Bölüm 28
Bölümlere Dön
01
El-Edebul Mufred # 28/483
حَدَّثَنَا بِشْرٌ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ اللهِ، قَالَ: حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ قَيْسٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللهِ بْنُ مِقْسَمٍ قَالَ: سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللهِ يَقُولُ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: اتَّقُوا الظُّلْمَ، فَإِنَّ الظُّلْمَ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَاتَّقُوا الشُّحَّ، فَإِنَّ الشُّحَّ أَهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ، وَحَمَلَهُمْ عَلَى أَنْ سَفَكُوا دِمَاءَهُمْ، وَاسْتَحَلُّوا مَحَارِمَهُمْ.
Bişr bize anlattı, şöyle dedi: Abdullah anlattı, şöyle dedi: Dâvûd bin Kays anlattı, şöyle dedi: Ubeydullah bin Maksim bize anlattı, şöyle dedi: Cabir bin Abdullah'ın şöyle dediğini işittim: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Haksızlıktan sakının, çünkü haksızlık, kıyamet gününde zulümdür ve cimrilikten sakının. Çünkü cimrilik, sizden öncekileri yok etmiş, onları kanlarını akıtmaya ve yasakladıklarını helal kılmaya zorlamıştır.
02
El-Edebul Mufred # 28/484
حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، قَالَ: حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا الْمُنْكَدِرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَابِرٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: يَكُونُ فِي آخِرِ أُمَّتِي مَسْخٌ، وَقَذْفٌ، وَخَسْفٌ، وَيُبْدَأُ بِأَهْلِ الْمَظَالِمِ.
Hatim bize anlattı, şöyle dedi: Hasan bin Cafer bize anlattı, o şöyle dedi: Münkadir bin Muhammed bin El-Münkedir, babasından, Cabir'den rivayet etti: O da şöyle dedi: Allah'ın Elçisi, Allah ona salat ve selam versin, şöyle buyurdu: Ümmetimin sonunda tahrif, iftira ve ihanet olacak ve bu, zulm ehliyle başlayacak.
03
El-Edebul Mufred # 28/485
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ الْمَاجِشُونِ قَالَ: أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: الظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ.
Ahmed bin Yunus bize anlattı, şöyle dedi: Bize Abdülaziz bin el-Mecişun anlattı, dedi ki: Abdullah bin Dinar, İbn Ömer'den, Peygamber'den, Allah ona salat ve selam versin. Allah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Kıyamet gününde haksızlık karanlık olacaktır.
04
El-Edebul Mufred # 28/486
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، وَإِسْحَاقُ قَالاَ: حَدَّثَنَا مُعَاذٌ قَالَ: حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ النَّاجِيِّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: إِذَا خَلَصَ الْمُؤْمِنُونَ مِنَ النَّارِ حُبِسُوا بِقَنْطَرَةٍ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ، فَيَتَقَاصُّونَ مَظَالِمَ بَيْنَهُمْ فِي الدُّنْيَا، حَتَّى إِذَا نُقُّوا وَهُذِّبُوا، أُذِنَ لَهُمْ بِدُخُولِ الْجَنَّةِ، فَوَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ، لَأَحَدُهُمْ بِمَنْزِلِهِ أَدَلُّ مِنْهُ فِي الدُّنْيَا.
Bu dünyada aralarındaki haksızlıklar, arınıp arınıncaya kadar, onlardan biri için Muhammed'in ruhu elinde olan Allah'ın izniyle cennete girmelerine izin verilecektir. Konumu itibariyle bu dünyada olduğundan daha belagatlidir.
05
El-Edebul Mufred # 28/487
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ: حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: إِيَّاكُمْ وَالظُّلْمَ، فَإِنَّ الظُّلْمَ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَإِيَّاكُمْ وَالْفُحْشَ، فَإِنَّ اللَّهَ لاَ يُحِبُّ الْفَاحِشَ الْمُتَفَحِّشَ، وَإِيَّاكُمْ وَالشُّحَّ، فَإِنَّهُ دَعَا مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ فَقَطَعُوا أَرْحَامَهُمْ، وَدَعَاهُمْ فَاسْتَحَلُّوا مَحَارِمَهُمْ.
Musaddad bize anlattı, şöyle dedi: Yahya bize, İbn Ajlan'dan, Sa'id bin Ebi Sa'id el-Makberi'den, Ebu Hureyre'den, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den rivayetle anlattı. Şöyle buyurdu: Haksızlıktan sakının, çünkü haksızlık kıyamet günü karanlıktır, hayasızlıktan da sakının, çünkü Allah hayasızları sevmez. O haindir ve cimrilikten sakının, çünkü o, sizden öncekileri çağırmıştı, onlar da akrabalık bağlarını koparmışlardı, onları çağırmıştı ve onlar da haram kıldıklarını helal kılmışlardı.
06
El-Edebul Mufred # 28/488
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، قَالَ: حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ قَيْسٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللهِ بْنِ مِقْسَمٍ، عَنْ جَابِرٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: إِيَّاكُمْ وَالظُّلْمَ، فَإِنَّ الظُّلْمَ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَاتَّقُوا الشُّحَّ، فَإِنَّهُ أَهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ، وَحَمَلَهُمْ عَلَى أَنْ سَفَكُوا دِمَاءَهُمْ، وَاسْتَحَلُّوا مَحَارِمَهُمْ.
Abdullah bin Maslamah bize anlattı, şöyle dedi: Dâvûd bin Kays, Ubeydullah bin Mukasım'dan, Cabir'den, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den rivayetle şöyle dedi: Sizden sakının. Ve haksızlık, çünkü haksızlık, kıyamet günü karanlıktır ve cimrilikten sakının; zira o, sizden öncekileri helâk etmiş ve onları zora sokmuştur.
07
El-Edebul Mufred # 28/489
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى قَالَ: اجْتَمَعَ مَسْرُوقٌ وَشُتَيْرُ بْنُ شَكَلٍ فِي الْمَسْجِدِ، فَتَقَوَّضَ إِلَيْهِمَا حِلَقُ الْمَسْجِدِ، فَقَالَ مَسْرُوقٌ: لاَ أَرَى هَؤُلاَءِ يَجْتَمِعُونَ إِلَيْنَا إِلاَّ لِيَسْتَمِعُوا مِنَّا خَيْرًا، فَإِمَّا أَنْ تُحَدِّثَ عَنْ عَبْدِ اللهِ فَأُصَدِّقَكَ أَنَا، وَإِمَّا أَنْ أُحَدِّثَ عَنْ عَبْدِ اللهِ فَتُصَدِّقَنِي؟ فَقَالَ: حَدِّثْ يَا أَبَا عَائِشَةَ، قَالَ: هَلْ سَمِعْتَ عَبْدَ اللهِ يَقُولُ: الْعَيْنَانِ يَزْنِيَانِ، وَالْيَدَانِ يَزْنِيَانِ، وَالرِّجْلاَنِ يَزْنِيَانِ، وَالْفَرْجُ يُصَدِّقُ ذَلِكَ أَوْ يُكَذِّبُهُ؟ فَقَالَ: نَعَمْ، قَالَ: وَأَنَا سَمِعْتُهُ، قَالَ: فَهَلْ سَمِعْتَ عَبْدَ اللهِ يَقُولُ: مَا فِي الْقُرْآنِ آيَةٌ أَجْمَعَ لِحَلاَلٍ وَحَرَامٍ وَأَمْرٍ وَنَهْيٍ، مِنْ هَذِهِ الْآيَةِ: {إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَى}؟ قَالَ: نَعَمْ، قَالَ: وَأَنَا قَدْ سَمِعْتُهُ، قَالَ: فَهَلْ سَمِعْتَ عَبْدَ اللهِ يَقُولُ: مَا فِي الْقُرْآنِ آيَةٌ أَسْرَعَ فَرَجًا مِنْ قَوْلِهِ: {وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا}؟ قَالَ: نَعَمْ، قَالَ: وَأَنَا قَدْ سَمِعْتُهُ، قَالَ: فَهَلْ سَمِعْتَ عَبْدَ اللهِ يَقُولُ: مَا فِي الْقُرْآنِ آيَةٌ أَشَدَّ تَفْوِيضًا مِنْ قَوْلِهِ: {يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لاَ تَقْنَطُوا} مِنْ رَحْمَةِ اللهِ؟ قَالَ: نَعَمْ، قَالَ: وَأَنَا سَمِعْتُهُ.
Süleyman bin Harb bize şunları anlattı: Hammad bin Zeyd, Asım'dan, Ebu'd-Duha'dan rivayet etti: O şöyle dedi: Mesruk ile Şutayr bin Şukal mescidde buluştular, sonra mescidin çevresi onlara doğru çöktü ve Mesruk şöyle dedi: Bizden hayırlı bir şey duymak dışında bu insanların bize toplandığını görmüyorum. Ya sen Abdullah'tan rivayet edersen sana inanırım, ya da ben Abdullah'tan rivayet edersem sen bana inanırsın? O da şöyle dedi: Konuş ey Ebu Aişe. Dedi ki: Abdullah'ın şöyle dediğini duydun mu: Gözler zina eder, iki el zina eder, iki ayak zina eder, avret yeri de bunu tasdik eder veya Ben onu işittim. Dedi ki: Abdullah'ın şunu söylediğini duydun mu: Kur'an'da onun şu sözünden daha çabuk rahatlatıcı bir ayet yoktur: {Kim Allah'tan korkarsa O, ona bir çıkış yolu açar}? Dedi ki: Evet dedi: Ve onu duydum. Dedi ki: Abdullah'ın şöyle dediğini duydun mu: Kur'an'da bundan daha şiddetli bir ayet yoktur.
08
El-Edebul Mufred # 28/490
حَدَّثَنَا عَبْدُ الأعْلَى بْنُ مُسْهِرٍ، أَوْ بَلَغَنِي عَنْهُ، قَالَ: حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، عَنِ اللهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى قَالَ: يَا عِبَادِي، إِنِّي قَدْ حَرَّمْتُ الظُّلْمَ عَلَى نَفْسِي، وَجَعَلْتُهُ مُحَرَّمًا بَيْنَكُمْ فَلاَ تَظَالَمُوا. يَا عِبَادِي، إِنَّكُمُ الَّذِينَ تُخْطِئُونَ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَأَنَا أَغْفِرُ الذُّنُوبَ، وَلاَ أُبَالِي، فَاسْتَغْفِرُونِي أَغْفِرْ لَكُمْ. يَا عِبَادِي، كُلُّكُمْ جَائِعٌ إِلاَّ مَنْ أَطْعَمْتُهُ، فَاسْتَطْعِمُونِي أُطْعِمْكُمْ. يَا عِبَادِي، كُلُّكُمْ عَارٍ إِلاَّ مِنْ كَسَوْتُهُ، فَاسْتَكْسُونِي أَكْسُكُمْ. يَا عِبَادِي، لَوْ أَنَّ أَوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ، وَإِنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ، كَانُوا عَلَى أَتْقَى قَلْبِ عَبْدٍ مِنْكُمْ، لَمْ يَزِدْ ذَلِكَ فِي مُلْكِي شَيْئًا، وَلَوْ كَانُوا عَلَى أَفْجَرِ قَلْبِ رَجُلٍ، لَمْ يَنْقُصْ ذَلِكَ مِنْ مُلْكِي شَيْئًا، وَلَوِ اجْتَمَعُوا فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ فَسَأَلُونِي فَأَعْطَيْتُ كُلَّ إِنْسَانٍ مِنْهُمْ مَا سَأَلَ، لَمْ يَنْقُصْ ذَلِكَ مِنْ مُلْكِي شَيْئًا، إِلاَّ كَمَا يَنْقُصُ الْبَحْرُ أَنْ يُغْمَسَ فِيهِ الْخَيْطُ غَمْسَةً وَاحِدَةً. يَا عِبَادِي، إِنَّمَا هِيَ أَعْمَالُكُمْ أَجْعَلُهَا عَلَيْكُمْ، فَمَنْ وَجَدَ خَيْرًا فَلْيَحْمَدِ اللَّهَ، وَمَنْ وَجَدَ غَيْرَ ذَلِكَ فَلاَ يَلُومُ إِلاَّ نَفْسَهُ كَانَ أَبُو إِدْرِيسَ إِذَا حَدَّثَ بِهَذَا الْحَدِيثِ جَثَى عَلَى رُكْبَتَيْهِ.
Benim giydirdiklerim dışında hepiniz çıplaksınız; o halde Beni giydirin, ben de sizi giydireceğim. Ey kullarım, keşke ilkiniz ve ahiriniz, insanınız ve cinleriniz en takvalıların üzerinde olsaydı. İçinizden bir kulun kalbi, Krallığıma hiçbir şey katmazdı ve eğer onlar bir yerde toplanıp Benden isteseler bile, en kötü insan kalbi kadar dinsiz olsalardı, bu benim Krallığımdan hiçbir şey eksiltmezdi ve ben de her birine istediğini verdim. Denizin azalması gibi, bu da Krallığımı zerre kadar azaltmadı. İplik ona bir kez batırılır. Ey kullarım, bunlar yalnızca size vereceğim amellerdir. O halde kim iyilik bulursa Allah'a hamdetsin. Bunun dışında bir şey bulan kişinin kendisinden başka suçlayacak kimsesi yoktur. Ebu İdris bu hadisi naklettiğinde dizlerinin üzerine çökerdi.