Neighbor Hakkinda Hadisler
231 sahih hadis bulundu
Câmiut-Tirmizî : 101
Hasan (RA)
Hasan
حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ هِلاَلٍ الصَّوَّافُ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي طَارِقٍ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ يَأْخُذُ عَنِّي هَؤُلاَءِ الْكَلِمَاتِ فَيَعْمَلُ بِهِنَّ أَوْ يُعَلِّمُ مَنْ يَعْمَلُ بِهِنَّ " . فَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ فَقُلْتُ أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ فَأَخَذَ بِيَدِي فَعَدَّ خَمْسًا وَقَالَ " اتَّقِ الْمَحَارِمَ تَكُنْ أَعْبَدَ النَّاسِ وَارْضَ بِمَا قَسَمَ اللَّهُ لَكَ تَكُنْ أَغْنَى النَّاسِ وَأَحْسِنْ إِلَى جَارِكَ تَكُنْ مُؤْمِنًا وَأَحِبَّ لِلنَّاسِ مَا تُحِبُّ لِنَفْسِكَ تَكُنْ مُسْلِمًا وَلاَ تُكْثِرِ الضَّحِكَ فَإِنَّ كَثْرَةَ الضَّحِكِ تُمِيتُ الْقَلْبَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ جَعْفَرِ بْنِ سُلَيْمَانَ . وَالْحَسَنُ لَمْ يَسْمَعْ مِنْ أَبِي هُرَيْرَةَ شَيْئًا هَكَذَا رُوِيَ عَنْ أَيُّوبَ وَيُونُسَ بْنِ عُبَيْدٍ وَعَلِيِّ بْنِ زَيْدٍ قَالُوا لَمْ يَسْمَعِ الْحَسَنُ مِنْ أَبِي هُرَيْرَةَ . وَرَوَى أَبُو عُبَيْدَةَ النَّاجِيُّ عَنِ الْحَسَنِ هَذَا الْحَدِيثَ قَوْلَهُ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
Bişr bin Hilal el-Sevvaf el-Basri bize rivayet etti, Cafer bin Süleyman bize Ebu Tarık'tan, Hasan'dan, Ebu Hureyre'den rivayetle şöyle dedi: Peygamber şöyle dedi: Allah'ım, Allah'ın salat ve selamı ona olsun, şöyle dedi: "Kim bu sözleri benden alır ve onlarla amel eder veya kime amel ederse öğretir?" Abu dedi. Kedi yavrusu, dedim, ey Allah'ın Resulü, elimden tuttu ve beş saydı ve dedi ki: "Ensestten sakın, sen insanların en dindarları olursun ve Allah'ın sana bölüştürdüğüne razı olursun ve olursun." İnsanların en zengini olun, komşunuza iyi davranın, mümin olun, kendiniz için sevdiğinizi insanlar için de sevin, Müslüman olun ve çok gülmeyin. Aşırı gülmek kalbi öldürür.” Ebu İsa şöyle dedi: “Bu garip bir hadistir. Bunu Cafer bin Süleyman'ın hadisinden başkasını bilmiyoruz. Ve Hasan, Ebu Hureyre'den böyle bir şey duymadı. Eyyub, Yunus bin Ubeyd ve Ali bin Zeyd'den rivayet edilmiştir. Onlar şöyle dediler: Hasan, Ebu Hureyre'den haber alamadı. Ebu Ubeyde el-Naci bu hadisi Hasan'dan rivayet etmiştir, fakat bu hadisi Ebu Hureyre'den, Peygamber (s.a.v.)'den rivayet ederek belirtmemiştir.
Câmiut-Tirmizî : 102
Ibn Abbas (RA)
Sahih
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ عَبَّادٍ الْمُهَلَّبِيُّ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَدِمَ وَفْدُ عَبْدِ الْقَيْسِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا إِنَّا هَذَا الْحَىَّ مِنْ رَبِيعَةَ وَلَسْنَا نَصِلُ إِلَيْكَ إِلاَّ فِي أَشْهُرِ الْحَرَامِ فَمُرْنَا بِشَيْءٍ نَأْخُذُهُ عَنْكَ وَنَدْعُو إِلَيْهِ مَنْ وَرَاءَنَا . فَقَالَ
" آمُرُكُمْ بِأَرْبَعٍ الإِيمَانِ بِاللَّهِ ثُمَّ فَسَّرَهَا لَهُمْ شَهَادَةَ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ وَإِقَامَ الصَّلاَةِ وَإِيتَاءَ الزَّكَاةِ وَأَنْ تُؤَدُّوا خُمْسَ مَا غَنِمْتُمْ " .
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَأَبُو جَمْرَةَ الضُّبَعِيُّ اسْمُهُ نَصْرُ بْنُ عِمْرَانَ . وَقَدْ رَوَاهُ شُعْبَةُ عَنْ أَبِي جَمْرَةَ أَيْضًا وَزَادَ فِيهِ أَتَدْرُونَ مَا الإِيمَانُ شَهَادَةُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ وَذَكَرَ الْحَدِيثَ . سَمِعْتُ قُتَيْبَةَ بْنَ سَعِيدٍ يَقُولُ مَا رَأَيْتُ مِثْلَ هَؤُلاَءِ الأَشْرَافِ الأَرْبَعَةِ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ وَاللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ وَعَبَّادِ بْنِ عَبَّادٍ الْمُهَلَّبِيِّ وَعَبْدِ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيِّ . قَالَ قُتَيْبَةُ كُنَّا نَرْضَى أَنْ نَرْجِعَ مِنْ عِنْدِ عَبَّادٍ كُلَّ يَوْمٍ بِحَدِيثَيْنِ وَعَبَّادُ بْنُ عَبَّادٍ هُوَ مِنْ وَلَدِ الْمُهَلَّبِ بْنِ أَبِي صُفْرَةَ .
Kuteybe bize, Abbad bin Abbad El-Muhallabi'nin Ebu Cemre'den, İbni Abbas'tan rivayetle şöyle dediğini anlattı: Abdülkays'ın heyeti Resûlullah'a geldi. Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun. "Burası Rabia mahallesidir, haram aylar dışında sana ulaşamıyoruz, bize senden alabileceğimiz bir şey emret" dediler. Biz de arkamızdan ona sesleniyoruz. "Size dört şeyi emrediyorum: Allah'a iman" dedi. Sonra bunları onlara Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın elçisi olduğuna şehadet, namaz kılma, zekat verme ve ganimetlerinizin beşte birini geri verme olarak açıkladı." Kuteybe bize anlattı, Hammad bin Zeyd bize şöyle dedi: Ebu Cemre'den, İbn Abbas'tan, Peygamber'den, Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun. Ebu İsa şöyle dedi: Bu güzel ve sahih bir hadistir ve adı Ebu Cemre el-Zabi'dir. Nasr bin İmran. Şu'be de bunu Ebu Cemre'den rivayet ederek şöyle devam etti: Allah'tan başka ilah olmadığına dair şahitlik hangi imandır biliyor musun? Ben de Allah'ın Resulüyüm, o da hadisi zikretti. Kuteybe bin Saeed'in şöyle dediğini duydum: "Bu dört soylu Malik bin Enes'in gibisini hiç görmedim." Ve El-Leys bin Saad, Abbad bin Abbad El-Muhallabi ve Abdul-Wahhab Al-Sakafi. Kuteybe şunları söyledi: Biz dönmekle yetindik. Abbad her gün iki hadisle, Abbad bin Abbad ise Muhallab bin Ebi Safra'nın soyundandır.
Câmiut-Tirmizî : 103
Urve bin el-Zübeyr (RA)
Sahih
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ حَدَّثَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ حَدَّثَهُ أَنَّ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ خَاصَمَ الزُّبَيْرَ فِي شِرَاجِ الْحَرَّةِ الَّتِي يَسْقُونَ بِهَا النَّخْلَ . فَقَالَ الأَنْصَارِيُّ سَرِّحِ الْمَاءَ يَمُرُّ فَأَبَى عَلَيْهِ فَاخْتَصَمُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِلزُّبَيْرِ " اسْقِ يَا زُبَيْرُ وَأَرْسِلِ الْمَاءَ إِلَى جَارِكَ " . فَغَضِبَ الأَنْصَارِيُّ وَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ كَانَ ابْنَ عَمَّتِكَ . فَتَغَيَّرَ وَجْهُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ " يَا زُبَيْرُ اسْقِ وَاحْبِسِ الْمَاءَ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَى الْجَدْرِ " . فَقَالَ الزُّبَيْرُ وَاللَّهِ إِنِّي لأَحْسِبُ هَذِهِ الآيَةَ نَزَلَتْ فِي ذَلِك : (فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهم) الآيَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى سَمِعْتُ مُحَمَّدًا يَقُولُ قَدْ رَوَى ابْنُ وَهْبٍ هَذَا الْحَدِيثِ عَنِ اللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ وَيُونُسَ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ عُرْوَةَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ نَحْوَ هَذَا الْحَدِيثِ . وَرَوَى شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ عُرْوَةَ عَنِ الزُّبَيْرِ وَلَمْ يَذْكُرْ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ .
Kuteybe bize anlattı, Leys bin Saad bize İbn Şihab'tan, Urve bin Zübeyr'den rivayet etti ki o da ona Abdullah bin Zübeyr'den rivayet etti: Ona, Ensar'dan bir adamın, hurma ağaçlarını sulamak için kullandıkları korular konusunda Zübeyr'le tartıştığını söyledi. Ensari, "Suyu serbest bırakın" dedi. O geçti ama o reddetti, bu yüzden Allah'ın Elçisi (Allah onu kutsasın ve ona huzur versin) ile tartıştılar ve Allah'ın Elçisi (Allah onu kutsasın ve ona huzur versin) Zübeyr'e, "Ey Zübeyr sula ve suyu komşuna gönder" dedi. Ensari sinirlendi ve şöyle dedi: "Ya Resulallah, eğer o senin kuzenin olsaydı." Sonra Allah Resulü'nün yüzü değişti, Allah onu kutsasın ve ona huzur versin. Sonra şöyle dedi: "Ey Zübeyr, sula ve suyu duvarlara dönünceye kadar tut." Zübeyr dedi ki: Vallahi, sanırım bu ayet şu ayette nazil oldu: (Hayır, Rabbine yemin ederim ki, aralarında ihtilaf ettikleri şeylerde seni hakem kılmadıkça iman etmezler.) Ebu İsa şöyle dedi: Muhammed'in söylediğini duydum, o anlattı İbn Vehb, Leys bin Saad ve Yunus'tan, ez-Zuhri'den, Urve'den, Abdullah bin Zübeyr'den rivayet edilen bu hadisin benzeri, Şuayb bin Ebî Hamza'nın ez-Zühri'den, Urve'den, el-Zübeyr'den rivayet ettiği, ancak Abdullah bin Zübeyr'den rivayet ettiği hadisi zikretmemiştir.
Câmiut-Tirmizî : 104
Abdullah (r.a.)
Sahih
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ وَاصِلٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُرَحْبِيلَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الذَّنْبِ أَعْظَمُ قَالَ " أَنْ تَجْعَلَ لِلَّهِ نِدًّا وَهُوَ خَلَقَكَ " . قَالَ قُلْتُ ثُمَّ مَاذَا قَالَ " أَنْ تَقْتُلَ وَلَدَكَ خَشْيَةَ أَنْ يَطْعَمَ مَعَكَ " . قَالَ قُلْتُ ثُمَّ مَاذَا قَالَ " أَنْ تَزْنِيَ بِحَلِيلَةِ جَارِكَ " .
قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ .
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، بُنْدَارٌ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، وَالأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُرَحْبِيلَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Muhammed bin Beşar bize anlattı, Abdurrahman bin Mehdi bize anlattı, Süfyan bize Vasil'den, Ebu Vail'den, Amr bin Şerhabil'den rivayet etti, Abdullah'tan rivayetle şöyle dedi: Ey Allah'ın Resulü, hangi günah en büyük günahtır? "Seni yaratırken Allah'a eş koşmak için" dedi. Şöyle dedi: “Sonra Ne dedi? "Seninle paylaşacağı korkusuyla oğlunu öldürmek." “Sonra dedim ki, ne dedi?” "Komşunun karısıyla zina etmek." Dedi ki: Bu, güzel ve garip bir hadistir. Muhammed bin Beşar, Bundar bize anlattı, Abd al-Rahman bin Mehdi bize anlattı, Süfyan bize Mansur'un yetkisiyle şunları söyledi: Ve Amaş'tan, Ebu Vail'den, Amr bin Şurahbil'den, Abdullah'tan, Peygamber'den rivayetle, Allah ona salat ve selam etsin, benzer bir hadisle. Ebu İsa dedi ki bu bir hadis Güzel ve doğrudur...
Câmiut-Tirmizî : 105
Abdullah (r.a.)
Sahih
حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ الرَّبِيعِ أَبُو زَيْدٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ وَاصِلٍ الأَحْدَبِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الذَّنْبِ أَعْظَمُ قَالَ " أَنْ تَجْعَلَ لِلَّهِ نِدًّا وَهُوَ خَلَقَكَ وَأَنْ تَقْتُلَ وَلَدَكَ مِنْ أَجْلِ أَنْ يَأْكُلَ مَعَكَ أَوْ مِنْ طَعَامِكَ وَأَنْ تَزْنِيَ بِحَلِيلَةِ جَارِكَ " . قَالَ وَتَلاَ هَذِهِ الآيَةَ : (والَّذِينَ لاَ يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلاَ يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ وَلاَ يَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَامًا * يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَيَخْلُدْ فِيهِ مُهَانًا ) . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ سُفْيَانَ عَنْ مَنْصُورٍ وَالأَعْمَشِ أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ شُعْبَةَ عَنْ وَاصِلٍ لأَنَّهُ زَادَ فِي إِسْنَادِهِ رَجُلاً .
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ وَاصِلٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ . قَالَ وَهَكَذَا رَوَى شُعْبَةُ عَنْ وَاصِلٍ عَنْ أَبِي وَائِلٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ عَمْرَو بْنَ شُرَحْبِيلَ .
Abd bin Humaid bize anlattı, Saeed bin El-Rabi' Ebu Zeyd bize anlattı, Şu'be bize Vasil el-Ahdab'dan, Ebu Vail'den, Abdullah'tan rivayet etti: "Resûlullah'a (s.a.v.) sordum, Allah ona salat ve selam versin, hangi günah en büyüktür?" diye sordum. "Seni yaratırken Allah'a eş koşmak ve Allah yolunda oğlunu öldürmek" buyurdu. Seninle veya senin yemeğinden yemek veya komşunun karısıyla zina etmek.” Buyurdu ve şu ayeti okudu: “Allah'a dua etmeyenler, Allah başka bir ilahı öldürmez, onlar haksız yere Allah'ın kutsal kıldığı canı öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunu yaparsa günahlarla karşılaşır. * Kıyamet günü onun azabı iki kat artırılır. O, dirilişte rezil olarak kalacaktır.) Ebu İssa şöyle dedi: Süfyan'ın Mansur ve A'meş'ten rivayet ettiği hadis, Şu'be'nin Vasil'den rivayet ettiği hadisten daha sahihtir. Çünkü bulaşma zincirine bir adamı ekledi. Muhammed ibn el-Musenna bize rivayet etti, Muhammed ibn Cafer bize Şu'be'den, Vasil'den, Ebu Va'il'den, Köle'den rivayet etti. Vallahi, Peygamber'in izniyle, Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun ve buna benzer bir şey. Şöyle dedi: "Böylece Şu'be, Vasil'den, Ebu Va'il'den, Abdullah'tan rivayet etti ve Amr bin'den de söz edilmedi." Sharhabeel...
Câmiut-Tirmizî : 106
Abdülmalik bin Umair (RA)
Daif Isnaad
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ سَعِيدٍ الْكِنْدِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو مُحَيَّاةَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنِ ابْنِ أَخِي عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ، لَمَّا أُرِيدَ عُثْمَانُ جَاءَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ فَقَالَ لَهُ عُثْمَانُ مَا جَاءَ بِكَ قَالَ جِئْتُ فِي نَصْرِكَ قَالَ اخْرُجْ إِلَى النَّاسِ فَاطْرُدْهُمْ عَنِّي فَإِنَّكَ خَارِجٌ خَيْرٌ لِي مِنْكَ دَاخِلٌ . فَخَرَجَ عَبْدُ اللَّهِ إِلَى النَّاسِ فَقَالَ أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّهُ كَانَ اسْمِي فِي الْجَاهِلِيَّةِ فُلاَنٌ فَسَمَّانِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَبْدَ اللَّهِ وَنَزَلَ فِيَّ آيَاتٌ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ نَزَلَتْ فِيَّ : ( وشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى مِثْلِهِ فَآمَنَ وَاسْتَكْبَرْتُمْ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ ) وَنَزَلَتْ فِيَّ : (قلْ كَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِنْدَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ ) إِنَّ لِلَّهِ سَيْفًا مَغْمُودًا عَنْكُمْ وَإِنَّ الْمَلاَئِكَةَ قَدْ جَاوَرَتْكُمْ فِي بَلَدِكُمْ هَذَا الَّذِي نَزَلَ فِيهِ نَبِيُّكُمْ فَاللَّهَ اللَّهَ فِي هَذَا الرَّجُلِ أَنْ تَقْتُلُوهُ فَوَاللَّهِ إِنْ قَتَلْتُمُوهُ لَتَطْرُدُنَّ جِيرَانَكُمُ الْمَلاَئِكَةَ وَلَتَسُلُّنَّ سَيْفَ اللَّهِ الْمَغْمُودَ عَنْكُمْ فَلاَ يُغْمَدُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ قَالَ فَقَالُوا اقْتُلُوا الْيَهُودِيَّ وَاقْتُلُوا عُثْمَانَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ . وَقَدْ رَوَاهُ شُعَيْبُ بْنُ صَفْوَانَ عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ عَنِ ابْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ عَنْ جَدِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ .
Ali bin Saeed Al-Kindi bize, Ebu Muhyah'ın Abd al-Malik bin Umeyr'den, yeğenim Abdullah bin Salam'dan rivayet ettiğine göre, istediğim zaman Osman'ın Abdullah bin Salam'ın yanına geldiğini ve Osman'ın ona "Seni getirmedi" dediğini anlattı. 'Sana destek olmaya geldim' dedi. "Halkın yanına gidin ve onları benden çıkarın" dedi. Benim için dışarıda olman içeride olmandan daha iyi. Bunun üzerine Abdullah halkın yanına çıktı ve şöyle dedi: "Ey insanlar, İslam'dan önce benim adım filandı ve bana Elçi derdi." Allah, Allah'ın salat ve selâmı üzerine olsun, bana Allah'ın kitabından ayetler indirdi: (Ve İsrailoğullarından bir şahit de şahitlik etti: Onun gibi. Ama o inandı ama sen kibirliydin. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.) Ve benim hakkımda şu ayet nazil oldu: (De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter ve Kitap'ın ilmi O'nun yanındadır. Şüphesiz Allah, üzerinize bir kılıç kınındadır ve melekler, onun indirildiği bu beldenizde size yakın olmuştur. Vallahi, Vallahi bu adamda Peygamberin var. Eğer onu öldürürsen, Allah'a yemin ederim ki, eğer onu öldürürsen, komşularını, melekleri kovmuş olursun ve Allah'ın kınından kılıcını çekersin. Sizin adınıza kıyamet gününe kadar örtülmeyecektir. "Yahudiyi öldürün, Osman'ı da öldürün" dediler. Bunu Ebu İsa söyledi." Hasan Garip'in bir hadisi. Şuayb bin Safvan'ın Abdulmelik bin Umeyr'den, İbn Muhammed bin Abdullah bin Selam'dan, dedesi Abdullah bin Selam'dan rivayet ettiği rivayet edilmiştir.
Câmiut-Tirmizî : 107
Ibn Abbas (RA)
Sahih
حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي ثَوْرٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، رضى الله عنهما يَقُولُ لَمْ أَزَلْ حَرِيصًا أَنْ أَسْأَلَ عُمَرَ عَنِ الْمَرْأَتَيْنِ مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اللَّتَيْنِ قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّْ : (إن تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا ) حَتَّى حَجَّ عُمَرُ وَحَجَجْتُ مَعَهُ فَصَبَبْتُ عَلَيْهِ مِنَ الإِدَاوَةِ فَتَوَضَّأَ فَقُلْتُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ مَنِ الْمَرْأَتَانِ مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اللَّتَانِ قَالَ اللَّهُْ : ( إن تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلاَهُ ) فَقَالَ لِي وَاعَجَبًا لَكَ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ قَالَ الزُّهْرِيُّ وَكَرِهَ وَاللَّهِ مَا سَأَلَهُ عَنْهُ وَلَمْ يَكْتُمْهُ فَقَالَ لِي هِيَ عَائِشَةُ وَحَفْصَةُ قَالَ ثُمَّ أَنْشَأَ يُحَدِّثُنِي الْحَدِيثَ فَقَالَ كُنَّا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ نَغْلِبُ النِّسَاءَ فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ وَجَدْنَا قَوْمًا تَغْلِبُهُمْ نِسَاؤُهُمْ فَطَفِقَ نِسَاؤُنَا يَتَعَلَّمْنَ مِنْ نِسَائِهِمْ فَتَغَضَّبْتُ عَلَى امْرَأَتِي يَوْمًا فَإِذَا هِيَ تُرَاجِعُنِي فَأَنْكَرْتُ أَنْ تُرَاجِعَنِي فَقَالَتْ مَا تُنْكِرُ مِنْ ذَلِكَ فَوَاللَّهِ إِنَّ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيُرَاجِعْنَهُ وَتَهْجُرُهُ إِحْدَاهُنَّ الْيَوْمَ إِلَى اللَّيْلِ . قَالَ قُلْتُ فِي نَفْسِي قَدْ خَابَتْ مَنْ فَعَلَتْ ذَلِكَ مِنْهُنَّ وَخَسِرَتْ . قَالَ وَكَانَ مَنْزِلِي بِالْعَوَالِي فِي بَنِي أُمَيَّةَ وَكَانَ لِي جَارٌ مِنَ الأَنْصَارِ كُنَّا نَتَنَاوَبُ النُّزُولَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَيَنْزِلُ يَوْمًا فَيَأْتِينِي بِخَبَرِ الْوَحْىِ وَغَيْرِهِ وَأَنْزِلُ يَوْمًا فَآتِيهِ بِمِثْلِ ذَلِكَ . قَالَ وَكُنَّا نُحَدِّثُ أَنَّ غَسَّانَ تُنْعِلُ الْخَيْلَ لِتَغْزُوَنَا . قَالَ فَجَاءَنِي يَوْمًا عِشَاءً فَضَرَبَ عَلَىَّ الْبَابَ فَخَرَجْتُ إِلَيْهِ فَقَالَ حَدَثَ أَمْرٌ عَظِيمٌ . قُلْتُ أَجَاءَتْ غَسَّانُ قَالَ أَعْظَمُ مِنْ ذَلِكَ طَلَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ . قَالَ قُلْتُ فِي نَفْسِي قَدْ خَابَتْ حَفْصَةُ وَخَسِرَتْ قَدْ كُنْتُ أَظُنُّ هَذَا كَائِنًا قَالَ فَلَمَّا صَلَّيْتُ الصُّبْحَ شَدَدْتُ عَلَىَّ ثِيَابِي ثُمَّ انْطَلَقْتُ حَتَّى دَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ فَإِذَا هِيَ تَبْكِي فَقُلْتُ أَطَلَّقَكُنَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لاَ أَدْرِي هُوَ ذَا مُعْتَزِلٌ فِي هَذِهِ الْمَشْرُبَةِ . قَالَ فَانْطَلَقْتُ فَأَتَيْتُ غُلاَمًا أَسْوَدَ فَقُلْتُ اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ . قَالَ فَدَخَلَ ثُمَّ خَرَجَ إِلَىَّ . قَالَ قَدْ ذَكَرْتُكَ لَهُ فَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا . قَالَ فَانْطَلَقْتُ إِلَى الْمَسْجِدِ فَإِذَا حَوْلَ الْمِنْبَرِ نَفَرٌ يَبْكُونَ فَجَلَسْتُ إِلَيْهِمْ ثُمَّ غَلَبَنِي مَا أَجِدُ فَأَتَيْتُ الْغُلاَمَ فَقُلْتُ اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ . فَدَخَلَ ثُمَّ خَرَجَ إِلَىَّ فَقَالَ قَدْ ذَكَرْتُكَ لَهُ فَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا . قَالَ فَانْطَلَقْتُ إِلَى الْمَسْجِدِ أَيْضًا فَجَلَسْتُ ثُمَّ غَلَبَنِي مَا أَجِدُ فَأَتَيْتُ الْغُلاَمَ فَقُلْتُ اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ . فَدَخَلَ ثُمَّ خَرَجَ إِلَىَّ فَقَالَ قَدْ ذَكَرْتُكَ لَهُ فَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا . قَالَ فَوَلَّيْتُ مُنْطَلِقًا فَإِذَا الْغُلاَمُ يَدْعُونِي فَقَالَ ادْخُلْ فَقَدْ أُذِنَ لَكَ فَدَخَلْتُ فَإِذَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُتَّكِئٌ عَلَى رَمْلٍ حَصِيرٍ قَدْ رَأَيْتُ أَثَرَهُ فِي جَنْبِهِ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَطَلَّقْتَ نِسَاءَكَ قَالَ لاَ . قُلْتُ اللَّهُ أَكْبَرُ لَقَدْ رَأَيْتُنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَنَحْنُ مَعْشَرَ قُرَيْشٍ نَغْلِبُ النِّسَاءَ فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ وَجَدْنَا قَوْمًا تَغْلِبُهُمْ نِسَاؤُهُمْ فَطَفِقَ نِسَاؤُنَا يَتَعَلَّمْنَ مِنْ نِسَائِهِمْ فَتَغَضَّبْتُ يَوْمًا عَلَى امْرَأَتِي فَإِذَا هِيَ تُرَاجِعُنِي فَأَنْكَرْتُ ذَلِكَ فَقَالَتْ مَا تُنْكِرُ فَوَاللَّهِ إِنَّ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيُرَاجِعْنَهُ وَتَهْجُرُهُ إِحْدَاهُنَّ الْيَوْمَ إِلَى اللَّيْلِ . قَالَ فَقُلْتُ لِحَفْصَةَ أَتُرَاجِعِينَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ نَعَمْ وَتَهْجُرُهُ إِحْدَانَا الْيَوْمَ إِلَى اللَّيْلِ . فَقُلْتُ قَدْ خَابَتْ مَنْ فَعَلَتْ ذَلِكَ مِنْكُنَّ وَخَسِرَتْ أَتَأْمَنُ إِحْدَاكُنَّ أَنْ يَغْضَبَ اللَّهُ عَلَيْهَا لِغَضَبِ رَسُولِهِ فَإِذَا هِيَ قَدْ هَلَكَتْ فَتَبَسَّمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم . قَالَ فَقُلْتُ لِحَفْصَةَ لاَ تُرَاجِعِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلاَ تَسْأَلِيهِ شَيْئًا وَسَلِينِي مَا بَدَا لَكِ وَلاَ يَغُرَّنَّكِ أَنْ كَانَتْ صَاحِبَتُكِ أَوْسَمَ مِنْكِ وَأَحَبَّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . قَالَ فَتَبَسَّمَ أُخْرَى فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَسْتَأْنِسُ قَالَ " نَعَمْ " . قَالَ فَرَفَعْتُ رَأْسِي فَمَا رَأَيْتُ فِي الْبَيْتِ إِلاَّ أَهَبَةً ثَلاَثَةً . قَالَ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يُوَسِّعَ عَلَى أُمَّتِكَ فَقَدْ وَسَّعَ عَلَى فَارِسَ وَالرُّومِ وَهُمْ لاَ يَعْبُدُونَهُ . فَاسْتَوَى جَالِسًا فَقَالَ " أَوَفِي شَكٍّ أَنْتَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ أُولَئِكَ قَوْمٌ عُجِّلَتْ لَهُمْ طَيِّبَاتُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا " . قَالَ وَكَانَ أَقْسَمَ أَنْ لاَ يَدْخُلَ عَلَى نِسَائِهِ شَهْرًا فَعَاتَبَهُ اللَّهُ فِي ذَلِكَ وَجَعَلَ لَهُ كَفَّارَةَ الْيَمِينِ .
قَالَ الزُّهْرِيُّ فَأَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ فَلَمَّا مَضَتْ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ دَخَلَ عَلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَدَأَ بِي فَقَالَ " يَا عَائِشَةُ إِنِّي ذَاكِرٌ لَكِ شَيْئًا فَلاَ تَعْجَلِي حَتَّى تَسْتَأْمِرِي أَبَوَيْكِ " . قَالَتْ ثُمَّ قَرَأَ هَذِهِ الآيَةَ ( يا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ ) الآيَةَ . قَالَتْ عَلِمَ وَاللَّهِ أَنَّ أَبَوَىَّ لَمْ يَكُونَا يَأْمُرَانِي بِفِرَاقِهِ فَقُلْتُ أَفِي هَذَا أَسْتَأْمِرُ أَبَوَىَّ فَإِنِّي أُرِيدُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الآخِرَةَ . قَالَ مَعْمَرٌ فَأَخْبَرَنِي أَيُّوبُ أَنَّ عَائِشَةَ قَالَتْ لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ لاَ تُخْبِرْ أَزْوَاجَكَ أَنِّي اخْتَرْتُكَ . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا بَعَثَنِي اللَّهُ مُبَلِّغًا وَلَمْ يَبْعَثْنِي مُتَعَنِّتًا " . قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ قَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ .
Abdullah bin Humaid bize anlattı, Abdurrezzak bize Muammer'den, Zühri'den, Ubeydullah bin Abdullah bin Ebi Sevr'den rivayetle şöyle dedi: İbni Abbas'ı (Allah her ikisinden de razı olsun) şöyle söylediğini işittim dedi: "Ben hâlâ Ömer'e, Peygamber'in (s.a.v.) eşlerinden olan, Allah onu bereketlesin ve ona huzur versin, iki kadın hakkında soru sormayı çok istiyordum. Cenâb-ı Hak buyurdu ki: (Eğer Allah'a tövbe ederseniz, kalpleriniz razı olur) ta ki Ömer Hac yapıncaya kadar, ben de onunla birlikte Hac yaptım, ben de onun üzerine şifa döktüm. O da abdest aldı ve ben de dedim ki: Ey Mü'minlerin Emiri, Peygamber'in hanımlarından olan iki kadından, Allah ona salat ve selam versin, Allah ona şöyle buyurdu: (Eğer Allah'a tevbe edersen) O halde kalpleriniz kararlıdır ve eğer ona karşı ihtilafa düşerseniz, şüphesiz Allah onun velisidir.) Sonra bana şöyle dedi: "Ve bu senin için hayret verici ey İbni Abbas." Al-Zuhri dedi ve bundan nefret etti. Vallahi o, bunu ona sormadı ve saklamadı. Bana “Aişe ve Hafsa” dedi. Sonra bana hadisi anlattı ve şöyle dedi: "Biz Kureyş'ten bir gruptuk." Kadınları yendik. Medine'ye geldiğimizde kadınları kendilerine hakim olan bir kavim bulduk, kadınlarımız da onların kadınlarından öğrenmeye başladı, ben de bir gün karım beni ziyarete geldiğinde beni ziyaret etmesini reddettiğine kızdım. "Bunların hiçbirini inkar etmeyin. Vallahi, Peygamber'in (s.a.v.) hanımları, Allah ona salat ve selam versin" dedi. Onu geri alsınlar ve içlerinden biri onu bugün akşama kadar bıraksın diye merhaba dedi. "Kendi kendime dedim ki, 'Bunu yapanları hüsrana uğrattım ve kaybettim.'" Şöyle dedi: "Benim evim Beni Emevi'nin El-Evali bölgesindeydi ve Ensar'dan bir komşum vardı. Sırayla Resûlullah'ın (s.a.v.) yanına giderdik. Sonra bir gün inecek ve bana vahiy ve başka şeylerle ilgili haberler getirecek, ben de bir gün inip ona buna benzer bir şey getireceğim. Dedi ve biz Ghassan'ın atlarının bize karşı savaşmak için nallı olduğunu konuşuyorduk. Ghassan, "Bir gün akşam yemeği için yanıma geldi ve kapıyı çaldı. Ben de yanına çıktım ve 'Harika bir şey oldu' dedim. 'Geldi' dedim." dedi. Bundan daha da büyüğü, Allah'ın Elçisi'nin (Allah onu kutsasın ve ona huzur versin) eşlerini boşamasıdır. Dedi ki, kendi kendime Hafsa hayal kırıklığına uğramış ve kaybolmuştur. Bunun bir varlık olduğunu düşünmüştüm. Sabah namazını kıldığımda kıyafetlerimi giydim ve Hafsa'nın yanına gidene kadar yola çıktım. Ağlıyordu, ben de “Resûlullah seni boşasın” dedim. Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun. "Bilmiyorum. Kendini bu içkiye kapatıyor" dedi. Dedi ki: "Ben de yola çıktım ve siyahi bir çocuğun yanına geldim ve 'Ömer için izin iste' dedim." O da içeri girdi ve yanıma çıktı. “Ona senden bahsettim” dedi ama bir şey söylemedi. “Mescide gittim ve birden etrafımda bir minber belirdi” dedi. Bir grup ağlıyordu, ben de yanlarına oturdum, sonra hissettiklerime çok şaşırdım ve çocuğun yanına gittim ve "Ömer için izin iste" dedim. İçeri girdi, sonra yanıma geldi ve “Senden bahsetmiştim” dedi. Ona, ama hiçbir şey söylemedi. Dedi ki: "Ben de mescide gidip oturdum, sonra bulduğum şey beni şaşırttı ve çocuğun yanına gittim ve şöyle dedim: Ömer'den izin istedi. İçeri girdi, sonra yanıma geldi ve “Ona senden bahsettim” dedi. Hiçbir şey söylemedi. "Ben de gitmek üzere döndüm ve çocuk beni çağırıyordu" dedi. “İçeri girin. Size izin verdim” dedi. İçeri girdim ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i keçeleşmiş kumların üzerine uzanmış halde gördüm. Yan tarafında bunun izlerini görebiliyordum. Ben de "Ah" dedim. Allah Resulü, “Kadınlarınızı boşadınız mı?” "Hayır" dedi. “Allah en büyüktür” dedim. Sen, ey Allah'ın Resulü, biz Kureyşlilerin kadınları mağlup ettiğini gördün. Medine'ye geldiğimizde kadınları kendilerine hakim olan bir kavim bulduk ve kadınlarımız, onların kadınlarından öğrenmeye başladı. Sonra bir gün eşime kızdım. Hani o benimle cinsel ilişkide bulunuyordu, ben bunu inkar ettim, o da şöyle dedi: "İnkâr etmeyin. Vallahi, Peygamber (s.a.v.)'in hanımları, Allah ona salat ve selam versin, onunla ilişkiye girecekler ve içlerinden biri onu terk edecek." Bugün akşama kadar. Dedi ki: "Ben de Hafsa'ya dedim ki, 'Allah Resulü'nün yanına gider misin, Allah onu kutsasın ve ona huzur versin?' O da 'Evet' dedi ve bugün içimizden biri onu terk edecek. Gece. Ben de dedim ki: "Sizden kim bunu yaparsa hüsrana uğramıştır ve kaybetmiştir. Sizden biriniz, Resulünün gazabından dolayı Allah'ın kendisine olan gazabından emin olabilir mi?" Daha sonra, vefat ettiğinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gülümsedi ve şöyle dedi: "Ben Hafsa'ya dedim ki: 'Resulullah'ın yanına gitme, Allah ona salat ve selam versin ve ona hiçbir şey sorma. Bana ne istediğinizi sorun, arkadaşınızın sizden daha güzel ve Resûlullah'a daha sevgili olmasına aldanmayın, Allah ona salat ve selam versin. Dedi ve tekrar gülümsedi, ben de "Ah" dedim. Allah Resulü Astanis, “Evet” dedi. “Başımı kaldırdım, evde üç alev dışında hiçbir şey görmedim” dedi. Şöyle dedi: "Ben de dedim ki: 'Ey Ey Allah'ın Elçisi, Allah'tan, İran'a ve Romalılara kötülük yaptığı ve onların O'na ibadet etmedikleri gibi, senin ümmetine de adalet etmesini iste. Sonra doğruldu ve şöyle dedi: "Başka şüphe var mı?" Sen, ey İbnü'l-Hattab, kendileri için dünya iyilikleri acele edilmiş bir kavimsin." "Ve yanıma girmeyeceğine yemin etmişti" dedi. Bir ay boyunca eşlerine ceza verdi, bunun üzerine Allah da onu suçladı ve yemin etmesinden dolayı ona kefaret etti. Ez-Zuhri dedi ki: Sonra Urve bana Aişe'den rivayetle şöyle dedi: Yirmi dokuz yıl önce Peygamber (s.a.v.) bana geldi, benimle başladı ve şöyle dedi: "Ey Aişe, sana bir şeyden söz edeceğim, o yüzden acele etme." Ailenizden tavsiye istiyorsunuz.” Dedi, sonra bu ayeti (Ey Peygamber, eşlerine söyle) ayetini okudu. O da şöyle dedi: "Ve Allah biliyor ki, annem ve babam bana ondan ayrılmamı emretmediler. Ben de dedim ki: "Bunu anne-babamdan mı isteyeyim, çünkü ben Allah'ı, O'nun Resulünü ve ahireti istiyorum." Mu'mar dedi. Sonra Eyüp bana, Aişe'nin kendisine şöyle dediğini anlattı: Ey Allah'ın Resulü, benim seni seçtiğimi eşlerine söyleme. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Yalnızca Allah beni tebliğci olarak gönderdi, inatçı biri olarak göndermedi." "Bu, İbn Abbas'tan birden fazla şekilde rivayet edilen güzel, sahih ve tuhaf bir hadistir" dedi. .
Câmiut-Tirmizî : 108
Süleyman bin Buraide (RA)
Daif
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ الْمُؤَدِّبُ، حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ ظُهَيْرٍ، حَدَّثَنَا عَلْقَمَةُ بْنُ مَرْثَدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ شَكَا خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ الْمَخْزُومِيُّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أَنَامُ اللَّيْلَ مِنَ الأَرَقِ . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم
" إِذَا أَوَيْتَ إِلَى فِرَاشِكَ فَقُلِ اللَّهُمَّ رَبَّ السَّمَوَاتِ السَّبْعِ وَمَا أَظَلَّتْ وَرَبَّ الأَرَضِينَ وَمَا أَقَلَّتْ وَرَبَّ الشَّيَاطِينِ وَمَا أَضَلَّتْ كُنْ لِي جَارًا مِنْ شَرِّ خَلْقِكَ كُلِّهِمْ جَمِيعًا أَنْ يَفْرُطَ عَلَىَّ أَحَدٌ مِنْهُمْ أَوْ أَنْ يَبْغِيَ عَلَىَّ عَزَّ جَارُكَ وَجَلَّ ثَنَاؤُكَ وَلاَ إِلَهَ غَيْرُكَ وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ " . قَالَ هَذَا حَدِيثٌ لَيْسَ إِسْنَادُهُ بِالْقَوِيِّ . وَالْحَكَمُ بْنُ ظُهَيْرٍ قَدْ تَرَكَ حَدِيثَهُ بَعْضُ أَهْلِ الْحَدِيثِ وَيُرْوَى هَذَا الْحَدِيثُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً مِنْ غَيْرِ هَذَا الْوَجْهِ .
Muhammed bin Hatim El-Muaddeeb bize anlattı, El-Hakam bin Dhuhair bize anlattı, Alkame bin Marthad bize Süleyman bin Büreyde'den, babasından rivayet etti, Halid bin Velid el-Makzumi'nin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e şikayette bulunduğunu ve şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, uykusuzluktan geceleri uyuyamıyorum." Dedi ki: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Yatağına yattığın zaman şöyle de: 'Ey yedi göğün ve gölgelediklerinin Rabbi, yerlerin ve onların azdırdığı şeylerin Rabbi, şeytanların ve saptırdıklarının Rabbi olan Allah'ım, bütün yarattıklarının şerrinden bana komşu ol ki, onlardan biri bana zulmetmesin veya komşunun şerefine haksızlık etmesin. Sen yücesin, Senden başka ilah yoktur ve Senden başka ilah yoktur. Şöyle buyurdu: Bu, rivayeti sağlam olmayan bir hadistir. Hakem İbni Züheyr şöyle demiştir: Hadis alimlerinden bazıları onun hadisini terk etmişler ve bu hadis Peygamber (s.a.v.)'den, Allah ona salat ve selam olsun, farklı bir isnadla mürsel olarak rivayet edilmiştir.
Câmiut-Tirmizî : 109
Hz. Ali (r.a.)
Daif
حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنُ مَنْصُورٍ الْعَنَزِيُّ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَلْقَمَةَ الْيَشْكُرِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ سَمِعَتْ أُذُنِي، مِنْ فِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَقُولُ
" طَلْحَةُ وَالزُّبَيْرُ جَارَاىَ فِي الْجَنَّةِ " . قَالَ هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ
Ebu Sa'id el-Eşcac bize anlattı, o şöyle dedi: Ebu Abdurrahman bin Mansur el-Enazi bize Ukba bin Alkame el-Yeşkeri'den rivayet etti ve şöyle dedi: Ali bin Ebu Talib'in şöyle dediğini duydum: Kulağım Resûlullah'tan (Allah onu bereketlesin ve ona huzur versin) birisinin şöyle dediğini duydu: "Talha ve Zübeyr cennette komşulardı." Dedi ki: Bu garip bir hadistir. Bu bakış açısı dışında bunu bilmiyoruz.
Câmiut-Tirmizî : 110
Abdülmalik bin Umair (RA)
Daif Isnaad
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ سَعِيدٍ الْكِنْدِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُحَيَّاةَ يَحْيَى بْنُ يَعْلَى بْنِ عَطَاءٍ عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنِ ابْنِ أَخِي عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ، قَالَ لَمَّا أُرِيدَ قَتْلُ عُثْمَانَ جَاءَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ فَقَالَ لَهُ عُثْمَانُ مَا جَاءَ بِكَ قَالَ جِئْتُ فِي نَصْرِكَ . قَالَ اخْرُجْ إِلَى النَّاسِ فَاطْرُدْهُمْ عَنِّي فَإِنَّكَ خَارِجًا خَيْرٌ لِي مِنْكَ دَاخِلاً . فَخَرَجَ عَبْدُ اللَّهِ إِلَى النَّاسِ فَقَالَ أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّهُ كَانَ اسْمِي فِي الْجَاهِلِيَّةِ فُلاَنٌ فَسَمَّانِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَبْدَ اللَّهِ وَنَزَلَتْ فِيَّ آيَاتٌ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ فَنَزَلَتْ فِيَّ : ( وشهد شَاهِدٌ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى مِثْلِهِ فَآمَنَ وَاسْتَكْبَرْتُمْ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ ) وَنَزَلَتْ فِيَّ : ( قلْ كَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِنْدَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ ) إِنَّ لِلَّهِ سَيْفًا مَغْمُودًا عَنْكُمْ وَإِنَّ الْمَلاَئِكَةَ قَدْ جَاوَرَتْكُمْ فِي بَلَدِكُمْ هَذَا الَّذِي نَزَلَ فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاللَّهَ اللَّهَ فِي هَذَا الرَّجُلِ أَنْ تَقْتُلُوهُ فَوَاللَّهِ لَئِنْ قَتَلْتُمُوهُ لَتَطْرُدُنَّ جِيرَانَكُمُ الْمَلاَئِكَةَ وَلَتَسُلُّنَّ سَيْفَ اللَّهِ الْمَغْمُودَ عَنْكُمْ فَلاَ يُغْمَدُ عَنْكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ . قَالُوا اقْتُلُوا الْيَهُودِيَّ وَاقْتُلُوا عُثْمَانَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ إِنَّمَا نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ . وَقَدْ رَوَى شُعَيْبُ بْنُ صَفْوَانَ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ فَقَالَ عَنْ عُمَرَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ عَنْ جَدِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ .
Ali bin Saeed Al-Kindi bize anlattı, şöyle dedi: Ebu Muhyah Yahya bin Ya'la bin Ata', Abdülmelik bin Umeyr'den, İbni Kardeşim Abdullah bin Selam'dan rivayetle dedi ki, ben Osman'ı öldürmek istediğimde Abdullah bin Selam geldi, Osman da ona, "Seni getirmedi" dedi. "Sana yardım etmeye geldim" dedi. . O, "Halkın yanına çık ve onları benden uzaklaştır, çünkü sen benim için dışardan içeride olduğundan daha hayırlısın" dedi. Bunun üzerine Abdullah halkın yanına çıktı ve şöyle dedi: "Ey insanlar, İslam'dan önce benim adım falandı ve Resûlullah (s.a.v.) bana Abdullah adını verdi ve hakkımda Allah'ın kitabından ayetler nazil oldu. Bende: (İsrailoğullarından da buna benzer bir şahit vardı, fakat o inandı, fakat sen kibirlendin. Şüphesiz Allah, zalim bir kavmi doğru yola iletmez.) Ve bana şu vahyolundu: (De ki, benimle sizin ve kitaptan ilim sahibi olanlar arasında şahit olarak Allah yeter.) Şüphesiz Allah, üzerinize bir kılıç kınındadır ve melekler de, Allah Resulü'nün (s.a.v.) indiği bu memleketinizdeki komşunuz, Allah'a yemin ederim ki, bu adam hakkında, eğer onu öldürürseniz, Allah'a yemin ederim ki, eğer onu öldürürseniz, komşularınızdan melekleri kovarsınız ve Allah'ın kılıflı kılıcını sizden çekersiniz ki, kıyamet gününe kadar sizden kılıf kalmasın. "Yahudiyi öldürün, Osman'ı da öldürün" dediler. Ebu İsa, "Bu garip bir hadis ama biz bunu Abdülmelik ibn Umeyr'in hadisinden biliyoruz" dedi. Şuayb bin Safvan bu hadisi Abdülmelik bin Umeyr'den rivayet etmiş, Ömer bin Muhammed bin Abdullah bin Selam'dan rivayet etmiştir. Dedesi Abdullah bin Selam.
Sünen İbn Mace : 111
Sahih
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحِ بْنِ الْمُهَاجِرِ الْمِصْرِيُّ، أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ، حَدَّثَهُ أَنَّ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ خَاصَمَ الزُّبَيْرَ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي شِرَاجِ الْحَرَّةِ الَّتِي يَسْقُونَ بِهَا النَّخْلَ فَقَالَ الأَنْصَارِيُّ سَرِّحِ الْمَاءَ يَمُرُّ . فَأَبَى عَلَيْهِ فَاخْتَصَمَا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " اسْقِ يَا زُبَيْرُ ثُمَّ أَرْسِلِ الْمَاءَ إِلَى جَارِكَ " . فَغَضِبَ الأَنْصَارِيُّ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ كَانَ ابْنَ عَمَّتِكَ فَتَلَوَّنَ وَجْهُ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ثُمَّ قَالَ " يَا زُبَيْرُ اسْقِ ثُمَّ احْبِسِ الْمَاءَ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَى الْجَدْرِ " . قَالَ فَقَالَ الزُّبَيْرُ وَاللَّهِ إِنِّي لأَحْسَبُ هَذِهِ الآيَةَ نَزَلَتْ فِي ذَلِكَ {فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا} .
Abdullah b. Zübeyr r.a.’den; şöyle söylediği rivayet edilmiştir; “Ensar’dan bir adam Harre denilen mevkideki hurmalıkları suladıkları su arklarından ve su nöbetinden dolayı Nebi s.a.v.’e Zübeyr b. Avam aleyhinde şikayette bulundu. (Bu arklardan geçen su önce Zübeyr’in hurma bahçesine varıyordu. Sonra da şikayetçi Ensari’nin tarlasına uğruyordu. Bir defa Zübeyr hurmalığını sulamak üzere suyu tuttuğu sırada) müşteki ona: Su'yu serbest bırak ki biz'e gelsin, diye talepte bulundu. Fakat Zübeyr, kendi tarlasını sulamadan suyu bırakmak ve nöbetini ona vermekten imtina edince iki taraf Resulullah s.a.v.’e meselelerini intikal ettirdiler. Resulullah s.a.v.’in huzurunda isteklerini karşılıklı olarak arz ettiler. - Resulullah s.a.v. ; “Ey Zübeyr! Tarlanı sula sonra suyu komşuna salıver” buyurdu. Davacı: hiddetlenerek; “Zübeyr, halan oğlu olduğu için mi?” demek suretiyle Resulullah s.a.v.’i taraf tutmakla itham etmek istemişti. Bu söz'den üzülen Resulullah s.a.v.’in mübarek yüzü değişti. Resulullah s.a.v.; “Ey Zübeyr, tarlanı sula sonra suyu hapset, ta ki, su hurma ağaçlarının köklerine erişsin,” buyurdu. Ravi demişti ki; Zübeyr şöyle dedi; “Vallahi öyle sanıyorum ki şu ayet bu olay hakkında indi.” {فلا وربك لا يؤمنون حتى يحكموك فيما شجر بينهم ثم لا يجدون في أنفسهم حرجا مما قضيت ويسلموا تسليما} Hayır (resulum), Rabbine yemin olsun onlar (mü’miniz diyenler) aralarında çıkan anlaşmazlıkta seni hakem yapıp sonra verdiğin karardan -hükümden- nefislerinde hiç bir güçlük duymayarak tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.(Nisa suresi)
Sünen İbn Mace : 112
Sahih
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ - أَوْ قَالَ لِجَارِهِ - مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ " .
Enes bin Malik r.a.’den; Resulullah s.a.v.’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: ‘’Sizin hiç biriniz kendi nefsi için arzuladığını (din) kardeşi için de –yahut buyurdu ki komşusu için de- istemedikçe (tam) iman etmiş olmaz.’’
Sünen İbn Mace : 113
Enes b. Mâlik (r.a.)
Sahih
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عَوْفٌ، عَنْ ثُمَامَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَرَّ بِبَعْضِ الْمَدِينَةِ فَإِذَا هُوَ بِجَوَارٍ يَضْرِبْنَ بِدُفِّهِنَّ وَيَتَغَنَّيْنَ وَيَقُلْنَ نَحْنُ جَوَارٍ مِنْ بَنِي النَّجَّارِ يَا حَبَّذَا مُحَمَّدٌ مِنْ جَارِ . فَقَالَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ
" يَعْلَمُ اللَّهُ إِنِّي لأُحِبُّكُنَّ " .
Enes bin Malik (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir defa Medine'nin bazı yerlerinden geçti de aniden bir kaç kızcağızla karşılaştı. Kızlar def çalıyor, nağme ile şiirler okuyor ve: Biz Neccar oğullarının kızlarıyız. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ne iyi komşudur, diyorlardı. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), o kızcağızlara: «Allah biliyor ki cidden ben de sizleri seviyorum.» buyurdu. Not: Bunun isnadının sahih, ravilerinin de sika oldukları Zevaid'de bildirilmiştir
Sünen İbn Mace : 114
It Was
Sahih
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَبْلُغُ بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ
" إِذَا اسْتَأْذَنَ أَحَدَكُمْ جَارُهُ أَنْ يَغْرِزَ خَشَبَةً فِي جِدَارِهِ فَلاَ يَمْنَعْهُ " . فَلَمَّا حَدَّثَهُمْ أَبُو هُرَيْرَةَ طَأْطَئُوا رُءُوسَهُمْ فَلَمَّا رَآهُمْ قَالَ مَالِي أَرَاكُمْ عَنْهَا مُعْرِضِينَ وَاللَّهِ لأَرْمِيَنَّ بِهَا بَيْنَ أَكْتَافِكُمْ .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Birinizin duvarının üzerine ağaç (tan hatil başını) koymak için komşusu izin istediği zaman duvar sahibi onu menetmesin.» Ebu Hureyre (r.a.), bu hadîsi yanındakilere rivayet edince onlar, (bunu garipsiyerek) başlarını eğdiler. Ebu Hureyre onları (n bu vaziyetlerini) görünce: Ne oluyor ki, ben sizi bu (sünnet) den yüz çevirir görüyorum. Vallahi ben duvarın üzerine konulacak hatil başını, (sonra) sizin omuzlarınızın araşma korum, dedi. EBU DAVUD HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA
Sünen İbn Mace : 115
İkrimah bin Salamh (RA)
Hasan
حَدَّثَنَا أَبُو بِشْرٍ، بَكْرُ بْنُ خَلَفٍ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، أَنَّ هِشَامَ بْنَ يَحْيَى، أَخْبَرَهُ أَنَّ عِكْرِمَةَ بْنَ سَلَمَةَ أَخْبَرَهُ أَنَّ أَخَوَيْنِ مِنْ بَلْمُغِيرَةَ أَعْتَقَ أَحَدُهُمَا أَنْ لاَ يَغْرِزَ خَشَبًا فِي جِدَارِهِ فَأَقْبَلَ مُجَمِّعُ بْنُ يَزِيدَ وَرِجَالٌ كَثِيرٌ مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالُوا نَشْهَدُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ
" لاَ يَمْنَعْ أَحَدُكُمْ جَارَهُ أَنْ يَغْرِزَ خَشَبَةً فِي جِدَارِهِ " . فَقَالَ يَا أَخِي إِنَّكَ مَقْضِيٌّ لَكَ عَلَىَّ وَقَدْ حَلَفْتُ فَاجْعَلْ أُسْطُوَانًا دُونَ حَائِطِي أَوْ جِدَارِي فَاجْعَلْ عَلَيْهِ خَشَبَكَ .
İkrime bin Seleme'den rivayet edildiğine göre: Belmüğire (Benü'l-Müğire)'den iki kardeşten biri, evinin duvarının üzerine başkasının hatil başlarını koydurmamaya, köle azadlamak üzere yemin etti. Sonra Mücemmi' bin Yezid ile Ensâr-ı Kirâm'dan çok sayıda adam (r.a.), geldiler ve dediler ki : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: «Sizden birisi, (evinin) duvarına, komşusunun ağaç (hatil başını) koymasını engellemesin,» buyurduğuna şehâdet ederiz. (Yemin eden kardeş) bunun üzerine (diğerine) şöyle dedi: Ey kardeşim! Senin lehinde ve benim aleyhimde hüküm verilmiş oldu. Ben de (köle azadlamak üzere) yemin ettim. Bu itibarla sen benim duvarımın yanına bir direk koy ve hatilini direğin üzerine bırak (ki benim yeminim bozulmasın.) Not: ,Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Hişam bin Yahya bin el-As el-Mahzumi vardır. İbn-i Hibban onu sikalar arasında anmıştır. Zehebi: Bu ravinin sikalığı ihtilaflıdır, demiştir. Diğer ravi İkrime bin Seleme ise, ne sikalığı ne de zayıflığı hakkında konuşan bir kimseyi görmedim. Mücemmi bin Yezid (r.a.)'ın bundan başka hadisi ne müellif yanında ne de Kütüb-i Sitte'nin diğerlerinde yoktur
Sünen İbn Mace : 116
Ibn Abbas (RA)
Sahih
حَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ أَبِي الأَسْوَدِ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ
" لاَ يَمْنَعْ أَحَدُكُمْ جَارَهُ أَنْ يَضَعَ خَشَبَةً عَلَى جِدَارِهِ " .
(Abdullah) bin Abbâs (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Herhangi biriniz, duvarının üzerine komşusunun ağaç (tan hatil başını) koymasını menetmesin.» Not: Bunun senedinde bulunan İbn-i Lehia'nın zayıflığı Zevaid'de bildirilmiştir
Sünen İbn Mace : 117
Abdullah ibn Az-Zubayr (RA)
Sahih
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الأَنْصَارِ خَاصَمَ الزُّبَيْرَ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي شِرَاجِ الْحَرَّةِ الَّتِي يَسْقُونَ بِهَا النَّخْلَ فَقَالَ الأَنْصَارِيُّ سَرِّحِ الْمَاءَ يَمُرَّ . فَأَبَى عَلَيْهِ فَاخْتَصَمَا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اسْقِ يَا زُبَيْرُ ثُمَّ أَرْسِلِ الْمَاءَ إِلَى جَارِكَ " . فَغَضِبَ الأَنْصَارِيُّ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ كَانَ ابْنَ عَمَّتِكَ فَتَلَوَّنَ وَجْهُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ " يَا زُبَيْرُ اسْقِ ثُمَّ احْبِسِ الْمَاءَ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَى الْجَدْرِ " . قَالَ فَقَالَ الزُّبَيْرُ وَاللَّهِ إِنِّي لأَحْسَبُ هَذِهِ الآيَةَ أُنْزِلَتْ فِي ذَلِكَ {فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا}.
Abdullah bin Zübeyr (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Ensâr'dan bir adam Harre mevkiindeki hurmalıkları suladıkları su yollarından ve su nöbetinden dolayı Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) katında Zübeyr (bin el-Avvam)'ı şikâyet etti. (Bu arklardan geçen su önce Zübeyr'in hurmalıklarına uğruyordu. Sonra şikâyetçinin tarlasına varıyordu. Bir defa Zübeyr hurmalığım sulamak üzere suyu tuttuğu sıralarda) Ensârî (Zübeyr'e): Suyu serbest bırak ki (bize) geçsin, demişti. Fakat Zübeyr kendi hurmalığını sulamadan suyu bırakmak ve nöbetini ona vermekten imtina etmişti. Sonra taraflar Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda muhakeme oldular. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Zübeyr'e): «Yâ Zübeyr! (Hurmalığını) sula, sonra suyu komşuna salıver» buyurdu. Bunun üzerine Ensârî hiddetlendi ve: Yâ Resûlallah! Zübeyr halan oğlu olduğu için mi? dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in mübarek yüzünün rengi değişti. (Çünkü müşteki O'nu tarafgirlikle itham etmek suretiyle saygısızlıkta bulunmuştu.) Sonra Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Yâ Zübeyr! (Hurmalığını) sula, sonra suyu hurma ağaçlarının köklerine —veya duvara— erişinceye kadar hapset (Su hakkını tam kullan)» buyurdu. Râvî demiştir ki: (Bu olayı anlatan) Zübeyr (r.a.); Vallahi öyle sanıyorum ki şu âyet bu olay hakkında indi: dedi. Hayır (Resulüm)! Rabbına and olsun ki onlar (yâni mu'miniz diyenler) aralarında çıkan anlaşmazlıkta seni hakem yapıp sonra verdiğin hükümden nefislerinde hiç bir güçlük duymayarak tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça îman etmiş olmazlar." (Nisa: 65) BUHARİ HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA EBU DAVUD HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA
Sünen İbn Mace : 118
It Was
Sahih
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سِنَانٍ، وَالْعَلاَءُ بْنُ سَالِمٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَنْبَأَنَا شَرِيكٌ، عَنْ سِمَاكٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ
" مَنْ كَانَتْ لَهُ أَرْضٌ فَأَرَادَ بَيْعَهَا فَلْيَعْرِضْهَا عَلَى جَارِهِ " .
(Abdullah) bin Abbâs (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Peygamber (Sallallahu Aleyhi've Seltem) şöyle buyurmuştur: «Bir arazisi, arsası olup da satmak isteyen bir kimse bımu (satın almayı) komşusuna teklif etsin.» Not: Bunun isnadının sahih ve ravilerinin sika oldukları, Zevaid'de bildirilmiştir
Sünen İbn Mace : 119
Cabir (RA)
Sahih
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَنْبَأَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم
" الْجَارُ أَحَقُّ بِشُفْعَةِ جَارِهِ يَنْتَظِرُ بِهَا إِنْ كَانَ غَائِبًا إِذَا كَانَ طَرِيقُهُمَا وَاحِدًا " .
Câbir (bin Abdîllah) (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «İki akarın yolu bir olduğu zaman (birisinin sahibi olan) komşu hazır olmasa bile komşusunun (akarının) şuf'a'sına en fazla hak sahibidir. Komşunun şuf'a hakkı (nı kullanması müşteri tarafından) beklenir.» EBU DAVUD HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA
Sünen İbn Mace : 120
It Was
Sahih
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الشَّرِيدِ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ
" الْجَارُ أَحَقُّ بِسَقَبِهِ " .
Ebu Râfi' (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Komşu (şuf'a açısından), sekabine (yâni bitişiğindeki akara) öncelikle hak sahibidir,» EBU DAVUD HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA