Bölüm 5
Bölümlere Dön
01
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1526
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: حق المسلم على المسلم ستة. فسئل يا رسول الله! ما هي هذه الحقوق؟ فقال: (1) إذا لقي المسلم فسلّم عليه، (2) وإذا دعاك أحد أجبته، (3) وإذا سألك أحد بخير فنصحته به، (4) وإذا عطست فشمه، (5) وإذا مرض فعدته، (6) وإذا مات شاركته في جنازته. [1]
Dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: Müslümanın, Müslüman üzerinde altı hakkı vardır. Kendisine soruldu: Ey Allah'ın Resulü! Bu haklar nelerdir? Cevap olarak şöyle buyurdu: (1) Bir Müslümanla karşılaşırsa selam verir, (2) Sana bir kimse çağırırsa, onu kabul edersin, (3) Bir kimse senden iyilik isterse ona iyilik yapmasını öğütlersin, (4) Hapşırırsan Yerhamükall-ha der, (5) Bir kimse hasta olursa onu ziyaret edersin, (6) Bir kimse ölürse cenazesine katılırsın. [1]
02
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1528
وَعَنْ ثَوْبَانَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: «إِنَّ الْمُسْلِمَ إِذَا عَادَ أَخَاهُ الْمُسْلِمَ لَمْ يَزَلْ فِىْ خُرْفَةِ الْجَنَّةِ حَتّى يَرْجِعَ» . رَوَاهُ مُسْلِمٌ
Sevban'dan rivayetle şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Bir Müslüman, Müslüman kardeşinin yanına dönerse, o dönünceye kadar cennette kalamaz." Müslim'in anlattığı
03
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1530
وَعَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ: أَنَّ النَّبِيَّ ﷺ دَخَلَ عَلَى اعْرَابِيٍّ يَعُودُه وَكَانَ إِذَا دَخَلَ عَلى مَرِيضٍ يَعُودُه قَالَ: «لَا بَأْسَ طَهُوْرٌ إِنْ شَآءَ اللّهُ» فَقَالَ لَه: «لَا بَأْسَ طَهُوْرٌ إِنْ شَآءَ اللّهُ» . قَالَ: كَلَّا بَلْ حُمّى تَفُوْرُ عَلى شَيْخٍ كَبِيْرٍ تَزِيْرُهُ الْقُبُوْرُ. فَقَالَ: «فَنَعَمْ إِذَنْ» . رَوَاهُ البُخَارِيُّ
İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir Bedevi'yi ziyaret etmiş, onu ziyaret etmiş, o da bir hastayı ziyaret ettiğinde onu ziyaret ederek: "İnşallah, temizlenmekte bir sakınca yoktur" diyerek ona şöyle buyurdu: "İnşaallah, temizlenmekte bir sakınca yoktur." Dedi ki: Hayır, daha doğrusu bu, yaşlı bir adamda çıkan ve onu kabirlerin ziyaret ettiği bir ateştir. "Evet o zaman" dedi. Bunu Buhari'de rivayet etmiştir.
04
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1532
وَعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهَا قَالَتْ: كَانَ إِذَا اشْتَكَى الْإِنْسَانُ الشَّيْءَ مِنْهُ أَوْ كَانَتْ بِه قَرْحَةٌ أَوْ جُرْحٌ قَالَ النَّبِيُّ ﷺ بِأُصْبُعِه: «بِسْمِ اللّهِ تُرْبَةُ أَرْضِنَا بِرِيقَةِ بَعْضِنَا لِيُشْفى سَقِيْمُنَا بِإِذْنِ رَبِّنَا». (مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ)
Aişe (Allah Ondan razı olsun)'den rivayetle şöyle demiştir: Bir kimse bir şeyden şikayet ettiğinde veya ülseri veya yarası olduğunda, Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) parmağıyla şöyle buyurdu: "Toprağımızın toprağı ve bazılarımızın tükürüğü olan Allah'ın adıyla, Rabbimizin izniyle hastalarımıza şifa olsun." (anlaştık)
05
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1533
وَعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهَا قَالَتْ: كَانَ النَّبِيُّ ﷺ إِذَا اشْتَكى نَفَثَ عَلى نَفْسِه بِالْمُعَوِّذَاتِ وَمَسَحَ عَنْهُ بِيَدِه فَلَمَّا اشْتَكى وَجَعَهُ الَّذِىْ تُوُفِّيَ فِيهِ كُنْتُ أَنْفِثُ عَلَيْهِ بِالْمُعَوِّذَاتِ الَّتِىْ كَانَ يَنْفِثُ وَأَمْسَحُ بِيَدِ النَّبِيِّ ﷺ. (مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ)\nوَفِىْ رِوَايَةٍ لِمُسْلِمٍ قَالَتْ: كَانَ إِذَا مَرِضَ أَحَدٌ مِنْ أَهْلِ بَيْتِه نَفَثَ عَلَيْهِ بِالْمُعَوِّذَاتِ
Aişe (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şikayet ettiğinde şeytan kovucularla kendi üzerine üfler ve eliyle onu temizlerdi. Şikayet ettiğinde acı çekiyordu ve bu sırada öldü. Onun soluduğu şeytan çıkarma dualarını ben de onun üzerine üflerdim ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in elini meshederdim. (Anlaştık)\nVe bir Müslümana verdiği bir rivayette şöyle dedi: Ev halkından biri hastalanırsa, şeytan kovucularla birlikte ona üfürürdü.
06
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1534
قال: فحدث رسول الله صلى الله عليه وسلم عن وجع يجده في جسده. فلما سمع ذلك رسول الله صلى الله عليه وسلم قال له: "يدك حيث تألم". احفظ ثم قل بسم الله ثلاث مرات وقل سبع مرات أعوذ بعزة الله وقدرته من شري ماجدو ووها زير (أي أعوذ بعزة الله وقدرته التي أشعر بها وأخافها). من أذيته).\n\nقال عثمان بن أبي العاص: ففعلت ذلك. ونتيجة لذلك، أزال الله الألم في جسدي. (مسلم)[1]
Bir defasında vücudunda hissettiği bir acıyı Resûlullah (s.a.v.)'e anlattı. Bunu duyan Allah Resulü (s.a.v.) ona, "Elin ağrıyan yerdir" dedi. Sonra üç defa “Bismillah-ha” (Allah'ın adıyla anlamında) deyin ve yedi defa “A'Uzu bi'yazatil-hi wa kudratihi min şerri ma- ajidu wauha-zeer” (yani Allah'ın hissettiğim ve korktuğum izzetine ve kudretine sığınırım) deyin. ona zarar vermekten kaçının).\n\n`Osman ibn Abul ``Dediğim gibi öyle yaptım. Bunun sonucunda Allah bedenimdeki acıyı giderdi. (Müslüman)[1]
07
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1536
وَعَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ يُعَوِّذُ الْحَسَنَ وَالْحُسَيْنَ: «أُعِيْذُكُمَا بِكَلِمَاتِ اللّهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لَامَّةٍ» وَيَقُولُ: «إِنَّ أَبَاكُمَا كَانَ يُعَوِّذُ بِهِمَا إِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ» . رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ وَفِي أَكْثَرِ نُسَخِ الْمَصَابِيْحِ: «بِهِمَا» عَلى لَفْظِ التَّثْنِيَةِ
İbn Abbas'tan rivayetle şöyle dedi: Allah'ın Elçisi, Allah onu kutsasın ve ona huzur versin, Hasan ve Hüseyin'e sığınırdı: "Her şeytandan, yaratıktan ve her nazardan Allah'ın mükemmel sözleriyle sana sığınırım." Lammah” der ve şöyle der: “Gerçekten baban İsmail ve İshak’a sığınırdı.” El-Buhari ve El-Mesabih'in çoğu nüshasında rivayet edilmiştir: "onlarla" ikili ifadeye dayanmaktadır.
08
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1537
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «إن الله يضر من يشاء». (البخاري)[1]
Dedi ki: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: Allah dilediğine zarar verir. (Buhari)[1]
09
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1539
وَعَنْ عَبْدِ اللّهِ بْنِ مَسْعُودٍ قَالَ: دَخَلْتُ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ وَهُوَ يُوعَكُ فَمَسِسْتُه بِيَدِىْ فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللّهِ إِنَّكَ لَتُوعَكُ وَعْكًا شَدِيدًا. فَقَالَ النَّبِيُّ ﷺ: «أَجَلْ إِنِّىْ أُوعَكُ كَمَا يُوعَكُ رَجُلَانِ مِنْكُمْ» . قَالَ: فَقُلْتُ: ذلِكَ لِأَنَّ لَكَ أَجْرَيْنِ؟ فَقَالَ: «أَجَلْ» . ثُمَّ قَالَ: «مَا مِنْ مُسْلِمٍ يُصِيبُه أَذًى مِنْ مَرَضٍ فَمَا سِوَاهُ إِلَّا حَطَّ اللّهُ تَعَالى بِه سَيِّئَاتِه كَمَا تَحُطُّ الشَّجَرَةُ وَرَقَهَا». (مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ)
Abdullah bin Mesud'dan rivayetle o şöyle dedi: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in kendisini rahatsız olduğu bir sırada yanına girdim ve elimle ona dokundum ve şöyle dedim: Ey Allah'ın Resulü, sen çok hastasın. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Evet, ben sizden iki adam kadar zayıfım." Dedi ki: Ben de dedim ki: Bu senin iki sevabın olduğu için mi? "Evet" dedi. Sonra şöyle dedi: "Ne?" "Bir Müslümana hastalık veya başka bir zarar isabet ederse, Cenab-ı Hak, ağacın yapraklarını dökmesi gibi onun kötü amellerini giderir." (anlaştık)
10
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1540
وَعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهَا قَالَتْ: مَا رَأَيْتُ أَحَدًا الْوَجَعُ عَلَيْهِ أَشَدُّ مِنْ رَسُولِ اللّهِ ﷺ. (مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ)
Aişe (Allah ondan razı olsun)'den rivayetle şöyle dedi: Reslullah'tan daha şiddetli ağrı çeken birini görmedim, Allah ona bereket versin ve ona huzur versin. (anlaştık)
11
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1541
وَعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهَا قَالَتْ: مَاتَ النَّبِيُّ ﷺ بَيْنَ حَاقِنَتِىْ وَذَاقِنَتِىْ فَلَا أَكْرَه شِدَّةَ الْمَوْتِ لِأَحَدٍ أَبَدًا بَعْدَ النَّبِيَّ ﷺ. رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ
Aişe (Allah ondan razı olsun)'dan rivayetle şöyle dedi: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) benim zamanımda ve benim zevkimde öldü, dolayısıyla Peygamber'den sonra hiç kimsenin ölümünün şiddetinden asla nefret etmeyeceğim. Allah ondan razı olsun ve ona huzur versin. Buhari'nin rivayet ettiği
12
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1542
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: مثل المؤمن كمثل غصن من الحبة في الحقل، تشده الريح. مرة واحدة يميل إلى هذا الجانب. يستقيم مرة أخرى. وهكذا انتهت حياته. ومثل المنافق كمثل شجرة بيبال قوية قائمة. هذه الشجرة لا تحتاج إلى صدمة قبل أن تسقط على الأرض. [1]
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Mü'minin misali, rüzgârın ileri geri savurduğu tarladaki taze ve körpe bir tahıl dalı gibidir. Bir kez bu tarafa eğildi. Tekrar düzelir. Böylece hayatı sona erdi. Ve münafığın misali, ayakta duran sağlam bir ağaç gibidir. Bu ağacın yere düşmeden önce şoka ihtiyacı yok. [1]
13
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1544
وَعَنْ جَابِرٍ قَالَ: دَخَلَ رَسُوْلِ اللّهِ ﷺ عَلَى اُمِّ السَّائِبِ فَقَالَ: «مَالَكِ تُزَفْزِفِينَ؟» . قَالَتِ: الْحُمّى لَا بَارَكَ اللّهُ فِيهَا فَقَالَ: «لَا تَسُبِّي الْحُمّى فَإِنَّهَا تُذْهِبُ خَطَايَا بَنِىْ ادَمَ كَمَا يُذْهِبُ الْكِيْرُ خَبَثَ الْحَدِيْدِ» . رَوَاهُ مُسْلِمٌ
Cabir'in yetkisi üzerine şöyle dedi: Allah'ın Elçisi, Allah onu kutsasın ve ona huzur versin, Ümmü's-Sa'ib'in yanına girdi ve şöyle dedi: "Neden kaynaşıyorsunuz?" . Şöyle dedi: Ateş, Allah bereket versin. Şöyle buyurdu: "Ateşe sövmeyin; çünkü ateş, demirin pisliğini giderdiği gibi, o da Âdemoğullarının günahlarını giderir." Müslim'in anlattığı
14
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1547
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: الشهداء خمسة: (1) الذين يموتون بالطاعون، (2) والذين يموتون في البطن، (3) والذين يموتون في الماء، (4) والذين يموتون تحت الجدر، (5) والجهاد في سبيل الله. شخص ميت [1]
Dedi ki: Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: Beş çeşit şehit vardır: (1) Vebadan ölenler, (2) Mide rahatsızlığından ölenler, (3) Suda boğulanlar, (4) Duvar altında ölenler ve (5) Allah yolunda cihat edenler. ölen kişi [1]
15
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1548
وَعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهَا قَالَتْ: سَأَلَتْ رَسُولَ اللّهِ ﷺ عَنِ الطَّاعُونِ فَأَخْبَرَنِي: «أَنَّه عَذَابٌ يَبْعَثُهُ اللّهُ عَلى مَنْ يَشَاءُ وَأَنَّ اللّهَ جَعَلَه رَحْمَةً لِلْمُؤْمِنِيْنَ لَيْسَ مِنْ أَحَدٍ يَقَعُ الطَّاعُونُ فَيَمْكُثُ فِي بَلَدِه صَابِرًا مُحْتَسِبًا يَعْلَمُ أَنَّه لَا يُصِيْبُه إِلَّا مَا كَتَبَ اللّهُ لَه إِلَّا كَانَ لَه مِثْلُ أَجْرِ شَهِيْدٍ» . رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ
Aişe (Allah ondan razı olsun)'dan rivayetle şöyle dedi: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e veba hakkında sordum, o da bana şöyle dedi: "Bu, Allah'ın dilediğine gönderdiği bir azaptır." Ve Allah onu mü'minler için bir rahmet kıldı. Hiç kimse vebaya yakalanıp, Allah'ın kendisine yazdığı şehit sevabı gibi bir sevaptan başkasının başına gelmeyeceğini bilerek, sabrederek ve sevabını umarak yurdunda kalmaz." Buhari'nin rivayet ettiği
16
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1549
وَعَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: «الطَّاعُوْنُ رِجْزٌ أُرْسِلَ عَلى طَائِفَةٍ مِنْ بَنِىْ إِسْرَائِيْلَ أَوْ عَلى مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ فَإِذَا سَمِعْتُمْ بِه بِأَرْضٍ فَلَا تَقْدَمُوْا عَلَيْهِ وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا فَلَا تَخْرُجُوْا فِرَارًا مِنْهُ». (مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ)
Usame bin Zeyd'den rivayetle şöyle dedi: Allah'ın Elçisi, Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun, şöyle dedi: "Veba, İsrailoğullarından bir grup veya sizden öncekilerin üzerine gönderilen bir beladır." O halde, bir yerde onun haberini duyarsanız, ona yaklaşmayın, siz oradayken o bir yerde meydana gelirse, oradan kaçmak için dışarı çıkmayın.” (anlaştık)
17
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1551
قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: من أصبح مسلماً يعود مريضاً مسلماً صلى عليه سبعون ألف ملك حتى يمسي. وإذا زارها عشية صلى له سبعون ألف ملك حتى يصبح، وخلق له روضة في الجنة. [1]
Şöyle dedi: Ben Resûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu işittim: Sabahleyin hasta bir Müslümanı görmeye giden Müslümana, akşama kadar yetmiş bin melek (melek) dua eder. Akşam onu ziyaret ederse onun için yetmiş bin melek sabaha kadar dua etmeye devam etti ve onun için cennette bir bahçe yaratıldı. [1]
18
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1553
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: من عاد أخا مسلما مريضا بعد أن يتوضأ يحتسبه، بعده عن النار ستين خريفا. [1]
Dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Kim hasta bir Müslüman kardeşini abdest aldıktan sonra sevap niyetiyle ziyaret ederse, o kişi Cehennemden altmış yıl uzak tutulur. [1]
19
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1554
وَعَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: «مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَعُودُ مُسْلِمًا فَيَقُولُ سَبْعَ مَرَّاتٍ: أَسْأَلُ اللّهَ الْعَظِيمَ رَبَّ الْعَرْشِ الْعَظِيْمِ أَنْ يَّشْفِيَكَ إِلَّا شُفِيَ إِلَّا أَنْ يَكُونَ قَدْ حَضَرَ أَجَلُه». رَوَاهُ أَبُو دَاوُدَ وَالتِّرْمِذِيُّ
İbni Abbas'tan rivayetle şöyle demiştir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Hiçbir Müslüman, bir başka Müslümana dönüp yedi defa: Büyük Arş'ın Rabbi olan Cenab-ı Hakk'tan dilerim ki, zamanı gelmedikçe sana şifa verir." der. Ebu Davud ve Tirmizî'nin rivayet ettiği
20
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1555
وَعَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّ النَّبِيَّ ﷺ: كَانَ يُعَلِّمُهُمْ مِنَ الْحُمّى وَمِن الْأَوْجَاعِ كُلِّهَا أَنْ يَقُوْلُوْا: «بِسْمِ اللهِ الْكَبِيْرِ أَعُوذُ بِاللّهِ الْعَظِيمِ مِنْ شَرِّ كُلِّ عِرْقٍ نَعَّارٍ وَمِنْ شَرِّ حَرِّ النَّارِ» . رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ وَقَالَ هذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لَا يُعْرَفُ إِلَّا مِنْ حَدِيثِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ إِسْمَاعِيلَ وَهُوَ يُضَعَّفُ فِي الحَدِيْثِ
İbni Abbas'tan rivayete göre, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onlara ateş ve her türlü ağrıyı öğretir ve şöyle derdi: "Büyük Allah'ın adıyla, Allah'a sığınırım." Cehennem ateşi her ırkın şerrinden daha büyük ve ateşin hararetinin şerrinden daha büyüktür.” Tirmizî şöyle demiştir: Bu, ancak hadisten bilinen garip bir hadistir. İbrahim bin İsmail hadislerinde zayıftır.
21
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1556
وَعَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللّهِ ﷺ يَقُولُ: «مَنِ اشْتَكى مِنْكُمْ شَيْئًا أَوِ اشْتَكَاهُ أَخٌ لَه فَلْيَقُلْ: رَبُّنَا اللّهُ الَّذِي فِي السَّمَاءِ تَقَدَّسَ اسْمُكَ أَمْرُكَ فِي السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ كَمَا أَنَّ رَحْمَتُكَ فِي السَّمَاءِ فَاجْعَلْ رَحْمَتَكَ فِي الْأَرْضِ اغْفِرْ لَنَا حُوْبَنَا وَخَطَايَانَا أَنْتَ رَبُّ الطَّيِبِيْنَ أَنْزِلْ رَحْمَةً مِنْ رَحْمَتِكَ وَشِفَاءً مِنْ شِفَائِكَ عَلى هذَا الْوَجَعِ. فَيَبْرَأُ». رَوَاهُ أَبُو دَاوُدَ
Ebu'd-Derdâ'dan rivayetle şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.)'i şöyle derken işittim: "Sizden kim şikayet ederse veya onun bir kardeşi bir şeyden şikayet ederse şöyle desin: Rabbimiz, göklerdeki Allah. Adın mübarek olsun. Göklerde ve yerde emrin vardır. Göklerde merhametin olduğu gibi, yerde de merhametini göster. Günahlarımızı ve günahlarımızı bağışla. Sen iyiliklerin Rabbisin." Bu acıya rahmetinden bir rahmet, şifandan bir şifa indir.” Ebu Davud'un anlatımıyla
22
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1557
وَعَنْ عَبْدِ اللّهِ بْنِ عَمْرٍو قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: «إِذَا جَاءَ الرَّجُلُ يَعُوْدُ مَرِيْضًا فَلْيَقُلْ اللّهُمَّ اشْفِ عَبْدَكَ يَنْكَأُ لَكَ عَدُوًّا أَوْ يَمْشِىْ لَكَ إِلى جَنَازَةٍ» رَوَاهُ أَبُو دَاوُدَ
Abdullah bin Amr'dan rivayetle şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim hasta olarak geri dönerse, şöyle desin: Allah'ım, düşmanın olacak kuluna şifa ver." Ya da senin için bir cenazeye yürür.” Ebu Davud rivayet etmiştir.
23
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1560
وَعَنْ عَبْدِ اللّهِ بْنِ عَمْرٍو قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: «إِن الْعَبْدَ إِذَا كَانَ عَلى طَرِيْقَةٍ حَسَنَةٍ مِنَ الْعِبَادَةِ ثُمَّ مَرِضَ قِيلَ لِلْمَلَكِ الْمُوَكَّلِ بِه: اكْتُبْ لَه مِثْلَ عَمَلِه إِذَا كَانَ طَلِيْقًا حَتّى أطْلِقَه أَوْ أَكْفِتَه إِلَيَّ
Abdullah bin Amr'dan rivayetle şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Eğer bir kul güzel bir ibadette bulunur ve sonra hastalanırsa, padişaha haber verilir... Görevlendirilen kişiye: Ben onu serbest bırakıncaya veya bana görevlendirinceye kadar, eğer serbest ise, yaptığı işin bir benzerini ona yaz.
24
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1561
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إذا تعرض المسلم لخطر في بدنه، قيل للملائكة، ما كان هذا العبد يعمله من الأعمال الصالحة، اكتبوا في عملائه. وبعد ذلك شفاه الله وغسل ذنوبه. وإذا رفعه غفر له ورحمه. [1]
Dedi ki, Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: Bir Müslüman maddi tehlikeye maruz kaldığında, melikahlara (meleklere) anlatılır, bu kulun düzenli olarak yaptığı iyilikler, amelnâme'sine yazmaya devam eder. Bundan sonra Tanrı onu iyileştirdi ve suçunu ortadan kaldırdı. Ve eğer onu kaldırırsa onu bağışlar ve ona rahmet eder. [1]
25
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1564
وَعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهَا قَالَتْ: مَا أَغْبِطُ أَحَدًا بِهَوْنِ مَوْتٍ بَعْدَ الَّذِىْ رَأَيْتُ مِنْ شِدَّةِ مَوْتِ رَسُولِ اللّهِ ﷺ. رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ وَالنَّسَائِيُّ
Aişe (Allah ondan razı olsun)'den rivayetle şöyle dedi: Resûlullah'ın vefatının ciddiyetini gördükten sonra kimsenin kolay ölmesinden memnun değilim, Allah ondan razı olsun ve ona selâmet versin. Tirmizî ve Nesâî'nin rivayet ettiği
26
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1565
قال: رأيت النبي صلى الله عليه وسلم عند الموت. كان لديه وعاء مملوء بالماء. وكان يغمس يده في هذا الوعاء مراراً وتكراراً. ثم يمسح بيده وجهه ويقول: اللهم! أنت الموت بالنسبة لي. ساعدني في الألم. [1]
Peygamber Efendimizi (s.a.v.) ölürken gördüm, dedi. Elinde su dolu bir kase vardı. Elini tekrar tekrar bu kaseye daldırırdı. Sonra eliyle yüzünü silerek şöyle derdi: Allah'ım! sen benim için ölümsün Acıya yardım et. [1]
27
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1566
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إذا أراد الله بعبد من عباده الخير عذبه بذنوبه في الدنيا أولا. وإذا أردت أن تؤذي أي عبد، فتوقف عن معاقبة ذنوبه في الدنيا، وابق أخيرًا يوم القيامة، سينال عقوبته كاملة. [1]
Dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: Allah, bir kulunun refahını istediğinde, onun günahlarının cezasını ilk önce bu dünyada verir. Ve eğer herhangi bir kula zarar vermek istiyorsanız, onun dünyadaki günahlarını cezalandırmaktan vazgeçin. Nihayetinde kıyamet gününde o, cezasının tamamıyla çekilecektir. [1]
28
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1568
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: لا يزال خطر المؤمنين والمؤمنات قائما، قد يكون هذا الخطر على جسده، أو ماله، أو سعادة أولاده. ويستمر حتى يبقى لقاء الله، وبعد لقاء الله ليس عليه إثم. (رواه الترمذي مالك رضي الله عنه هكذا. وقال الترمذي الحديث حسن صحيح).
Dedi ki, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: Erkeklerin ve kadınların iman tehlikesi devam etmektedir, bu tehlike onun bedeniyle, malıyla, çocuklarının saadetiyle ilgili olabilir. Allah'a kavuşuncaya kadar devam eder ve Allah'a kavuştuktan sonra ona hiçbir günah yükü kalmaz. (Tirmizi; Malik (Allah ondan razı olsun) şöyle rivayet etmiştir. Tirmizi, hadisin hasen ve sahih olduğunu söylemiştir.)
29
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1569
وَعَنْ مُحَمَّدِ بْنِ خَالِدٍ السُّلَمِيِّ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا سَبَقَتْ لَه مِنَ اللّهِ مَنْزِلَةٌ لَمْ يَبْلُغْهَا بِعَمَلِهِ ابْتَلَاهُ اللهُ فِىْ جَسَدِه أَوْفِي مَالِه أَوْ فِي وَلَدِه ثُمَّ صَبَّرَه عَلى ذلِكَ يُبَلِّغُهُ الْمَنْزِلَةَ الَّتِي سَبَقَتْ لَه مِنَ اللهِ . رَوَاهُ أَحْمَدُ وَأَبُوْ دَاوُدَ
Muhammed bin Halid es-Sülami'den, babasından, dedesinden rivayetle şöyle demiştir: Allah'ın Resulü, Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun, şöyle buyurmuştur: Eğer bir kul, Allah'ın makamında üstün olursa, o bu makama işiyle erişemez. Allah onu bedeniyle, malıyla veya çocuğuyla imtihan etti, sonra o bunda sabretti. Allah'ın kendisinden önce bahşettiği makama ulaşır. Ahmed ve Ebu Davud'un anlatımıyla
30
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1571
وَعَنْ جَابِرٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: «يَوَدُّ أَهْلُ الْعَافِيَةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حِيْنَ يُعْطى أَهْلُ الْبَلَاءِ الثَّوَابَ لَوْ أَنَّ جُلُودَهُمْ كَانَتْ قُرِضَتْ فِي الدُّنْيَا بِالْمَقَارِيْضِ» . رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ
Cabir'den rivayetle şöyle demiştir: Allah'ın Elçisi, Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun, şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde, musibet ehlinin mükâfatı verileceği zaman, sıhhatli olanlar, derilerini "Bu dünyada borç verenler tarafından ödünç verildi." Tirmizi'nin rivayet ettiği
31
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1580
ذات مرة ذهب كلاهما لرؤية مريض. سألوه كيف حالك هذا الصباح؟ فقال المريض بخير بفضل الله. فلما سمع شداد كلامه قال: أبشر أن مغفورة ذنوبك وجنايتك! لأني رسول الله صلى الله عليه وسلم. سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: يقول الله: أمرض عبدا مؤمنا من عبادي. ومن شكرني على الرغم من مرضه، تطهر من كل الذنوب كالمولود من فراش المرض. قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: يقول الله تعالى للملائكة: حبست عبدي بالمرض. فاكتب له ما تكتب له في صحته. [1]
Bir keresinde ikisi de bir hastayı görmeye gittiler. Ona bu sabah nasılsın diye sordular. Hasta Allah'ın izniyle iyi olduğunu söyledi. Onun sözlerini duyan Şeddad şöyle dedi: Günahlarınızın ve suçlarınızın bağışlandığı müjdesi! Çünkü ben Allah'ın (s.a.v.) Resulüyüm. Resûlullah (s.a.v.)'i şöyle buyururken işittim: "Allah şöyle buyuruyor: Ben kullarımdan mü'min bir kulumu hasta ederim." Hasta olmasına rağmen bana şükreden kişi, yeni doğmuş bir çocuğun hastalık yatağından çıkması gibi tüm günahlardan arınır. dirilecek Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: Allah Teala meleklere şöyle buyuruyor: Ben kulumu hastalıkla hapsettim. O halde sağlığında onun için yazdığını onun için de yaz. [1]
32
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1581
وَعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهَا قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: «إِذَا كَثُرَتْ ذُنُوبُ الْعَبْدِ وَلَمْ يَكُنْ لَه مَا يُكَفِّرُهَا مِنَ الْعَمَلِ ابْتَلَاهُ اللّهُ بِالْحَزَنِ لِيُكَفِّرَهَا عَنهُ» . رَوَاهُ أَحْمَدُ
Aişe (Allah ondan razı olsun)'den rivayetle şöyle demiştir: Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Eğer bir kulun günahları çoksa ve onları kefaret edecek bir ameli de yoksa, Allah onu telafi etmek için ona keder verir." Ahmed'in anlattığı
33
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1582
وَعَنْ جَابِرٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: «مَنْ عَادَ مَرِيْضًا لَمْ يَزَلْ يَخُوضُ الرَّحْمَةَ حَتّى يَجْلِسَ فَإِذَا جَلَسَ اغْتَمَسَ فِيْهَا» . رَوَاهُ مَالِكٌ وَأحْمَدُ
Câbir'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kim bir hastayı ziyaret ederse, oturuncaya kadar rahmete dalmaya devam eder, oturduğunda da rahmete dalmış olur." Malik ve Ahmed'in rivayet ettiği
34
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1583
وَعَنْ ثَوْبَانَ أَنَّ رَسُولَ اللّهِ ﷺ قَالَ: «إِذَا أَصَابَ أَحَدَكُمُ الْحُمّى فَإِنَّ الْحُمّى قِطْعَةٌ مِنَ النَّارِ فَلْيُطْفِئْهَا عَنْهُ بِالْمَاءِ فَلْيَسْتَنْقِعْ فِي نَهْرٍ جَارٍ وَلْيَسْتَقْبِلْ جِرْيَتَه فَيَقُولُ: بِسْمِ اللّهِ اللّهُمَّ اشْفِ عَبْدَكَ وَصَدَقَ رَسُوْلُكَ بَعْدَ صَلَاةِ الصُّبْحِ وَقَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَلْيَنْغَمِسْ فِيهِ ثَلَاثَ غَمْسَاتٍ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ فَإِنْ لَمْ يَبْرَأْ فِي ثَلَاثٍ فَخَمْسٍ فَإِنْ لَمْ يَبْرَأْ فِي خَمْسٍ فَسَبْعٍ فَإِنْ لَمْ يَبْرَأْ فِي سَبْعٍ فَتِسْعٍ فَإِنَّهَا لَا تَكَادَ تُجَاوِزُ تِسْعًا بِإِذْنِ اللّهِ عَزَّ وَجَلَّ». رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ وَقَالَ: هذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ
Sevbân'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Sizden birinizin ateşi varsa, o zaman ateş bir ateş parçasıdır, o halde onu suyla söndürsün." Kendini akan bir nehre daldırsın ve yüzünü nehrin akıntısına çevirsin ve şöyle desin: Bismillahirrahmanirrahim, Allah'ım, kuluna şifa ver ve sabah namazından sonra ve öncesinde elçine doğruyu söyle. Yükselen güneş ve üç gün boyunca üç kez suya dalmasını sağlayın, üçte iyileşmezse beş, beşte iyileşmezse yedi, yedi veya dokuzda iyileşmezse, çünkü Cenab-ı Hakk'ın izniyle dokuzu pek geçmez." Bunu Tirmizi rivayet etti ve şöyle dedi: Bu garip bir hadistir.
35
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1585
قال: عاد رسول الله صلى الله عليه وسلم رجلاً مريضاً فقال: أبشر! يقول الله تعالى: هذه ناري. أرسل هذه النار في العالم إلى عبدي المؤمن. ولهذا يصبح حرق هذه النار مكملاً لنار جهنم. [1]
Dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) bir defasında bir hastayı ziyaret etmiş ve şöyle buyurdu: Müjdeler! Allah Teâlâ diyor ki, bu benim ateşimdir. Dünyadaki bu ateşi mümin kuluma gönderiyorum. Bu yüzden yanacak olan bu ateş, Cehennem ateşinin tamamlayıcısı olur. [1]
36
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1587
قال: مرض عبد الله بن مسعود فذهبنا إليه. بدأ البكاء عند رؤيتنا. عند رؤية ذلك، بدأ بعض الناس يصفونه بالسوء. فقال عبد الله بن مسعود رضي الله عنه: لا أبكي من المرض. سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: المرض يكفر الخطايا. أنا أبكي لأن هذا المرض أصابني في سن الشيخوخة. ليس عندما كان لدي القوة. لأن الإنسان إذا مرض كتب له الأجر، وهو المرض الذي كتب له قبل وقوعه. ولهذا منعه المرض من أداء تلك العبادة. [1]
Abdullah İbn Mes'ud (ra) hastalanınca onu görmeye gittik dedi. Bizi görünce ağlamaya başladı. Bunu gören bazı insanlar ona kötü demeye başladı. O zaman Abdullah İbni Mes'ud (RA) şöyle dedi: Ben hastalıktan dolayı ağlamıyorum. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: Hastalık, günahların kefaretidir. Daha çok ağlıyorum çünkü bu hastalık yaşlılığımda ortaya çıktı. Gücüm varken değil. Çünkü kişi hastalanınca sevabı onun için yazılır ki bu hasta olanın gerçekleşmesinden önce onun için yazılmıştır. Hastalığının onu bu ibadeti yapmaktan alıkoymasının nedeni budur. [1]
37
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1589
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إذا أتيت مريضا فاسأله أن يدعو لك. لأن دعاء المريض كدعاء الملائكة. [1]
Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: Bir hastayı ziyaret ettiğinizde, ondan sizin için dua etmesini isteyin. Çünkü hastanın duası meleklerin duası gibidir. [1]
38
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1591
قال: فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «إن المريض ليقليل من عمره». [1]
Dedi ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Hastanın görülmesi kısa sürecektir. [1]
39
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1592
القاعدة الجيدة هي الاستيقاظ مبكرًا. [1]
İyi bir kural erken kalkmaktır. [1]
40
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1594
وَعَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرٍو قَالَ تُوُفِّيَ رَجُلٌ بِالْمَدِينَةِ مِمَّنْ وُلِدَ بِهَا فَصَلّى عَلَيْهِ النَّبِيُِّ ﷺ فَقَالَ: «يَا لَيْتَه مَاتَ بِغَيْرِ مَوْلِدِه» . قَالُوا وَلِمَ ذَاكَ يَا رَسُولَ اللّهِ؟ قَالَ: «إِنَّ الرَّجُلَ إِذَا مَاتَ بِغَيْرِ مَوْلِدِه قِيسَ لَه مِنْ مَوْلِدِه إِلَى مُنْقَطَعِ أَثَرِه فِي الْجَنَّةِ» . رَوَاهُ النَّسَائِيُّ وَابْنُ مَاجَهْ
Abdullah bin Amr'dan rivayetle şöyle dedi: Orada doğan bir adam Medine'de vefat etti ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun üzerine dua etti ve şöyle dedi: "Keşke o doğmadan ölseydi." Dediler ki: Bu neden ey Allah'ın Resulü? Şöyle buyurdu: "Kim doğmadan ölürse, onun için doğumundan itibaren cennette izlerinin kesildiği yere kadar ölçülür." En-Nesa'i ve İbn Mâce'nin rivayet ettiği
41
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1595
وَعَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: «مَوْتُ غُرْبَةٍ شَهَادَةٌ» . رَوَاهُ ابْنُ مَاجَهْ
İbn Abbas'tan rivayetle şöyle demiştir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şehitliğe yabancı olarak ölüm." İbn Mâce'den rivayet edilmiştir.
42
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1597
عَن الْعِرْبَاضِ بْنِ سَارِيَةَ أَنَّ رَسُولَ اللّهِ ﷺ قَالَ: «يَخْتَصِمُ الشُّهَدَاءُ وَالْمُتَوَفَّوْنَ عَلى فُرُشِهِمْ إِلى رَبِّنَا فِي الَّذِيْنَ يُتَوَفَّوْنَ مِنَ الطَّاعُونِ فَيَقُولُ الشُّهَدَاءُ: إِخْوَانُنَا قُتِلُوْا كَمَا قُتِلْنَا وَيَقُوْلُ: الْمُتَوَفُّوْنَ عَلى فُرُشِهِمْ إِخْوَانُنَا مَاتُوا عَلى فُرُشِهِمْ كَمَا مِتْنَا فَيَقُولُ رَبُّنَا: انْظُرُوا إِلى جِرَاحِهِمْ فَإِنْ أَشْبَهَتْ جِرَاحُهُمْ جِرَاحَ الْمَقْتُولِيْنَ فَإِنَّهُمْ مِنْهُمْ وَمَعَهُمْ فَإِذَا جِرَاحُهُمْ قَدْ أَشْبَهَتْ جِرَاحَهُمْ». رَوَاهُ أَحْمَدُ وَالنَّسَائِيُّ
İrbad bin Sariye'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Şehitler ve ölenler yataklarında vebadan ölenler hakkında Rabbimiz'in huzurunda tartışırlar ve şehitler şöyle derler: Bizim öldürüldüğümüz gibi kardeşlerimiz de öldürüldü ve şehitler şöyle derler: Kardeşlerimiz yataklarında öldüler. Biz öldüğümüz gibi Rabbimiz şöyle buyuruyor: Yaralarına bakın, eğer yaraları öldürülenlerin yaralarına benziyorsa o zaman onlar da onlardandır ve onlarla birliktedirler. Yani “Yaraları onun yaralarına benziyordu.” Ahmed ve En-Nesa'i'nin rivayet ettiği
43
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1598
وَعَنْ جَابِرٍ أَنَّ رَسُولَ اللّهِ ﷺ قَالَ: «الْفَارُّ مِنَ الطَّاعُونِ كَالْفَارِّ مِنَ الزَّحْفِ وَالصَّابِرُ فِيهِ لَه أَجْرُ شَهِيدٍ» . رَوَاهُ أَحْمَدُ
Cabir'den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Vebadan kaçan, savaş alanından kaçan gibidir ve orada sabredenlere şehit sevabı verilir." Ahmed'in anlattığı
44
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1599
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: لا يتمنين أحدكم الموت. لأنه إذا كان فاضلاً، فسوف تتاح له الفرصة للقيام بالمزيد من الأعمال النبيلة. وإذا كان البكار (تاب) لينال رضوان الله تعالى ورضوانه. سوف تحصل على فرصة. [1]
Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: Hiçbiriniz ölümü istemesin. Çünkü faziletli olursa daha asil işler yapma imkânına sahip olur. Ve eğer badkar yaparsa, Allah Teala'nın rızasını ve rızasını kazanmak için (tövbe eder). Bir şans bulacak. [1]
45
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1600
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «لا يتمنين أحدكم الموت، ولا يدعوه قبل أن يأتي، فإنه إذا مات انقطعت أعماله». وإذا زيد في عمر المؤمن ازدادت حسناته[1]
O şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Hiçbiriniz ölümü dilemesin ve ölüm gelmeden önce ona dua etmesin, zira o öldüğünde amel'i sona erer." Ve mü'minin ömrü artarsa, bu bir iyilik artar[1]
46
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1601
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: لا يتمنين أحدكم الموت لضر. فإذا كان لا بد من تمني مثل هذه الأمنية فليقول: «اللهم أحييني ما كان خيراً لي في حياتي، وتوفني إذا كانت الوفاة خيراً لي»[1].
Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: Hiçbiriniz, herhangi bir acıdan dolayı ölümü temenni etmesin. Eğer böyle bir dilek dilemesi gerekiyorsa, "All-humme ahiini ma-ke-natil haya-tu khairal li vete Veffani iza-ke-natil vefa-tu khairal li" (yani Allah'ım! Hayatımda benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat. Eğer ölüm benim için hayırlı ise beni öldür.) demelidir.[1]
47
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1603
وَفِىْ رِوَايَةِ عَائِشَةَ: وَالْمَوْتَ قَبْلَ لِقَاءِ اللهِ
Aişe'nin rivayetinde ise: Ve Allah'a kavuşmadan önce ölüm
48
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1605
وَعَنْ عَبْدِ اللّهِ بْنِ عُمَرَ قَالَ: أَخَذَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ بِمَنْكِبِىْ فَقَالَ: «كُنْ فِي الدُّنْيَا كَأَنَّكَ غَرِيبٌ أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ» . وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ يَقُولُ: إِذَا أَمْسَيْتَ فَلَا تَنْتَظِرِ الصَّبَاحَ وَإِذَا أَصْبَحْتَ فَلَا تَنْتَظِرِ الْمَسَاءَ وَخُذْ مِنْ صِحَّتِكَ لِمَرَضِكَ وَمِنْ حَيَاتِكَ لِمَوْتِكَ. رَوَاهُ البُخَارِيُّ
Abdullah bin Ömer'den rivayetle şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem beni omuzlarımdan tuttu ve şöyle buyurdu: "Bu dünyada sanki bir garip veya yoldan geçen biri gibi ol." İbn Ömer şöyle derdi: Akşam gelirseniz sabahı beklemeyin, sabah gelirseniz akşamı beklemeyin, hastalığınız için sağlığınızdan, ömrünüzden alın. Senin ölümün için. Buhari'nin rivayet ettiği
49
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1607
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «أول ما يقول الله للمؤمنين يوم القيامة أنبئكم به إن شئتم». قلنا عليك أن تقول: يا رسول الله! قال: فيقول الله للمؤمنين: هل تريدون لقائي؟ فيقول المؤمنون: يا ربنا (كنا نحب لقاءك)! فيقول الله تعالى: لماذا تحب مقابلتي؟ فيقول المؤمنون: نحن لكم. فطلبت العفو والمغفرة. فإذا سمع الله ذلك قال: «كان حقًّا أن أستغفرك». [1]
Dedi ki: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) (bize hitaben) şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde Allah'ın müminlere söyleyeceği ilk şey, istersen sana söyleyebilirim." Şöyle demeniz gerektiğini söyledik: Ey Allah'ın Resulü! Dedi ki: Allah müminlere diyecek ki: Benimle tanışmak ister misin? Müminler derler ki: Ey Rabbimiz (seninle karşılaşmayı çok sevdik)! Allah Ta'ala der ki: Neden benimle tanışmak istiyorsun? Müminler derler ki: Biz siziniz. Bu yüzden bağışlanma ve bağışlanma diledim. Allah bunu duyunca şöyle diyecek: "Seni bağışlamak benim görevim oldu." [1]
50
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1608
قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: أنت الذي تهدم لذات الدنيا أكثر ذكر الموت. [1]
Dedi ki, Resûlullah şöyle buyurdu: Dünya zevklerini yok eden sizlersiniz, ölümü daha çok hatırlayın. [1]