Neighbor Hakkinda Hadisler
231 sahih hadis bulundu
El-Edebul Mufred : 181
Sahih
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ وَقَبِيصَةُ قَالاَ: حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ خَمِيلٍ، عَنْ نَافِعِ بْنِ عَبْدِ الْحَارِثِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: مِنْ سَعَادَةِ الْمَرْءِ الْمَسْكَنُ الْوَاسِعُ، وَالْجَارُ الصَّالِحُ، وَالْمَرْكَبُ الْهَنِيءُ.
Ebu Nuaym ve Kubaisa bize şöyle dediler: Süfyan bize, Habib ibn Ebu Sabit'ten, Hamil'den, Nafi' ibn Abd el-Haris'ten, Peygamber'den (s.a.v.) rivayet etti: Allah onu kutsasın ve ona huzur versin ve şöyle dedi: İnsanın mutluluğunun bir kısmı geniş bir ev, iyi bir komşu ve rahat bir teknedir.
El-Edebul Mufred : 182
Sahih
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنِ الأَعْمَشِ، قَالَ: حَدَّثَنَا ثُمَامَةُ بْنُ عُقْبَةَ قَالَ: سَمِعْتُ الْحَارِثَ بْنَ سُوَيْدٍ يَقُولُ: قَالَ عَبْدُ اللهِ بْنُ مَسْعُودٍ: إِذَا كَانَ عَلَى أَحَدِكُمْ إِمَامٌ يَخَافُ تَغَطْرُسَهُ أَوْ ظُلْمَهُ، فَلْيَقُلِ: اللَّهُمَّ رَبَّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ، وَرَبَّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ، كُنْ لِي جَارًا مِنْ فُلاَنِ بْنِ فُلاَنٍ وَأَحْزَابِهِ مِنْ خَلاَئِقِكَ، أَنْ يَفْرُطَ عَلَيَّ أَحَدٌ مِنْهُمْ أَوْ يَطْغَى، عَزَّ جَارُكَ، وَجَلَّ ثَنَاؤُكَ، وَلا إِلَهَ إِلا أَنْتَ.
Muhammed bin Ubeyd bize anlattı, o şöyle dedi: Bize İssa bin Yunus, Amaş'tan rivayet etti, o şöyle dedi: Sümeme bin Ukba bize anlattı, şöyle dedi: El-Hâris bin Suveyd'in şöyle söylediğini duydum: Abdullah bin Mesud şöyle dedi: Birinizin kibirinden veya haksızlığından korkan bir imamı varsa, şöyle desin: Allah'ım. Yedi göğün Rabbi ve Büyük Arş'ın Rabbi, falancanın oğlu falancanın komşusu ve yarattıklarından onun toplulukları bana karşı haddi aşmasınlar diye bana komşu olun. Onlardan ya da galip gelirse, komşun yücedir, sen de yücesin ve Senden başka ilah yoktur.
El-Edebul Mufred : 183
Sahih
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ الْمِنْهَالِ بْنِ عَمْرٍو قَالَ: حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: إِذَا أَتَيْتَ سُلْطَانًا مَهِيبًا، تَخَافُ أَنْ يَسْطُوَ بِكَ، فَقُلِ: اللَّهُ أَكْبَرُ، اللَّهُ أَعَزُّ مِنْ خَلْقِهِ جَمِيعًا، اللَّهُ أَعَزُّ مِمَّا أَخَافُ وَأَحْذَرُ، وَأَعُوذُ بِاللَّهِ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ، الْمُمْسِكُ السَّمَاوَاتِ السَّبْعَ أَنْ يَقَعْنَ عَلَى الأَرْضِ إِلاَّ بِإِذْنِهِ، مِنْ شَرِّ عَبْدِكَ فُلاَنٍ، وَجُنُودِهِ وَأَتْبَاعِهِ وَأَشْيَاعِهِ مِنَ الْجِنِّ وَالإِنْسِ، اللَّهُمَّ كُنْ لِي جَارًا مِنْ شَرِّهِمْ، جَلَّ ثَنَاؤُكَ، وَعَزَّ جَارُكَ، وَتَبَارَكَ اسْمُكَ، وَلاَ إِلَهَ غَيْرُكَ، ثَلاَثَ مَرَّاتٍ.
Ebu Nuaym bize anlattı, şöyle dedi: Yunus bize, Minhal bin Amr'dan rivayetle şöyle dedi: Sa'id bin Cübeyr, İbn Abbas'tan rivayet ederek şöyle dedi: Eğer korkunç bir hükümdarın yanına geldiyseniz ve onun size zulmetmesinden korkuyorsanız, şöyle deyin: Allah büyüktür, Allah bütün yaratıklardan daha güçlüdür, Allah benim korktuğumdan daha güçlüdür. Ve kulunun şerrinden, O'nun izni olmadıkça yer üzerine düşmelerinden sakınır ve kendinden başka ilah olmayan, yedi göğü tutan Allah'a sığınırım. Falancanın askerleri, onun takipçileri ve cinlerden ve insanlardan takipçileri, Allah'ım, onların şerrinden bana komşu ol, senin övgün büyüktür ve komşun yücedir. Adın mübarek olsun, senden başka ilah yoktur, üç defa.
El-Edebul Mufred : 184
Sahih
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ: حَدَّثَنَا اللَّيْثُ قَالَ: حَدَّثَنِي سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِي شُرَيْحٍ الْعَدَوِيِّ قَالَ: سَمِعَتْ أُذُنَايَ، وَأَبْصَرَتْ عَيْنَايَ، حِينَ تَكَلَّمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُكْرِمْ جَارَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ جَائِزَتَهُ، قَالَ: وَمَا جَائِزَتُهُ يَا رَسُولَ اللهِ؟ قَالَ: يَوْمٌ وَلَيْلَةٌ، وَالضِّيَافَةُ ثَلاَثَةُ أَيَّامٍ، فَمَا كَانَ وَرَاءَ ذَلِكَ فَهُوَ صَدَقَةٌ عَلَيْهِ. وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ.
Abdullah bin Yusuf bize anlattı, şöyle dedi: Leys anlattı, şöyle dedi: Saeed el-Makberi bana Ebu Şureyh el-Adevi'den rivayetle şöyle dedi: Kulaklarım duydu, gözlerim gördü, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem konuştu ve şöyle dedi: Kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa komşusuna ikram etsin. Kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa, misafirine mükâfatını ikram etsin. Dedi ki: Onun mükafatı nedir ey Allah'ın Resulü? Dedi ki: Bir gün. Bir gece ve üç gün ağırlama, bundan sonra yapılan her şey onun için bir sadakadır. Kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa hayır söylesin. Ya da susmak.
El-Edebul Mufred : 185
Sahih
حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ: أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللهِ، قَالَ: حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ نَشِيطٍ، عَنْ كَعْبِ بْنِ عَلْقَمَةَ، عَنْ أَبِي الْهَيْثَمِ قَالَ: جَاءَ قَوْمٌ إِلَى عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ فَقَالُوا: إِنَّ لَنَا جِيرَانًا يَشْرَبُونَ وَيَفْعَلُونَ، أَفَنَرْفَعُهُمْ إِلَى الإِمَامِ؟ قَالَ: لاَ، سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: مَنْ رَأَى مِنْ مُسْلِمٍ عَوْرَةً فَسَتَرَهَا، كَانَ كَمَنْ أَحْيَا مَوْءُودَةً مِنْ قَبْرِهَا.
Bişr bin Muhammed anlattı, dedi: Abdullah anlattı, şöyle dedi: İbrahim bin Naşit, Ka'b bin Alkame'den, Ebu'l-Heysem'den rivayetle şöyle dedi: Bir kavim Ukbe bin Amir'e geldi ve dedi ki: Bizim içki içen ve yaptıklarını yapan komşularımız var, onları imama mı kaldıralım? Dedi ki: Hayır, ben Resûlullah (s.a.v.)'i şöyle derken işittim: Kim bir Müslümanın avret yerini görür ve örterse bu, ölü bir kadını kabrinden dirilten gibidir.
El-Edebul Mufred : 186
Sahih
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللهِ، قَالَ: حَدَّثَنَا الْمُغِيرَةُ بْنُ سَلَمَةَ أَبُو هِشَامٍ الْمَخْزُومِيُّ، وَكَانَ ثِقَةً، قَالَ: حَدَّثَنَا الصَّعْقُ بْنُ حَزْنٍ قَالَ: حَدَّثَنِي الْقَاسِمُ بْنُ مُطَيَّبٍ، عَنِ الْحَسَنِ الْبَصْرِيِّ، عَنْ قَيْسِ بْنِ عَاصِمٍ السَّعْدِيِّ قَالَ: أَتَيْتُ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: هَذَا سَيِّدُ أَهْلِ الْوَبَرِ، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، مَا الْمَالُ الَّذِي لَيْسَ عَلَيَّ فِيهِ تَبِعَةٌ مِنْ طَالِبٍ، وَلاَ مِنْ ضَيْفٍ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: نِعْمَ الْمَالُ أَرْبَعُونَ، وَالأَكْثَرُ سِتُّونَ، وَوَيْلٌ لأَصْحَابِ الْمِئِينَ إِلاَّ مَنْ أَعْطَى الْكَرِيمَةَ، وَمَنَحَالْغَزِيرَةَ، وَنَحَرَ السَّمِينَةَ، فَأَكَلَ وَأَطْعَمَ الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ، قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، مَا أَكْرَمُ هَذِهِ الأَخْلاَقِ، لاَ يُحَلُّ بِوَادٍ أَنَا فِيهِ مِنْ كَثْرَةِ نَعَمِي؟ فَقَالَ: كَيْفَ تَصْنَعُ بِالْعَطِيَّةِ؟ قُلْتُ: أُعْطِي الْبِكْرَ، وَأُعْطِي النَّابَ، قَالَ: كَيْفَ تَصْنَعُ فِي الْمَنِيحَةِ؟ قَالَ: إِنِّي لَأَمْنَحُ النَّاقَةَ، قَالَ: كَيْفَ تَصْنَعُ فِي الطَّرُوقَةِ؟ قَالَ: يَغْدُو النَّاسُ بِحِبَالِهِمْ، وَلاَ يُوزَعُ رَجُلٌ مِنْ جَمَلٍ يَخْتَطِمُهُ، فَيُمْسِكُهُ مَا بَدَا لَهُ، حَتَّى يَكُونَ هُوَ يَرُدَّهُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: فَمَالُكَ أَحَبُّ إِلَيْكَ أَمْ مَالُ مَوَالِيكَ؟ قَالَ: مَالِي، قَالَ: فَإِنَّمَا لَكَ مِنْ مَالِكَ مَا أَكَلْتَ فَأَفْنَيْتَ، أَوْ أَعْطَيْتَ فَأَمْضَيْتَ، وَسَائِرُهُ لِمَوَالِيكَ، فَقُلْتُ: لاَ جَرَمَ، لَئِنْ رَجَعْتُ لَأُقِلَّنَّ عَدَدَهَا فَلَمَّا حَضَرَهُ الْمَوْتُ جَمَعَ بَنِيهِ فَقَالَ: يَا بَنِيَّ، خُذُوا عَنِّي، فَإِنَّكُمْ لَنْ تَأْخُذُوا عَنْ أَحَدٍ هُوَ أَنْصَحُ لَكُمْ مِنِّي: لاَ تَنُوحُوا عَلَيَّ، فَإِنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم لَمْ يُنَحْ عَلَيْهِ، وَقَدْ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَنْهَى عَنِ النِّيَاحَةِ، وَكَفِّنُونِي فِي ثِيَابِي الَّتِي كُنْتُ أُصَلِّي فِيهَا، وَسَوِّدُوا أَكَابِرَكُمْ، فَإِنَّكُمْ إِذَا سَوَّدْتُمْ أَكَابِرَكُمْ لَمْ يَزَلْ لأَبِيكُمْ فِيكُمْ خَلِيفَةٌ، وَإِذَا سَوَّدْتُمْ أَصَاغِرَكُمْ هَانَ أَكَابِرُكُمْ عَلَى النَّاسِ، وزهدوا فيكم وَأَصْلِحُوا عَيْشَكُمْ، فَإِنَّ فِيهِ غِنًى عَنْ طَلَبِ النَّاسِ، وَإِيَّاكُمْ وَالْمَسْأَلَةَ، فَإِنَّهَا آخِرُ كَسْبِ الْمَرْءِ، وَإِذَا دَفَنْتُمُونِي فَسَوُّوا عَلَيَّ قَبْرِي، فَإِنَّهُ كَانَ يَكُونُ شَيْءٌ بَيْنِي وَبَيْنَ هَذَا الْحَيِّ مِنْ بَكْرِ بْنِ وَائِلٍ: خُمَاشَاتٌ، فَلاَ آمَنُ سَفِيهًا أَنْ يَأْتِيَ أَمْرًا يُدْخِلُ عَلَيْكُمْ عَيْبًا فِي دِينِكُمْ.
Ali bin Abdullah bize anlattı, şöyle dedi: El-Muğire bin Seleme Ebu Hişam el-Mahzoumi bize anlattı ve güvenilirdi, dedi ki: Al-Sa'q bin Hazn bize anlattı. Dedi ki: El-Kasım bin Muteyyab bana, el-Hasan el-Basri'den, o da Kays bin Asım el-Saadi'den rivayet etti: O şöyle dedi: Reslullah'ın yanına geldim, Allah ona bereket versin ve ona huzur versin. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Bu, salih ehlinin efendisidir. Ben de dedim ki: Ey Allah'ın Resulü, arayandan veya misafirden hiçbir sorumluluk ödemeyeceğim zenginlik nedir? Öyle dedi. Allah'ın Elçisi, Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun: Kırk zenginlik ne güzeldir, en büyüğü altmıştır ve cömertlik veren dışında, yüz sahibi olanın vay haline. Ve bol hayırseverler çıkardı, şişmanları katletti, kanaatkârları ve fakirleri yedi ve doyurdu. Dedim ki: Ey Allah'ın Resulü, bu davranışlar ne kadar asildir. Vadide yaşamam caiz değildir. Benim birçok nimetim hangisindedir? Dedi ki: Hediyeyle nasıl başa çıkıyorsun? Dedim ki: İlk doğanlara veririm, en küçüğüne veririm. Dedi ki: Nasıl? Serbest alanda neler yapılıyor? Dedi ki: "Doğrusu dişi deveyi bağışlayacağım." Dedi ki: Sokakta nasıl yapılıyor? Dedi ki: İnsanlar sabahları ipleriyle dışarı çıkıyorlar ve tek bir adam bile iplerden sallanmıyor. Bir deve onu kaptı ve o da onu geri götürünceye kadar istediği kadar tuttu. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Neden seviyorum? Senin mi, yoksa efendilerinin serveti mi? Dedi ki: Benim servetim. Dedi ki: Seninki yalnızca yediğin ve tükettiğin veya verip harcadığın ve geri kalanıdır. Efendine dedim ki: Kusura bakma, eğer dönersem sayısını azaltacağım. Ölüm kendisine yaklaşınca oğullarını topladı ve şöyle dedi: Ey oğullarım, onu benden alın. Çünkü sana benden daha samimi olan hiç kimseden almayacaksın: Benim için üzülme, çünkü Allah'ın Elçisi, Allah onu kutsasın ve ona huzur versin, onun için yas tutulmadı ve ben Peygamber'i (Allah'ın salat ve selamı üzerine olsun) duydum. Allah onun üzerine olsun, feryat etmeyi men eder, beni namaz kıldığım elbiseyle kefenler ve büyüklerinizi karalaştırır. Büyüklerinize hükmederseniz babanızın hala aranızda bir halifesi olacaktır. Ve eğer gençlerinize hükmederseniz, büyükleriniz insanlara karşı kayıtsız kalacak, sizden uzak duracak ve yaşamlarınızı iyileştirecekler. Çünkü insanların bunu istemesine, dilenmekten sakınmasına gerek yok, çünkü bu insanın kazanacağı son şeydir ve eğer beni gömersen bana haksızlık etmiş olursun. Mezarım, çünkü benimle Bekr bin Vael'in bu mahallesi arasında bir şeyler vardı: Khamashat, yani hiçbir aptal sana zarar verecek bir şey yapmaktan güvende değil. Dininizdeki bir kusur
El-Edebul Mufred : 187
Abdülkays (RA) heyetinden bazı üyeler
Sahih
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ: حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْعَصَرِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا شِهَابُ بْنُ عَبَّادٍ الْعَصَرِيُّ، أَنَّ بَعْضَ وَفْدِ عَبْدِ الْقَيْسِ سَمِعَهُ يَذْكُرُ، قَالَ: لَمَّا بَدَأْنَا فِي وِفَادَتِنَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سِرْنَا، حَتَّى إِذَا شَارَفْنَا الْقُدُومَ تَلَقَّانَا رَجُلٌ يُوضِعُ عَلَى قَعُودٍ لَهُ، فَسَلَّمَ، فَرَدَدْنَا عَلَيْهِ، ثُمَّ وَقَفَ فَقَالَ: مِمَّنِ الْقَوْمُ؟ قُلْنَا: وَفْدُ عَبْدِ الْقَيْسِ، قَالَ: مَرْحَبًا بِكُمْ وَأَهْلاً، إِيَّاكُمْ طَلَبْتُ، جِئْتُ لِأُبَشِّرَكُمْ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِالأَمْسِ لَنَا: إِنَّهُ نَظَرَ إِلَى الْمَشْرِقِ فَقَالَ: لَيَأْتِيَنَّ غَدًا مَنْ هَذَا الْوَجْهِ، يَعْنِي: الْمَشْرِقَ، خَيْرُ وَفْدِ الْعَرَبِ، فَبَتُّ أَرُوغُ حَتَّى أَصْبَحْتُ، فَشَدَدْتُ عَلَى رَاحِلَتِي، فَأَمْعَنْتُ فِي الْمَسِيرِ حَتَّى ارْتَفَعَ النَّهَارُ، وَهَمَمْتُ بِالرُّجُوعِ، ثُمَّ رُفِعَتْ رُءُوسُ رَوَاحِلِكُمْ، ثُمَّ ثَنَى رَاحِلَتَهُ بِزِمَامِهَا رَاجِعًا يُوضِعُ عَوْدَهُ عَلَى بَدْئِهِ، حَتَّى انْتَهَى إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم , وَأَصْحَابُهُ حَوْلَهُ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنْصَارِ، فَقَالَ: بِأَبِيوَأُمِّي، جِئْتُ أُبَشِّرُكَ بِوَفْدِ عَبْدِ الْقَيْسِ، فَقَالَ: أَنَّى لَكَ بِهِمْ يَا عُمَرُ؟ قَالَ: هُمْ أُولاَءِ عَلَى أَثَرِي، قَدْ أَظَلُّوا، فَذَكَرَ ذَلِكَ، فَقَالَ: بَشَّرَكَ اللَّهُ بِخَيْرٍ، وَتَهَيَّأَ الْقَوْمُ فِي مَقَاعِدِهِمْ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَاعِدًا، فَأَلْقَى ذَيْلَ رِدَائِهِ تَحْتَ يَدِهِ فَاتَّكَأَ عَلَيْهِ، وَبَسَطَ رِجْلَيْهِ. فَقَدِمَ الْوَفْدُ فَفَرِحَ بِهِمُ الْمُهَاجِرُونَ وَالأَنْصَارُ، فَلَمَّا رَأَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابَهُ أَمْرَحُوا رِكَابَهُمْ فَرَحًا بِهِمْ، وَأَقْبَلُوا سِرَاعًا، فَأَوْسَعَ الْقَوْمُ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُتَّكِئٌ عَلَى حَالِهِ، فَتَخَلَّفَ الأَشَجُّ، وَهُوَ: مُنْذِرُ بْنُ عَائِذِ بْنِ مُنْذِرِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ النُّعْمَانِ بْنِ زِيَادِ بْنِ عَصَرَ، فَجَمَعَ رِكَابَهُمْ ثُمَّ أَنَاخَهَا، وَحَطَّ أَحْمَالَهَا، وَجَمَعَ مَتَاعَهَا، ثُمَّ أَخْرَجَ عَيْبَةً لَهُ وَأَلْقَى عَنْهُ ثِيَابَ السَّفَرِ وَلَبِسَ حُلَّةً، ثُمَّ أَقْبَلَ يَمْشِي مُتَرَسِّلاً، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: مَنْ سَيِّدُكُمْ وَزَعِيمُكُمْ، وَصَاحِبُ أَمْرِكُمْ؟ فَأَشَارُوا بِأَجْمَعِهِمْ إِلَيْهِ، وَقَالَ: ابْنُ سَادَتِكُمْ هَذَا؟ قَالُوا: كَانَ آبَاؤُهُ سَادَتَنَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَهُوَ قَائِدُنَا إِلَى الإِسْلاَمِ، فَلَمَّا انْتَهَى الأَشَجُّ أَرَادَ أَنْ يَقْعُدَ مِنْ نَاحِيَةٍ، اسْتَوَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَاعِدًا قَالَ: هَا هُنَا يَا أَشَجُّ، وَكَانَ أَوَّلَ يَوْمٍ سُمِّيَ الأَشَجَّ ذَلِكَ الْيَوْمَ، أَصَابَتْهُ حِمَارَةٌ بِحَافِرِهَا وَهُوَ فَطِيمٌ، فَكَانَ فِي وَجْهِهِ مِثْلُ الْقَمَرِ، فَأَقْعَدَهُ إِلَى جَنْبِهِ، وَأَلْطَفَهُ، وَعَرَفَ فَضْلَهُ عَلَيْهِمْ، فَأَقْبَلَ الْقَوْمُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَسْأَلُونَهُ وَيُخْبِرُهُمْ، حَتَّى كَانَ بِعَقِبِ الْحَدِيثِ قَالَ: هَلْ مَعَكُمْ مِنْ أَزْوِدَتِكُمْ شَيْءٌ؟ قَالُوا: نَعَمْ، فَقَامُوا سِرَاعًا، كُلُّ رَجُلٍ مِنْهُمْ إِلَى ثِقَلِهِ فَجَاءُوا بِصُبَرِ التَّمْرِ فِي أَكُفِّهِمْ، فَوُضِعَتْ عَلَى نِطَعٍ بَيْنَ يَدَيْهِ، وَبَيْنَ يَدَيْهِ جَرِيدَةٌ دُونَ الذِّرَاعَيْنِ وَفَوْقَ الذِّرَاعِ، فَكَانَ يَخْتَصِرُ بِهَا، قَلَّمَا يُفَارِقُهَا، فَأَوْمَأَ بِهَا إِلَى صُبْرَةٍ مِنْ ذَلِكَ التَّمْرِ فَقَالَ: تُسَمُّونَ هَذَا التَّعْضُوضَ؟ قَالُوا: نَعَمْ، قَالَ: وَتُسَمُّونَ هَذَا الصَّرَفَانَ؟ قَالُوا: نَعَمْ، وَتُسَمُّونَ هَذَا الْبَرْنِيَّ؟، قَالُوا: نَعَمْ، قَالَ: هُوَ خَيْرُ تَمْرِكُمْ وَأَنْفَعُهُ لَكُمْ، وَقَالَ بَعْضُ شُيُوخِ الْحَيِّ: وَأَعْظَمُهُ بَرَكَةً وَإِنَّمَا كَانَتْ عِنْدَنَا خَصِبَةٌ نَعْلِفُهَا إِبِلَنَا وَحَمِيرَنَا، فَلَمَّا رَجَعْنَا مِنْ وِفَادَتِنَا تِلْكَ عَظُمَتْ رَغْبَتُنَا فِيهَا، وَفَسَلْنَاهَا حَتَّى تَحَوَّلَتْ ثِمَارُنَا مِنْهَا، وَرَأَيْنَا الْبَرَكَةَ فِيهَا.
Musa bin İsmail bize anlattı, o şöyle dedi: Yahya bin Abdul Rahman el-Asri bize anlattı, şöyle dedi: Şihab bin Abbad el-Asri bize dedi ki, Abdülkays heyetinden bir kısmı ondan söz edildiğini duydu ve şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına gelmeye başladığımızda, Allah ona salat ve selam versin, ona yaklaşıncaya kadar yürüdük... İçeri girdiğimizde koltukta oturan bir adamla karşılaştık. O bize selam verdi, biz de ona karşılık verdik. Sonra ayağa kalktı ve şöyle dedi: İnsanlar kimlerdir? Dedik ki: Abdülkays heyeti. Şöyle dedi: Hoş geldiniz ve hoş geldiniz. Bunu ben istedim. Sana güzel bir haber vermeye geldim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dün bize şöyle dedi: Doğuya, ve dedi ki: Yarın bu yönden gelecekler, yani: Arapların en iyi heyeti olan doğu, bu yüzden sabaha kadar kaçmaya devam ettim, Bunun üzerine eyerim üzerine atladım ve gün doğuncaya kadar yoluma devam ettim ve geri dönmek üzereydim. Sonra bineklerinizin başlarını kaldırdım, sonra o da eyerine bindi. Dizginleriyle birlikte geri döndü, zıpkını başına koydu, ta ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in ve etrafındaki ashabı Muhacir ve Ensar'ın yanına varıncaya kadar: Babam ve annem adına, size Abdülkays heyetinin müjdesini vermeye geldim. Dedi ki: Bunları nasıl elde edebilirsin ey Ömer? Şöyle dedi: Bana sadıklar. Gölgelenmişlerdi, o da bunu belirtti ve şöyle dedi: Allah sana müjde versin, insanlar yerlerine hazırlandılar, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem oturuyordu, kuyruğunu attı, cübbesi elinin altındaydı, üzerine yaslandı ve bacaklarını açtı. Daha sonra heyet geldi, Muhacirler ve Ensar onlardan memnun kaldılar. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashabı da yolcularıyla birlikte sevindiler ve hızla öne çıktılar, insanlar öne çıktılar, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- uzanmış olduğu için geride kaldı. El-Ashjaj: Mundhir bin Aidh bin Mundhir bin Al-Harith bin Al-Numan bin Ziyad bin Asr, bu yüzden toplandı Sonra onu yere koydu, yüklerini bıraktı, eşyalarını topladı, sonra bir elbise çıkardı, seyahat elbiselerini çıkardı, bir elbise giydi, sonra geldi Yavaş yavaş yürüdü ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dedi: Efendiniz, lideriniz ve işlerinizi yürüten kişi kimdir? Yani hepsi onu işaret etti. Dedi ki: Bu efendilerinizin oğlu mu? Dediler ki: Onun babaları İslam'dan önce bizim efendilerimizdi ve o bizim İslam önderimizdir. Kargaşa sona erdiğinde bir kenarda oturmak istedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem oturdu ve şöyle dedi: İşte ey Aşcac. Ve bu Al-Ashajaj olarak adlandırılan ilk gündü. Bugün sütten kesilirken bir eşek ona toynağıyla vurdu ve yüzü ay gibiydi, o da onu yanına oturttu, ona yumuşak davrandı ve onlara olan lütfunu tanıdı, bunun üzerine insanlar Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldiler, ona sorup anlattılar, ta ki şu hadisten sonra şöyle dedi: "Yanında kimse var mı?" Sana bir şey sağladım mı? Dediler ki: Evet, her biri kendi ağırlığına göre hızla ayağa kalktılar, avuçlarına hurma avuçları getirdiler ve bunları düz bir zemine koydular. Elinde ve ellerinin arasında kollarının altında ve üstünde bir gazete vardı, bu yüzden onu kısa süre kullanırdı, nadiren bırakırdı, bu yüzden ona işaret etti. O tarihlerden Sabra'ya şöyle dedi: Sen buna Teddüd mü diyorsun? Dediler ki: Evet dedi: Ve sen buna Es-Sarafan mı diyorsun? Dediler ki: Evet, sen buna barani mi diyorsun? Dediler ki: Evet. Dedi ki: Bu, hurmalarınızın en hayırlısıdır ve size en faydalı olanıdır. Mahalle şeyhlerinden bazıları da şöyle dediler: En büyüğüdür. Bir lütuf. Elimizde sadece develerimizi, eşeklerimizi beslediğimiz verimli topraklar vardı, o yüzden o görevden döndüğümüzde buna olan arzumuz çok büyüktü. Meyvelerimiz ürün verinceye kadar onu yaydık ve ondaki bereketi gördük.
Ash-Shama'il Al-Muhammadiyah : 188
Harice bin Zeyd bin Sabit (RA)
Sahih
حَدَّثَنَا عَبَّاسُ بْنُ مُحَمَّدٍ الدُّورِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ اللهِ بْنُ يَزِيدَ الْمُقْرِئِ، قَالَ: حَدَّثَنَا لَيْثُ بْنُ سَعْدٍ، قَالَ: حَدَّثَنِي أَبُو عُثْمَانَ الْوَلِيدُ بْنُ أَبِي الْوَلِيدِ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ خَارِجَةَ، عَنْ خَارِجَةَ بْنِ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، قَالَ: دَخَلَ نَفَرٌ عَلَى زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، فَقَالُوا لَهُ: حَدِّثْنَا أَحَادِيثَ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم، قَالَ: مَاذَا أُحَدِّثُكُمْ؟ كُنْتُ جَارَهُ فَكَانَ إِذَا نَزَلَ عَلَيْهِ الْوَحْيُ بَعَثَ إِلَيَّ فَكَتَبْتُهُ لَهُ، فَكُنَّا إِذَا ذَكَرْنَا الدُّنْيَا ذَكَرَهَا مَعَنَا، وَإِذَا ذَكَرْنَا الآخِرَةَ ذَكَرَهَا مَعَنَا، وَإِذَا ذَكَرْنَا الطَّعَامَ ذَكَرَهُ مَعَنَا، فَكُلُّ هَذَا أُحَدِّثُكُمْ عَنِ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم.
Abbas bin Muhammed ed-Duri bize anlattı, şöyle dedi: Abdullah bin Yezid el-Mukri bize anlattı, şöyle dedi: Leys bin Saad bize anlattı, şöyle dedi: Ebu Osman el-Velid bin Ebi El-Velid, Süleyman bin Harice'den, Kharijah bin Zeyd bin Sabit'ten rivayetle şöyle dedi: Bir grup Zeyd bin'in yanına girdi. Sabit, bunun üzerine ona şöyle dediler: Bize Resûlullah'ın hadislerini anlat, Allah ona salat ve selam versin. Dedi ki: Sana ne söyleyeyim? Ben onun komşusuydum, ne zaman ona vahiy gelse bana gönderirdi, ben de onu ona yazdım, biz dünyayı andığımızda o bizimle birlikte anlatırdı, ahireti andığımızda da bizimle birlikte anlatırdı, biz de ona vahiy okurduk. Bizde yemekten bahsedilmişti, bu yüzden size tüm bunları Allah Resulü'nün (s.a.v.) izniyle anlatıyorum, Allah ona bereket versin ve ona selamet versin.
Mişkat el-Masabih : 189
Hz. Ali (r.a.)
Sahih
وَعَنْ عَلِيٍّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى أَعْوَاد الْمِنْبَرِ يَقُولُ: «مَنْ قَرَأَ آيَةَ الْكُرْسِيِّ فِي دبر كل صَلَاة لم يمنعهُ من دُخُولَ الْجَنَّةِ إِلَّا الْمَوْتُ وَمَنْ قَرَأَهَا حِينَ يَأْخُذُ مَضْجَعَهُ آمَنَهُ اللَّهُ عَلَى دَارِهِ وَدَارِ جَارِهِ وَأَهْلِ دُوَيْرَاتٍ حَوْلَهُ» . رَوَاهُ الْبَيْهَقِيُّ فِي شعب الْإِيمَان وَقَالَ إِسْنَاده ضَعِيف
Ali'den (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'i minberin sütunları üzerinde şöyle derken işittim: "Kim her namazın sonunda Ayetü'l-Kürsi'yi okursa, onu cennete girmekten ölümden başka hiçbir şey alıkoyamaz ve kim istirahat ettiği zaman onu okursa, Allah ona kendi evi, komşusunun ve ailesinin evi üzerinde güvenlik verir." Etrafında daireler çizilir. Bunu Şu'ab'ul-İman'da Beyhakî rivayet etmiş ve o da onun rivayetinin zayıf olduğunu söylemiştir.
Mişkat el-Masabih : 190
Amr b. Salima (RA)
Sahih
عَن عَمْرو بن سَلمَة قَالَ: كُنَّا بِمَاء ممر النَّاس وَكَانَ يَمُرُّ بِنَا الرُّكْبَانُ نَسْأَلُهُمْ مَا لِلنَّاسِ مَا لِلنَّاسِ؟ مَا هَذَا الرَّجُلُ فَيَقُولُونَ يَزْعُمُ أَنَّ الله أرْسلهُ أوحى إِلَيْهِ أَو أوحى الله كَذَا. فَكُنْتُ أَحْفَظُ ذَلِكَ الْكَلَامَ فَكَأَنَّمَا يُغْرَى فِي صَدْرِي وَكَانَتِ الْعَرَبُ تَلَوَّمُ بِإِسْلَامِهِمُ الْفَتْحَ فَيَقُولُونَ اتْرُكُوهُ وَقَوْمَهُ فَإِنَّهُ إِنْ ظَهَرَ عَلَيْهِمْ فَهُوَ نَبِيٌّ صَادِقٌ فَلَمَّا كَانَتْ وَقْعَةُ الْفَتْحِ بَادَرَ كُلُّ قَوْمٍ بِإِسْلَامِهِمْ وَبَدَرَ أَبِي قَوْمِي بِإِسْلَامِهِمْ فَلَمَّا قَدِمَ قَالَ جِئْتُكُمْ وَاللَّهِ مِنْ عِنْدِ النَّبِيِّ حَقًّا فَقَالَ: «صَلُّوا صَلَاةَ كَذَا فِي حِين كَذَا وصلوا صَلَاة كَذَا فِي حِينِ كَذَا فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلَاةُ فليؤذن أحدكُم وليؤمكم أَكْثَرُكُمْ قُرْآنًا» فَنَظَرُوا فَلَمْ يَكُنْ أَحَدٌ أَكْثَرَ قُرْآنًا مِنِّي لَمَّا كُنْتُ أَتَلَقَّى مِنَ الرُّكْبَانِ فَقَدَّمُونِي بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَأَنَا ابْنُ سِتِّ أَوْ سَبْعِ سِنِينَ وَكَانَتْ عَلَيَّ بُرْدَةٌ كُنْتُ إِذَا سَجَدْتُ تَقَلَّصَتْ عَنِّي فَقَالَتِ امْرَأَةٌ مِنَ الْحَيِّ أَلَا تُغَطُّونَ عَنَّا اسْتَ قَارِئِكُمْ فَاشْتَرَوْا فَقَطَعُوا لِي قَمِيصًا فَمَا فَرِحْتُ بِشَيْءٍ فَرَحِي بِذَلِكَ الْقَمِيص. رَوَاهُ البُخَارِيّ
Amr bin Seleme'den rivayetle şöyle dedi: Biz insanların geçiş sularındaydık ve atlılar yanımızdan geçip gidiyorlardı ve onlara soruyorlardı: İnsanlar için ne var, insanlar için ne var? Bu adam kim? Kendisini Allah'ın gönderip kendisine vahyettiğini veya Allah'ın falanca vahyettiğini iddia ettiğini söylüyorlar. Ben de bu sözleri sanki göğsümde beni ayartıyormuş gibi ezberlerdim ve Araplar beni suçlardı. İslam'a geçmeleriyle birlikte, "Onu ve kavmini bırakın, çünkü eğer o onların üzerine çıkarsa, o gerçek bir peygamberdir" diyorlar. Fetih olayı meydana gelince herkes aceleyle kavmimi İslam'a soktu, babam da kavmimi İslam'a döndürmek için acele etti. Geldiğinde, "Vallahi, ben sana gerçekten Peygamber'den geldim" dedi. “Namazla namaz kılın” buyurdu. falanca, filanca zamanda falanca namaz kıldılar, falanca zamanda falanca namaz kıldılar. Namaz vakti gelince, biriniz ezan okusun, size Kur'an'ı en çok okunan kim kıldırsın. Baktılar ama en çok okunan Kur'an'ı olan yoktu. Ben altı yedi yaşlarındayken, üzerimde bir pelerin vardı ve binicilerden beni yanlarına getirdikleri zaman benden haber alıyorlardı. Secde ettiğimde benden çekindi ve mahalleden bir kadın, "Bizi örtmez misin?" Bunun üzerine bana bir gömlek alıp kestiler, hiçbir şeyden memnun kalmadım. O gömlekle. Buhari'nin rivayet ettiği
Mişkat el-Masabih : 191
Sahih
وَعَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّهَا قَالَتْ: سَمِعْتُ عَائِشَةَ وَذُكِرَ لَهَا أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ يَقُولُ: إِنَّ الْمَيِّتَ لَيُعَذَّبُ بِبُكَاءِ الْحَيِّ عَلَيْهِ تَقُولُ: يَغْفِرُ اللَّهُ لِأَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَمَا إِنَّهُ لَمْ يَكْذِبْ وَلَكِنَّهُ نَسِيَ أَوْ أَخْطَأَ إِنَّمَا مَرَّ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى يَهُودِيَّةٍ يُبْكَى عَلَيْهَا فَقَالَ: «إِنَّهُمْ لَيَبْكُونَ عَلَيْهَا وَإِنَّهَا لتعذب فِي قبرها»
Amra bint Abdul Rahman'dan rivayetle şöyle dedi: Aişe'yi duydum ve ona Abdullah bin Ömer'in şöyle dediği anlatıldı: Ölüye azap edilecek. Mahalleli onun için ağlarken şöyle diyorsun: Allah Ebu Abdurrahman'ı affetsin. Yalan söylemedi, aksine unuttu ya da hata yaptı. Aksine, bir haberci geçti. Allah (s.a.v.) Yahudi bir kadın için ağlıyordu ve şöyle buyurdu: "Onun üzerine ağlayacaklar ve o da kabrinde azap görecek."
Mişkat el-Masabih : 192
Ata ibn Ebi Rabah / Ata ibn Yesar (RA)
Sahih
وَعَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ مُرْسَلًا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسلم:
" لَا تَحِلُّ الصَّدَقَةُ لِغَنِيٍّ إِلَّا لِخَمْسَةٍ: لِغَازٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوْ لِعَامِلٍ عَلَيْهَا أَوْ لِغَارِمٍ أَوْ لِرَجُلٍ اشْتَرَاهَا بِمَالِهِ أَوْ لِرَجُلٍ كَانَ لَهُ جَارٌ مِسْكِينٌ فَتَصَدَّقَ عَلَى الْمِسْكِينِ فَأَهْدَى الْمِسْكِين للغني ". رَوَاهُ مَالك وَأَبُو دَاوُد
وَفِي رِوَايَةٍ لِأَبِي دَاوُدَ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ: «أوابن السَّبِيل»
Ata' bin Yassar'dan, bir mürsel rivayetinde şöyle demiştir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Zenginlere beş şey dışında sadaka vermek caiz değildir: Allah yolunda savaşanlar için." Veya bu işte çalışan birine veya bir borçluya veya onu kendi parasıyla satın alan bir adama veya fakir bir komşusu olup da o fakire sadaka veren bir adama. Bu yüzden fakirlere ve zenginlere hediyeler verdi.” Malik ve Ebu Davud'un rivayet ettiği ve Ebu Davud'un Ebu Said'den rivayet ettiği bir rivayette: "Bir yolcu."
Mişkat el-Masabih : 193
Sahih
وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «يَا نِسَاءَ الْمُسْلِمَاتِ لَا تَحْقِرَنَّ جَارَةٌ لِجَارَتِهَا وَلَوْ فِرْسِنَ شَاةٍ»
Ebu Hureyre'den Allah ondan razı olsun, şöyle dedi: Allah'ın Elçisi, Allah onu kutsasın ve ona huzur versin, şöyle dedi: "Ey Müslüman kadınlar, komşuyu komşusuna küçümsemeyin." Bir koyuna binmiş olsa bile.”
Mişkat el-Masabih : 194
Sahih
وَعَن عَائِشَة قَالَت: يَا رَسُول الله إِن لِي جَارَيْنِ فَإِلَى أَيِّهِمَا أُهْدِي؟ قَالَ: «إِلَى أقربهما مِنْك بَابا» . رَوَاهُ البُخَارِيّ
Aişe'den rivayetle şöyle dedi: Ey Allah'ın Resulü, iki komşum var, bunlardan hangisine hediye vereyim? Dedi ki: "Sana en yakın olanın kapısıdır." Buhari'nin rivayet ettiği
Mişkat el-Masabih : 195
Sahih
وَعَنْ أَبِي ذَرٍّ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِذَا طَبَخْتَ مَرَقَةً فَأكْثر ماءها وتعاهد جيرانك» . رَوَاهُ مُسلم
Ebu Zer'den rivayetle şöyle dedi: Allah'ın Elçisi, Allah onu kutsasın ve ona huzur versin, buyurdu ki: "Et suyunu pişireceğiniz zaman bol su ekleyin ve komşularınıza ikram edin." Müslim'in anlattığı
Mişkat el-Masabih : 196
Sahih
وَعَنْ بُرَيْدَةَ قَالَ: شَكَا خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ يَا رَسُول الله مَا أَنَام من اللَّيْلَ مِنَ الْأَرَقِ فَقَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
" إِذَا أَوَيْتَ إِلَى فِرَاشِكَ فَقُلْ: اللَّهُمَّ رَبَّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَمَا أَظَلَّتْ وَرَبَّ الْأَرَضِينَ وَمَا أَقَلَّتْ وَرَبَّ الشَّيَاطِينِ وَمَا أَضَلَّتْ كُنْ لِي جَارًا مِنْ شَرِّ خَلْقِكَ كُلِّهِمْ جَمِيعًا أَنْ يَفْرُطَ عَلَيَّ أَحَدٌ مِنْهُمْ أَوْ أَنْ يَبْغِيَ عَزَّ جَارُكَ وَجَلَّ ثَنَاؤُكَ وَلَا إِلَهَ غَيْرُكَ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ ". رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ وَقَالَ هَذَا حَدِيثٌ لَيْسَ إِسْنَادُهُ بِالْقَوِيّ والحكَمُ بن ظُهيرٍ الرَّاوِي قد ترَكَ حديثَهُ بعضُ أهل الحَدِيث
Büreyde'den rivayetle şöyle dedi: Halid bin Velid, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e şikayette bulundu ve şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, uykusuzluktan geceleri uyumuyorum." Allah'ın Peygamberi şöyle buyurmuştur: Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun: "Yattığın zaman şöyle söyle: Ey yedi göğün ve onların gölgelediği şeylerin Rabbi olan Allah'ım. İki yeryüzü ve onların eksilttikleri, şeytanların Rabbi ve saptırdıkları şeyler. Yarattıklarının şerrinden, hep birlikte beni koru ki, hiçbiri bana karşı gelmesin, komşunu yüceltmesin, hamdın yüce olsun, Senden başka ilah yoktur, Senden başka ilah yoktur. Tirmizî şöyle demiştir: Bu, senedi sağlam olmayan bir hadistir. Ravi el-Hakem bin Züheyr hadislerini terk etmiştir.
Mişkat el-Masabih : 197
Sahih
وَعَنْ رَجُلٍ مِنْ آلِ الْخَطَّابِ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَنْ زَارَنِي مُتَعَمِّدًا كَانَ فِي جِوَارِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَكَنَ الْمَدِينَةَ وَصَبَرَ عَلَى بَلَائِهَا كُنْتُ لَهُ شَهِيدًا وَشَفِيعًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمَنْ مَاتَ فِي أَحَدِ الْحَرَمَيْنِ بَعَثَهُ اللَّهُ مِنَ الْآمِنِينَ يَوْمَ الْقِيَامَة»
وَعَنِ ابْنِ عُمَرَ مَرْفُوعًا: «مَنْ حَجَّ فَزَارَ قَبْرِي بَعْدَ مَوْتِي كَانَ كَمَنْ زَارَنِي فِي حَياتِي» . رَوَاهُمَا الْبَيْهَقِيّ فِي شعب الْإِيمَان
Hattab ailesinden bir adam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'den rivayetle şöyle buyurmuştur: "Kim beni bilerek ziyaret ederse, kıyamet günü benim mahallemde olacaktır, kim de Medine'de ikamet ediyorsa." Ve o, onun sıkıntısına sabretti. Kıyamet gününde onun şahidi ve şefaatçisi olacağım. Kim de iki Mescid-i Haram'dan birinde ölürse, Allah onu "Kıyamet gününde emniyette" diriltir. İbn Ömer'in rivayetine göre, Peygamber'e kadar takip edilebilen bir rivayetle: "Kim benim ölümümden sonra Hacca gider ve kabrimi ziyaret ederse, sanki hayatım boyunca beni ziyaret etmiş gibi olur." Beyhakî bunları Şu'ab el-İman'da rivayet etmiştir.
Mişkat el-Masabih : 198
Sahih
وَعَنْ أَبِي رَافِعٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «الْجَارُ أَحَقُّ بِسَقَبِهِ» . رَوَاهُ البُخَارِيّ
Ebu Rafi'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Komşunun kan dökmeye daha hakkı vardır." Buhari'nin rivayet ettiği
Mişkat el-Masabih : 199
Sahih
وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا يَمْنَعْ جَارٌ جَارَهُ أَنْ يَغْرِزَ خَشَبَةً فِي جِدَاره»
Ebu Hureyre'nin yetkisi üzerine şöyle dedi: Allah'ın Elçisi, Allah onu kutsasın ve ona huzur versin, şöyle dedi: "Komşu, komşusunun duvarına kiriş dikmesine engel olmasın."
Mişkat el-Masabih : 200
Sahih
وَعَنْ جَابِرٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «الْجَارُ أَحَقُّ بِشُفْعَتِهِ يُنْتَظَرُ لَهَا وَإِنْ كَانَ غَائِبًا إِذَا كَانَ طَرِيقُهُمَا وَاحِدًا» . رَوَاهُ أَحْمَدُ وَالتِّرْمِذِيُّ وَأَبُو دَاوُدَ وَابْنُ مَاجَهْ. والدارمي
Câbir'den rivayetle şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Komşu şefaatine daha layıktır. O olmasa bile, yolları "Bir" ise onun için beklenmelidir. Ahmed, Tirmizî, Ebu Davud ve İbn Mâce rivayet etmiştir. Ve Darmi