92 Hadis
01
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1773
Ibn Abbas (RA)
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّ رَسُولَ اللّهِ ﷺ بَعَثَ مُعَاذًا إِلَى الْيَمَنِ فَقَالَ: «إِنَّكَ تَأتِىْ قَوْمًا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ. فَادْعُهُمْ إِلى شَهَادَةِ أَنْ لَّا إِلهَ إِلَّا اللّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّهِ. فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوْا لذَلِكَ. فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللّهَ قَدْ فَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسَ صَلَوَاتٍ فِي الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ. فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوْا لذلِكَ فَأَعْلِمْهُمْ أَن الله قَدْ فَرَضَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةً تُؤْخَذُ مِنَ أَغْنِيَائِهِمْ فَتُرَدُّ فِىْ فُقَرَائِهِمْ. فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذَلِكَ. فَإِيَّاكَ وَكَرَائِمَ أَمْوَالِهِمْ وَاتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ فَإِنَّه لَيْسَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ الله حِجَابٌ». (مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ)
İbni Abbas'tan rivayete göre Resûlullah (s.a.v.) Muaz'ı Yemen'e gönderdi ve şöyle dedi: "Sen kitap ehlinden bir kavme geliyorsun. Öyleyse onları Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehadet etmeye çağır. Eğer itaat ederlerse onlara Allah'ın günde beş vakit namazı farz kıldığını haber ver. Ve bu gece de buna itaat ederlerse, Allah'ın onlara zenginlerinden alınan ve verilen zekatı farz kıldığını haber ver." Eğer buna itaat ederlerse, onların mallarının cömertliğinden sakının ve mazlumların duasından korkun; zira onunla Allah arasında perde yoktur.” (anlaştık)
02
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1775
Ebû Hüreyre (r.a.)
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: من آتاه الله مالاً ولم يؤد زكاته، كان ذلك المال ثعباناً أصلع يوم القيامة. هذا الثعبان له عينان سوداوين وستكون هناك ندبات (أي ثعابين سامة). بعد ذلك، ستمسك الأفعى بفك الرجل وتقول: أنا كنزك، أنا كنزك. ثم تلا هذه الآية يعني لا يحسبن الذين يبخلون هو خيرا لهم بل شرا لهم ويوم القيامة ما يبخلون به في أغلال في أعناقهم. (سورة آل عمران 3 : 180) إلى نهاية الآية. (البخاري) [1]
Dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: Allah kime mal verir de o servetin zekatını vermezse, o servet kıyamet günü kel bir yılana dönüşür. Bu yılanın iki gözü siyah. Yara izleri (yani zehirli yılanlar) olacak. Bundan sonra yılan adamın çenesini yakalayacak ve ben senin hazinenim, ben senin hazinenim diyecek. Daha sonra "Cimrilik edenler, bunun kendileri için hayır olduğunu sanmasınlar, aksine şer olduğunu sansınlar. Kıyamet günü cimrilik ettikleri her şey boyunlarına zincirlenecektir" manasındaki ayeti okudu. (Al-i İmran Suresi, 3:180) ayetinin sonuna kadar. (Buhari)[1]
03
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1776
Ebû Zer el-Gıfârî (r.a.)
قال: قال النبي صلى الله عليه وسلم: من كان له إبل وبقر وماعز فلا زكاة فيها. ويؤتى يوم القيامة بهذه الدواب طازجة وسمينة فيسحقونها بأرجلهم. بأبواقهم جوتوب بعد سحق المجموعة الأخيرة، ستعود المجموعة الأولى مرة أخرى حتى يتم الحساب (وهكذا). (البخاري، مسلم) [1]
Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Kimin devesi, ineği ve keçisi varsa bunların zekatını vermez. Kıyamet günü bu hayvanlar çok taze ve yağlı olarak getirilecek ve onları ayaklarıyla ezecekler. boynuzlarıyla Gutobe Son grup ezildikten sonra, ilk grup hesap yapılıncaya kadar tekrar gelir (vb.). (Buhari, Müslim)[1]
04
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1778
Abdullah ibn Abi Awfa (RA)
وَعَنْ عَبْدُ اللّهِ بْنِ أَبِىْ أَوْفى رَضِيَ اللّهُ عَنْهُمَا قَالَ: كَانَ النَّبِيُّ ﷺ إِذَا أَتَاهُ قَوْمٌ بِصَدَقَتِهِمْ قَالَ: اللّهُمَّ صَلِّى عَلى الِ فلَانٍ . فَأَتَاهُ أَبِىْ بِصَدَقَتِه فَقَالَ: اللّهُمَّ صَلِّ عَلى ال أَبِىْ أوْفى. (مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ)\nوَفِي رِوَايَة: إِذا أَتَى الرَّجُلُ النَّبِيَّ بِصَدَقَتِه قَالَ: اللّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ
Abdullah bin Ebi Evfa (Allah her ikisinden de razı olsun)'dan rivayetle şöyle demiştir: Bir kavim sadakalarıyla kendisine geldiğinde Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle derdi: Allah'ım falancanın ailesine bereket ver. Bunun üzerine babam sadakasıyla birlikte ona geldi ve şöyle dedi: Allah'ım, babamın ailesine tam bereket ver. (Görüş birliğiyle)\nBir rivayette: Bir adam Peygamber Efendimize sadakasını getirdiğinde şöyle dedi: Allah'ım, ona bereket ver.
05
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1779
Ebû Hüreyre (r.a.)
قال: أرسل رسول الله (صلى الله عليه وسلم) عمر (رضي الله عنه) ليجمع الزكاة. وجاء أحدهم وذكر أن ابن جميل وخالد بن الوليد والعباس رضي الله عنه رفضوا دفع الزكاة. (سمع هذا) رسول الله (صلى الله عليه وسلم). قال وسلام: امتنع ابن جميل من إخراج الزكاة لأنه كان فقيرا. ثم أغناه الله ورسوله. وأمر خالد بن الوليد أنك تظلمه. إنه سلاحه في سبيل الله وقد أُعطي الوقف (ليس هذا العام فحسب، بل أيضًا) هذا (العام المقبل). ثم هناك قضية عباس. زكاته لهذا العام وما يعادلها على عاتقي. ثم قال: يا عمر! ألا تعلم أن عم الرجل مثل أبيه؟ (البخاري، مسلم) [1]
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ömer'i (ra) zekat toplamaya gönderdi, dedi. Birisi gelip İbn Cemil, Halid İbn Velid ve Abbas'ın (RA) zekat vermeyi reddettiğini bildirdi. (Bunu duyan) Rasulullah (sav). Wa Sallam) şöyle dedi: İbn Cemil (başlangıçta) fakir olduğu için zekat vermeyi reddetti. Daha sonra Allah ve Rasûlü onu zengin kıldı. Halid bin Velid'in meselesi de senin ona zulmetmendir. O'na Allah yolundaki silahıdır (yani sadece bu yıl değil, gelecek yıl da) vakfı verilmiştir. Bir de Abbas meselesi var. Onun bu seneki zekatı ve karşılığı benim sorumluluğumdadır. Sonra şöyle dedi: Ey Ömer! Bir adamın amcasının babasına benzediğini bilmiyor musun? (Buhari, Müslim)[1]
06
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1785
বাশীর ইবনুল খাসাসিয়্যাহ্
وَعَنْ بَشِيرِ بْنِ الْخَصَاصِيَّةِ قَالَ: قُلْنَا: أَنَّ أَهْلَ الصَّدَقَةِ يَعْتَدُوْنَ عَلَيْنَا أَفَنَكْتُمُ مِنْ أَمْوَالِنَا بِقَدْرِ مَا يَعْتَدُوْنَ؟ قَالَ: لَا - رَوَاهُ أَبُو دَاوُدَ
Beşir ibn el-Hasiye'den rivayetle şöyle dedi: Biz dedik ki: Sadaka verenler bize saldırıyor. Saldırdıkları nisbette bizi mallarımızdan esirgedin mi? Dedi ki: Hayır - Ebu Davud'un rivayet ettiği
07
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1787
আমর ইবনু শুআয়ব
وصفه عن جده عن طريق أبيه. قال: قال النبي صلى الله عليه وسلم: لا تأتي الزكاة بالأربع على الأصل. ولن يبتعد أصحاب الحيوانات ذات الأرجل الأربعة. زكاة هذه الحيوانات لهم ستتعافى جالسة. (أبو داود) [1]
Dedesinden babasına kadar anlatılmıştır. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: Zekât, usulcüye dört ayaklı hayvan getirmez. Dört ayaklı hayvanların sahipleri de uzak durmayacak. Bu hayvanların zekatı onlarındır. Oturarak iyileşirler. (Ebu Davud)[1]
08
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1788
Abdullah ibn Umar (RA)
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: من كان له مال فليس عليه زكاة في هذا المال قبل أن يحول عليه الحول. (الترمذي، وقال جماعة: سند هذا الحديث إلى ابن عمر، لا إلى الرسول صلى الله عليه وسلم).[1]
Dedi ki: Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: Kim bir mal elde ederse, bir yıl geçmeden bu servetin zekatını vermesi gerekmez. (Tirmizi; bir grup insan dedi ki, bu hadisin senedi İbn Ömer'e kalmıştır, Resulullah (sav)'a kadar ulaşmamıştır.)[1]
09
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1789
Hz. Ali (r.a.)
قال: سأل العباس رسول الله (ص) هل يمكن إخراج الزكاة قبل تمام الحول؟ فأذن له رسول الله صلى الله عليه وسلم. (أبو داود، الترمذي، ابن ماجه، الدارمي) [1]
Abbas (R.A.), Rasûlullah'a (S.A.V.) zekatın bir yıl dolmadan verilmesinin mümkün olup olmadığını sordu. Daha sonra Resûlullah (s.a.v.) ona izin verdi. (Ebu Davud, Tirmizî, İbn Mâce, Darimi)[1]
10
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1801
Mu'adh (RA)
قال: أمر النبي صلى الله عليه وسلم حين بعث إلى اليمن عاملاً: في كل ثلاثين بقرة بقرة حولين، وفي كل أربعين بقرة زكاة بقرة ذات سنتين. (أبو داود، الترمذي، النسائي، الدارمي) [1]
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Yemen'e yönetici olarak gönderildiğinde bu emri, her 30 ineğe 1 yaşında, her 40 ineğe 1 yaşında, 2 yaşında 1 inek zekat olarak vermiştir. (Ebu Davud, Tirmizi, Nesa'i, Darimi)[1]
11
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1803
Ebu Sa'id El Hudri (RA)
قال: قال النبي صلى الله عليه وسلم: لا تجب الزكاة حتى يكون الحب والتمر خمسة أوساك. (النسائي) [1]
Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Tahıl ve hurma 5 vasak miktarına ulaşmadıkça zekat farz değildir. (Nesa'i) [1]
12
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1805
আত্তাব ইবনু আসীদ
وَعَنْ عَتَّابِ بْنِ أَسِيدٍ أَنَّ النَّبِيَّ ﷺ قَالَ فِىْ زَكَاةِ الْكُرُوْمِ: «إِنَّهَا تُخْرَصُ كَمَا تُخْرَصُ النَّخْلُ ثُمَّ تُؤَدّى زَكَاتُه زَبِيْبًا كَمَا تُؤَدّى زَكَاةُ النَّخْلِ تَمْرًا» . رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ وَأَبُو دَاوُدَ
Attab ibn Asid'den rivayete göre Peygamber Efendimiz (sav) üzüm bağlarının zekatı hakkında şöyle buyurmuştur: "Hurma ağaçlarının hasadı gibi hasat edilmeli, sonra kuru üzümün zekatı ödendiği gibi verilmelidir." Palmiye hurmasının zekatı. Tirmizi ve Ebu Davud'un rivayet ettiği
13
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1807
Hz. Âişe (r.anha)
He said, The Prophet (peace be upon him) used to send Abdullah Ibn Rawaha to the Jews (of Khaybar). He used to go there and estimate the quantity of dates. Then it would be sweet, but the food would not be suitable. (أبو داود) [1]
Şöyle dedi: Peygamber (s.a.v.), Abdullah İbni Revâha'yı (Hayber'deki) Yahudilere gönderirdi. Oraya gider ve hurmanın miktarını tahmin ederdi. O zaman tatlı olur ama yemek uygun olmaz. (Ebu Davud)[1]
14
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1809
‘আব্দুল্লাহ ইবনু মাস’ঊদ-এর স্ত্রী যায়নাব (রাঃ)
وَعَنْ زَيْنَبَ امْرَأَةِ عَبْدِ اللّهِ قَالَتْ: خَطَبَنَا رَسُولُ اللّهِ ﷺ فَقَالَ: «يَا مَعْشَرَ النِّسَاءِ تَصَدَّقْنَ وَلَوْ مِنْ حُلِيِّكُنَّ فَإِنَّكُنَّ أَكْثَرُ أَهْلِ جَهَنَّمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ» . رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ
Abdullah'ın hanımı Zeyneb'den rivayetle şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) bize hitaben şöyle dedi: "Ey kadınlar, süslerinizden de olsa sadaka verin, zira sizin için daha fazlası olacaktır." Kıyamet günü cehennemliktir.” Tirmizi'nin rivayet ettiği
15
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1810
Amr İbn Şuayb
وروى عمرو بن شعيب عن أبيه، عن أبيه عن جده. (ذات يوم) جاءت امرأتان إلى الرسول (صلى الله عليه وسلم). وكلاهما كانا يرتديان أساور ذهبية. فقال الرسول (صلى الله عليه وسلم): وما أنت؟ هل أعطيتهم الزكاة؟ قالوا "لا". قال: أتحب أن يلبسك الله تعالى خاتمين من نار؟ قالوا "لا". ثم قال: فتصدق بهذا الذهب. (الترمذي: قال: هذا الحديث هكذا رواه مُسنة بن صباح رضي الله عنه عن عمرو بن شعيب. ومسنة بن صباح وابن لهيعة [وهو راوي هذا الحديث] ضعيفان. وليس هناك حديث صحيح عن النبي صلى الله عليه وسلم لم يفعل).[1]
Amr ibn Şuayb babasından, babası da dedesinden rivayet etmiştir. (Bir gün) Resulullah (sav)'a iki kadın geldi. İkisi de altın bilezik takıyordu. Rasûlullah (s.a.v.): "Sen nesin?" dedi. Onlara zekat verdin mi? "Hayır" dediler. Dedi ki: Allah Teala'nın (kıyamet gününde) sana ateşten iki yüzük takmasını ister misin? “Hayır” dediler. Sonra bu altını zekat olarak verin dedi. (Tirmizî; dedi ki, bu hadis Musanna İbni Sabbah (RA)'dan Amr İbni Şu'ayb'dan rivayet edilmiştir. Ve Musanna İbni Sabbah ve İbni Lahi'ah (bu hadisin râvisi) zayıf kabul edilmiştir. Ve Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen sahih bir hadis yoktur.)[1]
16
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1811
Ümmü Seleme (RA)
He said, I used to wear gold Awazah (the name of a kind of ornament). قلت يوما يا رسول الله! The gold ornaments and what will be considered as accumulated goods? (Which is feared in the Qur'an?) He said, That which fulfills the Nisab and gives Zakat on it. يصبح مقدسا. Then it is not counted among the accumulated wealth. (مالك، أبو داود) [1]
Ben altın Avaza (bir tür süs eşyasının adı) takardım dedi. Bir gün dedim ki, Ey Allah'ın Resulü! Altın ziynet eşyası ve birikmiş mal sayılacak şeyler nelerdir? (Kuran'da korkulan şey nedir?) Dedi ki: Nisabı yerine getiren ve zekatı verilendir. kutsal olur. O zaman birikmiş servetler arasında sayılmaz. (Malik, Ebu Davud)[1]
17
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1812
Samurah bin Jundub (RA)
وَعَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدُبٍ: أَنَّ رَسُولَ اللّهِ ﷺ كَانَ يَأْمُرُنَا أَنْ نُخْرِجَ الصَّدَقَةَ مِنَ الَّذِىْ نُعِدُّ لِلْبَيْعِ. رَوَاهُ أَبُو دَاوُدَ
Semure ibn Cündub'dan rivayete göre: Resûlullah (s.a.v.), satışa hazırladığımız şeylerden zekat vermemizi emrederdi. Ebu Davud'un anlatımıyla
18
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1813
Rabi'ah ibn Ebu Abdurrahman (RA)
وعن ربيعة بن أبي عبد الرحمن رضي الله عنه عن عدة من الصحابة أن رسول الله صلى الله عليه وسلم أعطى بلال بن الحارث المزني منجما في مكان يقال له القبلية بفرح. ومن تلك المناجم الآن وحتى الآن لا تُجبى إلا الزكاة. (أبو داود) [1]
Rabi'ah İbn Ebu Abdurrahman (RA), birkaç sahabeden rivayetle, Allah Resulü'nün (barış ona olsun) Billal İbn Haris El-Müzeni'ye Farah'ta Kabaliyye denilen yerde bir maden sahası verdiğini anlattı. Şu ana kadar o madenlerden sadece zekat alınıyor. (Ebu Davud)[1]
19
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1816
Abdullah ibn Umar (RA)
عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ: فَرَضَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ زَكَاةَ الْفِطْرِ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ عَلَى الْعَبْدِ وَالْحُرِّ وَالذَّكَرِ وَالْأُنْثى وَالصَّغِيْرِ وَالْكَبِيْرِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَأَمَرَ بِهَا أَنْ تُؤَدَّى قَبْلَ خُرُوْجِ النَّاسِ إِلَى الصَّلَاةِ. (مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ)
İbn Ömer'den rivayetle o şöyle demiştir: Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- fıtır zekatını köle ve hür, erkek ve kadına bir sa' hurma veya bir sa' arpa olarak farz kıldı. Genç ve yaşlı Müslümanlara da, halkın namaza çıkmadan önce kılınmasını emretti. (anlaştık)
20
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1818
Ibn Abbas (RA)
وقال مرة للناس في آخر رمضان: تصدقوا بصيامكم. رسول الله (صلى الله عليه وسلم) موعد لكل مسلم، حر ورع، عبد وأسير، ذكر وأنثى، صغير وكبير. والشعير أو نصف قمح العك سا جعل صدقة الفطر فرزا. (أبو داود، النسائي) [1]
Ramazan ayının sonunda insanlara oruç sadakanızı verin demişti. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hür ve tabi, köle ve esir, erkek ve kadın, genç ve yaşlı her Müslüman için bir hurmadır. Ve 'Ek Sa'nın arpa veya yarısı buğdayı Sadaka-i Fitr'i farz yapmıştır. (Ebu Davud, Nesa'i)[1]
21
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1821
'Abdullah ibn Sa'labah veya Sa'labah ibn 'abdullah ibn Abu Su'air onun babasıydı
وَعَنْ عَبْدِ اللّهِ بْنِ ثَعْلَبَةَ أَوْ ثَعْلَبَةَ بْنِ عَبْدِ اللّهِ بْنِ أَبِىْ صُعَيْرٍ عَنْ أَبِيهِ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: «صَاعٌ مِنْ بُرٍّ أَوْ قَمْحٍ عَنْ كُلِّ اثْنَيْنِ صَغِيرٍ أَوْ كَبِيرٍ حُرٍّ أَوْ عَبْدٍ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثى. أَمَّا غَنِيُّكُمْ فَيُزَكِّيهِ اللّهُ. وَأَمَّا فَقِيرُكُمْ فَيَرُدُّ عَلَيْهِ أَكْثَرَ مَا أعطَاهُ» . رَوَاهُ أَبُو دَاوُدَ
Abdullah bin Sa'lebe veya Sa'lebe bin Abdullah bin Ebi Su'ayr'dan, babasından rivayetle şöyle demiştir: Allah Resulü, Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun, buyurdu ki: "Küçük, yaşlı, hür veya köle, erkek veya kadın her iki çocuk için bir sa' buğday veya buğday. Zengininize gelince, Allah onu arındırır. Fakirinize ise, hak ettiğinden fazlasını alır. Ona verdi. Ebu'nun rivayet ettiğine göre." Davud
22
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1822
Enes b. Mâlik (r.a.)
قال: مر النبي صلى الله عليه وسلم ذات يوم بنخلة ملقاة في الطريق. فقال (عليه السلام) حينئذ: لو لم يكن في هذا التمر زكاة أو صدقة لالتقطته وأكلته. (البخاري، مسلم) [1]
Şöyle dedi: Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yol üzerinde bulunan bir hurma ağacının yanından geçiyordu. O sırada Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Eğer bu hurmaların zekat veya sadaka olduğundan şüphe olmasaydı, onları toplayıp yerdim. (Buhari, Müslim)[1]
23
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1827
Hz. Âişe (r.anha)
وَعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهَا قَالَتْ: كَانَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ يَقَبِّلُ الْهَدِيَّةَ وَيُثِيْبُ عَلَيْهَا. رَوَاهُ البُخَارِيُّ
Aişe'den Allah ondan razı olsun, şöyle dedi: Allah'ın Elçisi, Allah onu kutsasın ve ona huzur versin, hediyeleri kabul eder ve onları ödüllendirirdi. Buhari'nin rivayet ettiği
24
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1829
Ebû Hüreyre (r.a.)
فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ليس الفقير الذي يمد الناس. فيعطونه قبضة أو اثنتين أو تمرة أو تمرتين. بل الفقير هو من لا كرامة له. ولكن من مظهره الخارجي لأن الناس لا يفهمون أنه شخص ظريف. ويمكن أن تعطى له الصدقة. كما أنه لا يستطيع التواصل مع الناس في أي شيء. (البخاري، مسلم) [1]
Dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: O, insanlara yardım eden fakir değildir. Ve ona bir avuç veya iki veya bir veya iki hurma veriyorlar. Aksine fakir, onuru olmayan kişidir. Ancak dış görünüşünden dolayı insanlar onun şakacı bir insan olduğunu anlamıyorlar. Kendisine sadaka verilebilir. Ayrıca insanlara hiçbir şey için ulaşamıyor. (Buhari, Müslim)[1]
25
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1830
Ebu Rafi (RA)
Rasulullah (Sallallahu Alayhi Wasallam) sent a man from Bani Makhjum as a collector of Zakat. While leaving, the man said to Abu Rafi, you also go with me. سوف تحصل أيضًا على جزء منه. Abu Rafi' said, No, Messenger of Allah I cannot go without asking him. فذهب إليه. Asking him for permission to go with him, the Messenger of Allah (may peace be upon him) said: Sadaqah is not lawful for us (Bani Hashim). And The slave of any tribe is counted among them (you are our slave). (الترمذي، وأبو داود، والنسائي) [1]
Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Beni Mahcum'dan bir adamı zekat tahsilcisi olarak gönderdi. Adam çıkarken Ebu Rafi'ye sen de benimle gel dedi. Ayrıca bir kısmını da alacaksınız. Ebu Rafi', "Hayır ya Rasulallah, ona sormadan gidemem" dedi. Bu yüzden onun yanına gitti. Kendisiyle birlikte gitmek için ondan izin isteyen Resûlullah (s.a.v): "Sadaka bize helal değildir (Beni Haşim)" dedi. Ve herhangi bir kabilenin kölesi de onlardan sayılır (sen bizim kölemizsin). (Tirmizi, Ebu Davud, Nesa'i)[1]
26
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1833
Ubeydullah ibn Adi ibn Hiyar (RA)
وَعَنْ عُبَيْدِ اللّهِ بْنِ عَدِيِّ بْنِ الْخِيَارِ قَالَ: أَخْبَرَنِىْ رَجُلَانِ أَنَّهُمَا أَتَيَا النَّبِيَِّ ﷺ وَهُوَ فِىْ حَجَّةِ الْوَدَاعِ وَهُوَ يُقَسِّمُ الصَّدَقَةَ فَسَأَلَاهُ مِنْهَا فَرَفَعَ فِيْنَا النَّظَرَ وَخَفَضَه فَرَانَا جَلْدَيْنِ فَقَالَ: «إِنْ شِئْتُمَا أَعْطَيْتُكُمَا وَلَا حَظَّ فِيهَا لِغَنِيٍّ وَلَا لِقَوِيٍّ مُكْتَسِبٍ» . رَوَاهُ أَبُو دَاوُدَ وَالنَّسَائِيّ
Ubeydullah ibn Adiy ibn el-Hayyar'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: İki adam bana Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in veda haccındayken yemin ederek yanına geldiklerini söylediler. Sadaka, bunun üzerine ona bunu sordu ve bize yukarıdan aşağıya baktı ve iki deri gördü ve şöyle dedi: "İstersen onu sana veririm, ne zenginlere ne de "Güçlü ve hak edilmiş bir kişiye." Ebu Davud ve Nesa'i'nin rivayet ettiği
27
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1834
আত্বা ইবনু ইয়াসার
وَعَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ مُرْسَلًا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: «لَا تَحِلُّ الصَّدَقَةُ لِغَنِيٍّ إِلَّا لِخَمْسَةٍ: لِغَازٍ فِىْ سَبِيلِ اللّهِ أَوْ لِعَامِلٍ عَلَيْهَا أَوْ لِغَارِمٍ أَوْ لِرَجُلٍ اشْتَرَاهَا بِمَالِه أَوْ لِرَجُلٍ كَانَ لَه جَارٌ مِسْكِينٌ فَتَصَدَّقَ عَلَى الْمِسْكِينِ فَأَهْدَى الْمِسْكِيْنُ لِلْغَنِيِّ». رَوَاهُ مَالِكٌ وَأَبُوْ دَاوُدَ
Ata' bin Yassar'dan (mürsel) rivayetle o şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Zenginlere beş şey dışında sadaka vermek caiz değildir: Allah yolunda savaşan veya çalışan." üzerine veya borçluya veya onu kendi parasıyla satın alan adama veya komşusu fakir olan bir adama, fakire sadaka verir, o fakire de hediye verilir. "Zenginler için." Malik ve Ebu Davud'un rivayet ettiği
28
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1838
ক্ববীসাহ্ ইবনু মুখারিক্ব
عَنْ قَبِيْصَةِ بْنِ مُخَارِقٍ الْهِلَالِىْ قَالَ: تَحَمَّلْتُ حَمَالَةً فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللّهِ ﷺ أَسْأَلُه فِيهَا. فَقَالَ: «أَقِمْ حَتَّى تَأْتِيْنَا الصَّدَقَةُ فَنَأْمُرَ لَكَ بِهَا» . قَالَ ثُمَّ قَالَ: «يَا قَبِيصَةُ إِنَّ الْمَسْأَلَةَ لَا تَحِلُّ إِلَّا لِأَحَدِ ثَلَاثَةٍ رَجُلٍ تَحَمَّلَ حَمَالَةً فَحَلَّتْ لَهُ الْمَسْأَلَةُ حَتّى يُصِيبَهَا ثُمَّ يُمْسِكُ وَرَجُلٍ أَصَابَتْهُ جَائِحَةٌ اجْتَاحَتْ مَالَه فَحَلَّتْ لَهُ الْمَسْأَلَةُ حَتّى يُصِيبَ قِوَامًا مِنْ عَيْشٍ أَوْ قَالَ سِدَادًا مِنْ عَيْشٍ وَرَجُلٍ أَصَابَتْهُ فَاقَةٌ حَتّى يَقُوْمَ ثَلَاثَةٌ مِنْ ذَوِي الْحِجى مِنْ قَوْمِه. لَقَدْ أَصَابَتْ فُلَانًا فَاقَةٌ فَحَلَّتْ لَهُ الْمَسْأَلَةُ حَتّى يُصِيبَ قِوَامًا مِنْ عَيْشٍ أَوْ قَالَ سِدَادًا مِنْ عَيْشٍ فَمَا سِوَاهُنَّ مِنَ الْمَسْأَلَة يَا قَبِيْصَةٌ سُحْتًا يَأْكُلُهَا صَاحِبُهَا سُحْتًا» . رَوَاهُ مُسْلِمٌ
Kubaisa bin Muharık el-Hilali şöyle dedi: Bir yük taşıdım ve bu konuyu sormak için Resûlullah (s.a.v.)'e geldim. "Bize bir sadaka gelinceye kadar kalın, biz de onu size emredeceğiz" buyurdu. Sonra şöyle buyurdu: "Ey Kubaisa, sedye taşıyan üç kişiden biri dışında bu iş caiz değildir ve ona da bu caizdir." O, başına bela oluncaya kadar iş çözülür, sonra servetini kasıp kavuran bir salgına yakalanan bir adamı yakalar, böylece o, bir geçim kaynağına musallat oluncaya kadar iş onun için çözülür veya dedi. Yoksulluk çeken kimse, kavminden üçü ayağa kalkıncaya kadar. Falan kimsenin başına kötü bir şey geldi ve bu onun için caiz oldu. Kişi, geçimini elde edinceye veya diyelim ki geçiminin tamamını elde edinceye kadar sorarsa, o zaman, ey Kâbise, sahibinin haram bir şekilde yediği haram bir şeyden başka mesele yoktur.” . Müslim'in anlattığı
29
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1839
Ebû Hüreyre (r.a.)
He said, Rasulullah (Sallallahu Alayhi Wasallam) said: He who seeks from people to increase his wealth, surely desires (Hell) fire. (بعد أن علم ذلك) فليسأل أقل أو أكثر. (مسلم) [1]
Dedi ki: Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: Kim malının artmasını insanlardan isterse, elbette cehennem ateşini ister. (Bunu öğrendikten sonra) az ya da çok sorsun. (Müslüman) [1]
30
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1841
Muaviye (RA)
وَعَنْ مُعَاوِيَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: «لَا تُلْحِفُوا فِي الْمَسْأَلَةِ فوَاللّه لَا يَسْأَلُنِىْ أَحَدٌ مِنْكُمِ شَيْئًا فَتُخْرِجَ لَه مَسْأَلَتُه مِنِّي شَيْئًا وَأَنَا لَه كَارِهٌ فَيُبَارَكَ لَه فِيمَا أَعْطَيْتُه» . رَوَاهُ مُسْلِمٌ
Muaviye'den rivayetle şöyle dedi: Allah'ın Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Bir soruda ikilemde kalmayın, çünkü Allah'a yemin ederim ki sizden hiçbiriniz benden bir şey istemeyecek ve benden isteği kendisine ulaşacaktır." Ve bundan nefret ediyorum, bu yüzden ona verdiğim şey için onu kutsayacağım. Müslim'in anlattığı
31
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1842
যুবায়র ইবনুল আও্ওয়াম
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «يربط أحدكم حزمة من خشب بحبل، فيحملها على ظهره، فيبيعها». إنه ليس مجرد وسيلة راحة راتنج (لا يوجد خيار آخر). وهذا العمل خير للناس من الأيدي. قد يعطيه الناس شيئًا أو لا. (البخاري) [1]
Şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sizden biriniz bir demet odunu iple bağlayıp onu sırtında taşır ve satar." Bu çok önemli bir şey. সম্মান বহাল রাখেন (যা ভিক্ষা করার মাধ্যমে) ve bu) Bu iş insanlar için ellerden daha iyidir. İnsanlar ona bir şey verebilir ya da vermeyebilir. (Buhari)[1]
32
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1844
Abdullah ibn Umar (RA)
He said, Rasulullah (may peace be upon him) mentioned standing on the pulpit and refraining from giving charity and laying hands (to people). وقيل: اليد العليا خير من اليد السفلى. The upper hand is the giver and the lower hand is the receiver (beggar). (البخاري، مسلم) [1]
Dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) minbere çıkmaktan, sadaka vermekten ve insanlara el uzatmaktan kaçınmaktan bahsetmiştir. Üstteki el, alttaki elden daha iyidir, dedi. Üstteki el veren, alttaki el ise alıcıdır (dilenci). (Buhari, Müslim)[1]
33
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1845
Ebu Sa'id El Hudri (RA)
He said, (One day) some Ansar people asked the Messenger of Allah (may peace be upon him) for something. He (peace and blessings of Allah be upon him) gave them something and if they asked again, he gave it again. وحتى ما كان لديه قد ذهب. Then he said, "The wealth that comes to me, I will not save you and make a pile of wealth." Remember that the person who refrains from asking people, Allah saves him from being in front of people. لا تواجه الناس. And whoever is greedy for other people's wealth, Allah is greedy for him. الشخص الذي ينتظر بفارغ الصبر؛ نسأل الله له القوة على الصمود. Remember, giving something is better and wider than patience not done (Bukhari, Muslim) [1]
Dedi ki: (Bir gün) Ensar'dan bir grup, Resûlullah'tan (s.a.v.) bir şey istediler. Onlara bir şey verdi ve tekrar isterlerse yine verdi. Sahip olduğu şey bile gitmişti. Sonra şöyle dedi: "Bana gelen serveti, seni kurtarıp bir servet yığını haline getirmeyeceğim." Şunu unutmayın ki, insanlara sormaktan kaçınan kişiyi Allah, insanların karşısına çıkmaktan kurtarır. İnsanların yüzüne bakmayın. Ve kim başkalarının malına hırs duyarsa, Allah da ona açgözlülük gösterir. Sabırla bekleyen insan; May Allah grant him the strength to endure. Unutmayın, bir şey vermek, yapılmamış sabırdan daha hayırlı ve daha geniştir (Buhari, Müslim)[1]
34
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1847
Samurah bin Jundub (RA)
He said, Rasulullah (Sallallahu Alaihi Wasallam) said: To others, hand-to-hand is a disease, with which a person infects his face. الشخص الذي يريد أن يحافظ على (كرامته) سليمة يجب أن يشعر بالخجل (أن يضع يديه)، ويحمي. والشخص الذي لا يريد أن يحافظ على (كرامته) سليمة يمكن أن يفقد قيمته الخاصة ليكتسب يدًا من الناس. لكن يمكن للناس التواصل مع سلطات الدولة. or will ask (of someone) something at a time when it is very necessary to ask. (أبو داود، الترمذي، النسائي) [1]
Dedi ki, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: Başkalarına göre el ele tutuşmak, kişinin yüzüne bulaştığı bir hastalıktır. (Onurunu) sağlam tutmak isteyen, utanmalı (el koymaktan), korumalıdır. Ve (değerini) sağlam tutmak istemeyen, insanlardan el kazanmak için kendi değerini kaybedebilir. Ama insanlar devlet yetkililerine başvurabiliyor. veya sormanın çok gerekli olduğu bir zamanda (birinden) bir şey isteyecektir. (Ebu Davud, Tirmizi, Nesa'i)[1]
35
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1848
Abdullah Bin Mas'ud
وَعَنْ عَبْدِ اللّهِ بْنِ مَسْعُودٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: من سَأَلَ النَّاسَ وَلَه مَا يُغْنِيهِ جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمَسْأَلَتُه فِي وَجْهِه خُمُوْشٌ أَوْ خُدُوْشٌ أَوْ كُدُوْحٌ» . قِيلَ يَا رَسُولَ اللّهِ وَمَا يُغْنِيهِ؟ قَالَ: «خَمْسُونَ دِرْهَمًا أَوْ قِيمَتُهَا مِنَ الذَّهَبِ . رَوَاهُ أَبُو دَاوُدَ وَالتِّرْمِذِيُّ وَالنَّسَائِيُّ وَابْنُ مَاجَهْ وَالدَّارِمِيُ
Abdullah bin Mesud'dan rivayetle şöyle demiştir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: İnsanlardan bir şey isteyen ve kendisine zenginlik kazandıracak bir şeyi bulunan kimse, kıyamet gününde gelir ve eğer sorarsa yüzünde çizikler veya sıyrıklar olur. “Çizikler veya sıyrıklar.” قِيلَ يَا رَسُولَ اللّهِ وَمَا يُغْنِيهِ؟ "Elli dirhem veya onun altın değeri" buyurdu. Ebu Davud ve El-Tirmizi El-Nesa'i, İbn Mace ve El-Darimi tarafından anlatılmıştır.
36
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1850
Atta İbn Yesar Beni Esad Kabilesinden Bir Adamdı
وَعَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ عَنْ رَجُلٍ مِنْ بَنِىْ أَسَدٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: «مَنْ سَأَلَ مِنْكُمْ وَلَه أُوقِيَّةٌ أَوْ عَدْلُهَا فَقَدْ سَأَلَ إِلْحَافًا» . رَوَاهُ مَالِكٌ وَأَبُو دَاوُد وَالنَّسَائِيُّ
Ata' bin Yassar'dan, Banu Esad'dan bir adamdan rivayetle şöyle demiştir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Sizden kim ukiyesi varsa veya ukiyesi varsa, gönülsüzce istemiştir." . Malik, Ebu Davud ve En-Nesa'i'nin rivayet ettiği
37
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1851
হুবশী ইবনু জুনাদাহ্
فقال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: لا يحل لغني صحيح سليم الأعضاء أن يسأل أحدا شيئا. ولكن يحل للفقير الذي وقع على الأرض من الجوع والعطش. هذه هي الطريقة التي يكون بها هات باتا حلالًا مسموحًا به أيضًا للمدين المثقل بالديون الثقيلة. وتذكر أن من طلب قرضاً من الناس ليزداد ماله الطيب، فإن طلبه سيظهر على وجهه علامة الأذى يوم القيامة. علاوة على ذلك، سيتم إعطاء الحجارة الساخنة كطعام له في الجحيم. لذلك، من يريد، فليلمس أقل أو يلمس أكثر. (الترمذي) [1]
Dedi ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: Zengin, sıhhatli, uzuvları sağlam olan kimsenin, kimseden bir şey istemesi caiz değildir. Fakat açlık ve susuzluktan yere düşen fakire helaldir. İşte böyledir Haat Pata Ağır borç yükü altındaki borçluya da helaldir. Biliniz ki, temiz malının artması için insanlardan borç isteyen kimsenin bu isteği, kıyamet gününde bir yara alameti olarak yüzüne yansıyacaktır. Üstelik ona cehennemde yiyecek olarak da sıcak taşlar verilecek. Onun için kim isterse az dokunsun, ister çok dokunsun. (Tirmizi)[1]
38
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1853
İbn Mes'ûd (r.a.)
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: من كانت له حاجة شديدة، إذا أظهر رغبته في قضاء حاجته بين الناس، لم تنزاح هذه الحاجة. ومن حدث افتقاره إلا إلى الله كفاه الله إما أن يعتقنه من الفقر بالموت المبكر أو يغنيه في أيام قليلة. (أبو داود، الترمذي) [1]
Dedi ki, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Şiddetli bir ihtiyacı olan kimse, bu ihtiyacını insanların önünde giderme arzusunu dile getirse, bu ihtiyacı ortadan kalkmaz. Ve kim eksikliğini sadece Allah'a anlatırsa, Allah ona yeter. Ya onu erken ölümle fakirlikten kurtarır, ya da onu birkaç gün içinde zengin eder. (Ebu Davud, Tirmizî)[1]
39
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1854
İbn Firasi
قال: قال (أبي) الفراسي (رضي الله عنه): ناشدت رسول الله (صلى الله عليه وسلم)، يا رسول الله! هل يمكنني التواصل مع الناس؟ فقال النبي صلى الله عليه وسلم: لا. (وليس دائما) توكل على الله. ولكن إذا كان لا بد من طلب شيء (لحاجة ماسة)، فاطلب من شخص صالح. (أبو داود، النسائي) [1]
Dedi ki: (Babam) Firasi (RA) şöyle dedi: Rasulullah (sav)'a başvurdum, ey Allah'ın Resulü! İnsanlara ulaşabilir miyim? Peygamber (sav) şöyle buyurdu: Hayır. (her zaman olduğu gibi) Allah'a tevekkül edin. Fakat bir şey istemek lüzumlu hale gelirse (ciddi bir ihtiyaçtan dolayı), iyi bir insandan iste. (Ebu Davud, Nesa'i)[1]
40
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1856
Hz. Ali (r.a.)
أنه سمع رجلا يوم عرفة يسأل الناس شيئا ليضعوا أيديهم عليه. فقال له فهل تمس في هذا اليوم في هذا المكان أحدا غير الله؟ ثم جلده. (مطر)
Arefe günü bir adamın insanlardan ele geçirecek bir şey istediğini duydu. Ona dedi ki: Bugün burada, Allah'tan başkasına dokunuyor musun? Sonra onu kırbaçladı. (Yağmur)
41
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1858
Sawban (RA)
وَعَنْ ثَوْبَانَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: «مَنْ يَكْفُلُ لِي أَنْ لَا يَسْأَلَ النَّاسَ شَيْئًا فَأَتَكَفَّلَ لَه بِالْجَنَّةِ؟» فَقَالَ ثَوْبَانُ: أَنَا فَكَانَ لَا يَسْأَلُ أَحَدًا شَيْئًا. رَوَاهُ أَبُو دَاوُدَ وَالنَّسَائِيُّ
Sevbân'dan rivayetle şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İnsanlardan hiçbir şey istemeyeceğini bana kim garanti edebilir ki, ben de ona cenneti garanti edeyim?" Sevban, "Ben" dedi. Kimseye bir şey sormadı. Ebu Davud ve Nesa'i'nin rivayet ettiği
42
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1859
Ebû Zer el-Gıfârî (r.a.)
قال: دعاني رسول الله صلى الله عليه وسلم (ذات يوم) فشرط علي، فقال: «لا تمس أحدا بشيء». قلت حسنا. ثم قال حتى العصا التي في يدك إذا وقعت لترفع أحدا فلا تقل بل تنزل وتلتقطها بنفسك. (أحمد) [1]
Dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) beni çağırdı (bir gün) ve bana şartlar koydu ve "Kimseye hiçbir konuda dokunmayacaksın" dedi. Tamam dedim. Sonra dedi ki, elindeki sopa bile birini kaldırmak için düşerse deme, aşağı inip onu kendin alacaksın. (Ahmet) [1]
43
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1860
Ebû Hüreyre (r.a.)
فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: لو كان لي مثل جبل أحد ذهباً لفرحت أن لا يودعني ثلاثة أيام إلا الدين. (البخاري) [1]
Dedi ki, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: Eğer Uhud dağı kadar altınım olsaydı, borcum dışında üç gün boyunca yanıma yatırılmazsa sevinirdim. (Buhari)[1]
44
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1861
Ebû Hüreyre (r.a.)
He said, Rasulullah (may peace be upon him) said: Every morning two angels descend (from the sky). أحدهم يقول: "اللهم! رد الجميل لفاعل الخير. ولعن الملك الثاني يا الله! ضرر البخيل (البخاري، مسلم) [1]
Dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Her sabah (gökten) iki melek iner. İçlerinden biri şöyle dua ediyor: 'Allah'ım! Hayırsevere geri verin. İkinci melek de şöyle lanet etti: Allah'ım! cimri zararı (Buhari, Müslim)[1]
45
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1862
Asma' bint Abubakr (RA)
He said, Rasulullah (may peace be upon him) said: Spend (in the way of Allah). ولكن لا تنفق الكثير. ثم سيجزيك الله خيرا كثيرا. لا تخزنها. ثم سيحفظه الله تعالى. القدرة على الإنفاق وفقا لذلك في سبيل الله. (البخاري، مسلم) [1]
Dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.): "(Allah yolunda) harcayın." buyurdu. Ama çok fazla harcamayın. O zaman Allah sizi bollukla mükâfatlandıracaktır. İstifleme. O zaman Allah Teala onu kurtarır. Yeteneğiniz doğrultusunda Allah yolunda harcayın. (Buhari, Müslim)[1]
46
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1865
Ebû Hüreyre (r.a.)
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: مثل البخيل والمتصدق كمثل رجلين فيهما حديدان. And (because of this) the hands of these two hang from their chests to their necks. In this situation When a charitable person wants to donate, his shackles are extended. Even the fingers of his hand are covered and his mark is erased. When a miser wants to give, his shackles are narrowed and each of its bars is stuck together in its own place. يذهب (البخاري ومسلم) [1]
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: Cimri ile hayırseverin durumu, üzerlerinde iki demir elbise bulunan iki kişinin durumu gibidir. Ve (bundan dolayı) bu ikisinin elleri göğüslerinden boyunlarına kadar sarkmaktadır. Bu durumda bir hayırsever bağış yapmak istediğinde prangalar açılır. Hatta elinin parmakları kapatılır ve izi silinir. Cimri vermek istediğinde, onun prangaları daraltılır ve parmaklıkların her biri yerine yapıştırılır. gider (Buhari, Müslim)[1]
47
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1866
Cabir (RA)
وَعَنْ جَابِرٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: «اتَّقُوا الظُّلْمَ فَإِنَّ الظُّلْمَ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَاتَّقُوا الشُّحَّ فَإِنَّ الشُّحَّ أَهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ: حَمَلَهُمْ عَلى أَنْ سَفَكُوا دِمَاءَهُمْ وَاسْتَحَلُّوا مَحَارِمَهُمْ». رَوَاهُ مُسْلِمٌ
Cabir'den rivayetle şöyle dedi: Allah'ın Elçisi, Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun, şöyle buyurdu: "Haksızlıktan sakının, zira adaletsizlik, kıyamet günü karanlık olacaktır ve cimrilikten de sakının, zira cimrilik, kim varsa onu yok etmiştir." Senden önce: Onları kanlarını dökmeye zorlamış ve yasakladıklarını helal kılmıştı.” Müslim'in anlattığı
48
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1872
Ebu el-Darda' (RA)
وَعَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﷺ: «مَثَلُ الَّذِىْ يَتَصَدَّقُ عِنْدَ مَوْتِه أَوْ يُعْتِقُ كَالَّذِي يُهْدِىْ إِذَا شَبِعَ» . رَوَاهُ أَحْمَدُ وَالنَّسَائِيُّ وَالدَّارِمِيُّ وَالتِّرْمِذِيُّ وَصَحَّحَ
Ebu'd-Derdâ'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Öldüğünde veya azat edildiğinde sadaka verenin misali, doyduğunda hediye verilen kimsenin misali gibidir." Ahmed, Nesa'i, Darimi ve Tirmizî tarafından rivayet edilmiş ve sahihtir.
49
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1875
Ebû Hüreyre (r.a.)
قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إن من الطبع الذي في الإنسان طبيعتان هما فطرتان. الأول هو الجشع المخدر، والثاني هو الجبن المرعب. (أبو داود) [١] وسنروي أبونا حديث هريرة (رضي الله عنه) في باب الجهاد.
Dedi ki, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: İnsanlarda bulunan tabiatlar içerisinde iki tabiat en fıtratlıdır. Biri akılları uyuşturan açgözlülük, ikincisi ise korkunç korkaklık. (Ebu Davud)[1] Ve Ebu Hureyre'nin (RA) rivayet ettiği hadisi [Arapça] Cihad bölümünde anlatacağız.
50
Mişkâtü'l-Mesâbîh # 0/1880
Ümmü Buzayd (RA)
He said, I offered to the Messenger of Allah (may peace be upon him), O Messenger of Allah! When the poor man comes to my door (and asks for something from me) I am very ashamed, because I have nothing in my house to give him. Messenger of Allah (Peace be upon him) said, Give him something, even if it is a hoof scorched by fire. (أحمد، وأبو داود، والترمذي) [1]
Dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'e teklifte bulundum, ey Allah'ın Resulü! Zavallı adam kapıma geldiğinde (ve benden bir şey istediğinde) çok utanıyorum çünkü evimde ona verecek hiçbir şeyim yok. Resûlullah (s.a.v.): "Ona ateşten kavrulmuş bir toynak da olsa bir şey ver" buyurdu. (Ahmed, Ebu Davud, Tirmizî)[1]