Bölüm 48
Bölümlere Dön
01
El-Edebul Mufred # 48/1175
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللهِ بْنُ صَالِحٍ قَالَ: حَدَّثَنِي اللَّيْثُ قَالَ: حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ قَالَ: أَخْبَرَنِي عَامِرُ بْنُ سَعْدٍ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ قَالَ: نَهَى رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ لِبْسَتَيْنِ وَبَيْعَتَيْنِ: نَهَى عَنِ الْمُلاَمَسَةِ، وَالْمُنَابَذَةِ فِي الْبَيْعِ، الْمُلاَمَسَةُ: أَنْ يَمَسَّ الرَّجُلُ ثَوْبَهُ، وَالْمُنَابَذَةُ: يَنْبُذُ الْآخَرُ إِلَيْهِ ثَوْبَهُ، وَيَكُونُ ذَلِكَ بَيْعَهُمْ عَنْ غَيْرِ نَظَرٍ. وَاللِّبْسَتَيْنِ اشْتِمَالُ الصَّمَّاءِ، وَالصَّمَّاءُ: أَنْ يَجْعَلَ طَرَفَ ثَوْبِهِ عَلَى إِحْدَى عَاتِقَيْهِ، فَيَبْدُو أَحَدُ شِقَّيْهِ لَيْسَ عَلَيْهِ شَيْءٌ، وَاللِّبْسَةُ الأُخْرَى احْتِبَاؤُهُ بِثَوْبِهِ وَهُوَ جَالِسٌ، لَيْسَ عَلَى فَرْجِهِ مِنْهُ شَيْءٌ.
Abdullah bin Salih anlattı, şöyle dedi: Leys bana anlattı, şöyle dedi: Yunus bana anlattı, İbn Şihab'tan rivayetle şöyle dedi: Aamir bin Sa'd bana söyledi, Ebu Sa'id el-Hudri şöyle dedi: Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- iki elbiseyi ve iki satışı yasakladı: Satmak, dokunmak: Bir erkeğin elbisesine dokunması ve munabadha: Başka bir adamın elbisesini kendisine atması ve bu, onları kendilerinden başka birine satmak anlamına gelir. Bakmak. İki elbise sade ve sadedir: Elbisesinin kenarını omuzlarından birinin üzerine koyar, böylece iki yanından biri açık değilmiş gibi görünür. Üzerinde bir şey vardır, diğer elbise ise otururken elbisesini örtmesidir, avret yerinde ondan bir şey yoktur.
02
El-Edebul Mufred # 48/1176
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْفٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللهِ، عَنْ خَالِدٍ عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ قَالَ: أَخْبَرَنِي أَبُو الْمَلِيحِ قَالَ: دَخَلْتُ مَعَ أَبِيكَ زَيْدٍ عَلَى عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرٍو، فَحَدَّثَنَا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ذُكِرَ لَهُ صَوْمِي، فَدَخَلَ عَلَيَّ، فَأَلْقَيْتُ لَهُ وِسَادَةً مِنْ أَدَمٍ حَشْوُهَا لِيفٌ، فَجَلَسَ عَلَى الأَرْضِ، وَصَارَتِ الْوِسَادَةُ بَيْنِي وَبَيْنَهُ، فَقَالَ لِي: أَمَا يَكْفِيكَ مِنْ كُلِّ شَهْرٍ ثَلاَثَةُ أَيَّامٍ؟ قَالَ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، قَالَ: خَمْسًا، قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، قَالَ: سَبْعًا، قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، قَالَ: تِسْعًا، قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، قَالَ: إِحْدَى عَشْرَةَ، قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، قَالَ: لاَ صَوْمَ فَوْقَ صَوْمِ دَاوُدَ شَطْرَ الدَّهْرِ، صِيَامُ يَوْمٍ وَإِفْطَارُ يَوْمٍ.
Abdullah bin Muhammed bize anlattı, şöyle dedi: Bize Amr bin Avf anlattı, şöyle dedi: Halid bin Abdullah, Halid'den, Ebu Kalabe'den, bize haber verdi: Ebu'l-Malih bana haber verdi. Dedi ki: Baban Zeyd Ali Abdullah bin Amr'la birlikte girdim ve bize, Allah ona salat ve selam olsun, Peygamber'in kendisine anıldığını söyledi. Orucum, yanıma geldi, ben de ona içi elyaf dolu tahtadan bir yastık attım, o da yere oturdu, yastık benimle onun arasındaydı ve bana şöyle dedi: Her ayın üç günü sana yeter mi? Dedi ki: Ben dedim ki: Ey Allah'ın Resulü. Dedi ki: Beş. Dedim ki: Ey Allah'ın Resulü. Dedi ki: Yedi. Dedim ki: Ey Allah'ın Resulü. Dedi ki: Dokuz. Dedim ki: Ey Allah'ın Resulü. Şöyle dedi: Onbir. Dedim ki: Ey Allah'ın Resulü. Dedi ki: Davud'un yarım gün oruç tutup bir gün oruç tutup ertesi gün iftar etmesinden başka oruç yoktur.
03
El-Edebul Mufred # 48/1177
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ: حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ خُمَيْرٍ، عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ بُسْرٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَرَّ عَلَى أَبِيهِ، فَأَلْقَى لَهُ قَطِيفَةً فَجَلَسَ عَلَيْهَا.
Müslim bin İbrahim bize şöyle dedi: Şu'be, Yezid bin Humeyr'den, Abdullah bin Busr'dan rivayet etti ki, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- babasının yanından geçerken ona bir parça kadife attı ve o da onun üzerine oturdu.
04
El-Edebul Mufred # 48/1178
حَدَّثَنَا مُوسَى، قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ اللهِ بْنُ حَسَّانَ الْعَنْبَرِيُّ قَالَ: حَدَّثَتْنِي جَدَّتَايَ صَفِيَّةُ بِنْتُ عُلَيْبَةَ، وَدُحَيْبَةُ بِنْتُ عُلَيْبَةَ، وَكَانَتَا رَبِيبَتَيْ قَيْلَةَ، أَنَّهُمَا أَخْبَرَتْهُمَا قَيْلَةُ قَالَتْ: رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَاعِدًا الْقُرْفُصَاءَ، فَلَمَّا رَأَيْتُ النَّبِيَّ الْمُتَخَشِّعَ فِي الْجِلْسَةِ أُرْعِدْتُ مِنَ الْفَرَقِ.
Musa anlattı, dedi ki: Abdullah bin Hasan El-Anbari anlattı, dedi ki: Büyükannelerim Safiyye bint Uleybe ve Duhaybe bint Uleybe bana anlattılar: Onlar Kayle'nin üvey kızlarıydı. Kayla onlara şöyle dedi: Peygamber Efendimizi (s.a.v.) bağdaş kurup otururken gördüm. Mütevazı Peygamberi toplulukta gördüğümde aradaki farktan dehşete kapıldım.
05
El-Edebul Mufred # 48/1179
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُثْمَانَ الْقُرَشِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا ذَيَّالُ بْنُ عُبَيْدِ بْنِ حَنْظَلَةَ، حَدَّثَنِي جَدِّي حَنْظَلَةُ بْنُ حِذْيَمٍ قَالَ: أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَرَأَيْتُهُ جَالِسًا مُتَرَبِّعًا.
Muhammed bin Ebi Bekir anlattı, şöyle dedi: Muhammed bin Osman el-Kureyş anlattı, şöyle dedi: Zhayal bin Ubeyd bin Hanzalah anlattı, o bana anlattı Dedem Hanzalah bin Hudhaym dedi ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına geldim ve onu bağdaş kurup otururken gördüm.
06
El-Edebul Mufred # 48/1180
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ قَالَ: حَدَّثَنِي مَعْنٌ قَالَ: حَدَّثَنِي أَبُو رُزَيْقٍ، أَنَّهُ رَأَى عَلِيَّ بْنَ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَبَّاسٍ، جَالِسًا مُتَرَبِّعًا، وَاضِعًا إِحْدَى رِجْلَيْهِ عَلَى الأُخْرَى، الْيُمْنَى عَلَى الْيُسْرَى.
İbrahim bin El-Münzir bize şöyle dedi: Ma'an bana şöyle dedi: Ebu Ruzaik bana şöyle dedi: Ali bin Abdullah bin Abbas'ı bağdaş kurmuş, bir bacağını diğerinin üzerine, sağını solun üzerine koyarak otururken gördü.
07
El-Edebul Mufred # 48/1181
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ: حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ مُسْلِمٍ قَالَ: رَأَيْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ يَجْلِسُ هَكَذَا مُتَرَبِّعًا، وَيَضَعُ إِحْدَى قَدَمَيْهِ عَلَى الأخْرَى.
Muhammed bin Yusuf bize anlattı, şöyle dedi: Süfyan, İmran bin Müslim'den rivayetle şöyle dedi: Enes bin Malik'i bu şekilde bağdaş kurarak otururken gördüm. Bir ayağını diğerinin üzerine koyar.
08
El-Edebul Mufred # 48/1182
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا قُرَّةُ بْنُ خَالِدٍ قَالَ: حَدَّثَنِي قُرَّةُ بْنُ مُوسَى الْهُجَيْمِيُّ، عَنْ سُلَيْمِ بْنِ جَابِرٍ الْهُجَيْمِيِّ قَالَ: أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ مُحْتَبٍ فِي بُرْدَةٍ، وَإِنَّ هُدَّابَهَا لَعَلَى قَدَمَيْهِ، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، أَوْصِنِي، قَالَ: عَلَيْكَ بِاتِّقَاءِ اللهِ، وَلاَ تَحْقِرَنَّ مِنَ الْمَعْرُوفِ شَيْئًا، وَلَوْ أَنْ تُفْرِغَ لِلْمُسْتَسْقِي مِنْ دَلْوِكَ فِي إِنَائِهِ، أَوْ تُكَلِّمَ أَخَاكَ وَوَجْهُكَ مُنْبَسِطٌ، وَإِيَّاكَ وَإِسْبَالَ الإِزَارِ، فَإِنَّهَا مِنَ الْمَخِيلَةِ، وَلاَ يُحِبُّهَا اللَّهُ، وَإِنِ امْرُؤٌ عَيَّرَكَ بِشَيْءٍ يَعْلَمُهُ مِنْكَ فَلاَ تُعَيِّرْهُ بِشَيْءٍ تَعْلَمُهُ مِنْهُ، دَعْهُ يَكُونُ وَبَالُهُ عَلَيْهِ، وَأَجْرُهُ لَكَ، وَلاَ تَسُبَّنَّ شَيْئًا. قال: فما سببت بعد دابة ولا إنساناً.
Abdullah bin Muhammed bize anlattı, şöyle dedi: Vehb bin Cerir anlattı, dedi: Kurre bin Halid anlattı, dedi: Kurre bin Musa bana anlattı. El-Huceymi, Süleym bin Cabir el-Huceymi'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.)'in yanına, üzeri uzun bir elbiseyle örtündüğü sırada geldim. Ayakları, dedim ki: Ey Allah'ın Resulü, bana öğüt ver. Şöyle buyurdu: "Su arayan biri için suyu boşaltsanız bile, Allah'tan korkun ve iyi olan hiçbir şeyi küçümsemeyin." Kovanız kabın içinde ya da kardeşinizle yüzünüz düz bir şekilde konuşuyorsunuz ve elbisenin kaymasına dikkat edin, çünkü bu bir tür hayal ürünüdür ve o bundan hoşlanmaz. Allah'ım, eğer bir kimse senden bildiği bir şey yüzünden sana sitem ederse, sen de ondan bildiğin bir şey yüzünden onu kınama. Onu rahat bırak, yükü onun üzerindedir, mükafatı da senindir ve sen bir şeye lanet etmişsindir. Dedi ki: Henüz ne bir hayvana ne de bir insana lanet etmedim.
09
El-Edebul Mufred # 48/1183
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ قَالَ: حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ قَالَ: حَدَّثَنِي هِشَامُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ نُعَيْمِ بْنِ الْمُجْمِرِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: مَا رَأَيْتُ حَسَنًا قَطُّ إِلاَّ فَاضَتْ عَيْنَايَ دُمُوعًا، وَذَلِكَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ يَوْمًا، فَوَجَدَنِي فِي الْمَسْجِدِ، فَأَخَذَ بِيَدِي، فَانْطَلَقْتُ مَعَهُ، فَمَا كَلَّمَنِي حَتَّى جِئْنَا سُوقَ بَنِي قَيْنُقَاعٍ، فَطَافَ فِيهِ وَنَظَرَ، ثُمَّ انْصَرَفَ وَأَنَا مَعَهُ، حَتَّى جِئْنَا الْمَسْجِدَ، فَجَلَسَ فَاحْتَبَى ثُمَّ قَالَ: أَيْنَ لَكَاعٌ؟ ادْعُ لِي لَكَاعًا، فَجَاءَ حَسَنٌ يَشْتَدُّ فَوَقَعَ فِي حِجْرِهِ، ثُمَّ أَدْخَلَ يَدَهُ فِي لِحْيَتِهِ، ثُمَّ جَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَفْتَحُ فَاهُ فَيُدْخِلُ فَاهُ فِي فِيهِ، ثُمَّ قَالَ: اللَّهُمَّ إِنِّي أُحِبُّهُ، فَأَحْبِبْهُ، وَأَحِبَّ مَنْ يُحِبُّهُ.
İbrahim bin El-Münzir bize şöyle dedi: İbn Ebi Fudaik bana şöyle dedi: Hişam bin Saad, Nu'aym bin El-Mujmar'dan, babam Hureyre'den rivayetle bana şöyle dedi: Gözlerim yaşlarla dolu güzel bir kadın görmedim. Çünkü Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün dışarı çıktı ve beni orada buldu... Mescidde elimden tuttu, ben de onunla yola çıktım, Beni Kaynuka çarşısına varıncaya kadar benimle konuşmadı. Etrafını dolaşıp baktı, sonra gitti, ben de onun yanındaydım, ta ki mescide gelinceye kadar, oturup saklandı. Sonra şöyle dedi: Laka'a nerede? Benim için Laka'a'yı çağır. Sonra Hasan tedirgin bir halde geldi ve kucağına düştü. Sonra içeri girdi. Eli sakalındaydı, sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e Allah salat ve selam olsun, ağzını açtı ve ağzını kendi ağzına soktu, sonra şöyle dedi: Allah'ım, ben onu seviyorum, sen de onu sev, o da onu seveni sevecektir...
10
El-Edebul Mufred # 48/1184
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ صَالِحٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ يَحْيَى الْكَلْبِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم صَلَّى بِهِمُ الظُّهْرَ، فَلَمَّا سَلَّمَ قَامَ عَلَى الْمِنْبَرِ فَذَكَرَ السَّاعَةَ، وَذَكَرَ أَنَّ فِيهَا أُمُورًا عِظَامًا، ثُمَّ قَالَ: مَنْ أَحَبَّ أَنْ يَسْأَلَ عَنْ شَيْءٍ فَلْيَسْأَلْ عَنْهُ، فَوَاللَّهِ لاَ تَسْأَلُونِي عَنْ شَيْءٍ إِلاَّ أَخْبَرْتُكُمْ مَا دُمْتُ فِي مَقَامِي هَذَا، قَالَ أَنَسٌ: فَأَكْثَرَ النَّاسُ الْبُكَاءَ حِينَ سَمِعُوا ذَلِكَ مِنْ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم، وَأَكْثَرَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَقُولَ: سَلُوا، فَبَرَكَ عُمَرُ عَلَى رُكْبَتَيْهِ وَقَالَ: رَضِينَا بِاللَّهِ رَبًّا، وَبِالإِسْلاَمِ دِينًا، وَبِمُحَمَّدٍ رَسُولاً، فَسَكَتَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ قَالَ ذَلِكَ عُمَرُ، ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: أَوْلَى، أَمَا وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ، لَقَدْ عُرِضَتْ عَلَيَّ الْجَنَّةُ وَالنَّارُ فِي عُرْضِ هَذَا الْحَائِطِ، وَأَنَا أُصَلِّي، فَلَمْ أَرَ كَالْيَوْمِ فِي الْخَيْرِ وَالشَّرِّ.
Yahya bin Salih anlattı, şöyle dedi: Bize İshak bin Yahya el-Kelbi anlattı, şöyle dedi: Zühri bize anlattı: Enes bin Malik dedi ki: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara öğle namazını kıldırdı ve selam verdiğinde minbere çıkıp saati haber verdi ve bunda büyük işler olacağını söyledi, Sonra şöyle buyurdu: Kim bir şeyin kendisine sorulmasını isterse, onu sorsun. Vallahi, ben bu halimde kaldığım sürece, ben sana söylemedikçe, bana hiçbir şey sormayacaksın. Enes şöyle dedi: İnsanlar, Resûlullah'tan (s.a.v.) şunu duyunca daha çok ağladılar ve Resûlullah (s.a.v.) daha fazlasını söylemeye başladı: Ömer diz çöküp şöyle dedi: Biz Rabbimiz olarak Allah'tan, dinimiz olarak İslam'dan ve elçimiz olarak Muhammed'den razıyız. Sonra Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- "Bu Ömer'di" deyince suskun kaldı, sonra Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Daha iyisi, Muhammed'in canı elinde olan Allah'a yemin olsun ki, bana cennet teklif edildi. Ve ateş bu duvarın karşısında ve ben dua ediyorum ve hiçbir zaman bugünkü kadar iyi ya da kötü görmemiştim.
11
El-Edebul Mufred # 48/1185
حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ: حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ قَالَ: سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ يُحَدِّثُهُ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ تَمِيمٍ، عَنْ عَمِّهِ قَالَ: رَأَيْتُهُ، قُلْتُ لِابْنِ عُيَيْنَةَ: النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم؟ قَالَ: نَعَمْ مُسْتَلْقِيًا، وَاضِعًا إِحْدَى رِجْلَيْهِ عَلَى الأُخْرَى.
Malik bin İsmail bize şöyle dedi: İbn Uyeyne bize şöyle dedi: Ez-Zühri'nin Abbad bin Temim'den, amcasından rivayet ettiğini işittim; o da şöyle dedi: Onu gördüm. İbn Uyeyne'ye dedim ki: Peygamber Efendimiz, Allah ona salat ve selam versin? Şöyle dedi: Evet, uzanmış, bir bacağını diğerinin üzerine koymuş.
12
El-Edebul Mufred # 48/1186
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ اللهِ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ أُمِّ بَكْرٍ بِنْتِ الْمِسْوَرِ، عَنْ أَبِيهَا قَالَ: رَأَيْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَوْفٍ مُسْتَلْقِيًا، رَافِعًا إِحْدَى رِجْلَيْهِ عَلَى الأخْرَى.
İshak bin Muhammed bize rivayet etti, o şöyle dedi: Abdullah bin Cafer, Ümmü Bekir bint el-Misvar'dan, babasından rivayetle şöyle dedi: Abdurrahman bin Avf'ı uzanmış, bir bacağını diğerinin üzerine kaldırmış halde gördüm.
13
El-Edebul Mufred # 48/1187
حَدَّثَنَا خَلَفُ بْنُ مُوسَى بْنِ خَلَفٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، عَنِ ابْنِ طِخْفَةَ الْغِفَارِيِّ، أَنَّ أَبَاهُ أَخْبَرَهُ، أَنَّهُ كَانَ مِنْ أَصْحَابِ الصُّفَّةِ، قَالَ: بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ فِي الْمَسْجِدِ مِنْ آخِرِ اللَّيْلِ، أَتَانِي آتٍ وَأَنَا نَائِمٌ عَلَى بَطْنِي، فَحَرَّكَنِي بِرِجْلِهِ فَقَالَ: قُمْ، هَذِهِ ضَجْعَةٌ يُبْغِضُهَا اللَّهُ، فَرَفَعْتُ رَأْسِي، فَإِذَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَائِمٌ عَلَى رَأْسِي.
Halaf bin Musa bin Halaf bize şöyle dedi: Babam bize, Yahya bin Ebu Kesir'den, Ebu Seleme bin Abdul Rahman bin Avf'tan, İbn Takhfa el-Ghafari'den rivayetle, babasının kendisine Suffa ehlinden biri olduğunu söylediğini söyledi. Dedi ki: Gecenin sonunda mescidde uyurken, Ben yüzüstü uyurken bir adam yanıma geldi ve ayağıyla beni hareket ettirerek şöyle dedi: Kalk, bu Allah'ın nefret ettiği bir yalandır. Başımı kaldırdığımda Peygamber Efendimiz'in namaz kıldığını gördüm. Allah ondan razı olsun ve ona huzur versin. Başımın üstünde duruyor
14
El-Edebul Mufred # 48/1188
حَدَّثَنَا مَحْمُودٌ، قَالَ: حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، قَالَ: أَخْبَرَنَا الْوَلِيدُ بْنُ جَمِيلٍ الْكِنْدِيُّ، مِنْ أَهْلِ فِلَسْطِينَ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم مَرَّ بِرَجُلٍ فِي الْمَسْجِدِ مُنْبَطِحًا لِوَجْهِهِ، فَضَرَبَهُ بِرِجْلِهِ وَقَالَ: قُمْ، نَوْمَةٌ جَهَنَّمِيَّةٌ.
Mahmud bize anlattı, şöyle dedi: Yezid bin Harun anlattı, şöyle dedi: Filistin halkından El-Velid bin Cemil el-Kindi, Kasım bin Abdurrahman'dan, Ebu Umame'den rivayetle bize, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mescidde yüzü yere dönük bir adamın yanından geçtiğini ve ayağıyla ona vurduğunu anlattı. Ve şöyle dedi: Kalk, bu cehennem gibi bir uyku.
15
El-Edebul Mufred # 48/1189
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ: حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ قَالَ: حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ قَالَ: حَدَّثَنِي الْقَاسِمُ بْنُ عُبَيْدِ اللهِ بْنِ عَبْدِ اللهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: لاَ يَأْكُلُ أَحَدُكُمْ بِشِمَالِهِ، وَلاَ يَشْرَبَنَّ بِشِمَالِهِ، فَإِنَّ الشَّيْطَانَ يَأْكُلُ بِشِمَالِهِ، وَيَشْرَبُ بِشِمَالِهِ. قال: كان نافع يزيد فيها: ((ولا يأخذ بها، ولا يعطي بها))
Yahya bin Süleyman anlattı, şöyle dedi: İbn Vehb bize anlattı, dedi ki: Ömer bin Muhammed bana anlattı, şöyle dedi: Kasım bin Ubeydullah bin Abdullah bana, Allah bin Ömer, Salim'den, babasından rivayetle şöyle dedi: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah ona salat ve selam versin, şöyle buyurdu: Hiçbiriniz sol eliyle yemesin ve içmesin. Çünkü şeytan sol eliyle yer, sol eliyle içer. Dedi ki: Nafi' buna şunu eklerdi: "O, onu ne alır ne de onunla birlikte verir."
16
El-Edebul Mufred # 48/1190
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ: حَدَّثَنَا صَفْوَانُ بْنُ عِيسَى، قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ اللهِ بْنُ هَارُونَ، عَنْ زِيَادِ بْنِ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ نَهِيكٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: مِنَ السُّنَّةِ إِذَا جَلَسَ الرَّجُلُ أَنْ يَخْلَعَ نَعْلَيْهِ، فَيَضَعُهُمَا إِلَى جَنْبِهِ.
Kuteybe bize anlattı, şöyle dedi: Safvan bin İssa anlattı, şöyle dedi: Abdullah bin Harun, Ziyad bin Saad'dan, İbn Nahik'ten, İbni Abbas'tan rivayetle şöyle dedi: Bir erkeğin oturup ayakkabılarını çıkarıp yanına koyması sünnettir.
17
El-Edebul Mufred # 48/1191
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللهِ بْنُ صَالِحٍ قَالَ: حَدَّثَنِي مُعَاوِيَةُ، عَنْ أَزْهَرَ بْنِ سَعِيدٍ قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا أُمَامَةَ يَقُولُ: إِنَّ الشَّيْطَانَ يَأْتِي إِلَى فِرَاشِ أَحَدِكُمْ بَعْدَ مَا يَفْرِشُهُ أَهْلُهُ وَيُهَيِّئُونَهُ، فَيُلْقِي عَلَيْهِ الْعُودَ أَوِ الْحَجَرَ أَوِ الشَّيْءَ، لِيُغْضِبَهُ عَلَى أَهْلِهِ، فَإِذَا وَجَدَ ذَلِكَ فَلاَ يَغْضَبْ عَلَى أَهْلِهِ، قَالَ: لأَنَّهُ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ.
Abdullah bin Salih bize şöyle dedi: Muaviye bana Ezher bin Said'den rivayet etti: O da şöyle dedi: Ebu Umame'nin şöyle dediğini duydum: Şeytan sizden birinizin yatağına ailesi yatağı yayıp hazırladıktan sonra gelir ve onu kızdırmak için ona bir sopa, taş veya başka bir şey atar. Ailesi. Bunu bulursa ailesine kızmamalı. Dedi ki: Çünkü bu şeytanın işidir.
18
El-Edebul Mufred # 48/1192
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ: حَدَّثَنَا سَالِمُ بْنُ نُوحٍ، قَالَ: أَخْبَرَنَا عُمَرُ، رَجُلٌ مِنْ بَنِي حَنِيفَةَ هُوَ ابْنُ جَابِرٍ، عَنْ وَعْلَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ وَثَّابٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: مَنْ بَاتَ عَلَى ظَهْرِ بَيْتٍ لَيْسَ عَلَيْهِ حِجَابٌ فَقَدْ بَرِئَتْ مِنْهُ الذِّمَّةُ. قال: أبو عبد الله: في إسناده نظر.
Muhammed bin el-Musenna bize anlattı, o şöyle dedi: Salim bin Nuh bize anlattı, o şöyle dedi: Ömer bize, İbni Cabir olan Banu Hanife'den bir adam, Va'ala ibn Abdurrahman ibn Vethhab'tan, Abdurrahman ibn Ali'den, babasından, Peygamber'den, Allah'ın duası ve selamı ona olsun dedi ki: Kim geceyi bir atın sırtında geçirirse. ev Üzerinde perde olmadığı için görevinden azat edilmiştir. Dedi ki: Ebu Abdullah: Rivayet zincirine bir bakış var.
19
El-Edebul Mufred # 48/1193
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، قَالَ: أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ مُسْلِمِ بْنِ رِيَاحٍ الثَّقَفِيِّ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ عُمَارَةَ قَالَ: جَاءَ أَبُو أَيُّوبَ الأَنْصَارِيُّ، فَصَعِدْتُ بِهِ عَلَى سَطْحٍ أَجْلَحَ، فَنَزَلَ وَقَالَ: كِدْتُ أَنْ أَبِيتَ اللَّيْلَةَ وَلاَ ذِمَّةَ لِي.
Muhammed ibn Kesir bize anlattı, şöyle dedi: Süfyan bize, İmran ibn Müslim ibn Riyah el-Sakafi'den, Ali ibn Amara'dan rivayet etti: O şöyle dedi: Ebu Eyüp el-Ensari, bu yüzden onu en yüksek dama çıkardım ve o da aşağı indi ve şöyle dedi: Neredeyse geceyi geçirecektim ve hiçbir yükümlülüğüm yok.
20
El-Edebul Mufred # 48/1194
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ: حَدَّثَنَا الْحَارِثُ بْنُ عُبَيْدٍ قَالَ: حَدَّثَنِي أَبُو عِمْرَانَ، عَنْ زُهَيْرٍ، عَنْ رَجُلٍ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: مَنْ بَاتَ عَلَى إِنْجَارٍ فَوَقَعَ مِنْهُ فَمَاتَ، بَرِئَتْ مِنْهُ الذِّمَّةُ، وَمَنْ رَكِبَ الْبَحْرَ حِينَ يَرْتَجُّ، يَعْنِي: يَغْتَلِمُ، فَهَلَكَ بَرِئَتْ مِنْهُ الذِّمَّةُ.
Musa bin İsmail bize anlattı, o şöyle dedi: Bize Hâris bin Ubeyd anlattı, dedi ki: Ebû İmran bana, Züheyr'den, Peygamber'in ashabından bir adamdan rivayet etti, Allah ona salat ve selam versin. Allah'ın salat ve selamı ona olsun, Peygamber Efendimiz'den (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Kim geceyi bir çıkıntının üzerinde geçirir, oradan düşüp ölürse, onun vazifesi silinir ve kim biniciye binerse onun üzerine olsun. Denizin titremesi, şu anlama gelir: Deniz şişer, dolayısıyla o da ölür ve görevinden kurtulur.
21
El-Edebul Mufred # 48/1195
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ قَالَ: حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ أَبِيهِ قَالَ: شَهِدَ عِنْدِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَخْبَرَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ نَافِعِ بْنِ عَبْدِ الْحَارِثِ الْخُزَاعِيُّ، أَنَّ أَبَا مُوسَى الأَشْعَرِيَّ أَخْبَرَهُ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ فِي حَائِطٍ عَلَى قُفِّ الْبِئْرِ، مُدَلِّيًا رِجْلَيْهِ فِي الْبِئْرِ.
İsmail bize şöyle dedi: Abdurrahman bin Ebu'z-Zened, babasından rivayet ettiğine göre şöyle dedi: Ebu Seleme bin Abdurrahman benimle şahitlik etti, Abdurrahman bin Nafi' bin Abd el-Haris el-Huza'i ona, Ebu Musa el-Eş'ari'nin, Peygamber (s.a.v.)'in kendisine haber verdiğini bildirdi. Kuyunun ucundaki bir duvarda, bacaklarını kuyuya sarkıtıyor.
22
El-Edebul Mufred # 48/1196
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ: أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللهِ، قَالَ: أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ قَالَ: حَدَّثَنِي مُسْلِمُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ كَانَ إِذَا خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ قَالَ: اللَّهُمَّ سَلِّمْنِي وَسَلِّمْ مِنِّي.
Muhammed bize anlattı, şöyle dedi: Abdullah bize anlattı, şöyle dedi: Muhammed bin İbrahim bize anlattı, şöyle dedi: Müslim bin Ebu Meryem bana dedi ki, İbni Ömer evinden çıktığında şöyle derdi: Allah'ım, beni güvende tut ve benden emin ol.
23
El-Edebul Mufred # 48/1197
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّلْتِ أَبُو يَعْلَى، قَالَ: حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ حُسَيْنِ بْنِ عَطَاءٍ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ إِذَا خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ قَالَ: بِسْمِ اللهِ، التُّكْلاَنُ عَلَى اللهِ، لا حَوْلَ وَلا قُوَّةَ إِلا بِاللَّهِ.
Muhammed bin es-Salt Ebu Ya'la bize şöyle dedi: Hatem bin İsmail, Abdullah bin Hüseyin bin Ata'dan, Süheyl bin Ebu Salih'ten, babasından, Ebu Hureyre'den, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den rivayetle, evinden çıktığında şöyle diyeceğini anlattı: Allah'ın adıyla, Allah'ın adıyla Allah'ım, Allah'tan başka güç ve kuvvet yoktur.
24
El-Edebul Mufred # 48/1198
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ: حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْعَصَرِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا شِهَابُ بْنُ عَبَّادٍ الْعَصَرِيُّ، أَنَّ بَعْضَ وَفْدِ عَبْدِ الْقَيْسِ سَمِعَهُ يَذْكُرُ، قَالَ: لَمَّا بَدَأْنَا فِي وِفَادَتِنَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سِرْنَا، حَتَّى إِذَا شَارَفْنَا الْقُدُومَ تَلَقَّانَا رَجُلٌ يُوضِعُ عَلَى قَعُودٍ لَهُ، فَسَلَّمَ، فَرَدَدْنَا عَلَيْهِ، ثُمَّ وَقَفَ فَقَالَ: مِمَّنِ الْقَوْمُ؟ قُلْنَا: وَفْدُ عَبْدِ الْقَيْسِ، قَالَ: مَرْحَبًا بِكُمْ وَأَهْلاً، إِيَّاكُمْ طَلَبْتُ، جِئْتُ لِأُبَشِّرَكُمْ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِالأَمْسِ لَنَا: إِنَّهُ نَظَرَ إِلَى الْمَشْرِقِ فَقَالَ: لَيَأْتِيَنَّ غَدًا مَنْ هَذَا الْوَجْهِ، يَعْنِي: الْمَشْرِقَ، خَيْرُ وَفْدِ الْعَرَبِ، فَبَتُّ أَرُوغُ حَتَّى أَصْبَحْتُ، فَشَدَدْتُ عَلَى رَاحِلَتِي، فَأَمْعَنْتُ فِي الْمَسِيرِ حَتَّى ارْتَفَعَ النَّهَارُ، وَهَمَمْتُ بِالرُّجُوعِ، ثُمَّ رُفِعَتْ رُءُوسُ رَوَاحِلِكُمْ، ثُمَّ ثَنَى رَاحِلَتَهُ بِزِمَامِهَا رَاجِعًا يُوضِعُ عَوْدَهُ عَلَى بَدْئِهِ، حَتَّى انْتَهَى إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم , وَأَصْحَابُهُ حَوْلَهُ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنْصَارِ، فَقَالَ: بِأَبِيوَأُمِّي، جِئْتُ أُبَشِّرُكَ بِوَفْدِ عَبْدِ الْقَيْسِ، فَقَالَ: أَنَّى لَكَ بِهِمْ يَا عُمَرُ؟ قَالَ: هُمْ أُولاَءِ عَلَى أَثَرِي، قَدْ أَظَلُّوا، فَذَكَرَ ذَلِكَ، فَقَالَ: بَشَّرَكَ اللَّهُ بِخَيْرٍ، وَتَهَيَّأَ الْقَوْمُ فِي مَقَاعِدِهِمْ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَاعِدًا، فَأَلْقَى ذَيْلَ رِدَائِهِ تَحْتَ يَدِهِ فَاتَّكَأَ عَلَيْهِ، وَبَسَطَ رِجْلَيْهِ. فَقَدِمَ الْوَفْدُ فَفَرِحَ بِهِمُ الْمُهَاجِرُونَ وَالأَنْصَارُ، فَلَمَّا رَأَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابَهُ أَمْرَحُوا رِكَابَهُمْ فَرَحًا بِهِمْ، وَأَقْبَلُوا سِرَاعًا، فَأَوْسَعَ الْقَوْمُ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُتَّكِئٌ عَلَى حَالِهِ، فَتَخَلَّفَ الأَشَجُّ، وَهُوَ: مُنْذِرُ بْنُ عَائِذِ بْنِ مُنْذِرِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ النُّعْمَانِ بْنِ زِيَادِ بْنِ عَصَرَ، فَجَمَعَ رِكَابَهُمْ ثُمَّ أَنَاخَهَا، وَحَطَّ أَحْمَالَهَا، وَجَمَعَ مَتَاعَهَا، ثُمَّ أَخْرَجَ عَيْبَةً لَهُ وَأَلْقَى عَنْهُ ثِيَابَ السَّفَرِ وَلَبِسَ حُلَّةً، ثُمَّ أَقْبَلَ يَمْشِي مُتَرَسِّلاً، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: مَنْ سَيِّدُكُمْ وَزَعِيمُكُمْ، وَصَاحِبُ أَمْرِكُمْ؟ فَأَشَارُوا بِأَجْمَعِهِمْ إِلَيْهِ، وَقَالَ: ابْنُ سَادَتِكُمْ هَذَا؟ قَالُوا: كَانَ آبَاؤُهُ سَادَتَنَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَهُوَ قَائِدُنَا إِلَى الإِسْلاَمِ، فَلَمَّا انْتَهَى الأَشَجُّ أَرَادَ أَنْ يَقْعُدَ مِنْ نَاحِيَةٍ، اسْتَوَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَاعِدًا قَالَ: هَا هُنَا يَا أَشَجُّ، وَكَانَ أَوَّلَ يَوْمٍ سُمِّيَ الأَشَجَّ ذَلِكَ الْيَوْمَ، أَصَابَتْهُ حِمَارَةٌ بِحَافِرِهَا وَهُوَ فَطِيمٌ، فَكَانَ فِي وَجْهِهِ مِثْلُ الْقَمَرِ، فَأَقْعَدَهُ إِلَى جَنْبِهِ، وَأَلْطَفَهُ، وَعَرَفَ فَضْلَهُ عَلَيْهِمْ، فَأَقْبَلَ الْقَوْمُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَسْأَلُونَهُ وَيُخْبِرُهُمْ، حَتَّى كَانَ بِعَقِبِ الْحَدِيثِ قَالَ: هَلْ مَعَكُمْ مِنْ أَزْوِدَتِكُمْ شَيْءٌ؟ قَالُوا: نَعَمْ، فَقَامُوا سِرَاعًا، كُلُّ رَجُلٍ مِنْهُمْ إِلَى ثِقَلِهِ فَجَاءُوا بِصُبَرِ التَّمْرِ فِي أَكُفِّهِمْ، فَوُضِعَتْ عَلَى نِطَعٍ بَيْنَ يَدَيْهِ، وَبَيْنَ يَدَيْهِ جَرِيدَةٌ دُونَ الذِّرَاعَيْنِ وَفَوْقَ الذِّرَاعِ، فَكَانَ يَخْتَصِرُ بِهَا، قَلَّمَا يُفَارِقُهَا، فَأَوْمَأَ بِهَا إِلَى صُبْرَةٍ مِنْ ذَلِكَ التَّمْرِ فَقَالَ: تُسَمُّونَ هَذَا التَّعْضُوضَ؟ قَالُوا: نَعَمْ، قَالَ: وَتُسَمُّونَ هَذَا الصَّرَفَانَ؟ قَالُوا: نَعَمْ، وَتُسَمُّونَ هَذَا الْبَرْنِيَّ؟، قَالُوا: نَعَمْ، قَالَ: هُوَ خَيْرُ تَمْرِكُمْ وَأَنْفَعُهُ لَكُمْ، وَقَالَ بَعْضُ شُيُوخِ الْحَيِّ: وَأَعْظَمُهُ بَرَكَةً وَإِنَّمَا كَانَتْ عِنْدَنَا خَصِبَةٌ نَعْلِفُهَا إِبِلَنَا وَحَمِيرَنَا، فَلَمَّا رَجَعْنَا مِنْ وِفَادَتِنَا تِلْكَ عَظُمَتْ رَغْبَتُنَا فِيهَا، وَفَسَلْنَاهَا حَتَّى تَحَوَّلَتْ ثِمَارُنَا مِنْهَا، وَرَأَيْنَا الْبَرَكَةَ فِيهَا.
Musa bin İsmail bize anlattı, o şöyle dedi: Yahya bin Abdul Rahman el-Asri bize anlattı, şöyle dedi: Şihab bin Abbad el-Asri bize dedi ki, Abdülkays heyetinden bir kısmı ondan söz edildiğini duydu ve şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına gelmeye başladığımızda, Allah ona salat ve selam versin, ona yaklaşıncaya kadar yürüdük... İçeri girdiğimizde koltukta oturan bir adamla karşılaştık. O bize selam verdi, biz de ona karşılık verdik. Sonra ayağa kalktı ve şöyle dedi: İnsanlar kimlerdir? Dedik ki: Abdülkays heyeti. Şöyle dedi: Hoş geldiniz ve hoş geldiniz. Bunu ben istedim. Sana güzel bir haber vermeye geldim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dün bize şöyle dedi: Doğuya, ve dedi ki: Yarın bu yönden gelecekler, yani: Arapların en iyi heyeti olan doğu, bu yüzden sabaha kadar kaçmaya devam ettim, Bunun üzerine eyerim üzerine atladım ve gün doğuncaya kadar yoluma devam ettim ve geri dönmek üzereydim. Sonra bineklerinizin başlarını kaldırdım, sonra o da eyerine bindi. Dizginleriyle birlikte geri döndü, zıpkını başına koydu, ta ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in ve etrafındaki ashabı Muhacir ve Ensar'ın yanına varıncaya kadar: Babam ve annem adına, size Abdülkays heyetinin müjdesini vermeye geldim. Dedi ki: Bunları nasıl elde edebilirsin ey Ömer? Şöyle dedi: Bana sadıklar. Gölgelenmişlerdi, o da bunu belirtti ve şöyle dedi: Allah sana müjde versin, insanlar yerlerine hazırlandılar, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem oturuyordu, kuyruğunu attı, cübbesi elinin altındaydı, üzerine yaslandı ve bacaklarını açtı. Daha sonra heyet geldi, Muhacirler ve Ensar onlardan memnun kaldılar. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashabı da yolcularıyla birlikte sevindiler ve hızla öne çıktılar, insanlar öne çıktılar, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- uzanmış olduğu için geride kaldı. El-Ashjaj: Mundhir bin Aidh bin Mundhir bin Al-Harith bin Al-Numan bin Ziyad bin Asr, bu yüzden toplandı Sonra onu yere koydu, yüklerini bıraktı, eşyalarını topladı, sonra bir elbise çıkardı, seyahat elbiselerini çıkardı, bir elbise giydi, sonra geldi Yavaş yavaş yürüdü ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dedi: Efendiniz, lideriniz ve işlerinizi yürüten kişi kimdir? Yani hepsi onu işaret etti. Dedi ki: Bu efendilerinizin oğlu mu? Dediler ki: Onun babaları İslam'dan önce bizim efendilerimizdi ve o bizim İslam önderimizdir. Kargaşa sona erdiğinde bir kenarda oturmak istedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem oturdu ve şöyle dedi: İşte ey Aşcac. Ve bu Al-Ashajaj olarak adlandırılan ilk gündü. Bugün sütten kesilirken bir eşek ona toynağıyla vurdu ve yüzü ay gibiydi, o da onu yanına oturttu, ona yumuşak davrandı ve onlara olan lütfunu tanıdı, bunun üzerine insanlar Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldiler, ona sorup anlattılar, ta ki şu hadisten sonra şöyle dedi: "Yanında kimse var mı?" Sana bir şey sağladım mı? Dediler ki: Evet, her biri kendi ağırlığına göre hızla ayağa kalktılar, avuçlarına hurma avuçları getirdiler ve bunları düz bir zemine koydular. Elinde ve ellerinin arasında kollarının altında ve üstünde bir gazete vardı, bu yüzden onu kısa süre kullanırdı, nadiren bırakırdı, bu yüzden ona işaret etti. O tarihlerden Sabra'ya şöyle dedi: Sen buna Teddüd mü diyorsun? Dediler ki: Evet dedi: Ve sen buna Es-Sarafan mı diyorsun? Dediler ki: Evet, sen buna barani mi diyorsun? Dediler ki: Evet. Dedi ki: Bu, hurmalarınızın en hayırlısıdır ve size en faydalı olanıdır. Mahalle şeyhlerinden bazıları da şöyle dediler: En büyüğüdür. Bir lütuf. Elimizde sadece develerimizi, eşeklerimizi beslediğimiz verimli topraklar vardı, o yüzden o görevden döndüğümüzde buna olan arzumuz çok büyüktü. Meyvelerimiz ürün verinceye kadar onu yaydık ve ondaki bereketi gördük.