Patience Hakkinda Hadisler
116 sahih hadis bulundu
Mişkat el-Masabih : 101
Sahih
وَعَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ: إِنَّ أُنَاسًا مِنَ الْأَنْصَارِ سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَعْطَاهُمْ ثُمَّ سَأَلُوهُ فَأَعْطَاهُمْ حَتَّى نَفِدَ مَا عِنْدَهُ. فَقَالَ: «مَا يَكُونُ عِنْدِي مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ أَدَّخِرَهُ عَنْكُمْ وَمَنْ يَسْتَعِفَّ يُعِفَّهُ اللَّهُ وَمَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللَّهُ وَمَنْ يَتَصَبَّرْ يُصَبِّرْهُ اللَّهُ وَمَا أُعْطِيَ أَحَدٌ عَطَاءً هُوَ خَيْرٌ وَأَوْسَعُ مِنَ الصَّبْرِ»
Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayetle şöyle dedi: Ensar'dan bir kısmı Resûlullah'a (s.a.v.) sordular, o da verdi. Sonra ona sordular, o da verdi. Ta ki parası bitene kadar. Dedi ki: "Ne kadar iyiliğim varsa, sizden esirgemem. Kim de kaçınırsa, Allah onu bağışlar, kim de fakir olursa olsun." Allah onu zenginleştirir ve kim sabrederse Allah ona sabır bahşeder ve hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha kapsamlı bir hediye verilmemiştir.”
Mişkat el-Masabih : 102
Sahih
وَعَن سلمَان قَالَ: خَطَبَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي آخِرِ يَوْمٍ مِنْ شَعْبَانَ فَقَالَ: «يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ أَظَلَّكُمْ شَهْرٌ عَظِيمٌ مُبَارَكٌ شَهْرٌ فِيهِ لَيْلَةٌ خَيْرٌ مَنْ أَلْفِ شهر جعل الله تَعَالَى صِيَامَهُ فَرِيضَةً وَقِيَامَ لَيْلِهِ تَطَوُّعًا مَنْ تَقَرَّبَ فِيهِ بخصلة من الْخَيْرِ كَانَ كَمَنْ أَدَّى فَرِيضَةً فِيمَا سِوَاهُ وَمَنْ أَدَّى فَرِيضَةً فِيهِ كَانَ كَمَنْ أَدَّى سَبْعِينَ فَرِيضَةً فِيمَا سِوَاهُ وَهُوَ شَهْرُ الصَّبْرِ وَالصَّبْر ثَوَابه الْجنَّة وَشهر الْمُوَاسَاة وَشهر يزْدَاد فِيهِ رِزْقُ الْمُؤْمِنِ مَنْ فَطَّرَ فِيهِ صَائِمًا كَانَ لَهُ مَغْفِرَةً لِذُنُوبِهِ وَعِتْقَ رَقَبَتِهِ مِنَ النَّارِ وَكَانَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِهِ مِنْ غَيْرِ أَنْ يَنْقُصَ مِنْ أَجْرِهِ شَيْءٌ» قُلْنَا: يَا رَسُولَ اللَّهِ لَيْسَ كلنا يجد مَا نُفَطِّرُ بِهِ الصَّائِمَ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «يُعْطِي اللَّهُ هَذَا الثَّوَابَ مَنْ فَطَّرَ صَائِمًا عَلَى مَذْقَةِ لَبَنٍ أَوْ تَمْرَةٍ أَوْ شَرْبَةٍ مِنْ مَاءٍ وَمَنْ أَشْبَعَ صَائِمًا سَقَاهُ اللَّهُ مِنْ حَوْضِي شَرْبَةً لَا يَظْمَأُ حَتَّى يَدْخُلَ الْجَنَّةَ وَهُوَ شَهْرٌ أَوَّلُهُ رَحْمَةٌ وَأَوْسَطُهُ مَغْفِرَةٌ وَآخِرُهُ عِتْقٌ مِنَ النَّارِ وَمَنْ خَفَّفَ عَنْ مَمْلُوكِهِ فِيهِ غَفَرَ الله لَهُ وَأعْتقهُ من النَّار» . رَوَاهُ الْبَيْهَقِيّ
Selman'dan rivayetle şöyle dedi: Allah Resulü (s.a.v.) Şaban'ın son gününde bize hitaben şöyle dedi: "Ey insanlar, büyük bir ay üzerinize gölge düşürdü." Bir gecesi bin aydan daha hayırlı olan bir aydır. Cenab-ı Hakk onun orucunu farz, gece namazını ise nafile kılmıştır. Kim oraya hayır hasletiyle yaklaşırsa, başka yerde farz namaz kılan gibidir, kim orada farz namaz kılarsa, başka yerde yetmiş farz namaz kılmış gibidir, bu ay sabır ve sebat ayıdır. Onun mükâfatı, bir teselli ayı olan ve mü'minin rızkının artırıldığı bir ay olan Cennet'tir. Kim oruçlu bir kimsenin orucunu bozarsa, günahları bağışlanır ve boynu serbest kalır. Ateştendir ve ona, sevabından zerre kadar hiçbir eksilme olmaksızın kendisininkinin benzeri bir mükâfat verilecektir. Dedik ki: Ya Resulallah, hepimiz oruçluyken orucu bozacak bir şey bulamıyoruz. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Allah, oruçlunun iftarını süt, hurma veya bir içecekle... su tadıyla açan kimseye bu sevabı verir. Kim de oruçluyu doyurursa, Allah ona benim sarnıcımdan cennete girinceye kadar susmayacağı bir içecek verir. Bu, başı rahmet, ortası mağfiret olan bir aydır. Sonu ateşten kurtuluştur. Elindekinin yükünü hafifletirse, Allah onu bağışlar ve onu ateşten kurtarır.” El-Beyhaki'nin rivayet ettiği
Mişkat el-Masabih : 103
Sahih
وَعَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ قَالَ: سَمِعَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَجُلًا يَدْعُو يَقُولُ: اللهُمَّ إِني أسألكَ تمامَ النعمةِ فَقَالَ: «أيُّ شَيْءٍ تَمَامُ النِّعْمَةِ؟» قَالَ: دَعْوَةٌ أَرْجُو بِهَا خَيْرًا فَقَالَ: «إِنَّ مِنْ تَمَامِ النِّعْمَةِ دُخُولَ الْجَنَّةِ وَالْفَوْزَ مِنَ النَّارِ» . وَسَمِعَ رَجُلًا يَقُولُ: يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ فَقَالَ: «قَدِ اسْتُجِيبَ لَكَ فَسَلْ» . وَسَمِعَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَجُلًا وَهُوَ يَقُولُ: اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الصَّبْرَ فَقَالَ: «سَأَلْتَ اللَّهَ الْبَلَاءَ فَاسْأَلْهُ الْعَافِيَةَ» . رَوَاهُ التِّرْمِذِيّ
Muaz bin Cebel'den rivayetle şöyle dedi: Peygamber (s.a.v.), bir adamın şöyle dua ettiğini duydu: Allah'ım, Senden en mükemmel nimeti isterim. "Kusursuz nimet hangisidir?" buyurdu. Dedi ki: Hayırlı olmasını umduğum bir davet. Şöyle buyurdu: "Nimetin tamamlanması arasında Cennete girmek ve Cehennemden kaçmak da vardır." Ve bir adamın sesini duydu Şöyle diyor: Ey azamet ve şeref sahibi. "Talebiniz kabul edildi" dedi. Peygamber (s.a.v.) bir adamın şöyle dediğini duydu: Allah'ım, senden sabır diliyorum. Şöyle buyurdu: "Ben Allah'tan bela istedim, O'ndan afiyet isteyin." Tirmizi'nin rivayet ettiği
Mişkat el-Masabih : 104
Sahih
وَعَن عُثْمَان حَدَّثَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي الرَّجُلِ إِذَا اشْتَكَى عَيْنَيْهِ وَهُوَ محرمٌ ضمدهما بِالصبرِ. رَوَاهُ مُسلم
Osman'dan, Allah Resulü (s.a.v.)'den, ihramlı iken gözleri rahatsızlanınca sabırla gözlerini bandajlayan bir adam hakkında rivayette bulundu. Müslim'in anlattığı
Mişkat el-Masabih : 105
Ümmü Seleme (RA)
Sahih
وَعَن أُمِّ سلمَةَ قَالَتْ: دَخَلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حِينَ تُوُفِّيَ أَبُو سَلَمَةَ وَقَدْ جعلتُ عليَّ صَبِراً فَقَالَ: «مَا هَذَا يَا أُمَّ سَلَمَةَ؟» . قُلْتُ: إِنَّمَا هُوَ صَبِرٌ لَيْسَ فِيهِ طِيبٌ فَقَالَ: «إِنَّهُ يَشُبُّ الْوَجْهَ فَلَا تَجْعَلِيهِ إِلَّا بِاللَّيْلِ وَتَنْزِعِيهِ بِالنَّهَارِ وَلَا تَمْتَشِطِي بِالطِّيبِ وَلَا بِالْحِنَّاءِ فَإِنَّهُ خضاب» . رَوَاهُ أَبُو دَاوُد وَالنَّسَائِيّ
Ümmü Seleme'den rivayetle şöyle dedi: Ebu Seleme vefat ettiğinde, Allah Resulü'nün (s.a.v.) yanına geldi, sen de bana sabretmiştin. "Bu nedir Ümmü Seleme?" dedi. . Dedim ki: Bu sabırdır ve bunda hayır yoktur. “Yüzün genç görünmesini sağlar, bu nedenle gece dışında uygulamayın ve çıkarın” dedi. Gün içerisinde saçlarınızı parfüm veya kına ile taramayın, çünkü bu pigmentasyondur.” Ebu Davud ve Nesa'i'nin rivayet ettiği
Mişkat el-Masabih : 106
Sahih
وَعَن عبدِ اللَّهِ بنِ أُنَيْسٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّ مِنْ أَكْبَرِ الْكَبَائِرِ الشِّرْكَ بِاللَّهِ وَعُقُوقَ الْوَالِدَيْنِ وَالْيَمِينَ الْغَمُوسَ وَمَا حَلَفَ حَالِفٌ بِاللَّهِ يَمِينَ صَبْرٍ فَأَدْخَلَ فِيهَا مِثْلَ جَنَاحِ بَعُوضَةٍ إِلَّا جُعِلَتْ نُكْتَةً فِي قَلْبِهِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ» . رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ وَقَالَ: هَذَا حَدِيثٌ غَرِيب
Abdullah bin Uneys'ten rivayetle şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah'a ortak koşmak, anne-babaya isyan etmek ve yemine isyan etmek en büyük günahlardandır." Dipler. Allah'a sabırla yemin eden ve sivrisineğin kanadı gibi oraya giren hiç kimse, o, kalbinde ebediyen iz bırakılmadıkça. Diriliş Gününde. Bunu Tirmizi rivayet etti ve şöyle dedi: Bu garip bir hadistir.
Mişkat el-Masabih : 107
Sahih
وَعَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: " آخِرُ مَنْ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ رَجُلٌ يَمْشِي مَرَّةً وَيَكْبُو مَرَّةً وَتَسْفَعُهُ النارُ مرّة فإِذا جاؤوها الْتَفَتَ إِلَيْهَا فَقَالَ: تَبَارَكَ الَّذِي نَجَّانِي مِنْكِ لَقَدْ أَعْطَانِي اللَّهُ شَيْئًا مَا أَعْطَاهُ أَحَدًا مِنَ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ فَتُرْفَعُ لَهُ شَجَرَةٌ فَيَقُولُ: أَيْ رَبِّ أَدْنِنِي مِنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ فَلْأَسْتَظِلَّ بِظِلِّهَا وَأَشْرَبَ مِنْ مَائِهَا فَيَقُولُ اللَّهُ: يَا ابْنَ آدَمَ لَعَلِّي إِنْ أَعْطَيْتُكَهَا سَأَلْتَنِي غَيْرَهَا؟ فَيَقُولُ: لَا يَا رَبِّ وَيُعَاهِدُهُ أَنْ لَا يَسْأَلَهُ غَيْرَهَا وَرَبُّهُ يَعْذُرُهُ لِأَنَّهُ يَرَى مَا لَا صَبْرَ لَهُ عَلَيْهِ فَيُدْنِيهِ مِنْهَا فَيَسْتَظِلُّ بِظِلِّهَا وَيَشْرَبُ مِنْ مَائِهَا ثُمَّ تُرْفَعُ لَهُ شَجَرَةٌ هِيَ أَحْسَنُ مِنَ الْأُولَى فَيَقُولُ: أَيْ رَبِّ أَدْنِنِي مِنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ لِأَشْرَبَ مِنْ مَائِهَا وَأَسْتَظِلَّ بِظِلِّهَا لَا أَسْأَلُكَ غَيْرَهَا. فَيَقُولُ: يَا ابْنَ آدَمَ أَلَمْ تُعَاهِدْنِي أَنْ لَا تَسْأَلَنِي غَيْرَهَا؟ فَيَقُولُ: لَعَلِّي إِنْ أَدْنَيْتُكَ مِنْهَا تَسْأَلُنِي غَيْرَهَا؟ فَيُعَاهِدُهُ أَنْ لَا يَسْأَلَهُ غَيْرَهَا وَرَبُّهُ يَعْذُرُهُ لِأَنَّهُ يَرَى مَا لَا صَبْرَ لَهُ عَلَيْهِ فَيُدْنِيهِ مِنْهَا فَيَسْتَظِلُّ بِظِلِّهَا وَيَشْرَبُ مِنْ مَائِهَا ثُمَّ تُرْفَعُ لَهُ شَجَرَةٌ عِنْدَ بَابِ الْجَنَّةِ هِيَ أَحْسَنُ مِنَ الْأُولَيَيْنِ فَيَقُولُ: أَيْ رَبِّ أَدْنِنِي مِنْ هَذِهِ فَلِأَسْتَظِلَّ بِظِلِّهَا وَأَشْرَبَ مِنْ مَائِهَا لَا أَسْأَلُكَ غَيْرَهَا. فَيَقُولُ: يَا ابْنَ آدَمَ أَلَمْ تُعَاهِدْنِي أَنْ لَا تَسْأَلَنِي غَيْرَهَا؟ قَالَ: بَلَى يَا رَبِّ هَذِهِ لَا أَسْأَلُكَ غَيْرَهَا وَرَبُّهُ يَعْذُرُهُ لِأَنَّهُ يَرَى مَا لَا صَبْرَ لَهُ عَلَيْهِ فَيُدْنِيهِ مِنْهَا فَإِذَا أَدْنَاهُ مِنْهَا سَمِعَ أَصْوَاتَ أَهْلِ الْجَنَّةِ فيقولُ: أَي رَبِّ أَدْخِلْنِيهَا فَيَقُولُ: يَا ابْنَ آدَمَ مَا يصريني مِنْك؟ أيرضيك أَن أُعْطِيك الدُّنْيَا وَمِثْلَهَا مَعَهَا. قَالَ: أَيْ رَبِّ أَتَسْتَهْزِئُ مِنِّي وَأَنْتَ رَبُّ الْعَالَمِينَ؟ فَضَحِكَ ابْنُ مَسْعُودٍ فَقَالَ: أَلا تسألونيّ ممَّ أضْحك؟ فَقَالُوا: مِم تضحك؟ فَقَالَ: هَكَذَا ضَحِكَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. فَقَالُوا: مِمَّ تَضْحَكُ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: " من ضحك رَبُّ الْعَالَمِينَ؟ فَيَقُولُ: إِنِّي لَا أَسْتَهْزِئُ مِنْكَ وَلَكِنِّي على مَا أَشَاء قدير ". رَوَاهُ مُسلم
İbni Mesud'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Cennete en son girecek kişi, bazen yürüyen, bazen yere düşen, bir defa da Cehennemde yanan bir adam olacaktır." Onun yanına vardıklarında ona döndü ve şöyle dedi: Ne mutlu beni senden kurtarana. Allah kimseye vermediği bir şeyi bana verdi. İlk ve son. Sonra onun için bir ağaç kaldırılır ve şöyle der: Ya Rabbi, beni bu ağaca yaklaştır da onun gölgesinde gölgeleneyim ve suyundan içeyim. Allah der ki: Ey Ademoğlu, belki onu sana versem benden başka bir şey istersin? Bunun üzerine şöyle der: Hayır Rabbim, kendisinden başka bir şey istemeyeceğine dair söz verir ve Rabbi de Sabrının yetmediği bir şeyi gördüğü için onu mazur görür ve onu ona yaklaştırır, böylece gölgesinde gölgelenir ve suyundan içebilir. Sonra onun için bir ağaç kaldırılır ki bu... İlkinden daha hayırlıdır ve der ki: Ya Rabbi, beni bu ağaca yaklaştır da onun suyundan içeyim ve gölgesine sığınayım. Senden başka bir şey istemiyorum. Ve diyor ki: Ah Ademoğlu, benden başka bir şey istemeyeceğine dair bana söz vermemiş miydin? Şöyle der: Belki seni ona yaklaştırsam benden başka bir şey istersin? Bunun üzerine kendisinden başka bir şey istemeyeceğine dair söz verir, ancak Rabbi, sabrının yetmediği bir şey gördüğü için onu bağışlar ve onu ona yaklaştırıp gölgesine sığınır. Onun suyundan içer, sonra onun için kaldırılır. Cennetin kapısındaki ağaç, ilk ikisinden daha hayırlıdır. Şöyle der: Ya Rabbi, beni bunlara yaklaştır ki gölgesinde gölge bulayım, suyundan içeyim. Senden başka bir şey istemiyorum. Sonra şöyle diyecek: Ey Ademoğlu, benden başka bir şey istemeyeceğine dair bana söz vermemiş miydin? Dedi ki: Evet ya Rabbi, Rabbine yemin olsun ki senden başka bir şey istemiyorum. Sabrının yetmediği bir şeyi gördüğü için onu mazur görür, onu ona yaklaştırır, yaklaşınca da cennet ehlinin sesini duyar ve şöyle der: Ey Rabbim. Oraya girin ve şöyle diyecek: Ey Ademoğlu, beni senden alıkoyan nedir? Sana dünyayı ve onun gibisini versem razı olur musun? Dedi ki: Ya Rabbi, sen âlemlerin Rabbi olduğun halde benimle alay mı ediyorsun? İbn Mesud güldü ve şöyle dedi: Bana neden güldüğümü sormuyor musun? Dediler ki: Neden gülüyorsun? Şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem böyle güldü. Dediler ki: Niçin gülüyorsun ey Allah'ın Resulü? Dedi ki: "Alemlerin Rabbini kim güldürdü? Sonra dedi ki: Ben seninle alay etmiyorum, fakat ben dilediğimi yapmaya kadirim." Müslim'in anlattığı
Musnad Ahmad : 108
It Was
حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ عَلِيٍّ، رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ مَرَّ بِي رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَنَا وَجِعٌ وَأَنَا أَقُولُ اللَّهُمَّ إِنْ كَانَ أَجَلِي قَدْ حَضَرَ فَأَرِحْنِي وَإِنْ كَانَ آجِلًا فَارْفَعْنِي وَإِنْ كَانَ بَلَاءً فَصَبِّرْنِي قَالَ مَا قُلْتَ فَأَعَدْتُ عَلَيْهِ فَضَرَبَنِي بِرِجْلِهِ فَقَالَ مَا قُلْتَ قَالَ فَأَعَدْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ اللَّهُمَّ عَافِهِ أَوْ اشْفِهِ قَالَ فَمَا اشْتَكَيْتُ ذَلِكَ الْوَجَعَ بَعْدُ
حَدَّثَنَا عَفَّانُ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَلَمَةَ عَنْ عَلِيٍّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ كُنْتُ شَاكِيًا فَمَرَّ بِي رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَذَكَرَ مَعْنَاهُ إِلَّا أَنَّهُ قَالَ اللَّهُمَّ عَافِهِ اللَّهُمَّ اشْفِهِ فَمَا اشْتَكَيْتُ ذَلِكَ الْوَجَعَ بَعْدُ.
Ben acı içindeyken Resûlullah (s.a.v.) yanımdan geçti ve ben şöyle diyordum: Allah'ım, eğer vaktim geldiyse bana ferahlık ver, henüz gelmediyse beni yükselt, eğer bu bir imtihan ise bana sabır ver. "Ne dedin?" dedi. Bunu ona tekrarladım, sonra ayağıyla beni dürttü ve şöyle dedi: "Ne dedin?" Bunu ona tekrarladım ve o da şöyle dedi: "Allahım, ona afiyet ver veya ona şifa ver." Ve ondan sonra bir daha o acıyı yaşamadım.
Ali'nin (رضي الله عنه) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ben hastaydım ve Resûlullah (s.a.v.) yanımdan geçti... O da benzer bir rivayetten söz etti, ancak şöyle dedi: "Allah'ım, ona afiyet ver; Allah'ım ona şifa ver."
Buluğul Meram : 109
Ebû Hüreyre (r.a.)
Sahih
وَعَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ; { أَنَّ رَسُولَ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم -قَتَلَ يَوْمَ بَدْرٍ ثَلَاثَةً صَبْراً } أَخْرَجَهُ أَبُو دَاوُدَ فِي
"اَلْمَرَاسِيلِ" وَرِجَالُهُ ثِقَاتٌ 1 .1 - ضعيف؛ لإرساله. وهو في "المراسيل" برقم ( 337 ).
Saeed bin Jubair'in yetkisi üzerine; {Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Bedir günü üç kişiyi sabırla öldürmüştür.} Ebu Davud'un rivayet ettiğine göre;
Al-Maraseel ve adamları güvenilirdir 1.1 - Zayıf; Göndermek için. “El-Maraseel” No. (337)’dadır.
Sunen ed-Darimi : 110
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَامِرٍ ، عَنْ شُعْبَةَ ، عَنْ أَبِي إِسْحَاق ، عَنْ جُرَيٍّ النَّهْدِيِّ ، عَنْ رَجُلٍ مِنْ بَنِي سُلَيْمٍ، قَالَ : عَقَدَهُنَّ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي يَدِي أَوْ قَالَ : عَقَدَهُنَّ فِي يَدِهِ وَيَدُهُ فِي يَدِي :" سُبْحَانَ اللَّهِ نِصْفُ الْميزَانِ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ يَمْلَأُ الْمِيزَانَ، وَاللَّهُ أَكْبَرُ يَمْلَأُ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ، وَالْوُضُوءُ نِصْفُ الْإِيمَانِ، وَالصَّوْمُ نِصْفُ الصَّبْرِ "
Sa'id bin Amir, Şu'be'den, Ebu İshak'tan, Jari en-Nahdi'den, Banu Süleym'den bir adamdan rivayet ederek şöyle dedi: Allah'ın Resulü onlarla bir sözleşme yaptı. Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun, elimde, veya dedi ki: onları elinde ve eli elimde tutarak: "Allah'ı tesbih ederim, terazinin yarısı doludur ve hamd Allah'adır ki doldurur." Allah büyüktür, gökle yer arasını doldurur, abdest imanın yarısıdır, oruç sabrın yarısıdır.”
Sunen ed-Darimi : 111
أَخْبَرَنَا الْحَكَمُ بْنُ الْمُبَارَكِ ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ ، عَنْ ابْنِ شِهَابٍ ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ، أَنَّ نَاسًا مِنْ الْأَنْصَارِ سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَعْطَاهُمْ، ثُمَّ سَأَلُوهُ فَأَعْطَاهُمْ، حَتَّى إِذَا نَفِدَ مَا عِنْدَهُ، فَقَالَ :" مَا يَكُونُ عِنْدِي مِنْ خَيْرٍ، فَلَنْ أَدَّخِرَهُ عَنْكُمْ، وَمَنْ يَسْتَعْفِفْ، يُعِفَّهُ اللَّهُ، وَمَنْ يَسْتَغْنِ، يُغْنِهِ اللَّهُ، وَمَنْ يَتَصَبَّرْ، يُصَبِّرْهُ اللَّهُ، وَمَا أُعْطِيَ أَحَدٌ عَطَاءً هُوَ خَيْرٌ وَأَوْسَعُ مِنْ الصَّبْرِ "
El-Hakam bin El-Mübarek bize, Malik, İbn Şihab'tan, Ata' bin Yezid el-Leysi'den, Ebu Sa'id el-Hudri'den rivayetle şöyle dedi: Ensar'dan bazı kişiler, Resûlullah'a (s.a.v.) sordular, o da onlara verdi, sonra onlar ona sordular, o da onlara verdi, ta ki elindekiler bitene kadar: Dedi ki: "Ne kadar iyiliğim varsa sizden esirgemem. Kim iffetliyse Allah onu affeder, kim de kendine yetirse Allah onu zenginleştirir, kim sabrederse Allah onu bağışlar. Allah ona sabır verir ve hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha kapsamlı bir hediye verilmemiştir."
Sunen ed-Darimi : 112
أَخْبَرَنَا عُثْمَانُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي شَيْبَةَ ، وَمُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ أَبِي خَلَفٍ ، قَالَا : حَدَّثَنَا سُفْيَانُ ، عَنْ أَيُّوبَ بْنِ مُوسَى ، عَنْ نُبَيْهِ بْنِ وَهْبٍ ، عَنْ أَبَانَ بْنِ عُثْمَانَ ، عَنْ أَبِيهِ ، أَنّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ فِي الْمُحْرِمِ إِذَا اشْتَكَى عَيْنَيْهِ :" يَضْمِدُهَا بِالصَّبِرِ "
Osman bin Muhammed bin Ebi Şeybe ve Muhammed bin Ahmed bin Ebu Halaf bize şöyle dedi: Süfyan, Eyyub bin Musa'dan, Nebih ibn Vehb'den, Eban ibn Osman'dan, babasından rivayetle, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah onu bereketlesin ve ona huzur versin, gözleri şikayet ettiği zaman ihramlı bir kimse hakkında şöyle buyurdu: Onu sabırla bağlar.”
Sunen ed-Darimi : 113
أَخْبَرَنَا أَبُو عَاصِمٍ ، عَنْ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ جَعْفَرٍ ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْأَشَجِّ ، عَنْ أَبِيهِ ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ تِعْلَى ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ الْأَنْصَارِيِّ : أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ" نَهَى عَنْ صَبْرِ الدَّابَّةِ ".
قَالَ أَبُو أَيُّوبَ : لَوْ كَانَتْ دَجَاجَةً مَا صَبَرْتُهَا
Ebu Asım bize Abdülhamid ibn Cafer'den, Yezid ibn Ebi Habib'den, Bukayr ibn Abdullah ibn el-Eşcac'tan, babasından, Ubeyd ibn Ta'la'dan, Ebu Eyyub el-Ensari'den rivayetle şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) "hayvanın sabrını yasakladı." Ebu dedi Eyüp: Eğer tavuk olsaydı ona sabretmezdim.
Sunen ed-Darimi : 114
أَخْبَرَنَا جَعْفَرُ بْنُ عَوْنٍ ، عَنْ زَكَرِيَّا ، عَنْ الشَّعْبِيِّ ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُطِيعٍ ، عَنْ مُطِيعٍ ، قَالَ : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ :" لَا يُقْتَلُ قُرَشِيٌّ صَبْرًا بَعْدَ هَذَا الْيَوْمِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ "، حَدَّثَنَا يَعْلَى ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا ، عَنْ عَامِرٍ ، قَالَ : قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُطِيعٍ ، سَمِعْتُ مُطِيعًا ، يَقُولُ : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ.
..
..
..
. فَذَكَرَ نَحْوَهُ.
قَالَ أَبُو مُحَمَّدٍ : فَسَّرُوا ذَلِكَ : أَنْ لَا يُقْتَلَ قُرَشِيٌّ عَلَى الْكُفْرِ يَعْنِي : لَا يَكُونُ هَذَا أَنْ يَكْفُرَ قُرَشِيٌّ بَعْدَ ذَلِكَ الْيَوْمِ فَأَمَّا فِي الْقَوَدِ، فَيُقْتَلُ
Cafer bin Aun bize Zekeriya'dan, Şa'bi'den, Abdullah bin Muti'den, Muti'den rivayetle şöyle dedi: Resûlullah'ı (s.a.v.) işittim, Allah ona bereket versin ve ona selâmet versin. Mekke'nin fethedildiği gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bu günden sonra, kıyamet gününe kadar hiçbir Kureyşli sabrettiği için öldürülmeyecektir." Ya'la bize dedi ki, Bizimle konuşun Zekeriya, Amer'den rivayetle şöyle demiştir: Abdullah bin Muti dedi ki: Muti'yi şöyle derken işittim: Resûlullah'ı işittim, Allah ona salat ve selam versin. .. .. .. . Yani buna benzer bir şeyden bahsetti. Ebu Muhammed şöyle dedi: Şöyle açıkladılar: Bir Kureyşlinin inançsızlık nedeniyle öldürülmemesi gerektiğini, yani: Bu, o günden sonra bir Kureyşlinin inançsızlık nedeniyle öldürülmemesi gerektiği anlamına gelmez. Araba sürmeye gelince öldürülecek
Nevevi'nin 40 Hadisi : 115
On the authority of Abu Abbas Abdullah bin Abbas (may Allah be pleased with him) who said
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: "كُنْت خَلْفَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه و سلم يَوْمًا، فَقَالَ: يَا غُلَامِ! إنِّي أُعَلِّمُك كَلِمَاتٍ: احْفَظْ اللَّهَ يَحْفَظْك، احْفَظْ اللَّهَ تَجِدْهُ تُجَاهَك، إذَا سَأَلْت فَاسْأَلْ اللَّهَ، وَإِذَا اسْتَعَنْت فَاسْتَعِنْ بِاَللَّهِ، وَاعْلَمْ أَنَّ الْأُمَّةَ لَوْ اجْتَمَعَتْ عَلَى أَنْ يَنْفَعُوك بِشَيْءٍ لَمْ يَنْفَعُوك إلَّا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَك، وَإِنْ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ يَضُرُّوك بِشَيْءٍ لَمْ يَضُرُّوك إلَّا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَيْك؛ رُفِعَتْ الْأَقْلَامُ، وَجَفَّتْ الصُّحُفُ" . رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ [رقم:2516] وَقَالَ: حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ.
وَفِي رِوَايَةِ غَيْرِ التِّرْمِذِيِّ: "احْفَظْ اللَّهَ تَجِدْهُ أمامك، تَعَرَّفْ إلَى اللَّهِ فِي الرَّخَاءِ يَعْرِفُك فِي الشِّدَّةِ، وَاعْلَمْ أَنَّ مَا أَخْطَأَك لَمْ يَكُنْ لِيُصِيبَك، وَمَا أَصَابَك لَمْ يَكُنْ لِيُخْطِئَك، وَاعْلَمْ أَنَّ النَّصْرَ مَعَ الصَّبْرِ، وَأَنْ الْفَرَجَ مَعَ الْكَرْبِ، وَأَنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا".
Abdullah bin Abbas (Allah her ikisinden de razı olsun) kanalıyla şöyle dedi: "Bir gün Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in arkasındaydım ve şöyle dedi: Ey yavrum, sana bazı sözler öğretiyorum: Ezberle, Allah seni korusun, Allah'ı korusun, O'nu karşında bulursun. Dilersen Allah'tan iste, yardım istersen Allah'tan yardım dile ve bil ki, Eğer ümmet sana bir fayda sağlamak için toplansalar, Allah'ın senin için yazdığından başka bir fayda sağlayamazlar; sana bir zarar vermek için toplansalar, sana zarar veremezler. Allah'ın sizin için yazdığı bir şey hariç; Kalemler çıkarıldı ve tomarlar kurutuldu.” Tirmizî'den rivayet edilmiştir [No. 2516] ve şöyle dedi: Güzel ve sahih bir hadis. Tirmizî'den başka bir rivayette ise: "Allah'ı koruyun ki O'nu karşınızda bulursunuz. Bollukta Allah'ı tanıyın, O da sizi darlıkta tanıyacaktır ve bilin ki size haksızlık eden, başınıza gelmek değildir, başınıza gelen şey de sizi kaçırmamaktır ve bilin ki, zafer sabırla gelir, kurtuluş sıkıntıyla ve zorlukla birlikte gelir." "Kolaylaştırmak."
Nevevi'nin 40 Hadisi : 116
On the authority of Abu Malik al-Harith bin Asim al-Asharee (may Allah be pleased with him) who said
عَنْ أَبِي مَالِكٍ الْحَارِثِ بْنِ عَاصِمٍ الْأَشْعَرِيِّ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه و سلم "الطَّهُورُ شَطْرُ الْإِيمَانِ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلَأُ الْمِيزَانَ، وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلَآنِ -أَوْ: تَمْلَأُ- مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ، وَالصَّلَاةُ نُورٌ، وَالصَّدَقَةُ بُرْهَانٌ، وَالصَّبْرُ ضِيَاءٌ، وَالْقُرْآنُ حُجَّةٌ لَك أَوْ عَلَيْك، كُلُّ النَّاسِ يَغْدُو، فَبَائِعٌ نَفْسَهُ فَمُعْتِقُهَا أَوْ مُوبِقُهَا".
[رَوَاهُ مُسْلِمٌ].
Ebu Malik el-Hâris bin Asım el-Eş'arî (r.a.)'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.) sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Temizlik imanın yarısıdır ve hamd Allah'a mahsustur." Terazileri doldurur, Allah'ı tesbih ederim ve hamd Allah'a mahsustur, gök ile yer arasını doldurur - veya: doldurur ve dua nurdur. Sadaka delildir, sabır nurdur ve Kur'an lehinize veya aleyhinize delildir. Her insan, ister serbest bıraksın, ister serbest bıraksın, ruhunu satan biri haline gelir.” (Müslim rivayet etmiştir).