Repentance Hakkinda Hadisler
232 sahih hadis bulundu
Mişkâtü'l-Mesâbîh : 181
Abdullah ibn Umar (RA)
Sahih
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إن الله يقبل توبة العبد حتى تكون روحه مطيعة. (الترمذي، ابن ماجه)[1]
Dedi ki: Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: Allah, kulun tövbesini, ruhu (ruhu) teslim oluncaya kadar kabul eder. (Tirmizi, İbn Mâce)[1]
Mişkâtü'l-Mesâbîh : 182
Abdullah ibn Umar (RA)
Sahih
وَعَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ: إِنْ كُنَّا لَنَعُدُّ لِرَسُولِ اللّٰهِ ﷺ فِى الْمَجْلِسِ يَقُولُ: «رَبِّ اغْفِرْ لِىْ وَتُبْ عَلَىَّ إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الْغَفُورُ» مِائَةَ مَرَّةٍ. رَوَاهُ أَحْمَدُ وَالتِّرْمِذِىُّ وَأَبُو دَاوُدَ وَابْنُ مَاجَهْ
İbn Ömer'den rivayetle o şöyle demiştir: Eğer Resûlullah'ı (s.a.v.) bir toplulukta sayacak olsak şöyle derdi: "Rabbim, beni bağışla ve bana tevbe et. Şüphesiz sen çok bağışlayansın, çok bağışlayansın." Yüz kere. Ahmed, Tirmizi, Ebu Davud ve İbn Mâce rivayet etmiştir.
Hadis Derlemesi : 183
Abdullah ibn Umar (RA)
Sahih
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «من شرب الخمر لم تقبل له صلاة أربعين يوما، فإن تاب بعد ذلك تاب الله عليه، وإلا فإن عاد للشرب فتقبل منه أربعين يوما». لن تقبل الصلاة . فإن تاب بعد ذلك فإن الله يتوب عليه. وإلا فإن شربه للمرة الثالثة لم تقبل له صلاة أربعين يوما. فإذا تاب بعد ذلك فإن الله يتوب عليه. وإلا فإن قيل: يا أبا عبد الرحمن! ما هو "نهر خبال"؟ قال: نهر يجري في صديد أهل النار. (الترمذي 1862، الحكيم 4/146، النسائي، صحيح الجامع 6312-6313)
Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kim içki içerse 40 gün boyunca namazı kabul edilmez. Ancak daha sonra tövbe ederse, Allah da onun tövbesini kabul eder. Aksi halde tekrar içerse 40 gün boyunca aynısı kabul edilir." Dua kabul edilmeyecektir. Bundan sonra tövbe ederse Allah tövbesini kabul eder. Aksi halde üçüncü defa içerse kırk günlük namazı kabul olmaz. Ancak bundan sonra tevbe ederse Allah da onun tevbesini kabul eder. Aksi takdirde kendisine: 'Ey Ebu Abdurrahman! 'Habel nehri' nedir?' Şöyle cevap verdi: 'Bu, Cehennem ehlinin irinlerinden akan bir nehirdir.' (Tirmizi 1862, Hakim 4/146, Nesa'i, Sahih el-Jame' 6312-6313)
Mişkâtü'l-Mesâbîh : 184
Ibn Abbas (RA)
Sahih
قال: سجد النبي صلى الله عليه وسلم في سورة سعد وقال: سجد داود (ع) في سورة سعد لإجابة الدعاء. وننحني امتنانًا لتوبته. (النسائي) [1]
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Saad Suresi'nde secde ettiğini söyledi ve şöyle dedi: Davud (A.S.) Saad Suresi'nde duanın kabulü için secde etti. Ve onun tevbesinden dolayı şükranla eğiliyoruz. (Nesa'i) [1]
Riyazus Salihin : 185
Yezid bin Şerik bin Tarık (RA)
Sahih
وعن يزيد بن شريك بن طارق قال: رأيت عليا رضي الله عنه على المنبر يخطب، فسمعته يقول: لا والله ما عندنا من كتاب نقرؤه إلا كتاب الله، وما في هذه الصحيفة، فنشرها فإذا فيها أسنان الإبل، وأشياء من الجراحات، وفيها: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : "المدينة حرم ما بين عير إلى ثور، فمن أحدث فيها حدثاً، أو آوى محدثاً، فعليه لعنة الله والملائكة والناس أجمعين، لا يقبل الله منه يوم القيامة صرفاً ولا عدلاً، ذمة المسلمين واحدة، يسعى بها أدناهم، فمن أخفر مسلماً، فعليه لعنة الله والملائكة والناس أجمعين، لا يقبل الله منه يوم القيامة صرفاً ولا عدلاً، ومن ادعى إلى غير أبيه، أو انتمى إلى غير مواليه، فعليه لعنة الله والملائكة والناس أجمعين، لا يقبل الله منه يوم القيامة صرفاً ولا عدلاً" ((متفق عليه)). "ذِمَّةُ المُسْلِمِينَ"أيْ: عَهْدُهُمْ وأمانتُهُم."وَأخْفَرَهُ": نَقَضَ عَهْدَهُ."والصَّرفُ": التَّوْبَةُ، وَقِيلَ: الحِيلَةُ."وَالْعَدْلُ": الفِدَاءُ.
Ali'yi (Allah Ondan razı olsun) minberden hutbe okurken gördüm ve şöyle dediğini duydum: "Vallahi, Allah'ın Kitabı'ndan ve bu kitapta yazılanlardan başka okuyacak kitabımız yok. Hangi develerin kan parası olarak verileceğinin listesini ve Mekke'de av hayvanlarının öldürülmesi ve kefaretiyle ilgili diğer hukuki hususların listesini gösteren tomarı açtı. İçinde ayrıca şöyle yazıyordu: Allah'ın Resulü (ﷺ) şöyle buyurmuştur: "Medine, Hava'dan Sevr dağlarına kadar bir mabettir. Kim bu topraklarda İslam'da yeni fikirler ortaya koyar, orada günah işlerse veya bidatçıları barındırırsa, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrar ve Allah, kıyamet günü ondan ne tövbeyi ne de fidyeyi kabul eder. En düşük mertebelerden biri de bütün Müslümanlar tarafından hürmet ve hürmet görmektir ve kim bu konuda (sözünü bozarak) bir Müslümana ihanet ederse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrar ve Allah, kıyamet günü ondan ne tövbeyi ne de fidyeyi kabul eder. Allah, melekler ve bütün insanlar ve Allah, kıyamet gününde ondan ne tövbeyi ne de fidyeyi kabul edecektir."
Mişkat el-Masabih : 186
Enes b. Mâlik (r.a.)
Sahih
وَعَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ: كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَذْكُرُ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ عَلَى كُلِّ أَحْيَانِهِ. رَوَاهُ مُسْلِمٌ
وَحَدِيثُ ابْنِ عَبَّاسٍ سَنَذْكُرُهُ فِي كِتَابِ الْأَطْعِمَةِ إِنْ شَاءَ اللَّهُ
Aişe'den rivayetle şöyle dedi: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Allah'ı her zaman anardı. Müslim'in anlattığı
Allah'ın izniyle yiyecekler kitabımızda İbn Abbas'ın hadisini de zikredeceğiz.
Mişkâtü'l-Mesâbîh : 187
Abdullah ibn Umar (RA)
Sahih
عَنِ ابْنِ عُمَرَ عَنِ النَّبِىِّ ﷺ أَنَّه كَانَ إِذَا اعْتَكَفَ طُرِحَ لَه فِرَاشُه أَوْ يُوضَعُ لَه سَرِيرُه وَرَاءَ أُسْطُوَانَةِ التَّوْبَةِ. رَوَاهُ ابْنُ مَاجَهْ
İbn Ömer'den, Peygamber Efendimiz'den (s.a.v.) rivayete göre, ne zaman inzivaya çekilse yatağı onun için hazırlanır veya yatağı onun için tövbe direğinin arkasına konurdu. İbn Mâce'den rivayet edilmiştir.
Mişkâtü'l-Mesâbîh : 188
Enes b. Mâlik (r.a.)
Sahih
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إن الله ليعجب من توبة عبده إذا تاب إليه. كونوا أسعد من سعادة ذلك الرجل منكم، عربة معراجه الهاربة منه في الصحراء، وعلى هذه المركبة طعامه وشرابه. وبسبب هذا، شعر بخيبة أمل. في هذه الحالة، بعد أن يئس تمامًا من وسيلة الصعود، وصل إلى شجرة واستلقى تحت ظلها. وفجأة رأى السيارة تقترب منه ليقف، فأمسك بزمام السيارة وغلبته الفرحة وقال: يا الله! أنت عبدي وأنا سيدك. إنه يرتكب هذا الخطأ من باب الفرح. (مسلم)[1]
Şöyle dedi: Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: Allah, kulunun kendisine tövbe ettiği zaman tövbe etmesinden çok memnun olur. İçinizden çölde ondan kaçan o kişinin yükseliş aracı olan ve onun yiyeceği, içeceği bu aracın üzerinde bulunan o kişinin mutluluğundan daha çok sevinin. Bu nedenle hayal kırıklığına uğradı. Bu durumda, çıkış yollarından tamamen umudunu keserek bir ağaca geldi ve onun gölgesine uzandı. O sırada birdenbire, ayağa kalkmak için kendisine yaklaşan aracın dizginlerini tuttuğunu gördü ve sevinçten havalara uçtu ve şöyle dedi: Allah'ım! Sen benim kölemsin, ben de senin efendinim. Bu hatayı sevinçten yapıyor. (Müslüman)[1]
Mişkâtü'l-Mesâbîh : 189
সফ্ওয়ান ইবনু আসসাল
Sahih
وَعَنْ صَفْوَانَ بْنِ عَسَّالٍ قَالَ: قَالَ رَسُوْلُ اللّٰهِ ﷺ: إِنَّ اللّٰهَ تَعَالٰى جَعَلَ بِالْمَغْرِبِ بَابًا عَرْضُه مَسِيرَةُ سَبْعِينَ عَامًا لِلتَّوْبَةِ لَا يُغْلَقُ مَا لَمْ تَطْلُعِ الشَّمْسُ مِنْ قِبَلِه وَذٰلِكَ قَوْلُ اللّٰهِ عَزَّ وَجَلَّ: ﴿يَوْمَ يَأْتِىْ بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا إِيْمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ﴾. رَوَاهُ التِّرْمِذِىُّ وَابْن مَاجَهْ
Safvan bin Assal'dan rivayetle şöyle dedi: Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: Cenab-ı Allah, Fas'a genişliği yetmiş yıllık bir yolculuk kadar olan bir kapı yerleştirdi. Tövbe için, güneş önünden doğmadıkça kapanmaz. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın buyurduğu gibidir: "Rabbinin bazı âyetleri geldiği gün, hiç kimseye, daha önce inandığı imanı fayda vermez. Tirmizî ve İbn Mâce rivayet etmiştir."
Mişkâtü'l-Mesâbîh : 190
Muaviye (RA)
Sahih
وَعَنْ مُعَاوِيَةَ قَالَ قَالَ رَسُوْلُ اللّٰهِ ﷺ: «لَا تَنْقَطِعُ الْهِجْرَةُ حَتّٰى يَنْقَطِعُ التَّوْبَةُ وَلَا تَنْقَطِعُ التَّوْبَةُ حَتّٰى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا». رَوَاهُ أَحْمَدُ وَأَبُو دَاوُدَ وَالدَّارِمِىُّ
Muaviye'den rivayetle şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Tevbe sona ermedikçe hicret durmaz, tövbe de batıdan gelene kadar tövbe durmaz." Ahmed, Ebu Davud ve Darimi rivayet etmiştir.
Mişkâtü'l-Mesâbîh : 191
Ibn Abbas (RA)
Sahih
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: كَانَ النَّبِىُّ ﷺ يَدْعُوْ يَقُولُ: «رَبِّ أَعِنِّىْ وَلَا تُعِنْ عَلَىَّ وَانْصُرْنِىْ وَلَا تَنْصُرْ عَلَىَّ وَامْكُرْ لِىْ وَلَا تَمْكُرْ عَلَىَّ وَاهْدِنِىْ وَيَسِّرِ الْهُدٰى لِىْ وَانْصُرْنِىْ عَلٰى مَنْ بَغٰى عَلَىَّ ربِّ اجْعَلْنِىْ لكَ شَاكِرًا لَكَ ذَاكِرًا لَكَ رَاهِبًا لَكَ مِطْوَاعًا لَكَ مُخْبِتًا إِلَيْكَ أَوَّاهًا مُنِيبًا رَبِّ تَقَبَّلْ تَوْبَتِىْ وَاغْسِلْ حَوْبَتِىْ وَأَجِبْ دَعْوَتِىْ وَثَبِّتْ حُجَّتِىْ وَسَدِّدْ لِسَانِىْ وَاهْدِ قَلْبِىْ وَاسْلُلْ سَخِيمَةَ صَدْرِىْ». رَوَاهُ التِّرْمِذِىُّ وَأَبُو دَاوُدَ وَابْن مَاجَهْ
İbni Abbas'tan rivayetle şöyle demiştir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dua eder ve şöyle derdi: "Rabbim, bana yardım et, bana yardım etme, bana yardım et, bana yardım etme, bana tuzak kur ve bana tuzak kurma." Bana hidayet ver, hidayetimi kolaylaştır ve bana karşı haddi aşanlara karşı bana yardım et. Rabbim, beni sana şükreden, seni anan, sana itaat eden, sana itaat eden eyle. Sana tövbekar bir ses gizleyen Rabbim, tövbemi kabul et, günahlarımı yıka, duamı kabul et, delilimi sabit kıl, dilime hidayet ver, bana hidayet ver. “Kalbim ve göğsümün cömert derinlikleri.” Tirmizi, Ebu Davud ve İbn Mâce'den rivayet edilmiştir.
Musnad Ahmad : 192
It Was
Sahih
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ تَوْبَةَ الْعَنْبَرِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَوَّارٍ الْقَاضِيَ، يَقُولُ عَنْ أَبِي بَرْزَةَ الْأَسْلَمِيِّ، قَالَ أَغْلَظَ رَجُلٌ لِأَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ فَقَالَ أَبُو بَرْزَةَ أَلَا أَضْرِبُ عُنُقَهُ قَالَ فَانْتَهَرَهُ وَقَالَ مَا هِيَ لِأَحَدٍ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ.
Muhammed ibn Cafer bize, Şu'be bize El Anbari'nin tövbesini anlattı, dedi ki, Ebu Sevvar el-Kadı'yı, Ebu Berza el-Eslemi'den rivayetle, en sert adam Ebu Bekir El-Sıddık'a Allah ondan razı olsun dediğini söylerken duydum. Dedi ki: "Ebu Berzah, 'Onun kafasını kesmeyeyim mi?' dedi. Onu azarladı ve şöyle dedi: Resûlullah'tan sonra Allah ona bereket ve selam versin.
Musnad Ahmad : 193
It Was
Sahih
حَدَّثَنَا عَبْد اللَّهِ، حَدَّثَنِي زُهَيْرٌ أَبُو خَيْثَمَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ عَلِيٍّ، رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ أَتَى النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَخْبِرْنِي بِشَهْرٍ أَصُومُهُ بَعْدَ رَمَضَانَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنْ كُنْتَ صَائِمًا شَهْرًا بَعْدَ رَمَضَانَ فَصُمْ الْمُحَرَّمَ فَإِنَّهُ شَهْرُ اللَّهِ وَفِيهِ يَوْمٌ تَابَ فِيهِ عَلَى قَوْمٍ وَيُتَابُ فِيهِ عَلَى آخَرِينَ.
Abdullah bize anlattı, Zuhayr Ebu Hayseme bana, Ebu Muaviye anlattı, Abdurrahman bin İshak bize Nu'man bin Saad'dan rivayet etti: Ali'den (Allah ondan razı olsun) rivayetle şöyle dedi: Bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e geldi ve şöyle dedi: Ey Allah'ın Resulü, oruç tutacağım bir ayı bana haber ver. Ramazan'dan sonra Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Eğer Ramazan'dan sonra bir ay oruç tutuyorsan Muharrem'i tut; çünkü o, Allah'ın ayıdır ve içinde bir gün vardır." Bir kavmin tevbesini kabul etti, bir kısmının tevbesini de kabul edecektir.
Riyazus Salihin : 194
Kab Bin Malik
Sahih
وعن كعب بن مالك رضي الله عنه في حديثه الطويل في قصة توبته وقد سبق في بابه التوبة. قال: قال النبي صلى الله عليه وسلم وهو جالس في القوم بتبوك: "ما فعل كعب مالك؟ فقال رجل من بني سلمة: يا رسول الله حبسه برداه، والنظر في عطفيه فقال معاذ بن جبل رضي الله عنه بئس ما قلت والله يا رسول الله ما علمنا عليه إلا خيرًا، فسكت رسول الله صلى الله عليه وسلم" ((متفق عليه)). "عِطْفَاهُ"جانِباهُ، وهو إشارةٌ إلى إعجابِهِ بنفسهِ.
Ka'b bin Malik'ten (Allah Ondan razı olsun) rivâyet edildiğine göre, onun tövbe hikâyesindeki uzun hadisinde, daha önce de tövbe bölümünde tövbeden söz etmiştir. Şöyle dedi: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Tebük'te halkın arasında otururken şöyle buyurdu: "Ka'b Malik ne yaptı?" Sonra Beni Seleme'den bir adam şöyle dedi: Ey Allah'ın Resulü, onu elbisesiyle kilitle ve elbiselerine bak. Bunun üzerine Muaz bin Cebel (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: "Ne kadar kötü bir şey söyledin ve Allah'a yemin ederim ki, ey Allah'ın Resulü, biz onun hakkında sadece hayır öğrendik" ve sustu. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e salat ve selam olsun." ((Anlaştık)). “Şefkati” kendisinden yanadır ki bu da kendisine olan hayranlığının göstergesidir.
Riyazus Salihin : 195
Yezid bin Şerik bin Tarık (RA)
Sahih
وعن يزيد بن شريك بن طارق قال: رأيت عليا رضي الله عنه على المنبر يخطب، فسمعته يقول: لا والله ما عندنا من كتاب نقرؤه إلا كتاب الله، وما في هذه الصحيفة، فنشرها فإذا فيها أسنان الإبل، وأشياء من الجراحات، وفيها: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : "المدينة حرم ما بين عير إلى ثور، فمن أحدث فيها حدثاً، أو آوى محدثاً، فعليه لعنة الله والملائكة والناس أجمعين، لا يقبل الله منه يوم القيامة صرفاً ولا عدلاً، ذمة المسلمين واحدة، يسعى بها أدناهم، فمن أخفر مسلماً، فعليه لعنة الله والملائكة والناس أجمعين، لا يقبل الله منه يوم القيامة صرفاً ولا عدلاً، ومن ادعى إلى غير أبيه، أو انتمى إلى غير مواليه، فعليه لعنة الله والملائكة والناس أجمعين، لا يقبل الله منه يوم القيامة صرفاً ولا عدلاً" ((متفق عليه)). "ذِمَّةُ المُسْلِمِينَ"أيْ: عَهْدُهُمْ وأمانتُهُم."وَأخْفَرَهُ": نَقَضَ عَهْدَهُ."والصَّرفُ": التَّوْبَةُ، وَقِيلَ: الحِيلَةُ."وَالْعَدْلُ": الفِدَاءُ.
Yezid bin Şerik bin Tarık'tan rivayetle şöyle dedi: Ali'yi (Allah ondan razı olsun) minberde hutbe okurken gördüm ve şöyle dediğini duydum: Hayır, Vallahi, Allah'ın Kitabı ve bu belgede bulunanlardan başka okuyacak kitabımız yok. Bunun üzerine onu yaydı ve içinde deve dişleri ve yara eşyaları buldu ve içinde: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Medine kervandan boğaya kadar mukaddestir. Allah'ın ve meleklerin laneti onun üzerine olsun." Ve Allah, kıyamet gününde bütün insanlardan ne doğrudan ne de adil olanı kabul etmeyecektir. Müslümanların farzı birdir ve en aşağı olanlar bunu yerine getirmeye çabalarlar. Kim bir Müslümana ihanet ederse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olur. Allah, kıyamet günü ondan ne açık ne de adil bir şey kabul etmeyecektir. Kim babasından başkasına ait olduğunu iddia ederse veya ümmetinden başkasına ait olduğunu iddia ederse, o zaman Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olur. Allah, kıyamet günü ondan ne açık ne de adil bir şey kabul etmeyecektir. "Adil olarak." ((Anlaştık)). “Müslümanların ahdi” manası: Onların ahdi ve güvenilirliğidir. "Ve onu gizli tuttu": ahdini bozdu. "Ve takas": tövbe ve denildi ki: hile. “Ve adalet”: Kurtuluş.
Riyazus Salihin : 196
Abdullah ibn Umar (RA)
Sahih
وعن بن عمر رضي الله عنه قال: كنا نعد لرسول الله صلى الله عليه وسلم في المجلس الواحد مائة مرة:
"رب اغفر لي، وتب على إنك أنت التواب الرحيم" ((رواه أبوداود والترمذي)). وقال : (( حديث حسن صحيح غريب )) .
İbni Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Bir mecliste Resûlullah (s.a.v.)'e yüz defa sayardık:
"Rabbim, beni bağışla ve tövbemi kabul et, çünkü sen çok merhametlisin." (Ebu Davud ve Tirmizi rivayet etmiştir.) “Güzel, sahih, garip bir hadis” buyurdu.
El-Edebul Mufred : 197
Sahih
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، قَالَ: حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللهِ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يَسَافٍ، عَنْ زَاذَانَ، عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا قَالَتْ: صَلَّى رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم الضُّحَى ثُمَّ قَالَ: اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي، وَتُبْ عَلَيَّ، إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ، حَتَّى قَالَهَا مِئَةَ مَرَّةٍ.
Muhammed bin Sabbah bize anlattı, şöyle dedi: Bize Halid bin Abdullah, Hüseyin'den, Hilal bin Yasaf'tan, Zazan'dan, Aişe'den (Allah ondan razı olsun) rivayetle anlattı. Onun izniyle şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) Allah ona salat ve selam versin, kuşluk namazını kıldı ve sonra şöyle dedi: Allah'ım beni bağışla ve tövbemi kabul et. Şüphesiz sen kabul edensin. Rahman olan, yüz defa söyleyene kadar.
El-Edebul Mufred : 198
Sahih
حَدَّثَنَا جَنْدَلُ بْنُ وَالِقٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَعْلَى، عَنْ يُونُسَ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَسْتَغْفِرُ اللَّهَ فِي الْمَجْلِسِ مِئَةَ مَرَّةٍ: رَبِّ اغْفِرْ لِي، وَتُبْ عَلَيَّ، وَارْحَمْنِي، إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ.
Cendel bin Vakk bize anlattı, şöyle dedi: Yahya bin Ya'la, Yunus bin Habab'dan, Mücahid'den, İbn Ömer'den rivayetle şöyle dedi: Peygamber Efendimizi duydum, Allah'ın salat ve selamı üzerine olsun, mecliste yüz defa Allah'tan bağışlanma diliyor: Rabbim, beni bağışla, tövbemi kabul et, bana merhamet et. Şüphesiz sen çok bağışlayıcısın, çok merhametlisin.
El-Edebul Mufred : 199
Ibn Abbas (RA)
Sahih
حَدَّثَنَا أَبُو حَفْصٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ: حَدَّثَنَا سُفْيَانُ قَالَ: سَمِعْتُ عَمْرَو بْنَ مُرَّةَ قَالَ: سَمِعْتُ عَبْدَ اللهِ بْنَ الْحَارِثِ قَالَ: سَمِعْتُ طَلِيقَ بْنَ قَيْسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَدْعُو بِهَذَا: رَبِّ أَعِنِّي وَلاَ تُعِنْ عَلَيَّ، وَانْصُرْنِي وَلاَ تَنْصُرْ عَلَيَّ، وَامْكُرْ لِي وَلاَ تَمْكُرْ عَلَيَّ، وَيَسِّرْ لِيَ الْهُدَى، وَانْصُرْنِي عَلَى مَنْ بَغَى عَلَيَّ. رَبِّ اجْعَلْنِي شَكَّارًا لَكَ، ذَكَّارًا لَكَ، رَاهِبًا لَكَ، مِطْوَاعًا لَكَ، مُخْبِتًا لَكَ، أَوَّاهًا مُنِيبًا، تَقَبَّلْ تَوْبَتِي، وَاغْسِلْ حَوْبَتِي، وَأَجِبْ دَعْوَتِي، وَثَبِّتْ حُجَّتِي، وَاهْدِ قَلْبِي، وَسَدِّدْ لِسَانِي، وَاسْلُلْ سَخِيمَةَ قَلْبِي.
Ebu Hafs bize anlattı, şöyle dedi: Yahya anlattı, şöyle dedi: Süfyan bize anlattı, şöyle dedi: Amr bin Mürre'yi şöyle derken duydum: Abdullah bin El-Haris'i şöyle derken duydum: İbni Abbas'tan rivayetle Talik bin Kays'ı duydum: Peygamber Efendimiz'i (s.a.v.) şöyle dua ederken işittim: Allah'ım bana yardım et ve bana yardım etme. Bana karşı yardım et, bana destek olma, bana tuzak kur, bana tuzak kurma, bana doğru yolu kolaylaştır ve bana karşı haddi aşanlara karşı bana yardım et. Rabbim, beni sana şükreden, seni anan, sana keşiş olan, sana itaat eden, senden saklanan, tövbe eden biri eyle, tövbemi kabul et, günahlarımı yıka ve duama icabet et. Delilimi doğrula, kalbime hidayet ver, dilime hidayet ver ve kalbimin cömertliğini gider.
El-Edebul Mufred : 200
Sahih
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ قَالَ: حَدَّثَنِي الْجُرَيْرِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو الْعَلاَءِ بْنُ عَبْدِ اللهِ، عَنْ نُعَيْمِ بْنِ قَعْنَبٍ قَالَ: أَتَيْتُ أَبَا ذَرٍّ فَلَمْ أُوَافِقْهُ، فَقُلْتُ لِامْرَأَتِهِ: أَيْنَ أَبُو ذَرٍّ؟ قَالَتْ: يَمْتَهِنُ، سَيَأْتِيكَ الْآنَ، فَجَلَسْتُ لَهُ، فَجَاءَ وَمَعَهُ بَعِيرَانِ، قَدْ قَطَرَ أَحَدَهُمَا بِعَجُزِ الْآخَرِ، فِي عُنُقِ كُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا قِرْبَةٌ، فَوَضَعَهُمَا ثُمَّ جَاءَ، فَقُلْتُ: يَا أَبَا ذَرٍّ، مَا مِنْ رَجُلٍ كُنْتُ أَلْقَاهُ كَانَ أَحَبَّ إِلَيَّ لُقْيًا مِنْكَ، وَلاَ أَبْغَضَ إِلَيَّ لُقْيًا مِنْكَ، قَالَ: لِلَّهِ أَبُوكَ، وَمَا جَمَعَ هَذَا؟ قَالَ: إِنِّي كُنْتُ وَأَدْتُ مَوْءُودَةً فِي الْجَاهِلِيَّةِ أَرْهَبُ إِنْ لَقِيتُكَ أَنْ تَقُولَ: لاَ تَوْبَةَ لَكَ، لاَ مَخْرَجَ لَكَ، وَكُنْتُ أَرْجُو أَنْ تَقُولَ: لَكَ تَوْبَةٌ وَمَخْرَجٌ، قَالَ: أَفِي الْجَاهِلِيَّةِ أَصَبْتَ؟ قُلْتُ: نَعَمْ، قَالَ: عَفَا اللَّهُ عَمَّا سَلَفَ. وَقَالَ لِامْرَأَتِهِ: آتِينَا بِطَعَامٍ، فَأَبَتَ، ثُمَّ أَمَرَهَا فَأَبَتَ، حَتَّى ارْتَفَعَتْ أَصْوَاتُهُمَا، قَالَ: إِيهِ، فَإِنَّكُنَّ لاَ تَعْدُونَ مَا قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم، قُلْتُ: وَمَا قَالَ رَسُولُ اللهِ فِيهِنَّ؟ قَالَ: إِنَّ الْمَرْأَةَ خُلِقَتْ مِنْ ضِلَعٍ، وَإِنَّكَ إِنْ تُرِدْ أَنْ تُقِيمَهَا تَكْسِرُهَا، وَإِنْ تُدَارِهَا فَإِنَّ فِيهَا أَوَدًا وَبُلْغَةً، فَوَلَّتْ فَجَاءَتْ بِثَرِيدَةٍ كَأَنَّهَا قَطَاةٌ، فَقَالَ: كُلْ وَلاَ أَهُولَنَّكَ فَإِنِّي صَائِمٌ، ثُمَّ قَامَ يُصَلِّي، فَجَعَلَ يُهَذِّبُ الرُّكُوعَ، ثُمَّ انْفَتَلَ فَأَكَلَ، فَقُلْتُ: إِنَّا لِلَّهِ، مَا كُنْتُ أَخَافُ أَنْ تَكْذِبَنِي، قَالَ: لِلَّهِ أَبُوكَ، مَا كَذَبْتُ مُنْذُ لَقِيتَنِي، قُلْتُ: أَلَمْ تُخْبِرْنِي أَنَّكَ صَائِمٌ؟ قَالَ: بَلَى، إِنِّي صُمْتُ مِنْ هَذَا الشَّهْرِ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ فَكُتِبَ لِي أَجْرُهُ، وَحَلَّ لِيَ الطَّعَامُ.
Ebu Muammer bize anlattı, dedi ki: Abdul-Varis bize anlattı, şöyle dedi: Ceriri bana anlattı, şöyle dedi: Ebu'l-Ala bin Abdullah bize anlattı, Naim ibni Ka'neb'den rivayet etti: Ebu Zerr'e geldim ve onunla aynı fikirde değildim, bu yüzden karısına dedim ki: Ebu Zerr nerede? Dedi ki: Durumu iyi, şimdi sana gelecek. Ben de onun yanına oturdum ve o, biri diğerinin sırtına su damlatılmış, her birinin boynuna bir deri sarılmış iki deveyle geldi, o da onları giydi ve sonra geldi. Ben de dedim ki: Ey Ebu Zer, bana senden daha sevgili, senden daha nefret eden hiç kimseyle karşılaşmadım. Dedi ki: Baban Allah'ındır. Ve ne Bunu o mu topladı? Şöyle dedi: İslam öncesi dönemde flört etmeyi alışkanlık haline getirmiştim. Seninle karşılaşırsam şöyle demenden korkuyorum: Sana tövbe yok, sana çıkış yok. Ben de senin şöyle diyeceğini umuyordum: Senin tövben ve bir çıkış yolun var. Dedi ki: İslam öncesi dönemde haklı mıydınız? Dedim ki: Evet. Dedi ki: Allah daha önce olanları affetsin. Ve dedi ki: Karısına: Yemek getirdik ama o reddetti. Sonra ona emir verdi ama o reddetti, ta ki sesleri yükselene kadar. Dedi ki: Evet, onun söylediklerini saymıyorsun. Resûlullah (s.a.v.)'e Allah'ın salât ve selâmı olsun, dedim ki: Resûlullah onlar hakkında ne söyledi? Dedi ki: Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır, eğer onu yükseltmek istersen Kırarsın, ters çevirirsen içinde su ve acılık olur. Bunun üzerine dönüp kediymiş gibi yulaf lapası getirdi. O da şöyle dedi: Ye ve seni şımartmayacağım. Ben oruçluydum, sonra kalkıp namaz kıldı, rükû'ya başladı, sonra dönüp yemek yedi, ben de dedim ki: Biz Allah'ız. Beni inkar etmenden korkmuyordum. Dedi ki: Tanrı aşkına, baban. Benimle tanıştığından beri yalan söylemedim. Ben: Sen bana oruç tuttuğunu söylemedin mi? Dedi ki: Evet, bu ay üç gün oruç tuttum. Onun ecri benim için yazıldı ve yemek bana helâl oldu.