِي قلبه مِثْقَال دنيار مِنْ خَيْرٍ فَأَخْرِجُوهُ فَيُخْرِجُونَ خَلْقًا كَثِيرًا ثُمَّ يَقُولُ: ارْجِعُوا فَمَنْ وَجَدْتُمْ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالَ نِصْفِ دِينَارٍ مِنْ خَيْرٍ فَأَخْرِجُوهُ فَيُخْرِجُونَ خَلْقًا كَثِيرًا ثُمَّ يَقُولُ: ارْجِعُوا فَمَنْ وَجَدْتُمْ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ مِنْ خَيْرٍ فَأَخْرِجُوهُ فَيُخْرِجُونَ خَلْقًا كَثِيرًا ثُمَّ يَقُولُونَ: رَبَّنَا لَمْ نَذَرْ فِيهَا خَيِّرًا فَيَقُولُ اللَّهُ شُفِّعَتِ الْمَلَائِكَةُ وَشُفِّعَ النَّبِيُّونَ وَشُفِّعَ الْمُؤْمِنُونَ وَلَمْ يَبْقَ إِلَّا أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ فَيَقْبِضُ قَبْضَةً مِنَ النَّارِ فَيُخْرِجُ مِنْهَا قَوْمًا لَمْ يَعْمَلُوا خَيْرًا قَطُّ قَدْ عَادُوا حُمَمًا فَيُلْقِيهِمْ فِي نَهْرٍ فِي أَفْوَاهِ الْجَنَّةِ يُقَالُ لَهُ: نَهْرُ الْحَيَاةِ فَيَخْرُجُونَ كَمَا تَخْرُجُ الْحِبَّةُ فِي حَمِيلِ السَّيْلِ فَيَخْرُجُونَ كَاللُّؤْلُؤِ فِي رِقَابِهِمُ الْخَوَاتِمُ فَيَقُولُ أَهْلُ الْجَنَّةِ: هَؤُلَاءِ عُتَقَاءُ الرَّحْمَن أدخلهم الْجنَّة بِغَيْر عمل وَلَا خَيْرٍ قَدَّمُوهُ فَيُقَالُ لَهُمْ لَكُمْ مَا رَأَيْتُمْ وَمثله مَعَه ". مُتَّفق عَلَيْهِ
Ebu Said el-Hudri'den rivayetle bazı kimseler şöyle dediler: Ey Allah'ın Resulü, kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz? Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Evet, dolunaylı bir gecede, bulutların olmadığı bir zamanda ayı görmekte bir sakınca görür müsün?" Onlar: Hayır ey Allah'ın Resulü dediler. Şöyle dedi: "Sana zarar gelmez. Kıyamet gününde Allah'ı görmek, ancak onlardan birini görmekte çektiğin acı hariç. Kıyamet günü geldiğinde bir müezzin çağıracak ve her ümmet kendisine ibadet edilen şeye uyacak, putlar ve anıtlar gibi Allah'tan başkasına tapan hiç kimse kalmayacak, ancak ateşe düşecekler, ta ki onlardan başka bir şey kalmayana kadar. Doğrular da, ahlaksızlar da Allah'a ibadet ederler. Alemlerin Rabbi onlara geldi ve şöyle dedi: Peki ne görüyorsunuz? Her ümmet, ibadet ettiği şeye uyar. Dediler ki: Ey Rabbimiz, biz dünyanın en fakiri olan insanlardan ayrıldık ve onlara eşlik etmedik. Ebu Hureyre'nin rivayetinde ise şöyle diyorlar: Onlar bize gelinceye kadar burası bizim yerimizdir. O halde Rabbimiz Rabbimiz geldi ve biz O'nu tanıdık." Ebu Sa'id'in rivayetinde ise: "O diyor ki: 'Onunla aranızda onu tanıyacağınız bir işaret var mı? Dediler ki: Evet, o zaman bir bacak açılır ve Allah ona secde etmesine izin vermedikçe kendi isteğiyle Allah'a secde eden kimse kalmaz ve hiç kimse kalmaz. Korkudan ve münafıklıktan dolayı secde ederdi ancak Allah'ın sırtı tek katlıdır, ne zaman secde etmek istese sırt üstü düşer, sonra Cehennemin üzerindeki köprü vurulur, şefaat bahşedilir ve Allah'ım bize selâmet ver derler. Merhaba deyin ki, mü'minler göz açıp kapayıncaya kadar, şimşek gibi, rüzgar gibi, kuşlar gibi, atların toynakları ve üzengiler gibi geçip gitsinler. Müminler ateşten kurtuluncaya kadar teslim edilip kazınır, gönderilir ve Cehennem ateşine yığılır. Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, hiçbirinizin hakikate bu kadar yakınlığı yoktur; bu açıkça ortaya çıktı. Size, mü'minlerden, kıyamet gününde Allah'a, cehennemdeki kardeşlerine: "Rabbimiz" diyerek oruç tutarlardı. Bizimle birlikte namaz kılıyorlar ve hac yapıyorlar ve onlara şöyle deniyor: Tanıdığınız kişileri çıkarın, onların suretleri ateşte yakılıyor, bir çok insan çıkarıyorlar, sonra diyorlar ki: "Rabbimiz, bize emrettiğin kimselerden hiçbiri orada kalmayacak." Sonra şöyle der: Geri dönün, kimin kalbinde dünyalar kadar hayır bulursanız onu kovun, onlar da bir nesli sürgüne göndersinler. Sonra şöyle der: Geri dönün ve kimin kalbinde yarım dinar hayır bulursanız onu çıkarın. Çok sayıda insanı çıkaracaklar. Sonra şöyle der: Geri dönün, kimin kalbinde zerre kadar iyilik bulursanız onu çıkarın. Çok sayıda insanı sürgüne gönderecekler, sonra da şöyle diyecekler: "Rabbimiz, biz orada ayrılmadık." İyi O zaman Allah şöyle diyecek: Melekler şefaat etti, peygamberler şefaat etti, müminler şefaat etti ve merhametlilerin en merhametlisinden başkası kalmadı. Bunun üzerine ateşten bir avuç alıp dışarı çıkar. Aralarında hiçbir zaman iyilik yapmamış bir kavim vardır. Lav gibi olmaya geri döndüler. Sonra onları Cennetin ağzındaki, Hayat Nehri denilen bir nehre atacaktır. Sonra bir tohumun selde çıkması gibi ortaya çıkacaklar ve boyunlarında halkalar bulunan inciler gibi ortaya çıkacaklar. Sonra cennet ehli: Bunlar Rahman'ın azatlılarıdır diyecekler, onları hiçbir amel ve hiçbir iyilik yapmadan cennete sokacaklar ve onlara, "Gördüğünüzü gördünüz" ve onunla birlikte bir o kadar daha denilecek. “Anlaştık.
Mişkat el-Masabih : 155
Ebû Hüreyre (r.a.)
وَعَنْهُ قَالَ: اسْتَبَّ رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَرَجُلٌ مِنَ الْيَهُودِ. فَقَالَ الْمُسْلِمُ: وَالَّذِي اصْطَفَى مُحَمَّدًا عَلَى الْعَالَمِينَ. فَقَالَ الْيَهُودِيُّ: وَالَّذِي اصْطَفَى مُوسَى عَلَى الْعَالَمِينَ. فَرَفَعَ الْمُسْلِمُ يَدَهُ عِنْدَ ذَلِكَ فَلَطَمَ وَجْهَ الْيَهُودِيِّ فَذَهَبَ الْيَهُودِيُّ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَخْبَرَهُ بِمَا كَانَ من أمره وأمرِ الْمُسلم فَدَعَا النَّبِي صلى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْمُسْلِمَ فَسَأَلَهُ عَنْ ذَلِكَ فَأَخْبَرَهُ فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا تُخَيِّرُونِي عَلَى مُوسَى فَإِنَّ النَّاسَ يُصْعَقُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَأُصْعَقُ مَعَهُمْ فَأَكُونُ أَوَّلَ مَنْ يُفِيقُ فَإِذَا مُوسَى بَاطِشٌ بِجَانِبِ الْعَرْشِ فَلَا أَدْرَى كَانَ فِيمَنْ صُعِقَ فَأَفَاقَ قَبْلِي أَوْ كَانَ فِيمَنِ اسْتَثْنَى اللَّهُ.» . وَفِي رِوَايَةٍ:
" فَلَا أَدْرِي أَحُوسِبَ بِصَعْقَةِ يَوْمِ الطُّورِ أَوْ بُعِثَ قَبْلِي؟ وَلَا أَقُولُ: أَنَّ أَحَدًا أَفْضَلَ مِنْ يُونُسَ بنِ مَتَّى "
وَفِي رِوَايَةِ أَبِي سَعِيدٍ قَالَ: «لَا تُخَيِّرُوا بَيْنَ الْأَنْبِيَاءِ» . مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ. وَفِي رِوَايَةِ أَبِي هُرَيْرَة: «لَا تفضلوا بَين أَنْبيَاء الله»
Yetkisi üzerine şöyle dedi: Bir Müslüman ve bir Yahudi ona lanet etti. Müslüman dedi ki: Muhammed'i âlemlere tercih edene yemin ederim ki. Sonra Yahudi şöyle dedi: Musa'yı âlemler arasında seçen Allah'a yemin ederim ki. Bunun üzerine Müslüman elini kaldırıp Yahudinin yüzüne tokat attı, bunun üzerine Yahudi Peygamber Efendimiz'in yanına gitti. Allah'ın salat ve selamı üzerine olsun, kendisi ve Müslümanların meselesi hakkında olup bitenleri ona anlattı. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanı çağırdı ve ona bunu sordu, o da ona anlattı ve Peygamber şöyle dedi: Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun: "Bana Musa'ya tercih hakkı verme, çünkü insanlar kıyamet günü şoka girecekler, ben de onlara şok olacağım." Bu yüzden ilk uyanan ben olacağım. Sonra işte Musa tahtın yanında yatıyordu. Benden önce vurulup uyandırılanlardan mı, yoksa Allah'ın istisna kıldığı kimselerden mi olduğunu bilmiyorum.” . Ve bir rivayette: “Tur gününde vurulduğumdan mı sorumlu tutulacağımı, yoksa benden önce diriltileceğimi mi bilmiyorum? Ve hiç kimsenin Yunus ibn Matta'dan daha üstün olduğunu söylemiyorum." Ve bir anlatımda Ebu Said şöyle dedi: "Peygamberler arasında seçim yapmayın." kabul etti. Ebu Hureyre'nin rivayetinde de: "Allah'ın peygamberleri arasında tercih yapmayın."
40 Hadith Qudsi : 156
[]
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: إِنَّ أَوَّلَ النَّاسِ يُقْضَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَيْهِ رَجُلٌ اسْتُشْهِدَ، فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا، قَالَ: فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا؟ قَالَ قَاتَلْتُ فِيكَ حَتَّى اسْتُشْهِدْتُ، قَالَ: كَذَبْتَ، وَلَكِنَّكَ قَاتَلْتَ لِأَنْ يُقَالَ: جَرِيءٌ، فَقَدْ قِيلَ، ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَى وَجْهِهِ حَتَّى أُلْقِيَ فِي النَّارِ. وَرَجُلٌ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ وَعَلَّمَهُ وَقَرَأَ الْقُرْآنَ، فَأُتِيَ بِهِ، فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا، قَالَ: فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا؟ قَالَ: تَعَلَّمْتُ الْعِلْمَ وَعَلَّمْتُهُ، وَقَرَأْتُ فِيكَ الْقُرْآنَ، قَالَ: كَذَبْتَ، وَلَكِنَّكَ تَعَلَّمْتَ الْعِلْمَ لِيُقَالَ: عَالِمٌ، وَقَرَأْتَ الْقُرْآنَ لِيُقَالَ: هُوَ قَارِئٌ، فَقَدْ قِيلَ، ثُمَّ أُمِرَ بِهِ، فَسُحِبَ عَلَى وَجْهِهِ حَتَّى أُلْقِيَ فِي النَّارِ. وَرَجُلٌ وَسَّعَ اللَّهُ عَلَيْهِ، وَأَعْطَاهُ مِنْ أَصْنَافِ الْمَالِ كُلِّهِ، فَأُتِيَ بِهِ، فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا، قَالَ: فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا؟ قَالَ: مَا تَرَكْتُ مِنْ سَبِيلٍ تُحِبُّ أَنْ يُنْفَقَ فِيهَا إِلَّا أَنْفَقْتُ فِيهَا لَكَ، قَالَ: كَذَبْتَ، وَلَكِنَّكَ فَعَلْتَ لِيُقَالَ: هُوَ جَوَادٌ، فَقَدْ قِيلَ، ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَى وَجْهِهِ، ثُمَّ أُلْقِيَ فِي النَّارِ .
رواه مسلم (وكذلك الترمذي والنسائي)
Babam Hureyre'nin yetkisiyle Allah ondan razı olsun, dedi ki: Resûlullah - sallallahu aleyhi ve sellem -' in şöyle dediğini işittim: Kıyamet gününü ilk geçiren şehit olan insandır, ben de onu getirdim ve nimetlerini tanıdı ve onları tanıdı, dedi ki: Peki ne yaptınız? Şehit oluncaya kadar seninle savaştım, dedi ki: Yalan söyledin, ama söylenene kadar savaştın: Cesurca, denildi ve sonra emredildi ve sonra ateşe atılana kadar yüzüne çekildi. Ve ilim öğrenen, öğreten ve Kur'an okuyan bir adam, onu getirdi ve nimetleri ona bunu bilmesini sağladı ve dedi ki: Peki onunla ne yaptın? Dedi ki: Bilgiyi öğrendim ve öğrettim, Ben de sana Kur'ân'ı okudum: Yalan söyledin ama ilim öğrendin demek için: Bir bilim adamı ve Kur'an okudun demek için: O bir okuyucudur, sonra ona söylendi, sonra ona emredildi, bu yüzden ben ateşe atılana kadar yüzüne doğru çekildi. Bir adam ki, Allah onun üzerine onu saldı, ona her çeşit nimeti verdi. Ben de onu getirdim. Bu yüzden nimetleri onu tanımladı, bu yüzden onları tanıdı ve "Peki onunla ne yaptın ?" dedi. Dedi ki: Harcanmasını istediğin hiçbir yolu bırakmadım, ama senin için harcadım. Dedi ki: Yalan söyledin, ama dedin ki: Bu bir at, bu yüzden söylendi, sonra emredildi ve sonra yüzüne çekildi, sonra ateşe atıldı. müslüman (ve Al - Tirmidhi ve kadınlar)
40 Hadith Qudsi : 157
[]
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: مَنْ صَلَّى صَلَاةً لَمْ يَقْرَأْ فِيهَا بِأُمِّ الْقُرْآنِ، فَهِيَ خِدَاجٌ(1) ثَلَاثًا، غَيْرَ تَمَامٍ، فَقِيلَ لِأَبِي هُرَيْرَةَ: إِنَّا نَكُونُ وَرَاءَ الْإِمَامِ، فَقَالَ: اقْرَأْ بِهَا فِي نَفْسِكَ، فَإِنِّي سَمِعْتُ النبي صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ: قَسَمْتُ الصَّلَاةَ بَيْنِي وَبَيْنَ عَبْدِي نِصْفَيْنِ، وَلِعَبْدِي مَا سَأَلَ، فَإِذَا قَالَ الْعَبْدُ:{ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ } قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ: حَمِدَنِي عَبْدِي، وَإِذَا قَالَ:{ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ } قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ: أَثْنَى عَلَيَّ عَبْدِي، وَإِذَا قَالَ:{ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ } قَالَ اللَّهُ: مَجَّدَنِي عَبْدِي - وَقَالَ مَرَّةً: فَوَّضَ إِلَيَّ عَبْدِي، فَإِذَا قَالَ:{ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ } قَالَ: هَذَا بَيْنِي وَبَيْنَ عَبْدِي وَلِعَبْدِي مَا سَأَلَ، فَإِذَا قَالَ:{ اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ } قَالَ: هَذَا لِعَبْدِي وَلِعَبْدِي مَا سَأَلَ .
رواه مسلم (وكذلك مالك والترمذي وأبو داود والنسائي وابن ماجه)
Babam Hureyre hakkında Allah ondan razı olsun Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: Kim Kur'an - ı Kerim'in anası tarafından okunmamış bir namaz kılarsa, o vakit üç (1) vaktinden önce, eksiktir, bu yüzden babam Hureyre'ye denildi ki: Biz imamın peşindeyiz, bu yüzden dedi ki: Kendin oku, bu yüzden Peygamberin namazını duydum. Salât ve selâm üzerine olsun, diyor ki: Yüce Allah şöyle buyurdu: Ben iki kulum arasında ikişer ikişer namaz kıldım ve kuluma hiçbir şey sormadı. Eğer kul: "Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun ." derse, Allah:" Ey kulum! Ali benim kulumdur ve şöyle dediğinde: {Sen kıyamet gününün sahibisin} Allah dedi ki: "Beni kulum olarak yücelt - ve bir keresinde: Kulumu bana emanet etti, bu yüzden: {Sen kıyamet gününün sahibisin ve seni dinleyeceğiz} dediğinde dedi ki:" Bu benimle kulum arasında ve kulum asla sormadı, bu yüzden: {Doğru yola ileteceğiz, o zaman itaat edeceksin onlara ne gazaplananlar, ne de sapıklar vardır. Dedi ki: Bu kulumundur ve kulumun istediği de budur. Müslim (aynı zamanda Malik, Tirmizi, Ebu Davud, Nesa'i ve İbn Mace) tarafından rivayet edilmiştir.
40 Hadith Qudsi : 158
[]
عَنْ مَسْرُوقٍ . قَالَ : سَأَلْنَا ـ أَوْ سَأَلْتُ عَبْدَاللهِ (أَيْ ابْنَ مَسْعُودٍ ) عَنْ هَذِهِ الايةِ :
: ولَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا في سَبِيلِ اللهِ أَمْواتاً بَلْ أَحْياءُ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ )) ـ قَالَ : أَمَا إِنَّا قَدْ سَأَلْنَا عَنْ ذَلِكَ ، فَقَالَ))
أَرْواحُهُمْ في جَوْفِ طَيْرٍ خُضْرٍ ، لَهَا قَنَادِيلُ مُعَلَّقَةٌ بِالعَرْشِ ، تَسْرَحُ مِنَ الجَنَّةِ حَيْثُ شَاءَتْ ، ثُمَّ َ تَأْوِي إِلي تِلْكَ القَنَادِيلِ ، فَأَطَّلَعَ إِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ اطِّلَاعَةً فَقَالَ : هَلْ تَشْتَهُونَ شَيْئاً ؟ قَالُوا : أَيَّ شَيْءٍ نَشْتَهِي ، وَ نَحْنُ نَسْرَحُ مِنَ الجَنَّةِ حَيْثُ شِئْنا ؟ فَفَعَلَ ذَلِكَ بِهِمْ ثَلَاثََ مَرَّاتٍ ، فَلَمَّا رَأَوْا أَنَّهُمْ لَنْ يُتْرَكُوا مِنْ أَنْ يُسْأَلُوا ، قَالُوا : يَا رَبِّ ، نُرِيْدُ أَنْ تَرُدَّ أَرْوَاحَنَا في أَجْسَادِنَا ؛ حَتَّى نُقْتَلَ في سَبِيلِكَ مَرَّةً أُخْرَي . فَلَمَّا رَأَى أَنْ لَيْسَ لَهُمْ حَاجَةٌ تُرِكُوا .
(رواهُ مسلم (وكذلك الترمذي والنسائي وابن ماجه)
Çalıntı hakkında. Dedi ki: Abdullah'a (yani İbn Mesud'a) şu ayeti sorduk - veya sordum: Ve Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın, aksine diridirler... Rableri tarafından rızıklandırıldıkları zaman.) Dedi ki: Biz bunu sorduk ve şöyle dedi: Onların ruhları asılı kandiller bulunan yeşil kuşların karnındadır. Arş ile birlikte Cennetten dilediği yere gider, sonra o kandillere sığınır. Sonra Rableri onlara bir bakış attı ve şöyle dedi: Bir şey mi arzuluyorsun? Dediler ki: Cennetten dilediğimiz yere gittiğimizde ne isteriz? Bunu onlara üç kez yaptı; onlar da yapamayacaklarını görünce Sorulmadan gittiler. Dediler ki: Ya Rabbi, biz ruhlarımızın bedenlerimize iade edilmesini istiyoruz. Ta ki bir kez daha senin uğruna öldürülene kadar. İhtiyaçlarının kalmadığını görünce oradan ayrıldılar. (Müslim (ve ayrıca Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce) tarafından rivayet edilmiştir.)
40 Hadith Qudsi : 159
[]
عَنْ أَنَسٍ ، رَضِيَ اللهُ عَنْهُ ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى الله عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ ، قَالَ
يَجْتَمِعُ المُؤْمِنُونَ يَوْمَ القِيَامَةِ فَيَقُولُونَ : لَوِ اسْتَشْفَعْنَا إلى رَبِّنَا ، فَيَأْتُونَ ادَمَ ، فَيَقُولُونَ : أَنْتَ أَبو النَّاسِ ، خَلَقَكَ اللهُ بِيَدِهِ ، وَأَسْجَدَ لَكَ مَلائِكَتَهُ ، وَعَلَّمَكَ أَسْماءَ كُلِّ شَيْءٍ ، فاشْفَعْ لَنا عِنْدَ رَبِّكَ ، حَتَّى يُرِيحَنا مِنْ مَكَانِنا هَذا ، فَيَقُولُ : لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ ذَنْبَهُ ، فَيَسْتَحْيي ـ ائْتُوا نُوحاً ؛ فَإِنَّهُ أَوَّلُ رَسُولٍ بَعَثَهُ اللهُ إِلي أَهْلِ الأَرْض ، فَيَأْتُونَهُ ، فَيَقُولُ : لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ ويَذْكُرُ سُؤالَهُ رَبَّهُ مَا لَيْسَ لَهُ بِهِ عِلْمٌ ، فَيَسْتَحْيي ـ فَيَقُولُ : اؤْتُوا خَلِيلَ الرَّحْمنِ ، فَيَأْتُونَهُ ، فَيَقُولُ : لَسْتُ هُنَاكُم ، اؤْتُوا موسى ، عَبْداً كَلَّمَهُ اللهُ ، و أَعْطَاهُ التَّوْرَاةَ . فَيَأْتُونَهُ ، فَيَقُولُ : لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ قَتْلَ النَّفْسِ بِغَيْرِ نَفْسٍ ، فَيَسْتَحْيي مِنْ رَبِّهِ ـ فَيَقُولُ : اؤْتُوا عِيسَى ، عَبْدَ اللهِ وَرَسُولَهُ ، وَكَلِمَةَ اللهِ وَرُوحَهُ . فَيَأْتُونَهُ ، فَيَقُولُ : لَسْتُ هُنَاكُمْ ، اؤْتُوا مُحَمَّداً ، ـ صَلَّى الله عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ ـ عَبْداً غَفَرَ اللهُ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ ، فَيَأْتُونَنِي ، فَأَنْطَلِقُ حَتَّي أَسْتَأْذِنَ عَلَي رَبِّي فَيُؤْذَنُ . فإذا رَأَيْتُ رَبِّي وَقَعْتُ سَاجداً ، فَيَدَعُني مَا شَاءَ اللهُ ، ثُمَّ يُقَالُ : ارْفَعْ رَأْسَكَ ، وسَلْ تُعْطَهُ ، وَقُلْ يُسْمَعْ ، واشْفَعْ تُشَفَّعْ . فَأَرْفَعُ رَأْسي ، فَأَحْمَدُهُ بِتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ ، ثُمَّ أَشْفَعُ ، فَيحُدُّ لي حَدّاً ، فَأُدْخِلُهُمْ الجَنَّةَ . ثُمَّ أَعُودُ إِلَيْهِ ، فإِذا رَأَيْتُ رَبِّي ( فَأَقَعُ ساجداً ) مِثْلَهُ ، ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدّاً ، فَأُدْخِلُهُمُ الجَنَّةَ . ثُمَّ أَعُودُ الثالِثةَ ، ثُمَّ أَعُودُ الرَّابعة ، فَأقُولُ : مَا بَقِي في النَّارِ إِلَّا مَنْ حَبَسَهُ القُرْانُ ، ووَجَبَ عَلَيْهِ الخُلُودُ
رواه البخاري ( وكذلك مسلم والترمذي وابن ماجه ) و في رواية أخرى للبخاري زيادة هي
قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى الله عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ ، يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ : لَا إِلهَ إِلَّا اللهُ ، وكَانَ فِي قَلْبِهِ مِنَ الخَيْرِ مَا يَزِنُ شَعِيرةً ، ثُمَّ يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ : لَا إِلهَ إِلَّا اللهُ ، وكَانَ فِي قَلْبِهِ مِنَ الخَيْرِ مَا يَزِنُ بُرَّةً ، ثُمَّ يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ : لَا إِلهَ إِلَّا اللهُ ، وكَانَ فِي قَلْبِهِ مَا يَزِنُ مِنَ الخَيْرِ ذَرَّةً
Enes radıyallahu anh'dan, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayetle şöyle buyurmuştur: Mü'minler kıyamet günü toplanacaklar ve şöyle diyecekler: Keşke Rabbimiz'e şefaat etmiş olsaydık, sonra Adem'e gelip şöyle derlerdi: Sen insanlığın babasısın. Allah, seni kendi eliyle yarattı, meleklerini sana secde ettirdi ve sana her şeyin ismini öğretti. O halde Rabbin katında bize şefaat et ki, bizi bulunduğumuz yerden kurtarsın. Sonra diyecek ki: Ben senin yanında değilim - ve günahını anacak ve utanacak - Nuh'a git. Çünkü o, Allah'ın yeryüzündeki insanlara gönderdiği ilk elçidir ve onlar ona gelirler ve o, "Ben orada değilim" der ve o, Rabbine, hakkında hiçbir bilgisi olmayan bir şeyi sorduğunu hatırlar. Yani utanıyor O da diyor ki: Rahman'ın dostuna git. Bunun üzerine ona giderler ve o şöyle der: Ben orada değilim. Allah'ın kendisiyle konuştuğu ve kendisine Tevrat'ı verdiği kulu Musa'ya gidin. Bunun üzerine yanına gelirler ve o der ki: Ben orada değilim. O, cansız bir canı öldürmekten bahseder ve Rabbinin önünde utanır ve şöyle der: İsa'ya bir kul ver. Allah, Resulü ve Sözü Tanrı ve O'nun Ruhu. Bunun üzerine ona geldiler ve o şöyle dedi: Ben orada değilim. Allah'ın geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı bir kul olan Muhammed'e (s.a.v.) gidin. Sonra yanıma gelirler, Rabbimden izin isteyene ve ezan okununcaya kadar yola çıkarım. Rabbimi görünce secdeye kapanırım, Allah'ın dilediği kadar beni bırakır. Şöyle deniyor: Başını kaldır, iste, sana verilecektir, konuş, işitilecektir, şefaat et, sana şefaat verilecektir. Başımı kaldırıp hamd ile O'na hamdederim ki bana öğretsin, sonra şefaat edeyim, bana bir azap versin ve onları cennete koyayım. Sonra O'na dönerim ve Rabbimi O'nun gibi görünce (sonra secdeye kapanırım), sonra şefaat ederim ve O, bana bir azap verir ve onlara girerim. cennet . Sonra üçüncü kez geri geliyorum, sonra dördüncü kez geri dönüyorum ve diyorum ki: Cehennemde, Kur'an'ın hapsettiği ve ebediliği kendisine farz kılınan kimseden başkası kalmaz. Buhari (ve aynı zamanda Müslim, Tirmizî ve İbn Mace) tarafından rivayet edilen ve Buhari tarafından yapılan başka bir rivayette, ilaveten şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.) Allah'tan başka ilah yoktur diyen kimse Cehennemden çıkacaktır. Kalbinde bir arpa ağırlığı kadar hayır vardı; sonra "Allah'tan başka ilah yoktur ve kalbinde yer ağırlığı kadar hayır vardı" diyen Cehennem'den çıkar. Sonra "Allah'tan başka ilah yoktur ve kalbinde zerre kadar iyilik vardır" diyen kişi de ateşten çıkar.
40 Hadith Qudsi : 160
[]
عَنْ أَبي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولَ اللهِ صَلَّى الله عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ قَالَ اللهُ أَعْدَدْتُ لِعِبَادي الصَّالِحِينَ مَا لَا عَيْنٌ رَأَت وَ لَا أُذُنٌ سَمِعَتْ وَلَا خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ فاقْرأُوا إنْ شِئْتُمْ : فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَّا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ رواه البخاري و مسلم والترمذي وابن ماجه
Ebu Hureyre (Allah Ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Allah'ın Elçisi (Allah'ın salat ve selamı ona olsun) şöyle buyurdu: Allah buyurdu ki: "Ben salih kullarım için hiçbir gözün görmediği ve hiçbir kulağın duymadığı şeyler hazırladım." İnsanoğlunun kalbine girmemiştir, dilerseniz okuyun: Hiçbir nefis, göz rahatlığının kendisinden gizlendiğini bilemez. Buhari, Müslim ve Tirmizi rivayet etmiştir. Ve İbn Mâce